Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

10 Eylül 2014 Çarşamba

ILıK İsLaM:))

   
Sivil şehitler:)))  

    Ey halkım! Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin dönüp de bakmazsın ölülerine!
Lut kavminde değilsin; hazdan olmayacak mahvın!

   Ahmet abim, bu dizelerini senelere evvel terennüm ederken, ezilenin yanındaydı elbet. Ama "nasıl kapitalistin köpeği oldum?" yazı dizisini, hazırladığında ilk ben okuyacağım,yeminle. Çünkü büyük bi ihtimalle aynı süreçten biz de, geçeceğiz,  durum onu gösteriyor:)ha ha...çok hoş.)
     Neyse efendim mevzu o deil; bakın mevzu ne?
     Bundan bi kaç zaman önce, şimdi zaman sayılmaz diyen, TDK cıları duyar gibiyim, sayıyom ben zamanı;  SOMA da ki maden faciasında ölen işçilerimiz cıkss...yanlış oldu, öldürülen işçilerimizin, henüz acısı dinmeden, seçim oldu. Haliyle hepimiz Somada yakınlarını kaybedenlerin, bunun hesabını sandıkta soracağını;  çünkü başka bi şekilde sormaya kalkınca, polis, asker, müşteşar üçlemesinin uçan tekmesiyle karşılaşacaklarını,  gördük. Haliyle tek yol devrim! sloganını yutup; tek yok sandık! sloganını terennüm etmeye başladık. Ve beklenen gün geldi. Seçim sonuçları bize gösterdi ki;  tam da tahnim ettiğim gibi;  ölenlerin yakınları; bi ev olur bi araba olur v.s gibi "kan parası" ödenerek susturuldu.  Susmayanlar yukarıda bahsettiğm üzere, polis+asker+müsteşar tekmeğini yiyince, pragmatist düşünüp; hem tekme yemeyelim, hem de bi daire de alalım şıkkında karar kıldılar. Mantıklı:)
    Kuranda kaza kader var diyen; Müslüman, "hayırlısı oldu" gibi sözcüklerle,  aamannn yavrum, baban yaşasaydı, ömür billah çalışsa bile, sana bu daireyi alamazdı, bak şimdi bi dairen oldu, fena mılarla, öldürülenlerin "hayırlı" bi ölümle taçlandırıldıklarını inancını belleklere kaydettiler.
      Somadaki ölümlerin aslına "hayırlı ölümler" olduğunu, başka bi parti ya da kişinin, seçilmesiyle, ilk iş, bu madeni kapatacağını, ekmek teknelerini ellerinden alacağını alt metin olarak girdiler ve memnuniyet sonucuna ulaştılar.

Ölen memnun, öldüren memnun! hah! işte özgür bi sözleşme!
Sözleşmede varsa;   sömürü, eziyet, ya da ölüm olmasının bi önemi yoktur. Sözleşme iki tarafça imzalanan kutsal kağıt, kapitalistin adeta kutsal kitabıdır. Her hükmü bi ayet kutsallığındadır.

   Tam bu esnada, Venedik tacirinde Şarlot, elinde senedini sallayarak, sahneye dalar ve şöyle bağırır.

Ben onu bunun bilmem! senedimi bilirim!! ha ha...çok hoş.)

    Velhasıl; tam da, Soma unutulacak derken bu sefer hop!! bi rezidans kazası daha, bi kaç işçi telef olur yine!  Allahın işine karışılmaz elbet ; kaza kader bunlar hep.
       Artık öldürülmelere, bağışıklık kazandığımız için, amannnnnnn  bize ne, demeye de başladık tabi:) Yalnız  bazı gazeteciler, gasteci olamamış bunlar hala;  "insanları öldüryorlar" diye yaygara koparıp, halkı galeyana getirmeye çalışıyor. Ama bunların da çok yakında derdest edileceğini umuyoruz.Artık nasip. Ama yine de; dolmuşta, radyodan, yalaka bi gastecinin sorucuğuna kulak kabarttım:)--Efendim diyordu gasteci; rezidans kazasında ölen işçilerimiz "sivil şehit" ilan edilebilir mi?

  Ay öldüler ama cennette 72 huri, hem de tomurcuk memeli onları bekliyora olayı bağladılar ya...

 aha!!! dedim;  ILIK İSLAM"
alkış!!! efekt girin buraya :) ha ha...çok hoş.)


İnandığım hiç bişey  kalmayacak  mı? .

İnandığı hiç bişeyi kalmayanlar; asıl ölüler onlardır, dedi; sol duyum çıktı geldi.((( :((

Neferteti mazlum halkını selamlar.
Okudun mu? Afiyet olsun:) Alttaki, reklamı tıkla layk niyetine çok sevap valla:) ha ha...çok hoş.)

5 Eylül 2014 Cuma

kapiTALİSt DevLET siLAH sATIYOR!

  

Adı ali,
sarı Ali                                             
hep sekiz yaşında
hiç büyümüyor,

sopadan yapılmış atından inip;
 neşeyle, coşkuyla kovan topluyor.

Saçımda tavuğun en güzel tüyü!
Vurma beni Ali.
Ben silahsızım,
ormanda dolaşan,
kızıl derili,
banggg banggggg
Sevdiğim beni vurdu!
bangg banggggg
sevdiğim beni vurdu!!


Adı Ali,
sarı Ali,
hep sekiz yaşında
hiç büyümüyor,
sürekli peşimde, hiç ayrılmıyor.
sen büyüdün diyor
söyle onlara,
kapitalist devlet silah satıyor!


bangg bannnnnggg
sevdiğim beni vurdu!
bang bangggg
sevdiğim beni vurdu!






 Neden yalnızsın küçük kız?
-Öldüler, yolda kaldılar vazgeçtiler, dönüp bakmadım bile sadece koştum..

http://www.izlesene.com/video/nancy-sinatra-bang-bang/6651737

http://www.cihan.com.tr/news/Yozgat-ta-silahla-oynayan-cocuk-once-kardesini-sonra-kendisini-vurdu-CHOTc1MDEzLzE=

http://www.marasgundem.com/silah-ruhsatlarindan-alinan-paralarla-yaptirilan-anaokulu-hizmete-acildi-139024h.htm
Okudun mu? Afiyet olsun:) Alttaki, reklamı tıkla layk niyetine çok sevap valla:) ha ha...çok hoş.)

4 Eylül 2014 Perşembe

GÖkYÜZÜlü AHmET-O bi işletim sistemi!!!


Fısıltılar:))

Adımı Unuttum!
adımı unuttum.
adı olmayan yerlerde.
ne in, ne cin, ne benî âdem zamanlar içinde.
kuşlar uçuyor, kervanlar geçiyor bir iğne deliğinden,
çarşılar kuruluyor,
sarayları, oyuncak insanları, karınca şehirler,
zamanları gördün mü bir iğne deliğinden?
adımı unuttum,
adı olmayan yerlerde, geçip gidenlere bakarak


     Fısıldadı kulağıma; Ahmet diye bağırdım!! geldin mi? Zamanın kapısını aralayıp baktı bana. Gelip oturdu soframa. Onca zaman sonra, ne kadar bilmiyorum, kaç ışık yılı geçti saymadım; bana söyleyeceğin bi şey var mı dedi. 

Seni bulmadan öleceğim sandım Ahmet! Zamanım azalıyor! Ne kadar zamanım kaldı, ölüm yolculuğuma, allah bilir. Nerelerdeydin? demedim de;

 -Evet dedim. çöpü boşalt. Yine boşaltmadan gitmişsin!

    Sol eliyle kafasını kavradı. Sonra  iki elinin arasına aldı. Sert bi şekilde okşadı. Sinirlenince böyle yapardı hep. Sevilmek istiyorum ama, beni kimse sevmediği için, kendimi seviyorum diyordu bence:))
 İşte böylesin  sen dedi! Ben bi astrofizikçiyim! Onca yoldan geldim; belki de yeni bi galaksiyi keşfettim; kaç nebula gördüm, bi karadeliğe düşecektim, az kaldı içine çekiyordu beni, ruhunun derinliklerine. Ama senin tek derdin; çöpü boşaltmam!!!
Boşuna uğraşıyorsun Ahmet dedim; nefesini boşa tüketme; kendine anlamlar yükleyerek, yücelemezsin. Yeni bi galaksi bulmuşmuş! Ne bulduğunu bile bilmiyorsun. Belki de; insanlığın sonunu getirecek düşmanımızı buldun! Belki de dünyamızı yok edecekler. Uzayın Amerikasını keşfettin ama onlar Kızılderililer olmayabilir! Bi şey keşfettim diye böbürleniyorsun her zaman! ama ne ? ya kötülüğü keşfetmişsen? Pandoranın kutusunu mu açtın? Ne keşfedersen keşfet diye bağıdım ona; Çöpü boşaltacaksın! Bu bizi eşit kılacak; bana gökyüzünden bakmanı istemiyorum!


    Sonra oturdu yanıma; böyle kızgın olduğunda, sakin olmaya çalışıp becermemesi hoşuma gider; dokundum saçlarına, kırlaşmış kısacık saçlarına, ensesine, kulağının hemen arkasındakilere,

Ve fısıldadım kulağıma;
kuşlar uçuyor, kervanlar geçiyor, bir iğne deliğinden:)
çarşılar kuruluyor,
 sarayları, oyuncak insanları,
 karınca şehirler,
 zamanları gördün mü, bir iğne deliğinden. 
  
sakinleşti baktı bana; dokunmaman gerekirdi dedi; biliyorsun. Değdi ama dedim; gözlerinde gittiğin tüm galaksileri gördüm.))


Ve bi besmelelik zamanda yok oldu; dokununca

    Şimdi Ahmet geldi desem; inanmazlar bana. Ahmet kim diyecekler, gözleri ne renk? Rabba da inanmaz onlar varlığına deliller ararlar sürekli. yokluğuna deliller gösterebilir misiniz peki? Hiç bi delil bırakmadan gitti Ahmet:(

Hamiş: şiir- Asaf Hâlet Çeleb