Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

27 Şubat 2015 Cuma

MAVİ KuRT------BaLık yıIı----ULUU cILI


 Türk'ün Müslümle Vuruşması...     

Türk göçüyor..
Zaman göçüyor....
Önce geçmişe fırlayıp, sonra gelecek oluyor.
        Ötügen ormanını terk etme! vardığın yerde kanın su gibi akacak; kemiğin dağ gibi yığılacak! Bey gibi oğlun kul olacak, temiz kız çocuğun cariye olacak!
 Böyle bağırdı zamanın sarmalında dönüp duran ses!!
    Atam kültiginin sesini duymadık, törelerini hiçe saydık;  çünkü aç kaldık, açıkta kaldık...
 Bi yüzyıl yürüdük..
Bi yüzyıl daha..
Güneşin doğduğu yerden öldüğü yere kadar, bi nehir gibi aktık.
 Zamanda yol aldık,
  göçtük, savaştık,  çoğaldık, azaldık,öldük, öldürdük .Düşman sadece kişi değildi, soğuk düşmandan fena idi, fırtına, yağmur,  açlık ve tanrının gazabı gibi  hastalık, herkese ve herşeye rağmen, yine de yok olmadık,  yürüdük, durmadık.

      Ve sonunda, uçsuz bucaksız bi duvarla karşılaştık. Demirkapı diya bağırdı atlılar!!!Güneş arkasında öldü , saklandı. Güneş gitti; biz öylece kalakaldık, görülmedik, geçit vermez karanlık dağlar gibi dikildi karşımıza!  Hiçbir kılıcın işlemeyeceği  kadar güçlü, mızraklarımızın delemeyeceği kadar sağlam ve oklarımızın ulaşamayacağı kadar yüksek ve sonuna varamayacağımız kadar uzun!

Biz durduk, oba durdu, yaşam o vakit durdu.Bi yüzyıl sonra ilk defa durduk.

 Atam, ağam, gardaşım, garındaşım, Teoman, buyruk verdi.
 Ey halk toplanın dedi.
Kadınları, adamları, kocamışları, oğlanları,  köpekleri, kızanları, atları, ruhları, toplayın dedi.

Sonra geldi, hepsine teker teker sual etti.

Demir kapıyı aşan yok mudur?  Sesi gürledi, çaresizleşti,  kalabalıklar sessizleşti, sessizlik, çoğaldı eksilmedi.
Bi şahin oldu,   kondu omzuma!

Gökbörü  dedi, demir kapının arkasında ne var?
Gök tanrının bize vaaddettiği topraklar ordadır kesin.

  Demirdağla, kuşanmış yurttan, Ergenekondan, senin kutsal anan bizi çıkarma dı mı?

  Bilge Kaanın ruhunu çağır sor, atalarımızın ruhlarını çağır sor, seninle konuşurlar, demir kapıyı açmanın bi yolunu bul; çıkar bizi burdan,  Gökbörü! dedi.

Vaktimiz azaldı, karanlık güneşi kapatmadan...

Biz kırkyıl duvara baktık, öylece baktık!

Toprak çatladı, ağladı, gitme vakti geldi çattı, otlaklar kurudu.

     Ve o gece, ulu atam, bilge atam, dedem korkut, geldi oturdu rüyama. Gök tengrinin suları nasılda çağlıyor dedi. duymuyor musun sesiini?
     Daha hiç bi şey yokken, Tanrı Karahanla su var idi.Karahandan başka gören, sudan başka görülen mevcut değil idi. Karahan yalnızlıktan sıkılıp ne yapacağım diye düşünüverdi .O vakit su dalgalandı. Sudan Ak-ana çıktı. YARAT dedi! YARAT! YARAT!!!

 O vakit bildim diye bağırıp ter içinde uyandım!!!

Sarı ırmak!!!

  Soluğu, Hakanım, ağam atam, garındaşım, otağında aldım ve bağırdım dedim ki ; bi yolu var bu duvarı delmenin bi yolu var!!!.Karahanın nehrini gösterdim ona, nasılda öfkeyle akıyor gördün mü?  İdil, diyorlar ona, onun suyu güçlü, bizim oklarımıdan, kılıçlarımızdan, tannın gazabı saklı o suda. onun güçü bizim güçümüz olsa; nasıl dedi?
 Suyun gücünü alacağız dedim. Yine mi diye bağırdı, öfkeden gözleri büyüdü,  kızardı!

 Sen küçük bi yavru kurtken bozkırda; o karanlık fırtınalı gecede, göktengrinin ışık kılıçını çalmaya çalışmasaydın, belki de....öylece öfkeyle baktı bana...

  O yıldırım gökten bize Tengrinin armağanıydı Teoman dedim!  gazabı değil!!!Onun ışığını saklayabilseydik, onun ateşini koruyabilsek bi yüzyıl aydınlatırdı bizi! geceleri bile belki de! ondan güneş yapadık!! ondan bi ay yapardık.Geceyi gündüze çevirirdik.

   Kutsal ağacımzın dalları göğe uzandığında, yıldırımın ateşi, yüce başını, saçlarını yakıp kül edecekti, at kıllarından kalın ipimi geçirip boynuna, diğer ucunu, da geçirdim topraga, böylece ateş toprağa aktı!Toprak ana bağrında saklar ateşi, toprak, bütün ateşleri söndürür!!dedim.

Gök Tengriyi kızdırdın, Gökbörü!! üstümüze ölüm yağdırdı! Kutsal Yer-su ya saygı duymuyorsun!!!Yıldırımları  yakalamaktan, tanrının kutsal suyunu, hapsetmekten vazgeçmelisin! yeter!! diye bağırdı kükredi. Hanımı,  banuçiçek, elini tuttu, omzuna dokundu, söz aldı dediki; Teoman, sen Türkün hanı, ben de senin Hanınım,  denemesine izin ver.!!

  Yoksa zaman, halkımızı, öldürecek, adlarımız, önce taşlardan, sonra yer-sudan silecek. Savaşmadan halkın yersudan yokolup, gidecek. Oysa tanrı gibi, zaman gibi ölümsüz olacak Türk! 
Gördüm,
 bildim
 bi şahin oldum gördüm, bi bulut oldum gördüm, bi yıldız oldum gördüm, bi kurt oldum işitttim onları...

      Ben mavi kurt; halkımı topladım kırk yıl kazdım, kazdırdım, kutsal suyun yolunu, duvarın en zayıf noktasına çevirdim. Atlarımız öldü, öküzlerimiz, kişilerimiz öldü, ölülerinimizi gömmeden,  kazdık.Kırk yıl kazdık ve nihayet, gök tanrı sesimizi duydu; çabamızı gördü, fırtına dindi.  Balık yılının, beşinci aynının onuncu gününde, bentleri açtım, Bentleri açmak için kutsal ağaçın 40 kızından 40 oğlanınıdan gönderdim.  Cesaretleri yürekleri kadar büyüktü. Öfkeli tanrının gazabı gibi aktı su, bağırdı, ağladı, çağladı, 40 kızın 40 oğlanın canını uçurdu göge o an;   çarptı duvara, aktı su, çarptı duvara. Demir duvar zayıfladı, incendi hastalandı .Büyük bi cehennem gümbürtüsüyle çöktü sonunda. sular özgür kaldı ve işte uçsuz bucaksız verimli topraklarrrrrrrr, göz alabildiğincee yeşil, göz alabildiğince  bereketli , herkese yetecek kadar, otlak var diye bağırdım!

 başardık!!!

      Sevinçli, mutlu günler, uzun sürmedi. Balık yılının, onbirinci aynın beşinci gününde,  bi adam kocaman ordusuyla dikildi karşımıza. Ben halife harun reşit  dedi. Bu topraklar benimdir. kocaman gözlerimi açıp baktım onlara, bu kadar geniş, tanrının toprakları sadece 1 kişinin olmaz dedim.
 Ben Gökbörü  ukokun prensesi. Tanrının topraklarını bölüşmeliyz ! halkım aç, susuz, atlarmız zayıf düştü, bu otlaklar bundan böyle Türk'ündür dedim!!

     Bi kadını, karşıma kişi diye almam, konuşmam, sözüne kanmam dedi.Kadın m.kmek içindir geceleri yatağımı ısıtmak içindir. Ve zamanı gelinde soyumu sonsuz kılmak içindir.
 Duydum ki dedim; müslüman bebeyken oğlanların m.kini kesermiş,.Şimdi  kalan m..kini kesip ağzını tıkayacağım  kİ; konuşmadan önce, düşünmeyi öğrenesin Halife!!!

 Bi kahkaha atıp, öfkeyle baktı, bana; Ordunu kılıçtan geçirmeden, bu savaşası kazanacağım dedi, seni de günde beş vakit Allahın emri ile m..kecem!

Gök Tengriye and olsun ki dedim; töreni yöreni yok edeceğim!

   Böyle başladı zulum...

9 Şubat 2015 Pazartesi

MAVİ KURT-tavşan yılı


 DEMİR-İZ(tomris)
 
Zaman zıplıyor,  zaman geriye fırlıyor, önce geçmişe savrulup sonra gelecek oluyor.
    Zaman göçüyor...
       zaman kayıyor...
M.Ö 7 .yüzyılda duruyor.
yer- maveraünnehir
  Geyik avlayıp, tavşanları yakaladığımız o güneşli, günlerin sonuncusunda; tavşan yılı, felaket, zorluk, kıtlığıyla çıktı geldi.

 Şaman ana ateşe üfledi, dualarını etti,

   Gök tengri oğlaklarımız kuzulasa ne olur!  Bu aylı güneşli ayaz hanımız, bu taşlı altayımız yeşerse ne olur. Oğlanlarımız kızlarımız büyüse, çağallansa, ne olur. Ak başlı dağlarımız soğuk üfelemese ne olur. Ölümsüz hayat diliyoruz. Sönmeyecek ateş, ocak diliyoruz.Yer üstünde, yüzünde ne kadar halk varsa, o kadar iyilik ver.Gök tengri sesimizi duy, bize kulak ver!

Davulu çaldı, çıngırağını çınlattı, al atını kurban etti.

     Kurt nefesli, dağ göğüslü, atam Alp-er tunga,   koyunlarımıza dadanıp, ağıllarımızı basan, beşikteki bebelerimizi çalan, o uğursuz parsı avladığında,  dedem korkut ona bi ad verdi, ona tunga dedi, parsın avcısı.

Alp -er tunga erlerin efendisi. Ak başlı atıyla çıktı geldi,

 dedi kİ; madem ki ben hakanınız oldum; ordumuz kargıları demirden bir orman, Gökyüzü otağımız, ve Gün ana tuğmuz olacaktır.

   Altundağ- gökyüzündedir, dokuz rüzgarın keşiştiği yerdedir. Kutsal canım, göğe uçunca; altundağ ancak o zaman ,benimdir,  ama demirdağ yeryüzündedir.
Yeryüzünde olan her şey, kişinindir, hepimizindirdiyip,
     Ordu yürütüp, gece gündüz yedi zamanda, susuzu geçti. Atını Persin üstüne sürdü.  Tavşan yılınnın 12. gecesinde başlayıp  20. gününe kadar  sürdü cenk.
Alp er tunga,  O yiğit bahadır, yürüyünce bozkır sallanır, konuşunca davullar çalınır sanır, alp er tunga sadece yiğit deil, ayrıca bilge,
  Tunga Alp Er Kağan ne diyor işit. Bak, gör, bilip söylemiş o bu öğüdü. İnsan kalbi ettir, bozulur gider. Ey insan, onu çok iyi kolla.

Kılıçı sert, kalbi  bahadır Tunga,

Yiğitce savaştı, persi yere serdi. Bir kısmını, da inci ırmağına döktü.

        Persin zalim hükümdarı, yenilmeyi hazmedemedi. Oğlu siyavuşa kötülük etti, siyavuş atasına öfkelenip persi terk etti. Türk yurduna sığındı.

 dedi ki; duydum Türk bilge bi hakan edinmiş. Bahadır Alp-er tunga, bana yurdunda yurt aç.
Alp -er tunga,  savaşcı siyavuşu dost bildi. Ona bi yurt verdi Siyavuş, Alp er tunganın küçük kızı  umayhatuna tutuldu. 40 gün 40 gece düğün ettiler. Ateşler yakıldı, kazanlar kaynadı, atlar, develer, koyunlar,  kurban ettiler. Tavşan yılının üçüncü ayında, uğursuzluk gitti, şenliklendi yurt.  Bozkurt bereketlendi.
    Milletin karnı tok, . sırtı pek idi. Alp-er tunga  halkın güneşi idi.
Güneşli güzel günler, uzun sürmedi .Zaman göçtü, siyavuş güçlendi, kurt oğlunu bacakları arasına aldı, ona atasının adını verdi, keyhüsrev dedi. Dedem korkut'un ona bi ad vermesine izin vermedi. Alp-er tunga töreye uymadığını duyunca öfkelendi. Öfkesi demir dağ kadar büyüdü, çoğaldı dinmedi sonunda siyavuşun başını aldı. Töremi kabul edip geldin siyavuş dedi şimdi ona karşı duramazsın!

     Siyavuşun canı göğe uçtu. Ama kara bi bulut yurdu kapladı. Umayhatun saçlarını kesti, yemeden içmeden kesildi. At binmedi, ava çıkmadı. Zayif düştü, oğlunu koruyamadı, kollayamadı. Kara haberi duyan pers atası, bi gece umayhatunun otağına gizlice girdi, kollarından oğlunu çaldı.Umayhatun böğürdü, elleriyle dizlerini dövdü. Saçlarını yoldu. Yüzünü yaraladı. Yavrununu kaybeden bi kurt gibi uludu. Ama fayda etmedi.


     Pers, sinsi düşman!!  Umayhatunun oğlunu, Alp-er tunganın torununu, çaldı,  siyavuşun tohumudur diyip, onu kendi tahtına oturttu.

   Sonra zaman durdu, akmadı, çağlamadı, Umayhatun hatun oğlunun çalınışının 40. gününde göğe uçtu, bulut çöktürdü. Henüz daha cahıllık müçesindeydi, doğumunun üstünden yirmi bahar geçmişti. Yuğ töreninde Alp- er tunga, O yiğit bahadır kükredi yemin etti. Gök tengri üstüne and olsun ki dedi; hain pers ülkeni yok edeceğim!

      İki ordu uçsuz bucaksız bozkırda karşılaştı. İnci nehri yine kana bulandı. Ölü ruhlar, gökyüzünü kapladı. Yenilmez yiğit alp-er tunga yine yenilmedi. Düşmanı topraga gömdü. ruhlarını göğe uçurdu.
Tam o sıra düşman aman diledi. Yiğit alp-er tunga; baş eğenin başı kesilmez dedi.

Uzattığı kolu tuttu.Düşmanın evine misafir oldu. Sunduğu kımızı içti. Al-er tungayı, oklarıyla öldüremeyeceğini bilen hain pers, onu bi korkak gibi zehirledi.Yiğitlerini kılıçtan geçirdi.

    Kara haber tez yayıldı. Türkün yurdu  karardı, yiğitlerin yüzleri sarardı. Gören gözleri görmez bilen akılları bilmez oldu.
 Şaman ana ağıtladı.
 Alp-er tunga öldü mü
ıssız acun kaldı mı
korkak öcünü aldı mı?
emdi yürek yırtulur
 deyip, ağlaştılar, yiğitler. Kızanlar, çocuklar, kuzular, ağlaştılar.  Ağıtlarını duymayan kalmadı, zamanı delip geçti, bi mızrak oldu geçti, bi kargı oldu deldi, ışıktan hızlı ilerledi, yok olup gitmedi demir gibi, ses güçlendi, bi yüzyıl, bi yüzyıl daha, zamanınnın saramalında ses döndü, durdu, yazıldı, okundu, kulaklara üflendi, taşlara kazındı.  Taşlar devrilince,  kağıtlara;  kağıtlar yakılınca,  zihinlere yazıldı. ses yok olmadı, şimdi ve daha sonra, sonsuz zamanda yol aldı.her şeyden önce ses var  idi.Ve ses bi yüzyıl sonra, küçük bi kızın kulaklarında patladı.


bi şahin oldum gördüm, bi kuzgun oldum gördüm, bi kurt oldum işittim onları..

Türkün yurdu atasız kaldı. Ocakları tütmez oldu, sürüleri başsız kaldı.Ta ki bi yüzyıl sonra,  pars yılının 9. gecesinde  dolunayın ışığı, yurda vurduğu, o ulu gecede, ateşe su döküp baktIı şama ana. Alp-er tungayı gördü. Ak başlı atını bozkırda dört nala sürüyor. O sırada gökten simurg inip kucağına bi bebek bırakıyor. Şaman ana muştuladı. Bu bir kız!! Bi savaşcı rahibe.
  Nihayet Alp-er tunganın öcünü, persten alacak bi can, düşüyor anasının bacakları arasından, düşer düşmez yapışıyor toprağa.
    Şaman ana ocakta ısıttığı kurtbaşlı demiri, bastırıyor, omzuna, tamgalıyor onu. Ne kadar büyüsende, kaybolsanda, çalınsanda , tanıyacaklar seni tomris diyor, demir-iz ... urukun prensesi...

ve üflüyorlar kulaklarına.

Könilik(adalet),
Ey Türk adaletten ayrılma!
Uzluk(iyilik, faydalık)
Ey Türk, iyilikten ayrılma!
Tüzlük(eşitlik)
Ey Türk eşitlikten ayrılma!
Kişikik(insanlık)

    Bi yüzyıl  sonra tomris ak başlı atının üstünde, arkasında  kargıları, demirden bi orduyla persin üzerine yürüyor. 7 gün 7 gece at sürüp susuzu geçiyor.

Ve güneş bozkırı terk edene kadar; pers ordusunu tıpkı büyükbabası alp-er tunga gibi,  tarümar ediyor.
  Ama hain bir ok altından zırhını delip geçiyor.Hünüz cahıllık müçesinde, henüz 17 sinde,  altından zırhıyla, o kutsal yuğ töreniyle, tıpkı atası gibi ağıtlarla, kurbanlarla,  gömülüyor. 

Zaman kayıyor, kutsal şehrimiz kumlarla örtülüyor, susuza dönüyor.

Kaydı zaman. M-S - 1969 durdu.

Buldum diye bağırdı arkeolog.

 Toz içinde, kurganına atlayıp. 3800 yüzyıl sonra seni buldum! Altın elbiseli adam! Nihayet seni buldum. Ama neden bu kadar küçük cüsselisin sen?  O bi adam değil  diye, haykırıyor kendine!!. o bi kadın!! savaçcı bi rahibe.!!
O bi kadın!
Zamanın perdesini aralayıp seslendim ona.

Uyan tomris, uyan demir-iz!
Artık zihnimdesin....
sonsuzlaştın...

Hamiş.: Isık kurganına bulunan altın adam, mumyasının aslında bir kadına ait olduğu iddia ediliyor.

Kaynak- Arkeolog  jeannine davis kimball(savaşcı kadınlar)


1 Şubat 2015 Pazar

MaVİ KuRt - PARS YILI-

 AYBÜKEnin GÖĞE uçuşu

 Zaman dört nala koşuyor...
Kah bi şahin oluyorum, kah bi kuzgun, kah mavi bi kurt, kah bi uğursuz rüzgar,  kah ışıktan hızlı bi ses, kah bilinmedik nefes, kayıyorum zamanda...

Kaydı zaman, M-S-10. yüzyılda durdu-yer ötüken ormanı-

       Aybüke; Ay-hanın prensesi, ağam, atam, gardaşım Temuçinin hanı;  hanımı, yoldaşı. Yokluğunda yurdun korucususu, tuğun sahibi.Tahtının, bahtının, gönlünün, sol tarafı.
       Anasının bacakları arasında düştüğünde pars yılıydı. Geceydi, yiğitler otağın etrafını sardılar. Kötü ruhları kovalamak için davul çaldılar. Otağın içine bi kazık koydular. Kazığa ipler bağladılar.İplere tuttunup ayakta, ağzında tahta bi kaşık, böğürüyor bir kadın. Bi şahin oldum gördün, bi kuzgun oldum gördüm.
    Ayın kutsal ışında doğdu Aybüke.Şaman ana bağırdı  bu bi kız. Savaşcı bi rahibe !Kocamanlar, akbaşlılar uludu. Pars yılında doğan kızlar huysuz olurmuş, başeğmez, söz dinlemez,  bi pars gibi asi olurmuş.
Bacaklarından tutup iki yana salladı, rahibe ana onu. Ay bebe uğuldadı, çırladı.
Anasının memesine dadandı. 6 sında at sürdü,  ok attı, ava çıktı.

Kaydı zaman oğlak ayının 21.gününde  durdu.

       Oğlak ayının en güzel, en güneşli gününde, al taylar sıralandı bozkırda. Şamanlar tütsülerini yaktı,  çıngıraklarını çınlattı .Kazanlarla et pişirilip dağıtıldı, kımız su gibi aktı. O ulu gün gelip çattı.
  Sığır yılının üçüncü ayının 21 . gecesinde, gündüzün geceyi yakaladığı o ulu günde,  Gök Tengri, oğlakları yavrulattı, bereketi, yeniden yeşertti. Kızlar oğlanlar, genç tayların, üzerlerinde bozkırda sıralandı. Kutsal ateş, okunu göğe fırlattı. Yarış başladı. Aybüke, alaca atını bi yıldırım gibi sürdü. Ağam, atam, hakanım Temuçini, geride bıraktı, hepimizi geride bıraktı. Timuçin öfkelendi; öfkesinden al atını tekmeledi. Kocamışlar akbaşlılar ayıpladılar onu. Kağan babam, bilge babam, onu yanına çağırdı, azarladı. Sen kİ; benim varisim, sen ki; canım göğe uçunca, bu halkın kağanı olacaksın, kutsal atamız, Kültiğinin kutsal yazılarını, öğütlerini aklından çıkarma. Ey Türk adaletten ayrılma!!  Sizi eşit güçlü atlara bindirdim, eşit yerlere kondurdum. Ama sen kaybettin ! Şimdi toyunu başından çıkar ve Aybükenin başına tak. Çünkü onun hakkı. Han olsan da,hakan olsan da, Acunun hakimi olsan da, unutma!Sakın unutma.!
 Ey Türk eşitlikten  ayrılma!

     Üçümüz uçsuz, bucaksız, sonsuz bozkırda, alaca tayların üstünde, öylece durduk. Şaman ana, dualarını üzerimize üfledi. davullar vuruldu.Ateşler yakıldı.
Kağan babam;  Timuçinin;  ağam atam gardaşımın, başından tuğunu çıkarıp Aybükenin başına taktı Tuğu sivri başlığına, geçirip, obayı selamladı Aybüke. Timuçinin kulağına fısıldadı. Tuğu benden hiç bi zamana alamazsın Temuçin. O artık benim. Bi kurt oldum işittim.Bi kuzgun oldum gördüm.Timuçin öfkeden deliye döndü;  al atını kutsal ormana sürdü.

 Zaman göçtü, çok zaman göçtü, altaylarımız büyüdü, bozkırımız hala bereketli ve yeşil idi.

 Aybüke büyüdü, yeşil çayırlar gibi yeşillendi, Ay gibi ışıldadı

      Kağan babam, yaşı olgunlaşınca, atam, gardaşım, garındaşım Temuçine dedi ki, ey oğul, benim kutsal canım göğe uçunca, Türk'ün Kaanı, sen olacaksın. Senden sonra, bi sen yaratmanın vaktidir. Kendine bi han seç, kendine bi hanım seç. Biz, kocamış akbaşlılar, Banuçiçek senin için uygundur deriz. Yün eğerir,  otağını, ocağını sıcak tutar, ateşini harlar, soyunu uzatır. çoğaltıR. O bozkırın kutsal çiçeği. Onun da rızası vardır.

      Ve Timuçin durdu, sustu, mühlet istedi.Akbaşlılar, kocamışlar, Timuçine mühlet verdiler. 9 gün 9 gece kutsal ormana gitti, düşündü. Sonra bi gün çıkıp geldi dedi kİ; benim hanım Aybüke olsun isterim.
O bi kurt diye bağırdı bilge babam.Savaçcı bi rahibe. Sizi bildiğimden beri dalaşırsınız. Otağında durmayacak, ocağını harlamayacak!!Kurtlar dedi Temuçin, ilk defa bilgebabamın sözünün üstüne söz söyleyip, "kurtlar kurtlarla çoğalmalı.

    Aybüke,  alaca atıyla geldi,  Temuçin ilk defa atından inip Aybükenin atına bindi. Ormana doğru dörtnala gittiler, Kutsal ötüken ormanına...


      Dokuz ay 10 gün sonra Aybükenin bacakları Arasında Oğ-uz düştü .Düşer düşmez yapıştı toprağa. Gök tengri verdiğini aldı, aldığInı geri verdi.  Aybükenin canı göge uçtu, görünmezlere karıştı. Ağam, atam, gardaşım, garındaşım Temuçin, oğlunu kucağına, almadı. Ay büke!! diye bi boğa gibi, böğürdü kaanlığına aldırmadan, şaman anaya yalvardı, tütsüler yaktırdı ruhuna. Ama Aybüke geri dönmedi, ay yüzünün ışığı soldu. Karanlık, ay yüzünü kapladı. Uzun güzel kirpikleri buğulandı, kapandı.
     Akbaşlılar  onun için yuvarlak, derin bi kurgan kazdılar, etrafını balçıkla sıvadılar, burası artık onun yurdudur dediler. Ağam, atam, gardaşım garındaşm Timuçine dediler kİ, Aybükeyi bize ver, onu oklarıyla, hançeriyle, kutsal mavi taşıyla gömeceğiz.  Üzerini, küçük bi otağ yapıp örteceğiz. Onu toprağa verip, ruhunu yücelteceğiz.
Ağam, atam, gardaşım, garındaşım, Temuçin, Aybükenin ruhsuz bedenini
 vermedi. Akbaşlılar, kocamışlar uludu. Yine de fayda etmedi.
Kırkıncı günün sonunda,  cansız Aybükeyi atının üzerine atıp,  Guz-hana  doğru dörtnala gitti. Uzun allı, samur, saçları atının yelesine karıştı.Bi şahin oldum gördüm bi kuzgun oldum gördüm ...

 Guz-han, dağların en yücesi.Dokuz rüzgarın efendisi.  Üzerimize soğuk üflediğinde, ruhlarımızı bile dondurur. Eteklerine varıp, güneşe doğru tırmandı. sonra durdu. Atından indi,  otağ şeklinde derin bi kaya vardı. Bura senin  yurdundur Aybüke dedi, hala işitiyormuş gibi konuştu onla.Kayanın içini  iyice kazdı. Yatırdı onu oraya.
Tuğunu sivri şapkasına taktı, oklarıyla, kutsal haçerini ve kutsal mavi taşını yanına koydu. Üzerini karlarla kapladı sonra. Karlar eridi. Çukur su doldu. Guz-han soğuğunda üfleyince su, buza döndü. Dün suydu, bu gün buz oldu. Dün canlıydı bu gün ruh oldu.
.Buz ona sonsuz hayat getiridi. Ağam atam gardşım garındaşım temuçin ne zaman ortalardan, kayboşsa, Guz- hana gitti bilirim. Aybükeyle konuşuyor.Ay büke ona  bakıyor, yedi kat buzun altında, huzur içinde gülümsüyor, sonsuzlaşıyor

Zamanın perdesini aralayıp baktım onlara....

 Zaman kayıyor.
Kayıyorum zamanda...

M-S 1979 da duruyor. Buldum diye bağıyor bi adam,  ortaasyanın bozkırındaki,  kurgana atlayıp;  sonunda seni buldum! "LOLAN GÜZELİ"! 3800 yıl sonra seni buldum!




Hamiş: 1979 yılında arkeologlar   tarafından taklamakan çölünün kumları arasında "lolan güzeli" adı verilen  ve bir Türk prensesine ait olduğu tahmin edilen, 3800 yıllık bi kadın cesedi bulunmuştur.