Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

23 Mayıs 2016 Pazartesi

MoDerN İnSan YaLNızlığı

Sol duymun dediğidir

             Modern insan mutluluğu hazda arar.

         Bikere mutluluğun "haz" da aranması felsefesi baştan çöp:)) "haz" derken, karnınızı doyması, seksinizin doyması bireysel ihtiyaçlarınız maksimize edilmesi v.s baz alınıyor  ve bu felsefe, bireyci kapitalist insana bebeyken yükleniyor. Misal paylaşmadan mutluluk duyulması gerektiği düşüncesi yok ediliyor. Yardımlaşmanın bi başka mutluluk kaynağı olabiliceğei felsefesi hele, tam olarak bireyi "saf" prototipine sokuyor ki, bu "iyi/saf" prototip diğer vahşi kapitalist bireyler tarafından ümüğüsökülünceye kadar sömürülüyor.

        Kapitalist insana, karşılık filan beklemeden,  bi iylik yaptığınızda misal, bi süre sonra bunun sizin göreviniz olduğu hissiyatını,  uyandırarak sizi sömürebilir,  ya da en iyi ihtimal  "sen bu şekilde neden davranıyorsun benden bi çıkarın var ? gibi,     iyi/saf prototipi dumura uğratacak sorular sorabilir.
     Bu noktadan sonra , iyi/saf prototipin 3 şıkkı vardır. Ya kapitalist insan tarafından sömürülmeyi kabulleneceketir ya da kendisi de bi kapitalist olcaktır ya da ikisini de red edip evde tek başına oturacaktır. Misal ben gibi:)
     Uzun bi süre evde tek başına oturan antikapitalist birey, kendiyle konuşur arada hasbihal eder, bi süre sonra bunun normal olmadığını fark edip,  kendisine "parayla dost" satın alır. Yani bi psikologa gider. ‎
       Velhasıl;  insanların psikologlara gitmesinin tek nedeni arkadaşlarını kaybetmiş olmalarıdır :) İnsan yapısı gereği "sosyal bir varlıktır" Bireyselleşmiş insan, tekliğe çareyi, "parayla dost" satın alarak arar:) işte kapitalizmin, modern insanı getiridiği son nokta bu traji/komik durumdur:)Bence öle valla:)

21 Mayıs 2016 Cumartesi

HaSTa ToPLuMLaR

  Sol duyumun dediğidir

           Evet bildiniz yine entelleşme sürecine girdim. Kitap tadıyorum anlayacağınız, azcık karıştırıp kitapların tadına bakıyorum, çoğunun tadi ivvrençç , türkürüp bırakıyorum. Ama bunu sevdim:) Değişik bi tad. Gerçekliğin tadi.)

     Doğan Cüceloğlu amcamın önsözüyle, yayınlanmış ülkemde. Sonuçta islam deden  hastalıktan Laiklik ilaçıyla kurtulmaya çalışan bi toplumuz. Okuyun, okutun net!!
     Peki bir toplumun hasta olduğunu nasıl anlarsınız? Elbette insancıkların, birbirlerini yok etme, zarar verme,  işkenc etme ve bu davranışları  inanç/ din, adı altında yaparak, normalleştirme çabalarından.

      Bu noktada en güzel örneği, Hindistandaki kadınların ölen kocalarıyla birlikte gömülme geleneği olan "satı" geleneğini irdeleyerek açıklamış bu kitapcık. İngiliz bir hakim,  kocacığıyla yakılmayı kabul eden bir kadını, vazgeçirme çabalarını şöyle anlatıyor.
 "Kadına, bu kararından vazgeçebileceğini söyledim. Kadın bana küçümseyerek baktı ve elini yanan bir mumun üzerine tuttu,  eli yanıp kararana kadar çekmedi. Ve kararın bi an önce verilip yakılmasını istedi.
       İşte bir insanı sapkınlığa inandırmak böyle bir şeydir:) Evet eğitim her şeydir. Net.Elbette bu tür kadın prototipleri bize çok uzak değildir.
            Kafasında bi çuvalla etrafta dolaşan müslüman arap kadınlarını ,çoğunuz görmüşsünüzdür. Yeme, içme gibi temel ihtiyaçlarını, kafalarındaki çuvalla, binbin zorlukla karşılayan bu kadınların, bu eziyeti gönüllü katlanmalarının sebebi, elbette altı yaşından beri aldıkları dini eğitimdir.

         Müslüman toplumların, hastalığı sadece kadınlar üzerinden değildir ayrıca.Örneğin sünnet geleneğiyle oğlan çocukarının m..klerini kesen müslüman /yahudi,  ilkelliği hala devam etmektedir. Ayrıca, Afrikanın bazı bölgelerinde kadın sünneti hala devam etmektedir. Kız çocuklarnın sadece adet kanı akacak kadar bi yer bırakıp vajinaları dikilmektedir.Bu geleneği ortadan kadırmaya islam peygamberi Muhammedin bile güçü yetmemiştir. Ama muhammed peygamber olurolmaz ilk iş olarak kadın sünnetini yasaklamıştır. Ama peygamber olmasına rağmen erkek sünnetini
yok edememiş fakat müslümanlığın şartları arasına almamış yani FARZ kılmamış,  sadece "sünnet" diyerek geçiştirmeye çalışmış, fakat başaramamıştır:) Ha ha..Peygamberin kendisi sünnetli değildir sonuçta:))
    Başka bir hasta toplum, uzak doğuda,  büyük bi ihtimal ayak fetişti, sapık zengin bir adamın, küçük ayaklı kadın talebi sonucunda doğmuştur.
Fakir aileler küçük kızlarının ayaklarını doğar
doğmaz, sıkıca bağlar,  böylece ayaklarının düzgün gelişimini önler, bir geyşa yaratır, bu sayede, saraya ya da zengin bir adama kızlarını pazarlayıp hayatlarını garantiye almaya çalışırlardı.
   Ama efendim asıl, mevzu o değil ; bakın asıl mevzu ne:)
        Elbette bi çoğunuz, Marlo Morgan'ın  "Bir çift yürek"ği okumuşsunuzdur. Çölde yaşayan aborjin yerlilerinin bilge ve barışcıl olduğunu ispata çalışır.Bu ve bunun gibi kitaplarda, ilkel kabilelerin, barış içinde mutlu mesut yaşadığı alt metni girilir .Ama bu araştırama kitapçığını  ilkelliğin,  "barış kardeş" mesajını taşımadığını, aksine, doğal seleksiyonun en sert haliyle yaşandığnı ortaya çıkarır.
            Ve ben de açıkcası ilkel kabilelerin barış içinde yaşadığına ve beyaz adamın moderlikle birlikte savaşı getirdiğine inanmıyorum.
          Kültürel çeşitlilik gibi safsatalarla, din, inanç özgürlüğü adı altında, insanların birbirine veya kendilerine veya çocuklarına, eziyet etmeleri, acı çektirmeleri,  düşüncesinin yayılmasına da külliyen karşıyım. En azından ,bu hasta toplumlar eğitimle, iyileştirilmeye çalışılmalıdır. Kısacası uzun vadede, ASİMİLE edilmelidir. Asimilasyon iyi bişey! Net.
     
Neferteti mazlum halkını selamlar...


2 Mayıs 2016 Pazartesi



GÖKYÜZÜLÜ AHMET
 
  O bi işletim sistemi! ???

     Geçenlerde gecenin bi vakti,  kapı çalındı. Açtım, baktım ki; Ahmet gelmiş, "gökyüzülü ahmet". Çocukluğumdan beri görmemişim... yıllar sonra gecenin bi vakti...sen çıkgel...büyümüş, değişmiş tabi:) koca bi adam olmuş; tanımadım önce.
-Kimsiniz dedim?
- Ben Ahmet dedi,
-Tanımadın mı?
"Gökyüzülü Ahmet"

         Hani kuşlardan da küçükken, ormanda,  en uzun ağacın kollarına kaçmıştın bi gece...yıldızlı bi geceydi, gökyüzüne bakıyordun. Görmüyordun beni tabi.
Sen, bana bakıyordun, ben sana . Bakıp da görmemek çok fena! Kaydım, azcık eksenimden,  bi göz kırptım sana. Aha!!!! diye bağırdın geceye ...yıldız kaydı!!! parmağını uzatıp, dokundun bana:)

- Adın ne ? dedin,
- Ahmet dedim.
Kaydırak oynuyordum gökyüzünde. Kayan yıldızlar, yıldız çocuklarıdır gökyüzünün . Oynayalım mı dedin, ağacının kollarından, uzandın bana. Beni de al, yanına!

        İşte o an, bildim diye bağırdım!! "Gökyüzülü Ahmet" en sevdiğim yoldaşım, arkadaşım, sırdaşım benim. Kapıdan geldin yaa  şaşırdım, şimdi!!


     Gözlerim doldu birden. Sesim titredi. Ahmet dedim, öldün sandım. Yıllarca ne bi ses ne bi nefes...Zamanın kapısını aralayıp baktı bana. Gelip oturdu soframa. Onca zaman sonra, ne kadar bilmiyorum, kaç ışık yılı geçti saymadım; bana söyleyeceğin bi şey var mı ? dedi. 
-Seni bulmadan öleceğim sandım Ahmet! Zamanım azalıyor! Ne kadar zamanım kaldı, ölüm yolculuğuma, allah bilir. Nerelerdeydin? demedim de;

 -Evet dedim. çöpü boşalt. Yine boşaltmadan gitmişsin!

    Sol eliyle kafasını kavradı. Sonra  iki elinin arasına aldı. Sert bi şekilde okşadı. Sinirlenince böyle yapardı hep. Sevilmek istiyorum ama, beni kimse sevmediği için, kendimi seviyorum diyordu bence:))
 İşte böylesin  sen dedi! Ben bi astrofizikçiyim! Onca yoldan geldim; belki de yeni bi galaksiyi keşfettim; kaç nebula gördüm, bi karadeliğe düşecektim! Az kaldı içine çekiyordu beni, ruhunun derinliklerine. Ama senin tek derdin; çöpü boşaltmam!!!
--Boşuna uğraşıyorsun Ahmet dedim; nefesini boşa tüketme; kendine anlamlar yükleyerek, yücelemezsin. Yeni bi galaksi bulmuşmuş! Ne bulduğunu bile bilmiyorsun. Belki de, insanlığın sonunu getirecek düşmanımızı buldun! Belki de dünyamızı yok edecekler. Uzayın Amerikasını keşfettin ama onlar Kızılderililer gibi, iyi varlık olmayabilirler! Bi şey keşfettim diye böbürleniyorsun her zaman! Ama ne ? Ya kötülüğü keşfetmişsen? Pandoranın kutusunu mu açtın? Ne keşfedersen keşfet diye bağıdım ona; Çöpü boşaltacaksın! Bu bizi eşit kılacak; bana gökyüzünden bakmanı istemiyorum.

    Sonra oturdu yanıma; böyle kızgın olduğunda, sakin olmaya çalışıp becerememesi hoşuma giderdi; dokundum saçlarına, kırlaşmış kısacık saçlarına, ensesine, kulağının hemen arkasındakilere,


Ve fısıldadım kulağıma;
kuşlar uçuyor, kervanlar geçiyor, bir iğne deliğinden:)
çarşılar kuruluyor,
sarayları, oyuncak insanları,
karınca şehirleri,
zamanları gördün mü, bir iğne deliğinden.
      Sakinleşti baktı bana; dokunmaman gerekirdi dedi; biliyorsun. Değdi ama dedim; gözlerinde gittiğin tüm galaksileri gördüm.))

Ve bi besmelelik zamanda yok oldu; dokununca.

    Şimdi Ahmet geldi desem; inanmazlar bana. Ahmet kim diyecekler, gözleri ne renk? Rabba da inanmaz onlar varlığına deliller ararlar sürekli, yokluğuna deliller gösterebilir misiniz peki? Hiç bi delil bırakmadan gitti Ahmet.


Şiir: Asıf Çelebi