Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

26 Ocak 2015 Pazartesi

MAVİ KURT -sığır yılı-



Türk göçüyor...KARA-SU

   Sonra kapkara bi boşluk, kapladı bozkırı,  biz yürüdük. Atalarımızın, ruhları üstümüzde uçuyorlar, kurtların sonsuz uğultusu kulaklarımızda,  doru atlarımızla dörtnala koşuyorlar. Biz güneşin peşinde,  onlar bizim peşimizde...Kağnılar, ağır ağır, çoçuklarla, köpeklerle, otağlarla, yürüyor. Türk göçüyor, zaman göçüyor, kurtlar yeni ormanını arıyor...yeni kutsal ötükenini...,

  Zamanda bi vakit,

Bilge atam Tonyukuk, rüzgarla geldi, o haşin, yıkan, yok eden rüzgarla,  fısıldadı kulağıma;

    Mavi kurt dedi. Hafıza pınarının suyundan içtin;  sarı ırmağın suyunda yıkanmak gibi, anlatır sana yaşayıp ölenleri, sonra durur, dersin ki; şimdi ben nerdeyim,  yerde miyim gökte miyim, gelecek mi geçmişte miyim?
   Ruhun bi kurdun içinde, kah bi şahinin gözlerinde, kah sarı ırmağın suyunda, öylece dolaşıyor, akmıyor, kendini tekrarlıyor, dönüyor yuvarlaklaşıyor, baş son oluyor, son başa dönüyor, gelecek geçmişe, geçmiş geleceğe karışıyor. Zaman dörtnala koşuyor!!

 zaman kayıyor...

 kaydı zaman m-s 11. yüzyılda durdu yer- Maveraünnehir-

     Ötüken ormanını hiç görmeden, büyüdü, oğlanlarımız, kızlarımız. Bilmişler, görmüşler, yaşamışlar gibi üfledik kulaklarına,  uzaklarda kalan vatanımızı. Orman perilerinin dolaştığı  göllerden, ırmaklardan, masallar yaptık, sonra masalları ağaçlara anlattık, onlar rüzgarlara, rüzgarlar  insanlara, böyle sonsuzlaştık zamanda...

      Sonra birden, zaman durdu.Oba durdu. Güneş, kapkara bi suyun arkasına saklandı. Karanlık, uçsuz bucaksız, sonu başı belli olmayan bi su!  Coşkunla, öfkeyle, köpürdü akıyor. Kağnılarımız durdu, köpeklerimiz, atlarımız, geyiklerimiz, ala koyunlarımız, her şey durdu.
 Ağam, atam, gardaşım, garındaşım Temuçin dedi kİ,  toplanın beğlerim, kocamışlarım, şamanlarım, kadınlarım, kızlarım, kamlarım,

 Kara-su yu geçmenin yolunu bilen var mıdır?

Cevap verdi sessizlik!

    Kara suya bakıp, kara kara düşündük. Kırk gün kırk gece düşündük.  Koyun yılının üçüncü ayında, bolluk bereketli o kutsal yılda, gecenin gündüzü yakaladığı,  toprak ananın  renk verdiği,  bozkırın yeşerdiği, o şenlikli,  o ulu günde, Camoka  söz aldı dedi kİ;

Kara suyu geçmenin bi yolunu bilirim.
Kocamışlar, aksaçlılar, sessizliği bozup, uğuldadılar, bastonlarını yere vurdular!

- O bi köle, o bi Moğol kurdu; düşmanın canda kalan tek oğlu. Söylediğine itibar etmeyelim. Bizi suya sokup, ölüme götürecek, Türkün soyunu kurutup adını  yok edecek!

O vakit söz aldım dedim kİ;

-Ben mavi kurt; şamanın canda kalan tek kızı; Moğol kurdunun sözü, benim sözümdür. Ataları, çadırlarımızı yağmalayıp, koyunlarımızı boğazladı, doğrudur .Ama atam, bilge babam, öfkesini alıp da gök katına çıkmadı mı? Moğolun, canını alıp, çadırlarını yakmadı mı? O vakit,  beşiğinde ağlayan Camokanın canını almadı, onu atının terkisine atıp, kutsal anama bağışladı. Adsızken Dedem Korkut ona, bi ad verdi. Ona Camoka dedi. Oktan hızlı...

 Camoka adını nasıl aldı?

O vakit geçmişe bakıp dedim kİ,

   O uğursuz pars yılından biriydi,   doğumumun, üstünden 12 bahar geçmişti, bozkırda koşuyorduk. Vahşi atlara kement atıp, yakalıyorduk.  Al tayların peşinden kara ormana daldık, güneş batana kadar, kovaladık onları, bilmedik, bilemedik, bilge babamın öğütlerini unuttuk,  güneş gitti, karanlık ormanda kaldık;  uğursuz bay-kuşun sesini duyduk. Kurtlar kokuyu aldı; sardılar etrafımızı, geyiğim ürktü, aniden çömeldi, boynuzlarından düştüm. O vakit Camoka çıkarıp gömleğini, çakmak taşıyla yaktı. Ateş uğur getirdi. Kutsal ateş, kurdu korkuttu. Dağıttı sürüyü, uğursuz bay-kuşun sesi kesildi.
 Bilge babam kağan babam dedi kİ,
 Moğol kurdu, sana yiğitler gibi bi ad verilsin.Sana yiğitler gibi bi at verilsin.  Adını ve atını al;  İstersen Moğola  dönebilirisin.İstersen bizimle kalabilirsin.

Böyle böyle anlattım sonra döndüm şu ana;

O vakit ağam, atam, gardaşım, garındaşım Temuçin dedi kİ;

 Söylenenleri işittin Camoka;  Bunca can,  senden sorulur artık. Kara-suyu geçmenin yolunu söyle bize.

Camoka söz aldı dedi ki,

      Bozkır benim evimdir,  başka ata bilmem ben,  kutsal ağaç gölgesi bana ana kucağı, yıldırımlardan korkmam, bana gecede ışık, karasuyu geçeriz lakin;  çalışmak gerek.
   Camokanın peşinden hemen ,ormana daldık;  kutsal kayın ağaçlarından kestik, gece gündüz demedik.Şamanlar dua etti, gök Tengri yardım etti. Ağaçların dallarını budadık. Sonra sarmaşık ipleriyle bağladık biribirine. Camoka dedi kİ, Şimdi salalım suya, buna SAL denir.  Beş yiğit sağ tarafta beş yiğit sol tarafta büyük kürekler yapıp, yön vereceğiz sala.

   Önce bizi saldılar o büyük kara-suya. Kara-su, böğürdü, köpürerek çağladı. Suyun dilini bilip ben de ona dedim kİ; bizden güçlüsün kesin; ama akıllı değil:)

    Kara-suyun üstünde, kağnılar yürüyor. Karasuyun üstünden,  kocamışlar, akbaşlılar, çoluk, çocuk, öküzlerimiz, koyunlarımız, geyiklerimiz, kızlarımız, kızanlarımız,  yürüyor....

Zamanın perdesini aralayıp baktım onlara...


Ve Güneşin peşinden koştuk, bi yüzyıl daha...

Arkası yarın, belki yarında da yakın:))
Ey Türk!  üstte, mavi gök çökmedikçe,  altta yağız yer delinmedikçe, töreni, yöreni kim bozabilir!

Hiç yorum yok: