Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

10 Aralık 2016 Cumartesi

İyilik biter mi?

Anne ben kapitalist oldum!

     Günün felsefik sorucuğunu sormakla başlıyorum işe. Neden bu sorucuk beynimin dehlizlerinde aniden peydahlandı peki? Yanaşın, anlatayım.
     Ben kuşlardan da küçükken, ormanda, yedi cüce şeklinde pamuk prensesin etrafında büyüdük. Okul çağımıza gelince, köyde  okul olmadığı için, kente göç ettik. Göç ettik ama yazları köyde, kışları yani okul zamanı şehirdeydik. Ama patates , fasulye gibi temel gıdalarımız köyde kendimiz yetiştirdiğimiz için bi ayağımız her zaman kırsaldaydı. Yani, yarı köylü/şehirli bi porottipim anlayacağınız:)
         Ama efendim mevzu o değil bakın mevzu ne. Bir kara kış köye gittik ve pazartesi okullar açılacağı için şehre gelmemiz gerekiyordu.Ama kar öle bi yağdı ki, yolllar kapandı köy minübüsü gelmedi.Biz de yedi cüce pamuk prensesin etrafında, yola koyunduk. En küçük cüce pamuk prensesin sırtına bağlı tam onbeş kilometre yürüdük .Yanımızda arabalar geçiyordu bi çoğu boştu ve biri bile durup bizi almadı. Ve kaydı zaman 30 yıl sonrada durdu.
   Köyden arabamla son gaz geliyorum.Hiç bir çocukluk anımı unutmuyorum bu arada çok matah bişeymiş gibi söylemiyorum ama öle işte.Neyse, yine aynı köy yolunda,  şehre geliyorum, aha 3 küçük oğlancık sırtlarında çantalarıyla otostop çekiyorlar. Aniden zaman kırıldı ve çocukluğa düştüm!!!Ve hop frene bastım geri geri gelip oğlancıkları arabama aldım. Bayan olduğumu görünce, şaşkoloz oldular tabi.). Hasbihal ettik azcık büyüyünce yolda kalanları almayı unutmayın diyip şehre bıraktım onları.
          Ertesi günü arkadaşla konuştuk bu olayı.Kendisi evli ve 3 çocuklu. Cıkss  dedi, doğru yapmadın. Senin yüzünden şimdi o çocuklar kötü niyetli birilerinin arabalarına binebilirler. Ayrıca sana da zarar verebilirlerdi.Sense iyilik yaptığını sanıyorsun ama aslında iyilik yapmadın.
        Yok artık diye çırladım!!! O allahın s..tir ettiği dağda o çoçukları bırakamazdım! arabam bomboştu ve onlar saatlerce yürüyeceklerdi, evet o ihitmal var ama çok düşük.Tüm riskleri göze alarak iyilik yapıyorum ben, yine olsa yine yaparım!!!

       Sadece bu olay değil tabi, geçenlerde suriyeli, afgan çocuklara fahri olarak türkçe dersi vemeye başladım. Bi arkadaş bana gülerek dedi kİ; büyüsünler allahu ekber diyip önce seni ..kecekler!!!
İskenderileyi hypatiyayı anımsadım o an.
Evet olabilir dedim ama belki de, iyi bir insan olup bana teşekkür edecekler. Bu küçük olasılığa oynuyorum işte ben! ya tutarsa?

İyilik biter mi? Bitmesin istiyorum. Dayanın !

 Ayrıca doğru benim,  vazgeçmeyeceğim.



11 Kasım 2016 Cuma

"bİn ülkeli, öZgÜr orTaDoğu"


         Bir zamanlar anadoluya "bin tanrı ülkesi" denildiğini bilir misiniz? Hangi zaman peki? Hititler zamanında elbette. Tanrılar o kadar çokmuş ki, görevleri ve adlarını,  hittinlerin kralicesi ,--- hitit kraliçelerine "tavananna"denir bu arada,---yazdırıp arşivletmiş:) İlk arşivcilik bu şekilde  doğmuş valla:):) Bilin istedim:)

 Ama efendim mevzu o değil bakın mevzu ne.
   Kudüs hakkında çekilen çok hoş bi film vardı; izleyenler bilirler, "cennetin krallığı". Neyse filmin özü, ortadoğuda1000 yıldır savaş var. Neden barış gelmiyor?  Zorla derme çatma, kısa vadeli sağlanan barışlarda küçük bir çelmeyle darmadağınık oluyor.
  Şimdilerde, II. dünya savaşı sonunda  çizilen ortadoğu haritası yeniden şekilleniyor. Çizenler durumdan memnun kalmadı demek ki.

        Son demlerde ortadoğuda, özgürleşmek adı altında, parçalanan küçük ulus devletlerin yerinde bıraktığı koca kara delikleri, terörist örgütler dolduruyor elbette. Terörist diyince, büyük ulus devletlerin silah satıp palazladığı müslümanları anımsıyorsunuz evet doğru görüntü.)Bir insanı ölmeye ancak cennet vaadiyle ikna edebilirsiniz. Takdir etmek gerekir ki, bunu müslümanlar taaa muhammedden bu yana çok güzel yapıyor.alkış.))  
   
 Ama durum şu ki ,işin ucu bize de dokunuyor. Orta doğudaki tek yarı-barışlı ülke olan Türkiyede nihayetinde savaşın içine çekildi. Şu an bölünmenin, kale direğinden döndük, net. Çünkü azcık mürekkep yalamış kürtler de, bu bölünmenin aslında özgürlük filan olmadığnı fark ettiler diyelim.Özgürleşme adı altında-- müslümanlara size dininizi yaşatmıyor bu kemalist devlet--kürtlere, sizin dilinizi yasakladı bu kemalist devlet gibi düşünceler pompalanarak T.C nin altı kazıldı. Bu büyük bir başarıdır kürt- müslüman dayanışması kemalist devleti çökertti. Ve bu da net bir sonuçtur .    
        Fakat sam amcanın yıllardır besleyip büyüttüğü FETO cuların indirdiği son darbede sis indi; ampulün beslediği karga gözünü oyunca; ahh işte, o noktada, ulusal bilinç yeniden canlandı gibi:)neden gibi diyorum çünkü az önce vatanım sensin! diziciğini  izledim:))hımmm çok hoş.) hadi inşallah!!       
      Şimdi sevgili kürtler, saddam dönemimde, esad döneminde zulum gören!!! sevgili kürtler!! Aradan ben  kürt değilim zazayım diye bağıranlar özgürlükcüleri de; duyar gibiyim:))) Zazaistanda yakında yoldadır bak buraya yazıyorum:))) ortadoğuyada bu yakışır zaten:))) ha ha çok hoş.)Lazistan tutmadı ama net:) Neyse efenim, ortadoğuda bin yıllk tarih değişmedi yine,  sabah akşam çoluk çocuk ölüyor, ama TV açınca, kürdistan ha kuruldu ha kurulacak, lann kurulsa ne olcak? yine b.ka batmış bi şekilde ölüyorsunuz!! farkında değil misiniz? bırakın insancıklar yaşasın, yazık lan!!! ‎·  
          Belki küçük bi kız vardır orda, bayrağa bakıp yürüyordur:(  izin verin başarsın!!!!indirmeyin bayrakları::((:kaybolacak!!((yapmayın lan! ‎

26 Ekim 2016 Çarşamba

TaNRI PaTLaDı!..BİG BANG!!!




        Ben kuşlardan da küçükken, varlığından bi an bile şüpheye düşmediğim
ALLAH a her gece dua ederdim. Gerçi Tanrı inancım hala sarsılmaz bişekilde dimdik ayakta, sadece şarlatan Muhammedle yolumuz ayrıldı:))  ‎· 

          Doğmatik felsefeye inanmak insana sınırsız bir huzur verir. Dinim islam peygamberim Muhammed allah/yallah sorgusuz bi inanç,  kafayı bu konulara takmaktan sizi alıkoyar. Çünkü insan, dünyanın rahmine düştüğünden beri aynı soruları kendine sorar.Biz nereden geldik? Nereye gideceğiz? Hatta bu yaz hatim ettiğim, Sapiens kitapcığında bile, Göbeklitepede ilk yerleşik hayata geçen insacıkların, yerleşmesinin ya da bi araya gelmesinin nedeninin, tarım değil de, DİN olduğunu iddia ediyor. Ve bu iddilarını doğrulayacak somut kanıtlar sunuyor. ‎Siz de okuyun ama, okunası kitap net:))

        Ama efendim mevzu o değil, bakın mevzu ne:)
     İslamın karanlığından kurtulmam yıllarımı aldı elbette, tam 30 yıl.))) dilekolay:)) Geçenlerde bi yerde şöyle bi cümle okuyup gülümsedim:) Kuranı okuyup anlamayan müslüman olur, anlayan atesit diyordu:)ha ha çok hoş.)cıkss ben ateist olmadım ama deist oldum net:))
   Sonunda deist olduğumda da tanrı ve teklik kavramı üzerinde düşünmeden duramadım tabi.
 Peki ne sonuca vardım:) yanaşın anlatayım:))
     Dünya muhteşem bi yazılımın ürüdür bence. Evet, tanrı bir yazılım mühendisi, ama kendisi var mı?Bence Tanrı vardı ama bizi doğururken yok oldu.Tanrının yok olma sürecine bilim adamları big bang diyor:))
Aha yani tanrı patladı ve gaz ve toz bulutu oldu. Tanrının tozlarından biz yaratıldık. Hepimiz bi tanrı tozuyuz sonucta. Dönüş Onadır:)) nası tez ama:)) çürütün!!! ‎

18 Ekim 2016 Salı

Serbest Piyasa Orgazmı

    Sol duyumun dediğidir

      Monarşinin kafasının, giyotinle vurulduğu  Fransız  ihtilalinden bu yana, dünyanın  diline, eski Yunandan fırlayıp gelen, "demokrasi" kavramı, dolandı.
    Demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesi demekti ve bu iyi bi şeydi.Demokrasiyle yönetilen dünyada, çoğunluğun dediği oluyordu ki, bu daha güzel bi şeydi.
 Ama çoğunluk kısa vadeli çıkarcılıkla düşünüyor ve doğruyla/yanlışı ayırt edemiyorsa işte o zaman, ne olacaktı?
Dananın kuyruğu orda kopuyo işte:) Yanaşın:)
           Dünyayı yöneten mahşerin 5 atlısından olan ABD seçimlerin arifesinde.
   Peki dünyanın bi ucundaki bi ülkedeki seçim, kendi ülkemiz b.ka batmışken hem de, bizi neden ilgilendiriyordu. Ha ha anlatayım.
         Çünkü düşünce, sistemde domino taşları gibi dizayn edilmişti. İlk taşın değişimi onbininci taş olsanız dahi, sizi de etkiliyordu ve bu,  bi süre sonra, sıra size de gelecek demekti. Aha bi nevi kelebek etkisi:)
    ABD de, seçimler,  serbest piyasanın  tüm pisliğiyle sallanıp sonuçlanacak elbette. Adaylarda D. Trup,  her şeyin satılık olduğuna ve her şeyi satın alabileceğine inanan, özgür kadın düşmanı bi kapitalist.
Kadınları aşağılayan, ata erkil toplumun prototipi. A..cıklarını  avuçlayacağız diye bi küfür savurduğunda dahi,  "benimkini  avuçla Truppp, aşkım" diye bağıran ya da bağırtılan bir kadın seçmen kitlesine de sahip ayrıca.
   Bunun bizim ülkemizdeki yansımalarına bakalım bide:) Kocamı ve 3 çocuğu derhal bırakıp, Recebin haremine girerim diyen türbanlı bacılarımızın tıvıtırdaki haykırışları duymuşsunuzdur elbette:).
        Serbest piyasacı, mümin;  kadının beynini kullanmasına gerek yoktur, er kişilere bacaklarını açması yeterlidir. Bu yaşama biçimi kadın için de, en hayırlıdır:)) der ve mümine onu alkışlamaktan geri durmaz.Aynı şey:)
          Ve sonuç,  Serbest piyasacı, şeriatı savunan bu mümineler, "fakir bir adamın birinci karısı olmaktansa, zengin adamın dördüncü karısı olmayı tercih ederim" allah da böle istiyor diyip,  çığlık çığlığa "serbest piyasanın orgazmı" yaşar.

        Paranın satınalamaycağı şeyler vardır, gerisi mastırkart diyen bi reklam sloganı düştü belleğe ama cıkss... durum şunu gösteriyor kİ; paranın satın almayacağı hiç birşey kalmadı. Maalesef...

Neferteti mazlum halkını selamlar.

14 Ekim 2016 Cuma

KitaPlaRı SilahLAr KoRuYaCak

Sol duyumun dediğidir

      Kadın tarihi diye bi kitapçık var mıdır acaba efendiler? Kadın tarihi derken, adıyla müsemma işte, kadının ilk çağlardan beri, ailedeki, toplumdaki yeri, konumunu irdeleyen ve yüzyılar boyunca değişimini takip eden bi kitapcık:) Misal Sapiens kıvamında olabilir.))Bilen varsa yazsın buraya çok sevap valla:)
    Ama efendiciğim mevzu o değil, bakın mevzu ne?
   İskenderileyi Hypatia'yı bilir misiniz? O bir bilim kadını. Paganizmin geniş yelpazesinde yaşayıp, evlenmemiş haliyle ürememiş, kendini bilimin sihrine kaptırmış bir kadın. ,-yazık tabi o güzelin DNA yok olmuş.)
Aha filmciğini de çekmiş holıvıt. AGORA, izlemeyen kalmasın net::)
   Bu filmde de anlatıldığı üzere,  Tek tanrılı despot hristiyanlar, önce tarikatlarla, toplumu kinlendirip bi süre sonra, iskenderiye kütüphanesine saldırır. Hoşgörü sahibi yöneticiler, bilim adam/kadınları, her fikrin yeşermesine olanak sağlarken, kendilerini ilk fırsatta boğazlayacak fikirlerin doğup büyümesine, kinlenip insanlara bulaşmasına da gözyumdular.Belki de görmediler, Çünkü bi kısmı gözlerini yıldızlara bakmaktan alamıyordu bir kısmının da kafasını matematiğe gömmüştü.
           M.Ö 370 lerde,  kitapları, fikirlerin koruyacağını sanan, asla şiddet başvurmayan, bu barışcıl bilim adam/kadınları yüzünden İskenderiye korunamadı. Fikirleri dolayısıyla kitapları, sadece silahların koruyabileceğini kabul etmediler!! Şiddet kötüdür felsefesine inanarak, şiddetin en ağır şekliyle cezalandırılıp öldürüldüler.
        Ve sonuç, Hypatia vahşi bir şekilde parcalanarak öldürüldü.Bu vahşice ölüm şekli, çağlar boyu diğer kadınlara, küçük kızlara örnek olması için gerçekleştirildi. Kadın, sokaktan, okuldan, pazardan hayatın he alanından vahşice silindi. Hareket alanı, mutfakla-yatak odası arasında olarak belirlendi.
 Ve bu hareket alanı yüzyıllarca değişmedi. Kadın,  bilimin sihirli dünyasına taaaa, 1800 doğan Mariey Curie ile geri döndü.

        Demem o ki size, efendiler!! Kitapları sadece silahlar korur. Askerlere, gereken ehemmiyeti verin. Eğer Türk ordusu İslamcı köpeklerin eline geçerse, bi on yıl sonra hepimizi s..kecekler net!!

Bunca delilere rağmen, hala daha şüphe mi edersiniz?

Vay o şüphe edenlerin haline...

Neferteti mazlum halkını selamlar...

8 Ekim 2016 Cumartesi

SERBEST PİYASADA CUMHURİYET SAVCILARI ve KOCA BULMA ARAYIŞLARIM:)


      Şimdi efendiciğim bu başlığa bi göz attığınızda, aha ne alaka yahu!!!! bu nefer neler yumurtlayacak diye söylendiğinizi duyar gibiyim!
   Evet yumurtlayacağım!!! yanaşın!!
       Serbest piyasanın dengesini belirleyen arz ve talepin, sosyallikteki, izdüşümü, bir olay karşısında toplumun verdiği tepkilerdir. Serbest piyasanın her kaidesini harfiyen uygulan bi guruh olarak, adaleti de serbest piyasanın ellerine teslim ettik.Hamdolsun:)Artık kanunlardaki boşluklar, halkın tepkilerine göre dolduruluyor. Misal otobüsteki şortlu hemşireye tekme atan müslümanın önce serbest bırakılıp. Ertesi gün, hopppp diye tutuklanması gibi.
       Peki sayın savcım bi gecede hangi kanun değiştişti de, ki kanunlar çıkarıldıktan 45 gün sonra resmi gazetede yayınlanır ve yürürlüğe girer, senin hükmün değişti?
          Ertesi gün serbest piyasadaki halkın tepkisi göz önüne alınarak, sayın savcının kafasına dank etti,  "ve halkı kin ve düşnamlığa sevk etmekten adamı tutukladı. Peki bir gün önce neden bunu yapmadın? Yapmadı çünkü, şakirt savcılar hala işbaşında:)Maalesef.
    Peki cumhuriyet savcısnın benim benim koca bulma arayışlarımla alakası ne?
Aha çok heycanlı azzzzzzz sonra:)yok şimdi anlatcağım:)
     Artık hayatımızın her anına giren teknoloji sosyal hayatımız da bir parçası oldu. Geçen sene internette tanışıp evlenen bi arkadaşımın düğününe  gittim. Elbette bu güzide örnekler bana da ilham verdi ve   adı lazım değil bi arkadaşlı sitesine üye oldum:))
 Elbette foto koymuyorum, ama hoş bi profil hazırladım. Rumuzumda . "hypatia":) aha yani azcık mürekkep yalamış kimseciklerle hasbihal ediyorum.
Neyse bi akşam yine bi damat aday adayıyla hasbihaldeyim. Ne işle iştikal ediyosunuz 100 puanlık uzmanlık sorusunu sordum. Ne dedi sizce?
Cumhuriyet savcısıyım. Aha dedim yaşasınnn, hem foto da koymuş yakışıklı bi oğlan da:)yaşı yaşıma uygun allah!!! hemen evlilik baloncuğu kafamda yandı !!
 Sohbetti de iyidi yani. Seviyeyi koruyordu.
Tüm adaylara uyguladığım prosüdürü ona da uyguladım elbette. Hakkında azcık araştırma yaptım.
Şehrin web sayfasına girdim aha evet fotosu da var, adam gerçekten cumhuriyet savcısı:))
Ama aklıma bi kurt düştü, foto koymuş olabilir ama, fotodoki adam o mu acaba diye?
Ertesi akşam kamerasını açtı tabi benimkini açmadım ay PCden hiç anlamıyom, bu nası çalışıyo dedim:) ha ha çok hoş.)
Ve fotodaki adam. Evet  oydu:)
Ama araştırmalarımı derinleştirmeye karar verdim. Telefon numaramı istedi çünkü.Şehrin yerel gazatelerini azcık tarattım. VE FLAŞ!! FLAŞ!!!
ADAMIN DÜĞÜN FOTOGRAFLARI VAR! Üstelik 6 ay önce evlenmiş.) yuhh!!! Profilinde bekarım diye yazdığını söylememe gerek yok sanırım:)
Çok sinir bozucu bişeydi, evlilk baloncuğum kafamda patladı!!!
Neyse...
Ertesi akşam aha online, hasbihale başladık yine.
-Sayın savcım dedim; bi genç kızı evlilik vaadiyle kandırmanın suçu nedir?
 5 dk sessizlik
- Onun cezası yok artık dedi, o kanun yürülükten kaldırıldı.
Şerefsiz!!!! piçç!!  demedim tabi:)
--hımmm dedim, yasemin nasıl? hala rejim yapıyor mu?
ha ha bu arada gazeteden, karısının adını soyadını öğrenmiştim azcık tontiş bi kızdı ayrıca:))
-Yasemin kim dedi?
-Hala fire vermiyor piç:)) Eşin yaa dedim 6 ay önce evlendiniz:))gelinlik giymemsi kötü oldu ama dedim.
Hayat ne tuhaf dimi, Ben yasemin arkadaşıyım dedim.
--aha şok şok şok!!!
selam söyle ona,
-hangi arkadaşısın dedi?Beni hiç görmediği için, vurdum ve gol oldu:))
---hımmmm dedim:)bu bi sır:)
-sen de kendine dikkat et sayın savcım, hem yasemini de üzme, karanlık sularda yüzüyorsun, vurgun yemeyesin:)üzülürüm:)) dedim.
-Beni tehdit mi ediyorsun dedi.
-Cıks dedim, tehdit değil bu bir uyarı.
-Gülen surat yaptı piç.!!!
Daha fazla kurcalamadım .Çünkü beni bulabilir diye tırstım. hemen hesabımı silip o siteyi terk ettim
.
Evet işte cumhuriyeti emanet ettiğimiz savcıların vahameti:)

Ağlayalım mı gülelim mi siz karar verin:))

Neferteti mazlum halkını selamlar...

25 Eylül 2016 Pazar

bEn kiMiM?

Senelerce, senelerce evveldi,
Bi deniz ülkesinde yaşayan bi kız vardı.
Bileceksiniz!
Adı: Anabelli...
Ne hoş şiirsemiş, Allen Po...

Yorgunum.
Çünkü yorgunluğum yaşamak gibi bi anlamı var diyen, şairi de selamlarım ayrıca:).

Ama efendim mevzu o değil, bakın mevzu ne:)

         Yorgundu. İşin kötüsü, yorgunluğunun yaşamak gibi bi anlamı yoktu. Büyük bi ihtimal giydiği topuklu ayakkabılardan kaynaklanıyordu. Bu topuklu ayakkabılarla, uzun bi ağacın kollarında sallanıyormuş gibi hissediyordu ve güzel bi ağaç yakışıyordu ormana:)

  Ama, ne hikmetse er kişide, testesteron yerine bi tür bağırma hormonu salgılatıyordu. Onu
gören, görmeyende, tanıyan tanımayanda, bi  bağırma çağırma, bi tür küfür--kölelerin dilinden
anlamazdı oysa- ve öldürme duygusu uyandırıyordu.

          Bu topuklu ayakkabılar bi işe yaramıyor diye düşündü Anabelli. Sonra anladı.Bi taş bulup
vurmak istercesine kafasını iki yana salladı. Tıslayan dilindeydi sorun. Gördü. kavradı.
  Bi göreseniz, siz de hak verirsiniz Kabile. Kardeş kardeş yaşarken niye kıydı Habilin canına, anlarsın, yani o kadar...:)) Bi kusuru var yalnız, o kadar kusur kadı kızında olur hesabı, yürürken hafif sola çekiyor. Cıkss...Bilemediniz, topuklu ayakkabılar yüzünden değil. Nekir yüzünden!!! Gün geçtikçe ağırlaştı sol yanı. Hala  ağzında, aynı türkü,  "solum sol tarafımmm, cümle varlığım....
Hımmm çok hoş.)

31 Ağustos 2016 Çarşamba

ParAmpArça ÜlKeLer, AşkLAR VE kÖPEKLER..

Sol duyumun dediğidir

      Seksendokuzda, S.S.C.B yumuşak bi çöküşle dağıldığında, dünyanın yeniden dizayn edileyeceğini küçük aklımla kavradım.Kavrayınca vahlandım. Çünkü azcık dünya tarihi bilen bi zat-ı muhterem, her değişimin kanlı olacağını bilir. Ve sınırlar, domino taşları gibidir. Bir taş yerinden oynadığında, sekizbininci taş olsanız bile, sıra size de gelecektir.
  Çünkü denge bozundu,  dünyayı dengede tutan, yangla ying devrildi.
Balkanlarda kan gövdeyi götürürken, yugoslavyanın en büyük buz dansı pistine ölüleri kokmasınlar diye yığdıklarında inandığım hiç bi şey kalmadı. Net.

   Ama efendim mevzu o değil, bakın mevzu ne. Bir beş çayında ortadoğunun haritasını çizen G-7 ler, şimdilerde  G-20 diyolar, inanmayın, sadece bi göz boyama hala, G-7 onlar:))ha ha hangi ülkelr olduğunu tahmin edin bakalım!!! şimdilerde ortadoğuyu yeniden dizayn etmeye karar verdiler.
Ve ırak, mısır, suriye derken sıra bize geldi.
Susma sustukca sıra sana gelecek sloganlarını bağıra bağıra, sıranın bize gelmesini engelleyemedik elbette.
      Çünkü artık, demokratik bi ortadoğuylaa uğraşmak istemeyen sam amca, osmanlı modelinin tarihin tozlu sayfalarından çıkarıp, zaten erekte olan tayyip ve tayfasına pazarladı. Ortadoğunun başına bi halife getirip, işi düştüğünde de, bu halifeyle işleri halletmenin, kısa ve temiz yoluna geri dönmek daha mantıklı geldi Bu projenin adına BOP dedi.
BOP çerçevesinde, sam amca  ortadoğuya iyice yayılacakken, eski düşman Rusya, kendi payını istedi.Elbette suriyeyi.
Bu esnada Sam amcanın, Gülen cemaati vasıtasıyla orduya sızdırdığı, askeri casusları, rus uçağını düşürdü.
 Rus uçağını, düşürme emrini ben verdim, demek zorunda kalan Recebe, herkes  k..çıyla güldü.
Ve o tarihi açıklama geldi. Ortadoğuda bizden habersiz yaprak kıpırdamaz:))ha ha çok hoş.)

   Otuz yıldır, Türkiyede besleyip, palazladığı Fethullah Gülen cemaatini,   "ılımlı islam" adı altında, Türkiye cumhuriyeti devletinin her kademesine, cebren ve hile ile soktu.Zaten bu kemalist devlet, müslümana eziyet ediyor, dini vecibelerini yerine getirmesini engelliyordu. Dindar bi asker modeli yetiştirip, orduyu namaza gönderdi,  geriden Türk halkını m..kti.
Tam olarak böyle oldu.
        92 yıldır ortadoğudaki tek güçlü orduyu bertaraf etmeyi planlayanlar,  her iki hamlede de sonuca ulaştılar.Alkış.
Türk ordusu lav edildi.Harp okulları kapatıldı.

Ordusuz kalan bi milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.Misal şah damarı.

Sonuç. ŞAH-MAT.

Aşk, bunun neresinde diye sorarsanız,. Hımm,  aşklarda ideolojiler gibi öldü. Hala köpekleri seviyorum ama:)

30 Haziran 2016 Perşembe

Anne BeN kAPİtaLİST OLDuM

Sol Duyumun Dediğidir

         Ormanda yaşayan yedi cücelerin beşincisi olduğumu söylemiş miydim size? Totalde dokuz kişi. Minnacık bi aile:) Eğer kalabalık bir ailede büyümüşseniz siz doğuştan sosyalistsiniz.
Pamuk prenses de hiç okula gitmemesine rağmen, eşitlikten ve adaletten yanaysa hele. Bu yaşama felsefesi evde herkesin sorumluluklarını belirliyordu doğal olarak. Ayrıca,  yapılması gereken işler konusunda sıraya giriliyordu. Misal, bulaşıkları yıkamak gibi. Elbette bu noktada, erkek kardeşlerin bulaşık yıkamak gibi sorumluklukları yoktu.Ama onların da başka sorumlulukları vardı.
          Alınan kıyafetler "seneye de giysin felsefesiyle " bir beden büyük alınırdı.Özellikle önlüklerin içinde ilk yıl bi solucan gibi dolaşılır, ikinci yıl, boy atıp uzayınca da içine sığılmazdı. Bu noktada ablaların önlükleri bulunmaz bi nimetti.En büyük ablamdan küçük ablama ondan da bana kalan siyah önlüğümün, siyahlığı gitmiş bi nevi açık siyaha dönmüştü))
 23 nisan yürüyüşüne beni soluk önlüğüm yüzünden almadıkları üzünçlü bi anım da var ayrıca:( 
  Ama efendim mevzu o değil, bakın mevzu ne.Sosyalist yaşama biçimi damarlarınıza kadar işlemişken, toplu taşımadan yanasınız doğal olarak. Hep birlikte otobüslere doluşmak bizi eşit kılar felsefesiyle, elim ekmek tutar tutmaz araba almadım mesela.Otobüslerdeki ter kokusu, sağlı sollu yaklaşalım nidaları arasında uzayıp giden bi yaşam.
            Yine bir iş dönüşü sarı saçlarmı fönlemiş halktan biri olarak halk otobüsündeyim.Biletimi atar atmaz,  hemen yanda oturan otistik oğlan ve anasını fark ettim.Delilerden tırsarım azcık:) o yüzden tedirgin de oldum. İnsanın korktuğu başına gelir  derler yaa, hah işte o hesap. Bu otistik mi artık neyse 13-14 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim oğlan,  arkamdan saçlarımı okşadı. Ama saçlarıma çok dokunmadan beni rahatsız etmemeye gayret ederek,  sonra bana bakıp gülümsedi. Çok trstım ama anası olcak karı da üzülmesin diye ben de ona gülümsedim. Buraya kadar insanlık sınırları içerisinde yol alıyorduk ki, işte tam o esnada, oğlanın anası bana bakıp "bu gün de okşandınız" dedi , oğlunun erkekliğine vurgu yapıp, pis pis sırıtarak.Flaş flaşşş flaşşşş!!
 Geri dönüp ona- allah belanızı vermiş ben ne diyim diyecektim ki son anda vazgeçtim. İnsanlık ben de kalsın dedim ve boş bi koltuğa gömüldüm.Sonra kendime kızdım niye söylemedin dedim!!! Niye insan olmak, hep bana düşüyor dedim.?! hayvan ne anlar insanlıktan dedim!!!eziksin lan dedim! Hep böle yapıyorsun gerizekalı dedim!! dedim de dedim:(
     Ve bir şey daha öğrendim.Kötülük her yerde. Ondan kaçıp saklanmalıyız!!Ve derhal kredi kullanıp bi araba aldım.Böle böle kapitalist oldum işte.:)))
    Haftaya da, 2 göz evde 9 kişi yaşarken şimdi tek başıma, bi evde yayılmanın duygu geçişlerini anlatcam:)

5 Haziran 2016 Pazar

SerBeSt PiYaSada İŞKENCE hakkı !!! ve OsManlıDa Dalkavukluk

Solduyumun dediğidir

   "Devletleşen şirketler ve monarşinin dönüşü"yazıcığımda,  şirket ağlarının nasıl devleti yok ettiklerini, yok olan devletin yerine nasıl kendilerini kral,  padişah ilan ettiklerini, kısaca
anlatmıştım:)
     Elbette serbest piyasanın bırakınız yapsınlar, bırakınız s..ksinler felsefesinin doğal sonçlarıdır bunlar. Bireyin zenginleşmesi esnasında, diğerlerini sömürmesi, kandırması, s..mesi gibi her türlü faaliyeti gerçekleştirirken, ezik devlet sadece kendi payını alarak, yani vergisinin oranına bakarak, tüm bu ahlaksız zenginleşmeye göz yumar.
   Şimdi serbest piyasada zenginleşen,  bireyin, insancıkları, satın almasını ve üzerlerinde işkence hakkı dahil, hak iddia etmesini bi nevi köleliğin geri gelmesini elbette bi "sözleşme çerçevesinde" irdeleyeceğziz. Tarih tekerürden ibarettir der bi feylezof:)

   Şimdi zamanda azcık geri saralım ve kendisini eğlendirmek için bi dalkavuk tutan padişahın sarayının bahçesine gidelim. Paşa da olabilir tabi bu zat.
Dalkavuğa yapabilecekleriniz,  parasını ödemek koşuluyla, sınırı yok.
           Dalkavuklar maaşa bağlanmasalar da, dalkavukluğun bir tarifesi vardı. Burnuna fiske vurma, fiske başına 20 Para'ydı mesela. Suratına tokat atma, tokat başına 30 Para; yüzüne kömür veya mürekkep sürme ise 37 ParaŞiddetin dozu arttıkça tarife yükseliyordu. Ellerini ve ayaklarını domuz topu bağlama 40 Para'ya, merdivenden aşağı yuvarlama 180 Para'ya, bostan dolabına bağlayarak bostan kuyusu içine indirmek 600 Para'ya tekabül ediyordu. Bu son "latife"de dalkavuk ölürse, cenaze masraflarını "latife"yi yapan üstleniyordu. İşkence bedeli de yüksekti: Kuyruğu dışarıda kalmak üzere bir fındık sıçanını ağzının içine kapatmak, tam 400 Para ediyordu! 
      Kahkaha Molla, Süğlün Bey, Çıplak Kadı, Malak Ağa, Kız Pehlivan, Hacı Fişfiş gibi takma isimlerle anılan dalkavuklar, tahammül gösterdikleri şakalara mukabil belirli bir para almalarıyla tanınırlardı. Tanzimat Dönemi’ne kadar saraylarda ve konaklarda dalkavuk tutma geleneği vardı. ‎ 
     Halkın geleneğine saygı duymayan ittihat ve terakkiciler bu güzide geleneğimize son vermiş:((yazık lan!!!
Şüphesiz burada size apaçık bi mesaj var.
Neferteti mazlum halkını selamlar...

23 Mayıs 2016 Pazartesi

MoDerN İnSan YaLNızlığı

Sol duymun dediğidir

             Modern insan mutluluğu hazda arar.

         Bikere mutluluğun "haz" da aranması felsefesi baştan çöp:)) "haz" derken, karnınızı doyması, seksinizin doyması bireysel ihtiyaçlarınız maksimize edilmesi v.s baz alınıyor  ve bu felsefe, bireyci kapitalist insana bebeyken yükleniyor. Misal paylaşmadan mutluluk duyulması gerektiği düşüncesi yok ediliyor. Yardımlaşmanın bi başka mutluluk kaynağı olabiliceğei felsefesi hele, tam olarak bireyi "saf" prototipine sokuyor ki, bu "iyi/saf" prototip diğer vahşi kapitalist bireyler tarafından ümüğüsökülünceye kadar sömürülüyor.

        Kapitalist insana, karşılık filan beklemeden,  bi iylik yaptığınızda misal, bi süre sonra bunun sizin göreviniz olduğu hissiyatını,  uyandırarak sizi sömürebilir,  ya da en iyi ihtimal  "sen bu şekilde neden davranıyorsun benden bi çıkarın var ? gibi,     iyi/saf prototipi dumura uğratacak sorular sorabilir.
     Bu noktadan sonra , iyi/saf prototipin 3 şıkkı vardır. Ya kapitalist insan tarafından sömürülmeyi kabulleneceketir ya da kendisi de bi kapitalist olcaktır ya da ikisini de red edip evde tek başına oturacaktır. Misal ben gibi:)
     Uzun bi süre evde tek başına oturan antikapitalist birey, kendiyle konuşur arada hasbihal eder, bi süre sonra bunun normal olmadığını fark edip,  kendisine "parayla dost" satın alır. Yani bi psikologa gider. ‎
       Velhasıl;  insanların psikologlara gitmesinin tek nedeni arkadaşlarını kaybetmiş olmalarıdır :) İnsan yapısı gereği "sosyal bir varlıktır" Bireyselleşmiş insan, tekliğe çareyi, "parayla dost" satın alarak arar:) işte kapitalizmin, modern insanı getiridiği son nokta bu traji/komik durumdur:)Bence öle valla:)

21 Mayıs 2016 Cumartesi

HaSTa ToPLuMLaR

  Sol duyumun dediğidir

           Evet bildiniz yine entelleşme sürecine girdim. Kitap tadıyorum anlayacağınız, azcık karıştırıp kitapların tadına bakıyorum, çoğunun tadi ivvrençç , türkürüp bırakıyorum. Ama bunu sevdim:) Değişik bi tad. Gerçekliğin tadi.)

     Doğan Cüceloğlu amcamın önsözüyle, yayınlanmış ülkemde. Sonuçta islam deden  hastalıktan Laiklik ilaçıyla kurtulmaya çalışan bi toplumuz. Okuyun, okutun net!!
     Peki bir toplumun hasta olduğunu nasıl anlarsınız? Elbette insancıkların, birbirlerini yok etme, zarar verme,  işkenc etme ve bu davranışları  inanç/ din, adı altında yaparak, normalleştirme çabalarından.

      Bu noktada en güzel örneği, Hindistandaki kadınların ölen kocalarıyla birlikte gömülme geleneği olan "satı" geleneğini irdeleyerek açıklamış bu kitapcık. İngiliz bir hakim,  kocacığıyla yakılmayı kabul eden bir kadını, vazgeçirme çabalarını şöyle anlatıyor.
 "Kadına, bu kararından vazgeçebileceğini söyledim. Kadın bana küçümseyerek baktı ve elini yanan bir mumun üzerine tuttu,  eli yanıp kararana kadar çekmedi. Ve kararın bi an önce verilip yakılmasını istedi.
       İşte bir insanı sapkınlığa inandırmak böyle bir şeydir:) Evet eğitim her şeydir. Net.Elbette bu tür kadın prototipleri bize çok uzak değildir.
            Kafasında bi çuvalla etrafta dolaşan müslüman arap kadınlarını ,çoğunuz görmüşsünüzdür. Yeme, içme gibi temel ihtiyaçlarını, kafalarındaki çuvalla, binbin zorlukla karşılayan bu kadınların, bu eziyeti gönüllü katlanmalarının sebebi, elbette altı yaşından beri aldıkları dini eğitimdir.

         Müslüman toplumların, hastalığı sadece kadınlar üzerinden değildir ayrıca.Örneğin sünnet geleneğiyle oğlan çocukarının m..klerini kesen müslüman /yahudi,  ilkelliği hala devam etmektedir. Ayrıca, Afrikanın bazı bölgelerinde kadın sünneti hala devam etmektedir. Kız çocuklarnın sadece adet kanı akacak kadar bi yer bırakıp vajinaları dikilmektedir.Bu geleneği ortadan kadırmaya islam peygamberi Muhammedin bile güçü yetmemiştir. Ama muhammed peygamber olurolmaz ilk iş olarak kadın sünnetini yasaklamıştır. Ama peygamber olmasına rağmen erkek sünnetini
yok edememiş fakat müslümanlığın şartları arasına almamış yani FARZ kılmamış,  sadece "sünnet" diyerek geçiştirmeye çalışmış, fakat başaramamıştır:) Ha ha..Peygamberin kendisi sünnetli değildir sonuçta:))
    Başka bir hasta toplum, uzak doğuda,  büyük bi ihtimal ayak fetişti, sapık zengin bir adamın, küçük ayaklı kadın talebi sonucunda doğmuştur.
Fakir aileler küçük kızlarının ayaklarını doğar
doğmaz, sıkıca bağlar,  böylece ayaklarının düzgün gelişimini önler, bir geyşa yaratır, bu sayede, saraya ya da zengin bir adama kızlarını pazarlayıp hayatlarını garantiye almaya çalışırlardı.
   Ama efendim asıl, mevzu o değil ; bakın asıl mevzu ne:)
        Elbette bi çoğunuz, Marlo Morgan'ın  "Bir çift yürek"ği okumuşsunuzdur. Çölde yaşayan aborjin yerlilerinin bilge ve barışcıl olduğunu ispata çalışır.Bu ve bunun gibi kitaplarda, ilkel kabilelerin, barış içinde mutlu mesut yaşadığı alt metni girilir .Ama bu araştırama kitapçığını  ilkelliğin,  "barış kardeş" mesajını taşımadığını, aksine, doğal seleksiyonun en sert haliyle yaşandığnı ortaya çıkarır.
            Ve ben de açıkcası ilkel kabilelerin barış içinde yaşadığına ve beyaz adamın moderlikle birlikte savaşı getirdiğine inanmıyorum.
          Kültürel çeşitlilik gibi safsatalarla, din, inanç özgürlüğü adı altında, insanların birbirine veya kendilerine veya çocuklarına, eziyet etmeleri, acı çektirmeleri,  düşüncesinin yayılmasına da külliyen karşıyım. En azından ,bu hasta toplumlar eğitimle, iyileştirilmeye çalışılmalıdır. Kısacası uzun vadede, ASİMİLE edilmelidir. Asimilasyon iyi bişey! Net.
     
Neferteti mazlum halkını selamlar...


2 Mayıs 2016 Pazartesi



GÖKYÜZÜLÜ AHMET
 
  O bi işletim sistemi! ???

     Geçenlerde gecenin bi vakti,  kapı çalındı. Açtım, baktım ki; Ahmet gelmiş, "gökyüzülü ahmet". Çocukluğumdan beri görmemişim... yıllar sonra gecenin bi vakti...sen çıkgel...büyümüş, değişmiş tabi:) koca bi adam olmuş; tanımadım önce.
-Kimsiniz dedim?
- Ben Ahmet dedi,
-Tanımadın mı?
"Gökyüzülü Ahmet"

         Hani kuşlardan da küçükken, ormanda,  en uzun ağacın kollarına kaçmıştın bi gece...yıldızlı bi geceydi, gökyüzüne bakıyordun. Görmüyordun beni tabi.
Sen, bana bakıyordun, ben sana . Bakıp da görmemek çok fena! Kaydım, azcık eksenimden,  bi göz kırptım sana. Aha!!!! diye bağırdın geceye ...yıldız kaydı!!! parmağını uzatıp, dokundun bana:)

- Adın ne ? dedin,
- Ahmet dedim.
Kaydırak oynuyordum gökyüzünde. Kayan yıldızlar, yıldız çocuklarıdır gökyüzünün . Oynayalım mı dedin, ağacının kollarından, uzandın bana. Beni de al, yanına!

        İşte o an, bildim diye bağırdım!! "Gökyüzülü Ahmet" en sevdiğim yoldaşım, arkadaşım, sırdaşım benim. Kapıdan geldin yaa  şaşırdım, şimdi!!


     Gözlerim doldu birden. Sesim titredi. Ahmet dedim, öldün sandım. Yıllarca ne bi ses ne bi nefes...Zamanın kapısını aralayıp baktı bana. Gelip oturdu soframa. Onca zaman sonra, ne kadar bilmiyorum, kaç ışık yılı geçti saymadım; bana söyleyeceğin bi şey var mı ? dedi. 
-Seni bulmadan öleceğim sandım Ahmet! Zamanım azalıyor! Ne kadar zamanım kaldı, ölüm yolculuğuma, allah bilir. Nerelerdeydin? demedim de;

 -Evet dedim. çöpü boşalt. Yine boşaltmadan gitmişsin!

    Sol eliyle kafasını kavradı. Sonra  iki elinin arasına aldı. Sert bi şekilde okşadı. Sinirlenince böyle yapardı hep. Sevilmek istiyorum ama, beni kimse sevmediği için, kendimi seviyorum diyordu bence:))
 İşte böylesin  sen dedi! Ben bi astrofizikçiyim! Onca yoldan geldim; belki de yeni bi galaksiyi keşfettim; kaç nebula gördüm, bi karadeliğe düşecektim! Az kaldı içine çekiyordu beni, ruhunun derinliklerine. Ama senin tek derdin; çöpü boşaltmam!!!
--Boşuna uğraşıyorsun Ahmet dedim; nefesini boşa tüketme; kendine anlamlar yükleyerek, yücelemezsin. Yeni bi galaksi bulmuşmuş! Ne bulduğunu bile bilmiyorsun. Belki de, insanlığın sonunu getirecek düşmanımızı buldun! Belki de dünyamızı yok edecekler. Uzayın Amerikasını keşfettin ama onlar Kızılderililer gibi, iyi varlık olmayabilirler! Bi şey keşfettim diye böbürleniyorsun her zaman! Ama ne ? Ya kötülüğü keşfetmişsen? Pandoranın kutusunu mu açtın? Ne keşfedersen keşfet diye bağıdım ona; Çöpü boşaltacaksın! Bu bizi eşit kılacak; bana gökyüzünden bakmanı istemiyorum.

    Sonra oturdu yanıma; böyle kızgın olduğunda, sakin olmaya çalışıp becerememesi hoşuma giderdi; dokundum saçlarına, kırlaşmış kısacık saçlarına, ensesine, kulağının hemen arkasındakilere,


Ve fısıldadım kulağıma;
kuşlar uçuyor, kervanlar geçiyor, bir iğne deliğinden:)
çarşılar kuruluyor,
sarayları, oyuncak insanları,
karınca şehirleri,
zamanları gördün mü, bir iğne deliğinden.
      Sakinleşti baktı bana; dokunmaman gerekirdi dedi; biliyorsun. Değdi ama dedim; gözlerinde gittiğin tüm galaksileri gördüm.))

Ve bi besmelelik zamanda yok oldu; dokununca.

    Şimdi Ahmet geldi desem; inanmazlar bana. Ahmet kim diyecekler, gözleri ne renk? Rabba da inanmaz onlar varlığına deliller ararlar sürekli, yokluğuna deliller gösterebilir misiniz peki? Hiç bi delil bırakmadan gitti Ahmet.


Şiir: Asıf Çelebi

12 Mart 2016 Cumartesi

bEynİm ErÖR veriyor! ya sizin ki?

    Hayattaki Ceteris Paribuslar...
         Benim sürümümde bi sorun var sanırım;  beynimi, kurcaladığım için mi böyle oldum bilmiyorum. Sürekli erör veriyorum, arada kendimi kapatıyorum.
Kendimi kapattığım zamanlar var yaaaa, bi uyanıyorum ki, her şey değişmiş tabi, dostlarım bana küsmüş, kaç kez aradık, niye telefona bakmadın diyolar, çiçeklerim de, ölmüş:( kendimi kapattım diyemiyorum tabi,:
      Kafam gitgide ağırlaşıyor ayrıca.Bulduğum her şeyi okumamla, alakalı sanırım.  İştahı dindirilemeyen obez bi beynim oldu sonucta. Bulduğum her şeyi beynime attım. Çöp konteynırı gibiyim, şimdi de:(( kötü kokular yayıyorum:(( bilgi beni zehirliyor, kusacağım sanırım.
          Byt lar artınca tabi, işlemci hızım da yavaşladı.Mavi ekran veriyorum arada,format atacağım kendime. Bu yaşlarda akıllara zarar! ama tek yol devrim gibi bişey oldu şimdi de.Yeniden de yüklenmek istemiyorum ayrıca, istirham edeceğim . Karanlık kaplasın ekranı. Olur. ‎

           Bu format, işi aslında akıl hastanelerinde kullanılıyor. Beyine elektro şok verilerek yapılıyor sanırım.İşe yarıyor mu ? ‎

Kafa kaç volt elektiriğe dayanır acaba hımm... ‎

Vücuduma elektrik girmişliği var ama. Bi keresinde elektirik çarpmıştı iki numaralı ablamı, onu kurtarmak için, ona sarılınca, tüm elektirik bana geçmişti. 

        Nasıl oldu bilmiyorum evdeki musluklar elektriklenmişti. Ev dediysem 2 göz bi yer işte.Kendi evimiz diye gurulanırdı büyük ağaç. Büyük ihitimal elektrik kaçağı olmuştu. Musluğu tutunca ablam,  çığlık çığlııkkk, alamıyor eli yapıştı musluğa!.. Yan odadan koştum geldim, yapıştım ona.  Bu sefer bana geçti elektrik.  Ne olduğunu anlayamadım tabi.  Sonra volt düştü herhalde, fırlattı bizi yatağa doğru küütt diye çakıldık yere. Ölmedik işte. Doğal seleksiyondan sağ kalanlardanım bana bişey olmaz felsefem buradan  geliyor sanırım.:) ‎

Gelip buraya kusuyorum arada:) ‎İy geliyor bana:(
Kusmukla besliyorum sizi, bilgimle zehirliyorum:))) ‎

Beynimi besleyince vücudum zayıflıyor yalnız:) ‎
Sporu bırakmam lazım gitgide zayıflıyorum, yok olcam sanki:((
           Bu sabah fark ettim!!.  Sardunyaların yeşermiş yine!!karda,  onları balkonda unutmuştum, soğuktan donmuştu hepsi. Dişlerimi fırçalamadığım, saçlarımı taramadığım, kendimi kapattığım, o kayıp zamanlara denk gelmişlerdi.) Şimdi baktım, filizlenmiş biri, uzatmış elini bana, "uyanmışsın dedi" gülümsedim, gülümsedi, azcık su verdim, içti.))
Şimdi topraklarını değiştirecem, yaptığım kötülüğü unutturmaya çalışacam onlara, sonucta çok yakınlarını kaybettiler:( 
           İsteryerek olmuyor tabi, bazen kendimi kaybediyorum. Arayıp bulamıyorum ayrıca. İçime doğru mağaralar var,  o kuytu köşelerin birindeyim ama nerde? işte o süreçte, oldu olanlar, kar yağdı, soğuktan dondu buncağazımlar:(ben kaybolmuşum ,kendimi arıyordum, dedim ama nafile:( hayatta ceteris paribuslar yok işte, sen sabit kaldığın süreçte diğerleri hep değişken:(insafı yok bu fonksiyonların:((
      Bi keresinde doğum günümmüydü. Bi arkadaş, kaplumbağa getirdi bana. Su kaplumbağası öğğkk..öle çirkin ki, bakamıyorum onlara. Ama can yaaaaa, sonra alıştım tabi. Yemliyorum arada onları, sularını da, değiştiriyorum. Sonra bi gün kayboldum yine. Nası bi kayboluş ama anlatamam. Düşmüşüm en derine. Mağaraları severim aslında, sevdiysem artık;  ne kadar kaldım bilmiyorum. bi sabah uyandım, bi baktım kaplumbağalarım telef olmuş.(( üzüldüm tabi.( diyeceğim o ki, kendini kaybedip bulamamak çok fena bişey:( Siz siz olun, kendinizi kaybetmeyin:((aklınıza mukayyet olun!! net.

13 Şubat 2016 Cumartesi

DiN ve SapkıNlık

 Sol duyumun dediğidir

          Ben kuşlardan da küçükken, ormanda koşup oynadığmız güneşli bi günde, ormana bir yabancı geldi. Bize seslenip, Ahmet ağanın evi nerdededir dedi? İşte !..diye bağırım. İşte,şurda tam tepenin arkasında. Sonra durdu bana baktı. sen bi kızsın dedi, hayretle.-Kızlar, erkeklerle oynamaz, evde oturur, annelerine yardım eder. Doğmumun üstünden  altı bahar geçmişti. Daha dün gibi anımsıyorum.
       Bize, cahil diyen bu adam köye imam olarak, atanmıştı. Ve bize dini öğretcekti.Beni mutfakla yatak odası arasına tıkmaya gelmişti. Çok küçüktüm ama kavradım. Başımı öne eğdim, kara lastiklerime baktım.Ondan hiç hoşlanmamıştım.Net.
      Fakat doğru bilgi, ışık, biyerden ormana sızıyordu. Bayraktan. Her gün ormandaki en uzun ağacın kollarına tırmanıp, bayrağa bakıyordum. Çok yakındı hemen tepenin arkasındaydı okul!..Ona koşacağım günü, heycanla bekliyordum.Koştum da, ormandaki en hızlı kaplandan daha hızlı koştum!! ha ha...çok hoş.)

 Ama efendim mevzu bu değil bakın mevzu ne?
           Bize cahil diyip aşağılayan, bize  ilim irfan öğreten, ulema, öncelikle bize neyi öğretti? Kadınların kıllarını almamalarını:)hımm...peki, bıyıkları kılları almak, kadınlara, niye günah kılındı? şimdi bu konuda azcık hasbihal edelim :)))- Şöle bi olasılık mümkündür, peygamber efendimiz, erkek tipli kadınlardan hoşlanan ya da tamamen erkeklerden hoşlanan bi homoydu ama güçlü erkeği mm..kmesi için onunla savaşması gerekirdi ki, bu durumda ölme ihtimalini, mm..kme ihtimaline tercih etmek aptallık olurdu. Bunun yerine daha pragmatist bi çözüm düşünüp, zaten kıllı kadınlar var, er kişi niyetine m..kerim, o şekil boşalır, muradıma ererim demiş olabilir:)) bu durumda kıllarından kurtulmayı hatunlara günah kılarak, kıllı erkek m..kme hayalini sürekli kılmıştır. :)mantıklı:) valla:)

     Kadınlar üzerinden, g.tünden gelenek, din, uydurma, bu sayede fantezilerini gerçekleştirme, sadece islama has bi özellik değilidir ayrıca. Misal bi uzakdoğulu kadın şair şöyle der, yüzyılar önce, ayak fetişti zengin, piskopat bir adamın fantezileri yüzünden, çinli kadınların ayaklarını birbirine bağlayarak yürümelerini, asalet, gelenek, saygı diye nitelendiren koca bir toplumun varlığına inanabiliyor musunuz? İnanılmaz ama gerçek!!! Din ve sapkınlık:))işte budur:)net