Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

26 Ocak 2015 Pazartesi

MAVİ KURT -sığır yılı-



Türk göçüyor...KARA-SU

   Sonra kapkara bi boşluk, kapladı bozkırı,  biz yürüdük. Atalarımızın, ruhları üstümüzde uçuyorlar, kurtların sonsuz uğultusu kulaklarımızda,  doru atlarımızla dörtnala koşuyorlar. Biz güneşin peşinde,  onlar bizim peşimizde...Kağnılar, ağır ağır, çoçuklarla, köpeklerle, otağlarla, yürüyor. Türk göçüyor, zaman göçüyor, kurtlar yeni ormanını arıyor...yeni kutsal ötükenini...,

  Zamanda bi vakit,

Bilge atam Tonyukuk, rüzgarla geldi, o haşin, yıkan, yok eden rüzgarla,  fısıldadı kulağıma;

    Mavi kurt dedi. Hafıza pınarının suyundan içtin;  sarı ırmağın suyunda yıkanmak gibi, anlatır sana yaşayıp ölenleri, sonra durur, dersin ki; şimdi ben nerdeyim,  yerde miyim gökte miyim, gelecek mi geçmişte miyim?
   Ruhun bi kurdun içinde, kah bi şahinin gözlerinde, kah sarı ırmağın suyunda, öylece dolaşıyor, akmıyor, kendini tekrarlıyor, dönüyor yuvarlaklaşıyor, baş son oluyor, son başa dönüyor, gelecek geçmişe, geçmiş geleceğe karışıyor. Zaman dörtnala koşuyor!!

 zaman kayıyor...

 kaydı zaman m-s 11. yüzyılda durdu yer- Maveraünnehir-

     Ötüken ormanını hiç görmeden, büyüdü, oğlanlarımız, kızlarımız. Bilmişler, görmüşler, yaşamışlar gibi üfledik kulaklarına,  uzaklarda kalan vatanımızı. Orman perilerinin dolaştığı  göllerden, ırmaklardan, masallar yaptık, sonra masalları ağaçlara anlattık, onlar rüzgarlara, rüzgarlar  insanlara, böyle sonsuzlaştık zamanda...

      Sonra birden, zaman durdu.Oba durdu. Güneş, kapkara bi suyun arkasına saklandı. Karanlık, uçsuz bucaksız, sonu başı belli olmayan bi su!  Coşkunla, öfkeyle, köpürdü akıyor. Kağnılarımız durdu, köpeklerimiz, atlarımız, geyiklerimiz, ala koyunlarımız, her şey durdu.
 Ağam, atam, gardaşım, garındaşım Temuçin dedi kİ,  toplanın beğlerim, kocamışlarım, şamanlarım, kadınlarım, kızlarım, kamlarım,

 Kara-su yu geçmenin yolunu bilen var mıdır?

Cevap verdi sessizlik!

    Kara suya bakıp, kara kara düşündük. Kırk gün kırk gece düşündük.  Koyun yılının üçüncü ayında, bolluk bereketli o kutsal yılda, gecenin gündüzü yakaladığı,  toprak ananın  renk verdiği,  bozkırın yeşerdiği, o şenlikli,  o ulu günde, Camoka  söz aldı dedi kİ;

Kara suyu geçmenin bi yolunu bilirim.
Kocamışlar, aksaçlılar, sessizliği bozup, uğuldadılar, bastonlarını yere vurdular!

- O bi köle, o bi Moğol kurdu; düşmanın canda kalan tek oğlu. Söylediğine itibar etmeyelim. Bizi suya sokup, ölüme götürecek, Türkün soyunu kurutup adını  yok edecek!

O vakit söz aldım dedim kİ;

-Ben mavi kurt; şamanın canda kalan tek kızı; Moğol kurdunun sözü, benim sözümdür. Ataları, çadırlarımızı yağmalayıp, koyunlarımızı boğazladı, doğrudur .Ama atam, bilge babam, öfkesini alıp da gök katına çıkmadı mı? Moğolun, canını alıp, çadırlarını yakmadı mı? O vakit,  beşiğinde ağlayan Camokanın canını almadı, onu atının terkisine atıp, kutsal anama bağışladı. Adsızken Dedem Korkut ona, bi ad verdi. Ona Camoka dedi. Oktan hızlı...

 Camoka adını nasıl aldı?

O vakit geçmişe bakıp dedim kİ,

   O uğursuz pars yılından biriydi,   doğumumun, üstünden 12 bahar geçmişti, bozkırda koşuyorduk. Vahşi atlara kement atıp, yakalıyorduk.  Al tayların peşinden kara ormana daldık, güneş batana kadar, kovaladık onları, bilmedik, bilemedik, bilge babamın öğütlerini unuttuk,  güneş gitti, karanlık ormanda kaldık;  uğursuz bay-kuşun sesini duyduk. Kurtlar kokuyu aldı; sardılar etrafımızı, geyiğim ürktü, aniden çömeldi, boynuzlarından düştüm. O vakit Camoka çıkarıp gömleğini, çakmak taşıyla yaktı. Ateş uğur getirdi. Kutsal ateş, kurdu korkuttu. Dağıttı sürüyü, uğursuz bay-kuşun sesi kesildi.
 Bilge babam kağan babam dedi kİ,
 Moğol kurdu, sana yiğitler gibi bi ad verilsin.Sana yiğitler gibi bi at verilsin.  Adını ve atını al;  İstersen Moğola  dönebilirisin.İstersen bizimle kalabilirsin.

Böyle böyle anlattım sonra döndüm şu ana;

O vakit ağam, atam, gardaşım, garındaşım Temuçin dedi kİ;

 Söylenenleri işittin Camoka;  Bunca can,  senden sorulur artık. Kara-suyu geçmenin yolunu söyle bize.

Camoka söz aldı dedi ki,

      Bozkır benim evimdir,  başka ata bilmem ben,  kutsal ağaç gölgesi bana ana kucağı, yıldırımlardan korkmam, bana gecede ışık, karasuyu geçeriz lakin;  çalışmak gerek.
   Camokanın peşinden hemen ,ormana daldık;  kutsal kayın ağaçlarından kestik, gece gündüz demedik.Şamanlar dua etti, gök Tengri yardım etti. Ağaçların dallarını budadık. Sonra sarmaşık ipleriyle bağladık biribirine. Camoka dedi kİ, Şimdi salalım suya, buna SAL denir.  Beş yiğit sağ tarafta beş yiğit sol tarafta büyük kürekler yapıp, yön vereceğiz sala.

   Önce bizi saldılar o büyük kara-suya. Kara-su, böğürdü, köpürerek çağladı. Suyun dilini bilip ben de ona dedim kİ; bizden güçlüsün kesin; ama akıllı değil:)

    Kara-suyun üstünde, kağnılar yürüyor. Karasuyun üstünden,  kocamışlar, akbaşlılar, çoluk, çocuk, öküzlerimiz, koyunlarımız, geyiklerimiz, kızlarımız, kızanlarımız,  yürüyor....

Zamanın perdesini aralayıp baktım onlara...


Ve Güneşin peşinden koştuk, bi yüzyıl daha...

Arkası yarın, belki yarında da yakın:))
Ey Türk!  üstte, mavi gök çökmedikçe,  altta yağız yer delinmedikçe, töreni, yöreni kim bozabilir!

18 Ocak 2015 Pazar

MaVi KuRT-PARS YILI -


 AYBÜKEnin GÖĞE uçuşu

 Zaman dört nala koşuyor...
Kah bi şahin oluyorum, kah bi kuzgun, kah mavi bi kurt, kah bi uğursuz rüzgar,  kah ışıktan hızlı bi ses, kah bilinmedik nefes, kayıyorum zamanda...

Kaydı zaman, M-S-10. yüzyılda durdu-yer ötüken ormanı-

       Aybüke; Ay-hanın prensesi, ağam, atam, gardaşım Temuçinin hanı;  hanımı, yoldaşı. Yokluğunda yurdun korucususu, tuğun sahibi.Tahtının, bahtının, gönlünün, sol tarafı.
       Anasının bacakları arasında düştüğünde pars yılıydı. Geceydi, yiğitler otağın etrafını sardılar. Otağın içine bi kazık koydular. Kazığa ipler bağladılar.İplere tuttunup ayakta kaldı kadın. Ayın kutsal ışında doğdu Aybüke.Şaman ana bağırdı  bu bi kız. Savaşcı bi rahibe !Kocamanlar, akbaşlılar uludu. Pars yılında doğan kızlar huysuz olurmuş, başeğmez, söz dinlemez,  bi pars gibi asi olurmuş.
Bacaklarından tutup iki yana salladı, rahibe ana onu. Ay bebe uğuldadı, çırladı.
Anasının memesine dadandı. 6 sında at sürdü,  ok attı, ava çıktı.

Kaydı zaman oğlak ayının 21.gününde  durdu.

       Oğlak ayının en güzel, en güneşli gününde, al taylar sıralandı bozkırda. Şamanlar tütsülerini yaktı,  çıngıraklarını çınlattı .Kazanlarla et pişirilip dağıtıldı, kımız su gibi aktı. O ulu gün gelip çattı.
  Sığır yılının üçüncü ayının 21 . gecesinde, gündüzün geceyi yakaladığı o ulu günde,  Gök Tengri, oğlakları yavrulattı, bereketi, yeniden yeşertti. Kızlar oğlanlar, genç tayların, üzerlerinde bozkırda sıralandı. Kutsal ateş, okunu göğe fırlattı. Yarış başladı. Aybüke, alaca atını bi yıldırım gibi sürdü. Ağam, atam, hakanım Temuçini, geride bıraktı, hepimizi geride bıraktı. Timuçin öfkelendi; öfkesinden al atını tekmeledi. Kocamışlar akbaşlılar ayıpladılar onu. Kağan babam, bilge babam, onu yanına çağırdı, azarladı. Sen kİ; benim varisim, sen ki; canım göğe uçunca, bu halkın kağanı olacaksın, kutsal atamız, Kültiğinin kutsal yazılarını, öğütlerini aklından çıkarma. Ey Türk eşitlikten ayrılma!!  Sizi eşit güçlü atlara bindirdim, eşit yerlere kondurdum. Ama sen kaybettin ! Şimdi toyunu başından çıkar ve Aybükenin başına tak. Çünkü onun hakkı. Han olsan da,hakan olsan da, Acunun hakimi olsan da, unutma!Sakın unutma.!
 Ey Türk adaletten ayrılma!

     Üçümüz uçsuz, bucaksız, sonsuz bozkırda, alaca tayların üstünde, öylece durduk. Şaman ana, dualarını üzerimize üfledi. davullar vuruldu.Ateşler yakıldı.
Kağan babam;  Timuçin ağam, atam gardaşımın, başından, tuğunu çıkarıp Aybükenin başına taktı .Tuğu başına geçirip, obayı selamladı Ay büke. Timuçinin kulağına fısıldadı. Tuğu benden hiç bi zamana alamazsın Temuçin. O artık benim. Bi kurt oldum işittim.Bi kuzgun oldum gördüm.Timuçin öfkeden deliye döndü;  al atını kutsal ormana sürdü.

Aybüke büyüdü, yeşil çayırlar gibi yeşillendi, Ay gibi ışıldadı

 Zaman göçtü, çok zaman göçtü, altaylarımız büyüdü, bozkırımız hala bereketli ve yeşil idi.

      Kağan babam, yaşı olgunlaşınca, atam, gardaşım, garındaşım Temuçine dedi ki, ey oğul, benim kutsal canım göğe uçunca, Türk'ün Kaanı, sen olacaksın. Senden sonra, bi sen yaratmanın vaktidir. Kendine bi han seç, kendine bi hanım seç. Biz, kocamış akbaşlılar, Banuçiçek senin için uygundur deriz. Yün eğerir,  otağını, ocağını sıcak tutar, ateşini harlar, soyunu uzatır. çoğaltıR. O bozkırın kutsal çiçeği. Onun da rızası vardır.

      Ve Timuçin durdu, sustu, mühlet istedi.Akbaşlılar, kocamışlar, Timuçine mühlet verdiler. 9 gün 9 gece kutsal ormana gitti, düşündü. Sonra bi gün çıkıp geldi dedi kİ; benim hanım Aybüke olsun isterim.
O bi kurt diye bağırdı bilge babam.Savaçcı bi rahibe. Sizi bildiğimden beri dalaşırsınız. Otağında durmayacak, ocağını harlamayacak!!Kurtlar dedi Temuçin, ilk defa bilgebabamın sözünün üstüne söz söyleyip, "kurtlar kurtlarla çoğalmalı.

    Aybüke,  alaca atıyla geldi,  Temuçin ilk defa atından inip Aybükenin atına bindi. Ormana doğru dörtnala gittiler, Kutsal ötüken ormanına...


      Dokuz ay 10 gün sonra Aybükenin bacakları Arasında Oğ-uz düştü .Düşer düşmez yapıştı toprağa. Gök tengri verdiğini aldı, aldığInı geri verdi.  Aybükenin canı göge uçtu, görünmezlere karıştı. Ağam, atam, gardaşım, garındaşım Temuçin, oğlunu kucağına, almadı. Ay büke!! diye bi boğa gibi, böğürdü kaanlığına aldırmadan, şaman anaya yalvardı, tütsüler yaktırdı ruhuna. Ama Aybüke geri dönmedi, ay yüzünün ışığı soldu. Karanlık, ay yüzünü kapladı. Uzun güzel kirpikleri buğulandı, kapandı.
     Akbaşlılar  onun için yuvarlak, derin bi kurgan kazdılar, etrafını balçıkla sıvadılar, burası artık onun yurdudur dediler. Ağam, atam, gardaşım garındaşm Timuçine dediler kİ, Aybükeyi bize ver, onu oklarıyla, hançeriyle, kutsal mavi taşıyla gömeceğiz.  Üzerini, küçük bi otağ yapıp örteceğiz. Onu toprağa verip, ruhunu yücelteceğiz.
Ağam, atam, gardaşım, garındaşım, Temuçin, Aybükenin ruhsuz bedenini
 vermedi. Akbaşlılar, kocamışlar uludu. Yine de fayda etmedi.
Kırkıncı günün sonunda, atının üzerine alıp ruhsuz Aybükeyi, atını, Guz-hana  doğru sürdü. Uzun koyun saçları atının yelesine karıştı.Bi şahin oldum gördüm bi kuzgun oldum gördüm ...

 Guz-han, dağların en yücesi. Üzerimize soğuk üflediğinde, ruhlarımız bile dondurur. Eteklerine varıp, güneşe doğru tırmandı. sonra durdu. Atından indi,  otağ şeklinde derin bi kaya vardı. Bura senin  yurdudur Aybüke dedi, hala duyuyormuş gibi konuştu onla.Kayanın içini  iyice kazdı. Yatırdı onu oraya.
Tuğunu saçına taktı, sivri şapkasıyla, oklarıyla, kutsal haçerini ve kutsal mavi taşını yanına koydu. Üzerini karlarla kapladı sonra. Karlar eridi. Çukur su doldu. Guz-han soğuğunda üfleyince su, buza döndü. Dün suydu, bu gün buz oldu. Dün canlıydı bu gün ruh oldu.
.Buz ona sonsuz hayat getiridi. Ağam atam gardşım garındaşım temuçin ne zaman ortalardan, kayboşsa, Guz- hana gitti bilirim. Aybükeyle konuşuyor.Ay büke ona  bakıyor, yedi kat buzun altında, huzur içinde gülümsüyor, sonsuzlaşıyor

Zamanın perdesini aralayıp baktım onlara....

 Zaman kayıyor.
Kayıyorum zamanda...

M-S 1979 da duruyor. Buldum diye bağıyor bi adam,  ortaasyanın bozkırındaki,  kurgana atlayıp;  sonunda seni buldum! "LOLAN GÜZELİ"! 3800 yıl sonra seni buldum!




Hamiş: 1979 yılında arkeologlar   tarafından taklamakan çölünün kumları arasında "lolan güzeli" adı verilen 3800 yıllık bi kadın cesedi keşfedilmiştir.



16 Ocak 2015 Cuma

MAvi KuRt-sıçan yılı-


TÜRK GöÇerKen...

       Ben Gökbörü;  Ukok'un prensesi...mavikurt diyorlar bana, gözlerim göktanrının gözleri, saçlarım siyah aygır yelesi; şamanın ruhu, canda kalan tek kızı,  rüzgarın hışırtısı, kurdun ulu sesi...
 Ayın gölgesi  dünyaya düştüğünde,  ışığın çığlığıyla doğdum. Beni doğuranın, ruhu göğe uçmadan,  bacaklarını yarıp çıktım; onu gördüm,   bacakları arasında kana bulanmış beni gördüm, bi şahin oldum gördüm; bi kurt oldum gördüm,  Hafıza pınarından  kana kana içtim,  yıkandım;  bi devenin hörgücüne doldurur gibi, beynime doldurdum, anı, zamanı.
      Bilge babam, kaan babam göğe uçtuğunda, köpek yılın ondördüncü gecesi, doğumumun üstünden 14 bahar geçti. Gök tengri verdiğini aldı;  aldığını geri verdi, aybükenin bacaklar arasından oğ-uz düştü. Düşer düşmez yapıştı toprağa...
 Sonrası boşluk;  kayıyorum zamanda, geçmişe gidip, geleceğe dönüyorum. Zaman bi ok değil derdi bilge babam, sadece geçmiş ve gelecek yok, zaman bi yay, bizi fırlatıyor; doğu-zamanı,  batı-zamanı,  güney-zamanı,  kuzey zamanı.  Zamanda dönüp duran, düşmeyen havada asılı kalan,  ama asıldığı yeri olmayan, boşluğun varlığını inanların kitabıdır bu. Ben onu yazmadan o, beni yazdı.

Kaydı zaman;

m-s- 10. yüzyılda durdu- yer- ötüken ormanı

     Gök tanrı bizi terk etti, dedi ağam, atam hakanım, dualarımızı duymaz, avazlarımızı dinlemez oldu!  Orhun ve selenganin boylarında, maymun yılı bitene kadar yağdı,  yağmur;  sonra aniden  kesildi, yılan yılı bitene kadar bi sarı sıcak... bozkır yeşilden, sarıya, sarıdan kuruya döndü. Önce derelerimiz kurudu, çağlamaz oldu, sonra ırmaklar, bozkurtta koşan vahşi aygırlar...otlaklar yok olunca,  onlarda yok oldu; gözleri büyüdü kocaman oldu, . Ağam, atam, garıdaşım,  avdan elleri boş döndü. Öküzlerimizi kesip yedik sonra atlarımızı sonra köpeklerimizi... Ocağımız söndü. Dumanımız tütmez oldu. Bozkır bi daha yeşillenmedi, gök tanrı bize lanetledi,  kükredi, sonra bi ışık kılıcıyla göğsünü böldü, acı acı böğürdü., sığırlarımız öldü,  sonra atlarmız, kızanlarımız,  kızlarımız, oğullarımız,  yetmezmiş gibi, doğuda hain Çin topraklarımıza
uçsuz bucaksız  sonsuz, taştan bir duvar ördü !!
Dağ-hana adak adadık, obanın yiğit oğlan kızlarından gönderdik. Sarı-hanın oğlu buray, şamanın kızı ayçe, parsın kızı, aybüke, biz gideriz dağ-hana dediler yetmedi;  köpek yılı bitti, yılan yılı döndü ama onlar dönmediler;,üstüne üstlük,  guz-han üzerimize, soğundan üfledi! Soğuk, tavşan yılıyla geldi beyaz ölüm getirdi. Beyaz ölüm, ruhlarımızı bile öldürdü.

O vakit, hanımız,  hakanımız, atam, gardaşım, garındaşım, temuçun dedi kİ;

Gök tanrı ağıtlarımızı duymadı! tütsülerimiz koklamadı! Kurdun gölgesi ayda çıkmadı!
oğullarımız, kadınlarımız , analarımız, atalarımız toplanın; güneşin peşinden gitme vaktidir!
Bizi yeşil bozkırlara bolluk topraklara götürecek.
 Sonra toplandık, otağlarımızı, atlarımızi , ökzülerimizi varımıızı, yoğumuzu kağnılara yükledik. Güneşin peşinde takıldık yürdük, atalarımızı, ölülerimizi, kutsal ormanda, ötükende, orhunun selengenin kenarlarında,  bıraktık.Ruhları kırkgün kırkgece peşimizden koştular, sonra yorulup,  önce rüyalarımızdan, sonra zihinlerimizden uçtular. Biz yol aldık;  güneş gitti, güneş gitti, biz yol aldık, bi yüzyıl, bi yüzyıl daha, yol da öldük çoğaldık, yol evimiz oldu, yol kölemiz oldu,
Atam Bilge Kaan, atam Kültiginin, atam Tonyukuk'un, yazıtlarını bıraktık ama öğütlerini kulaklarımıza küpe diye taktık.  Oğullarımızın, kızlarımızın, doğar doğmaz  3 defa, kulaklarına üfledik.
Könilik(adalet),
Ey Türk adaletten ayrılma!
Uzluk(iyilik, faydalık)
Ey Türk, iyilikten ayrılma!
Tüzlük(eşitlik)
Ey Türk eşitlikten ayrılma!
Kişikik(insanlık)
Ey Türk!  üstte, mavi gök çökmedikçe,  altta yağız yer delinmedikçe, töreni, yöreni kim bozabilir!



Arkası yarın;  belki yarından da yakın:))))


10 Ocak 2015 Cumartesi

dinime SALDIRMA safsatası:)bu bi saldırı değil, bu bi savunma...


HoşGÖRÜSÜZ din: ŞeRİat

    Toplum, basit bi devredir aslında. Toplumun sigortalarıysa, gazetciler, yazarlar  ve sanatcılardır. Toplumun eksik, feci, hatalı yanlarını görüp, koşup halka haber veren, en basit şekilde anlatan, çizerler, yazarlar, güldürücüler.... Çünkü halk basittir, sürekli karmaşadan, uzun cümlelerden, kalın kitaplardan hoşlanmaz,
 o zaman onlara, kısa, net, bir şekilde sorunun varlığından bahseden, çözümler üreten ve tüm bu karmaşayı, onları gülümseterek anlatanlar, işte onlarrr.... hım... işte ben onlara toplum korucuları diyorum:)) Bi nevi dünyanın ışık kalkanları:))
      Bir toplumda gazeteciler, sanatcılar tutuklanıyorsa, çizerler öldürülüyorsa, bilin kİ; o toplum korumasız sigortasız kalmıştır. Çünkü sigortalar yangının çıkmasını önceden haber vermek için kendilerini yakıp,  sistemi kapatırlar. Gazeteciler tutuklanmaya başladığında, sanatçılar kurşunlanmaya, işte o vakit, korumasız kalan toplumlar ilk kıvılcımda yanmaya mahkumdur.Maalesef:(
   Son demlerde, komünizmin çöküşyle birlikte ayyuka çıkan dinciler, "dini özgürlük" kavramı altında her türlü sapkınlığı yapabileceklerine inanıyorlar. Allah vardır diyen bi müslüman ifade özgürlüğünü rahatça kullanırken,  "allah yoktur diyerek;  aynı düşüncenin tersini iddia eden biri, "inanca hakaretten"  yargılanabiliyor.
8 yaşındaki küçük kızını, dişi statüsünde sayıp, saç telinin diğer er kişi müslümanları, tahrik edeceği inancını taşıyan  pedofili ana-babaya, "inanç özgürlüğü ve hoşgörü"  kavramları altında bu haklar tanınıyor.
Kafasına çöp poşeti geçirilmiş kadınlarla, sokaklarda dolaşan arap müslümanın, ( peçeli kadınların yemek yerken,  çektikleri işkenceye gülenler olduğu gibi ağlayanlarda var elbette.) kadına yaptığı bu zulum "inanç özgürlüğü kapsamında" görmezden geliniyor.
Bu insanlık dışı davranışların "yanlış olduğunu ifade ettiğimizde; "dinime inançlarıma saygı yok mu!!! çığlıkları, ayyuka çıkıyor. YANLIŞ YÜKSEK SESLE VE SÜREKLİ SÖYLENDİĞİNDE DOĞRU OLARAK KABUL GÖRÜYOR.
    İslamı yaşanabilir bi din ve yaşayış biçimi haline getiren cumhuriyet Türkiyesi de, temellerinden sallanıyor. Cumhuriyet müslümanları, islamı, monogamiye dayalı, kadın erkek eşitliği üzerine kurulu bi din olarak algılıyor.Türker islamın portestanlarıdır net:),
Ama arap müslüman, peşinde, kafalarına çöp poşeti geçirilmiş, 4 karısıyla çıkıp geliyor. Bide petrol zengini olunca tabİ; para ben de, ben ne dersem doğru odur, felsefesini yayıyor. Serbest piyasacılar;  lan!! bana ne, zulumden, eşitlikten, haktan falan;  ben onu bunu bilmem paramı bilirim!!! replikleriyle ceplerini dolduruyor bu arada.
Velhasıl;
  Şeriat, korkunç yüzüyle dünyayı tehdit ediyor, sonuç olarak Şeytan ayetlerinin yazarı; Salman Rüştü, yıllarca kaçma ve saklanmalarından usanıp,  hakkındaki öldürülme fermanını, iran cumhurbaşkanına bi özür mektubu yazarak, bertarafetmiş ve  hayatta kalmıştır.
O vakit Galilo zamanın perdesini aralayıp daldı yazıma; katolik kilisesi onu ölümle yargılayıca hımm.. dünya dönmüyo da olabiir demiş yaa...:))ha ha...çok hoş.)
Velhasıl;
Muhammedin sallama kitabına, herkes inanmak zorunda,   isteyerek ya da zorla, tehditle, şantajla.
AV BAŞLADI  ....ay çok feci.)))

Dinime neden saldırıyorsun kadın!!!?
Küçük bi kızken bana saldırdı çünkü; hımm..şimdi büyüdüm, gelsene...

4 Ocak 2015 Pazar

SisTem ve köPEKleşmEnin taRİhi:))

    Prens Andreyi bilir msiniz? O bi insancık. Tolstoy'un "savaş ve barış" kutsal kitabından fırlayıp, oturdu
masama:) Kibri ve zekasıyla, kılçını çektiği gibi nasıl da daldı savaşa!! Kazanabilirdi, inanıyordu, yapabilirdi! yeterince, hırsı, öfkesi ve yüreeğinde zor zamanlar için biriktirdiği, bi tutam vatanseverliği de mevcuttu. Sonra bi gün, tam savaşın ortasında, onca kılıç darbesinden sonra, aniden durdu , durdu ve anladı, bi asker, bi savaşın, bi toplumun kaderni nasıl değiştebilirdi dedi.  Kanun, düzen, intizam evet diye bağırdı "sistem"  !!!
  Geri döndü ve kanun yapıcı olmaya karar verdi.)okunası kitap!okumayan kalmasın; SAVAŞ VE BARIŞ:)

Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne?

     Deniz yıldızı hikayesini bilir misin  küçük kız dedi, kitap yazıcılarından biri. Zamanın birinde, sahilde yaşayan bi adam varmış,  kıyıya vuran deniz yıldızlarını toplayıp, durmaksızın denize atıyormuş.Ne yapıyorsunuz demiş, diğerleri gülerek ona? Neyi değiştirebilirsiniz ki? Adam durmuş, eline aldığı deniz yıldızını, denize fırlatırken bağırmış, "işte bunun için çok şey değiştirdim!!!
   Ne hoş hikaye dedi anabelli büyük ceylan gözlerini açıp, "ben bi deniz yıldızı kurtarıcısı olcağım" evet bunu yapacağım!!!!  ha ha..çok hoş.

  Deniz yıldızlarını, denize atmaktan neden  vazgeçtin Anabelli? Ölüyorlar ve sen öylece bakıyorsun!.

-Artık inanmıyor musun, hayatlarını değiştireceğine, vaz mı geçtin?

-cıkss...dedi Anabelli; bu hikaye de eksik bi şey var, evet, denize bakıyorum-
-kaç yıldır
-20 yıldır
-Neden peki?
-Neden kıyıya vuruyorlar, bunun bi nedeni olamalı? İşte bütün mesele bu. bunu bulursam, neden olduğunu bulursam....
Sonra durdu evet buldum diye bağırdı! dalga kıran bi dalga kıran yapmalıyım! net!

ve sistem dedi o kibirli prens Andre gibi; sistem!!!!

  Küçük kızların rahimleri açıp ağızlarını kapattı, bu yüzden kıyıya vuruyorlar bu yüzden sokak ortasında kurşunlanıyorlar! Artık deniz yıldızı toplamayı  bıraktım. Sisteme bakıyorum.
Sistem seni yeniden yazacğım ve küçük kızların kulaklarına fısıldayacağım.
 Kadınlar istemezse bacakları arasından hiç bi canlı çıkamaz!
Bu bi dalga kıran:)ha ha...çok hoş.)


   Neferteti mazlum halkını selamlar.