Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

18 Ocak 2015 Pazar

MaVi KuRT-PARS YILI -


 AYBÜKEnin GÖĞE uçuşu

 Zaman dört nala koşuyor...
Kah bi şahin oluyorum, kah bi kuzgun, kah mavi bi kurt, kah bi uğursuz rüzgar,  kah ışıktan hızlı bi ses, kah bilinmedik nefes, kayıyorum zamanda...

Kaydı zaman, M-S-10. yüzyılda durdu-yer ötüken ormanı-

       Aybüke; Ay-hanın prensesi, ağam, atam, gardaşım Temuçinin hanı;  hanımı, yoldaşı. Yokluğunda yurdun korucususu, tuğun sahibi.Tahtının, bahtının, gönlünün, sol tarafı.
       Anasının bacakları arasında düştüğünde pars yılıydı. Geceydi, yiğitler otağın etrafını sardılar. Otağın içine bi kazık koydular. Kazığa ipler bağladılar.İplere tuttunup ayakta kaldı kadın. Ayın kutsal ışında doğdu Aybüke.Şaman ana bağırdı  bu bi kız. Savaşcı bi rahibe !Kocamanlar, akbaşlılar uludu. Pars yılında doğan kızlar huysuz olurmuş, başeğmez, söz dinlemez,  bi pars gibi asi olurmuş.
Bacaklarından tutup iki yana salladı, rahibe ana onu. Ay bebe uğuldadı, çırladı.
Anasının memesine dadandı. 6 sında at sürdü,  ok attı, ava çıktı.

Kaydı zaman oğlak ayının 21.gününde  durdu.

       Oğlak ayının en güzel, en güneşli gününde, al taylar sıralandı bozkırda. Şamanlar tütsülerini yaktı,  çıngıraklarını çınlattı .Kazanlarla et pişirilip dağıtıldı, kımız su gibi aktı. O ulu gün gelip çattı.
  Sığır yılının üçüncü ayının 21 . gecesinde, gündüzün geceyi yakaladığı o ulu günde,  Gök Tengri, oğlakları yavrulattı, bereketi, yeniden yeşertti. Kızlar oğlanlar, genç tayların, üzerlerinde bozkırda sıralandı. Kutsal ateş, okunu göğe fırlattı. Yarış başladı. Aybüke, alaca atını bi yıldırım gibi sürdü. Ağam, atam, hakanım Temuçini, geride bıraktı, hepimizi geride bıraktı. Timuçin öfkelendi; öfkesinden al atını tekmeledi. Kocamışlar akbaşlılar ayıpladılar onu. Kağan babam, bilge babam, onu yanına çağırdı, azarladı. Sen kİ; benim varisim, sen ki; canım göğe uçunca, bu halkın kağanı olacaksın, kutsal atamız, Kültiğinin kutsal yazılarını, öğütlerini aklından çıkarma. Ey Türk eşitlikten ayrılma!!  Sizi eşit güçlü atlara bindirdim, eşit yerlere kondurdum. Ama sen kaybettin ! Şimdi toyunu başından çıkar ve Aybükenin başına tak. Çünkü onun hakkı. Han olsan da,hakan olsan da, Acunun hakimi olsan da, unutma!Sakın unutma.!
 Ey Türk adaletten ayrılma!

     Üçümüz uçsuz, bucaksız, sonsuz bozkırda, alaca tayların üstünde, öylece durduk. Şaman ana, dualarını üzerimize üfledi. davullar vuruldu.Ateşler yakıldı.
Kağan babam;  Timuçin ağam, atam gardaşımın, başından, tuğunu çıkarıp Aybükenin başına taktı .Tuğu başına geçirip, obayı selamladı Ay büke. Timuçinin kulağına fısıldadı. Tuğu benden hiç bi zamana alamazsın Temuçin. O artık benim. Bi kurt oldum işittim.Bi kuzgun oldum gördüm.Timuçin öfkeden deliye döndü;  al atını kutsal ormana sürdü.

Aybüke büyüdü, yeşil çayırlar gibi yeşillendi, Ay gibi ışıldadı

 Zaman göçtü, çok zaman göçtü, altaylarımız büyüdü, bozkırımız hala bereketli ve yeşil idi.

      Kağan babam, yaşı olgunlaşınca, atam, gardaşım, garındaşım Temuçine dedi ki, ey oğul, benim kutsal canım göğe uçunca, Türk'ün Kaanı, sen olacaksın. Senden sonra, bi sen yaratmanın vaktidir. Kendine bi han seç, kendine bi hanım seç. Biz, kocamış akbaşlılar, Banuçiçek senin için uygundur deriz. Yün eğerir,  otağını, ocağını sıcak tutar, ateşini harlar, soyunu uzatır. çoğaltıR. O bozkırın kutsal çiçeği. Onun da rızası vardır.

      Ve Timuçin durdu, sustu, mühlet istedi.Akbaşlılar, kocamışlar, Timuçine mühlet verdiler. 9 gün 9 gece kutsal ormana gitti, düşündü. Sonra bi gün çıkıp geldi dedi kİ; benim hanım Aybüke olsun isterim.
O bi kurt diye bağırdı bilge babam.Savaçcı bi rahibe. Sizi bildiğimden beri dalaşırsınız. Otağında durmayacak, ocağını harlamayacak!!Kurtlar dedi Temuçin, ilk defa bilgebabamın sözünün üstüne söz söyleyip, "kurtlar kurtlarla çoğalmalı.

    Aybüke,  alaca atıyla geldi,  Temuçin ilk defa atından inip Aybükenin atına bindi. Ormana doğru dörtnala gittiler, Kutsal ötüken ormanına...


      Dokuz ay 10 gün sonra Aybükenin bacakları Arasında Oğ-uz düştü .Düşer düşmez yapıştı toprağa. Gök tengri verdiğini aldı, aldığInı geri verdi.  Aybükenin canı göge uçtu, görünmezlere karıştı. Ağam, atam, gardaşım, garındaşım Temuçin, oğlunu kucağına, almadı. Ay büke!! diye bi boğa gibi, böğürdü kaanlığına aldırmadan, şaman anaya yalvardı, tütsüler yaktırdı ruhuna. Ama Aybüke geri dönmedi, ay yüzünün ışığı soldu. Karanlık, ay yüzünü kapladı. Uzun güzel kirpikleri buğulandı, kapandı.
     Akbaşlılar  onun için yuvarlak, derin bi kurgan kazdılar, etrafını balçıkla sıvadılar, burası artık onun yurdudur dediler. Ağam, atam, gardaşım garındaşm Timuçine dediler kİ, Aybükeyi bize ver, onu oklarıyla, hançeriyle, kutsal mavi taşıyla gömeceğiz.  Üzerini, küçük bi otağ yapıp örteceğiz. Onu toprağa verip, ruhunu yücelteceğiz.
Ağam, atam, gardaşım, garındaşım, Temuçin, Aybükenin ruhsuz bedenini
 vermedi. Akbaşlılar, kocamışlar uludu. Yine de fayda etmedi.
Kırkıncı günün sonunda, atının üzerine alıp ruhsuz Aybükeyi, atını, Guz-hana  doğru sürdü. Uzun koyun saçları atının yelesine karıştı.Bi şahin oldum gördüm bi kuzgun oldum gördüm ...

 Guz-han, dağların en yücesi. Üzerimize soğuk üflediğinde, ruhlarımız bile dondurur. Eteklerine varıp, güneşe doğru tırmandı. sonra durdu. Atından indi,  otağ şeklinde derin bi kaya vardı. Bura senin  yurdudur Aybüke dedi, hala duyuyormuş gibi konuştu onla.Kayanın içini  iyice kazdı. Yatırdı onu oraya.
Tuğunu saçına taktı, sivri şapkasıyla, oklarıyla, kutsal haçerini ve kutsal mavi taşını yanına koydu. Üzerini karlarla kapladı sonra. Karlar eridi. Çukur su doldu. Guz-han soğuğunda üfleyince su, buza döndü. Dün suydu, bu gün buz oldu. Dün canlıydı bu gün ruh oldu.
.Buz ona sonsuz hayat getiridi. Ağam atam gardşım garındaşım temuçin ne zaman ortalardan, kayboşsa, Guz- hana gitti bilirim. Aybükeyle konuşuyor.Ay büke ona  bakıyor, yedi kat buzun altında, huzur içinde gülümsüyor, sonsuzlaşıyor

Zamanın perdesini aralayıp baktım onlara....

 Zaman kayıyor.
Kayıyorum zamanda...

M-S 1979 da duruyor. Buldum diye bağıyor bi adam,  ortaasyanın bozkırındaki,  kurgana atlayıp;  sonunda seni buldum! "LOLAN GÜZELİ"! 3800 yıl sonra seni buldum!




Hamiş: 1979 yılında arkeologlar   tarafından taklamakan çölünün kumları arasında "lolan güzeli" adı verilen 3800 yıllık bi kadın cesedi keşfedilmiştir.



Hiç yorum yok: