Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

12 Aralık 2014 Cuma

FuTBoL ve ER kişinin SaVAŞma içgüdüsü:)


Solduyumun dediğidir:)

      Biraz ter kokuyor, biraz sigara, çiş kokusu da var tabi;  Wcden... kapısı açık kalmasa öle... acı acı kokmaz valla, genelde çay içiyolar ama kahvehane diyolar, yok öle de demiyorlar, kave diyolar sade:))kısa ve öz:))
  Ben kuşlardan da küçükken, hep çay içiyonuz, niye kahvehane diyonuz, çayhane demelisiniz, dediydim de; bi m..k ol git dediler bana; edepsizler!! cıkk...cık...hiç...

     Çiş, ter, ucuz deodarant kokusunun ayyuka çıktığı zamanlar vardır bide; misal maç saatleri:)))) Bu saatlerde serpilirrrrrrrrrrrr gülüşünnn eyyy yarrrrr, selda ablamdan bi türkü gelsin araya; hah işte o zamanlarda, erkişilerin bacakları arasından, duvardaki TV bakarım bazen...küçüğüm daha:)) bizim takımın golcüsü topu ayağına alınca bi heycan bi coşma başlar, hatta ceza sahasına girince artık er kişilerin bazıları, meşhur golcüyle kendilerini öyle özdeşleştiriler ki, farkında olmaksızın ayağa fıralarlar ve Tv doğru koşarlarrr:))) Genelde bu hamlellerin çoğu ovvvvvvvvvv... kaçar mı o gol!!! yada hakem düdüğüyle, ofsait kararı esnasında gerçekleşirki, hay a..na koyyayım böle hakemin, repikleriyle biter.:)ha ha..çok hoş.)
Hangi takımı tutuyorsunuz?hımm...şeyy...
fikstürden haber ver sen, liderliğe kim yakınsa onu tuttuyom, öle artık:)yenileni asla tutmam, o nedenle her maç tuttuğum takım değişiyo:) innivasyon diyorum ben buna valla:)
 
 Ama efendim mevzu o deil; bakın mevzu ne:)
Mazlum halkımı böyle coşturan, ezikliğini, kaybetmişliğini bastıran unutturan, anlık coşkular yaratan bu top oyunları nasıl tecelli etti?Meraktayım valla.

  O vakit;   imparator Vespasion, zamanın kapısını aralayıp daldı salona
       Romanın en büyük arenasını seçkin romalıları eğlendirmek, deniz savaşlarını canlandırmak için suyla doldurmadım mı? En iyi gladyötörlerimi, dünyanın en vahşi köşelerinden topladığım hayvanlarla, kölelerle, savaştırmadım mı? Evet vahşice gelebilir size; ama daha çok vahşi olandan, daha az vahşi olanı seçtim.Doğru olanı yaptım !

   Uyanık bi imparator, halk galeyana gelip, onu tahtından, bahtından etmesin diye;   arenalarda dövüşler düzenleyip,  bastırmış er kişinin savaşma içgüdüsünü,  hatta oyunların içine bahisleri katıp, bu oyunlarla kazanma ve kaybetme duygularına ortak olsunlar diye;  halkı da ortak etmiş sinsice:)) Bence öle valla:))zamanla başka zeki adamlar, vahşiliğin dozunu azaltıp, düşük dozda, topluma enjekte edip, yavaşça, usul usul, bu içgüdüyü bastırıp,  arenaları bi nevi mutasyona uğratıp futbol sahasına çevirmişler:) hımm...mantıklı:))Tıpkı ibrahimin insan kurban etme törenlerine bi son verip, "hayvan kurban" etmeyi başlatması gibi:) alkış!! ha ha...çok hoş.)



6 Aralık 2014 Cumartesi

aSimilasyON iy biŞey!

Sol duyumun dediğidir

    Asimilasyon   dedi,, kahvesinden son yudumunu alırken, istanbuldan ormana mecburi iniş yapan delukanlı, sonra boğazını temizleyip devam etti. Asimilasyon çok mühim bi kavram. Ve ne yazık ki, bu bölgenin çoğu asimilasyona uğramış. 

 Asimilasyon nedir dedi sarışın, yüzünü düşen saçını kulağının arkasına yerleştirip.

  Asimilasyon dedi delukanlı:
  1. Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme sürecinin sonu. 
Hımm...dedi sol duyum sol omzuna fırlayıp!!.Kavgaların çoğu iletişimsizlikten çıkar bu durumda birlikte yaşayan insanların aynı dili konuşması kadar pragmatist bi çözüm düşünemiyorum.Başka dilleri konuşmak yasaklanmamalı tabi; ama tek dil, bu karmaşanın en kısa ve net çözüdür bence:))Özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan toplumlar için.

    Ve ayrıca dedi;  asimilasyon iy bi şey ozaman,  kadını köpekleştiren,  mutfakla yatak odası arasına sıkıştıran, , kafasına siyah bi çuval geçirip sokaklarda dolaşmasını mübah kılan,  kadına, zulmeden  bu öğreti,    bu  sistem, asimile olsun,  bu din;  adı her neyse, yok olsun, istiyorum, adları tabletlerden silinsin!! net!!

Böyle demedi elbette, tam diyecekti kİ, bi yumrukla indirdi onu omzumdan sağ duyum, gülümseyip bi kahve daha dedi.))? ha ha...çok hoş.)

 Bizi asimile eden o onurlu adamları neferteti selamlar!


Okudun mu? Afiyet olsun:) Alttaki, reklamı tıkla layk niyetine çok sevap valla:)

30 Kasım 2014 Pazar

SerbeST PiYAsAda SuÇ VE CeZa!!

Sol duyumun dediğidir  

  Raskolnikovu bilir misiniz? O bi insancık..Zavallı ezik raskolnikov.  Bilmeyenler için özet geçeyim, tanrı dosteyevky yarattı onu, 1800 rusyasından, hukuk öğrenimini tamamlamak için, faizci ev sahibini öldüren, ama vicdanını öldüremeyen, iyi yürekli bi katil! İstediği tek şey, iyi bir avukat olup, suçluları hapse tıkmaktı ama gelin görün ki, Sistem onu katil yaptı!! bakınız nasıl?suç ve ceza! okunası kitap!okuyun! okutun! ha ha...çok hoş.)

  Ama efendim mevzu o deil; bakın mevzu ne.
     Serbest piyasanın görünmez eli; öncelikle keselere girip, parayı  fakirden alıp,  zenginlere aktararak, sermaye birikimi sağladığında, "ben zenginleri severim" "para parayı çeker" gibi seksenlerin, serbest piyasa atasözlerinin doğmasına vesile oldu. Tombik Özalın öğretilerine alkış tuttuğumuz zamanlardı o zamanlar valla. Bireyin aç gözlülüğü pekiştirilerek, verimlilik max. edilebilirdi. Bu doğruydu,  ayrıca,  devlet hantal koca g.tünü yaymış sürekli bi obez tavrıyla hareketsizleşmiş ve tabiri caizse üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi  durup bekliyordu.Bu durumda elbette, ağırlıkları atmak, devleti küçükltmek mantıklı bi davranış biçimiydi. Ama gelin görün ki; devleti küçültmeyi, devleti yok etmek olarak algılayan zihniyetin peydahlanacağını tahmin edemedik :)) zonnk!!!
 "Devletin malı deniz, yemeyen domuz" cümleleriyle,  sağdan soldan devlete saldıran,  parçalayıp yiyen leş kargalarının engellenemez çoğalışına da bi dur diyemedik.

   Artık devlet, bütün kalelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış bi hale geldi ve güvenliği bile serbest piyasanın salınımına bıraktı. Bakınız nasıl?

     Şehrin varoşlarında oturuyorum azcık:) Mahallede delükanlının biri elinde bi bıçak bağırıyor.Belkide silahda  oalbilir.Polis çağırıyorum.Karakol bi sokak yakında. Polis bi süre sonra, geliyor zırhlı filan, apartamnın merdivenleri altına saklanmış. Olay bitmesini beklemiş belli.Bittikten sonra, olay yerinde.Bu davranış biçimini bilmeyen yoktur herhalde. Suç, serbest piyasanın kollarına bırakılmış durumda, güçlü tarafın kazanması bekleniyor. Sonuçta cezanın verilmesi aşamasında da yine aynı kriterler göz önünde bulundurulacak.Münevverin karabulut cinayetindeki gibi; kızı testereyle parçalayıp bi valize koyan, fakir olsa canilikle suçlanıp o vakit hapse tıkılacak olan, zengin katil, sadece bi adam, Uğur Dündar sayesinde tutuklanıp hapse atıldı hepimiz gördük.maalesef:(

    Durum sadece polisle ilgili değil tabi; durumun en vahim kısmı , okullarda güvenliğin de salınımı bırakılması. Küçük okul kavgaları, öğretmenlerin müdahalesiyle, çözüme kavuşturulurken şimdi, öğretmenlerin herhangi bi müdahalesi, "öğrenciye şiddet" kavramı altında değerlendirileceği için, okula polis çağırılıyor. Bu durumu fark eden, öğretmenler tıpkı polisler gibi, öğrenci kavgalarına müdahale etmeyip, izleyici konumlarını koruyorlar, kavga bittikten sonra, serbest piyasada, sağ kalanın cezası verilirken bile, piyasa kriterleri göz önüne alınıyor.
   Dövülen  ve dövülmesi sırasında öğretmenlerin de hiç bi şey yapmadığını fark eden, öğrenci, tlf.yakınlarına genellikle, babasını çağırıyor. Baba, elinde sopasıyla ya da belinde silahıyla yada arkadaşlarını toplayıp okula dalıyor.Diğer öğrenciyi yakalayıp bacağını kırıyor:) cezasını kesiyor:)))Ayyyy izle sen cümbüşü!!! ha ha..çok hoş.)

    Böylece serbest piyasada suç ve ceza dengeye gelmiş oluyor!! Bi nevi doğal seleksiyon kuralları devreye giriyor:) Bırakınız yapsınlar bırakınız m..ksinler felsefesi kazanıyor! alkış!


Bu anekdot da kim suçlu peki?
Kavgaya müdahale edince cezalandırılan öğretmen mi?
Okula zamanında gelmesi mümkün olmayan polis mi?
Oğlunun tekme tokat dövüldüğünü haber alıp, okulu basan veli mi?
Yoksa okul güvenliğini okul idaresinin elinden alıp, okula, polisi sokan, kanun koyucu mu?

 Canım yaaa...kanun yapıcı, azcık dikkat, kanunlar domino taşları gibidir:)birini devirince kaç taşın yerinden oynayacağını, sonuçlarını azcık hesap et, nasıl bi angutsun sen canım yaa... cık...cıkk..hiç hoş deil.:)
Okudun mu? Afiyet olsun:) Alttaki, reklamı tıkla layk niyetine çok sevap valla:)

14 Kasım 2014 Cuma

Stalinin TAVUĞU ve MaDENCİ TaVUKları


  Solduyumun dediğidir

Böyle buyurmuş Stalin:)) 


    Bana derhal bi tavuk getirin!! Emir derhal yerine getirilir ve tavuk Stalin’in eline verilir. Stalin adamlarının gözünün içine baka baka başlar tavuğun tüylerini canlı canlı yolar. Sonra da, feryadına aldırmadan tüm tüylerini yolduğu ve cascavlak bıraktığı tavuğu odanın ortasına salıverir .
“ – Şimdi dikkatle izleyin tavuğu ‘’ der. Bakalım nereye gidecek?
Zavallı tavuk bu azaptan kaçıp kurtulayım diye can havliyle dışarı kaçar,

Soğuktan tir tir titrer. Masaların altına girer, duvar diplerine koşar teleksiz, tüysüz vücudu kanatları yara bere içinde
kalır... Şömineye yaklaşır tüysüz derisi kavrulur... Tavuk çar naçar biraz önce tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına
 girip sığınır. Stalin cebinden bir avuç yem çıkarıp birer birer tavuğun önüne atar. Stalin’in elinden yemlenen tavuk artık
 o nereye yönelse ardından gider.

“- Gördünüz mü? Halk dediğiniz topluluk bu tavuk gibidir. Tüylerini yolup al ve serbest bırak. O zaman onları bir avuç yemle yönetmek mümkün olur.


Flaş! Flaş!!


 Kömür madeninde galeriyi su bastı. Olayda 18 işçi mahsur kalırken, 8 işçi ise kaçarak kurtuldu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “Bu acı çekilecek gibi değil. Artık bir çözüm bulmalıyız. Ocağı kapatacağımız zaman  50 işci gelip bizden kapatmamızı rica ediyor!dedi.

Ne yapacağını şaşırmış tüyleri yolunmuş, madenci tavukları Bakanın bacakları arasına sığınıyor::((


Altında bir tarih-m-s-2014-
Yer: Türkiye
Kaza ve Kader devam ediyor:(((


 Neferteti mazlum halkını selamlar

29 Ekim 2014 Çarşamba

hAYAt MuHAreBEleRİ- CUMHURİYET çOK YAşA!

Eşeklik günleri bab 1:)


      Anabelli ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi. Bir varmış bi yokmuş oldu, var olan büyüdü, zamanın kapısını aralayıp baktı onlara:)
     Ormandayız, yedi cüceyiz, pamuk prensesin etrafında. Kimimiz eteklerine yapışıyoruz, kimimiz kucağında;  allahtan "abla şirin" var. Benden 7 yaş büyük. Annem sanıyorum onu. Hep peşindeyim. Yağmurlu havalarda dereye gidiyoruz. Bez yıkamaya. Hep bi bebek var evde. Bebek olunca tabi, s..çıyo,  hazır bezin varlığından haberimiz yok. Haberimiz olsa sanki satın alacağız  gibi konuştum şimdi:) ha ha...çok hoş.)

  Neyse efendim mevzu o deil; bakın mevzu ne:

   Yağmurlu havalarda dereye boklu bezleri yıkamaya gidiyoruz yaa, abla şirinle.  Dere coşkun akınca; boklar akıp gidiyor. Bu iy bişey allahın bi hikmeti gibi:)Azcık elinle sıyırırsan bide, bezler pırıl pırıll..Mintaxla yıkadım, mintaxla  ,böle reklamcıklar vat tvde
devir o devir yani.)
    Bütün yük, abla şirinin omuzlarında tabi, bezleri o yıkıyo, ben 6 yaşındayım o da 13 filandır belki.  Bez teknesini taşıyorum ben. Bi nevi yamağım .) Büyüyüp bez yıkayıcısı olacam:)valla

      Annem sanıyorum diyorum yaa, ablamı.) bakın niye; ben daha bebekken, büyük ağaç tarlaya gidince "sen bu gün okula gitme, kardeşine bak" emrini verip, çıkmış. Ama abla şirin; okulu çok seviyo hem de çok. Giydirmiş beni, bezlemiş güzelce, götürmüş okula. 3 kilometre uzakta okul tabi. kucağında bi bebekle, küçük bi kız, ormanda yürüyor. Görüyor musunuz onu ?
      Öğretmen onu görünce gözleri dolmuş, en çalışkan öğrencisi; ver bebeği yatıralım demiş. Sen geç sınıfa. Yok demiş, bebek benle otursun sırada, ama bebek o demiş öğretmen oturamaz kİ, zor bela ikna etmiş onu.
   Sonra büyüdük; peşindeyim yine, kışlık odunumuzu hazırlıyoruz ormanda.  Kesilen ağaçları taşımak çok zahmetli. Yamaçtan sırtımıza taşıyoruz, eşek olsa taşıyamaz öle yani. Ben zayıfım küçüklerinden taşıyorum, onun boy pos yerinde, zeyna gibidir vesselam:).Pamuk prenses bi kütük yükledi ona. Çünkü onu sinirlendirdi. Karnede zayıf getirdi bir tane. Arkasında duruyorum. Patika dar ve yamaçtan tırmanıyoruz. Düşerse tutarım onu, diye geçiriyorum içimden; nasıl tutacaksam onu ,cılız kollarımla. İkimizde uçacağız dereye ayağı kayarsa, düşmedi Allahtan.:)
   Pamuk prenses patikanın başında bekliyor bizi.  Ben eşeğim ,siz de eşek olacaksınız. Bi eşek gibi yük taşımaya alışmalısınız. Ama sizin bi şansınız var! Eşeklikten kurtulmanın bi yolu ! Tepenin ardında bi bayrak var. Çok yakında.  Bana  göstermediler onu, ah! bi görseydim, ama olmadı işte, babam öldü anam başkasıyla evlendi,  demedi de; öyleyece baktı bize; sonra bi türkü tuturdu sanki.)
 Kendimi yaktım sen yanmaaaaaaaaa gittt, diye bağırdı,
kaç kurtul ateşimdennn,
 alnıma yazaılanlar silinmezzzzzz
 kurtulun kaderimdennn
hımm...çok hoş.)
   O yıl abla şirin sınavlara girip hayat muharebelerine devam etti. Ve biz, Yedi küçük şirin bayrağa koşuyorduk. Kulağımda Yahya Kemal dedemin dizeleri,
 "Her yaz şimale doğru asırlarca bir koşu,
Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu.
Aldım Rakofça kırlarının hür havasını,
Duydum akıncı cedlerimin ihtirasını.
Bi nevi akıncılardık yani:)

   Tek çıkış, tek kapı, bizi eşeklikten kurtaracak tek yol!Çok yakın hemen tepenin ardında:)
Her sabah ormandaki en uzun ağacın kollarına tırmanıp, bakıyorum bayrağa. Yolda gördüğümde, bi askeri konvoya durup selam veriyorum. Bize mi selam veriyorsun küçük kız ? gülümseyerek, selamlıyorlar beni. cıkss..sizi değil,bayrağı selamlıyorum sadece:)) ha ha...çok hoş.)

   Karanlık ormanda ışıklar yanmıyordu. Ama, yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki... yedi küçük şirin, nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden,  umutla güzel günlerin geleceğine inanıyordu.

Güzel günler güzel günler heyyyyy güzel günlerrrr, tam da mendil sallıyordum güzel günlere:)hımm...çok hoş.)

       Ve şayak kalpaklı adam bi cumhuriyet sabahı ,çıktı geldi dedi kİ;

SİZ ORADA SADECE KADERİ DEĞİL, TÜRK KADININ TERS DÖNEN TALİHİNİ DE YENDİNİZ.


  
     Neferteti mazlum halkını selamlar.

Okudun mu? Afiyet olsun:) Alttaki, reklamı tıkla layk niyetine çok sevap valla:) ha ha...çok hoş.)

3 Ekim 2014 Cuma

OrTaDoğuda OrTA oyunu:)



Sol duyumun dediğidir

    Varvara  Aleksiyevnayı bilir misiniz?  O bi insancık!! Kaderini kim yazdı,  Aleksiyevna.?Tanrı Dosteyevski elbette!!! Çırpındıkça nasıl da battı. Okumamışsanız okuyun! "insancıklar" okunası kitap! ha ha...çok hoş.)
     
       Ben kuşlardan da küçükken, tv nin evimize girdiği o musmutlu günlerde, ajansı hiç kaçırmayan büyük ağaç sayesinde, ajans sever oldum yeminle:)))) Açın tvyi,  haberleri dinleyelim neler oluyor dünyada duyalım derdi.))Ta o günlerde işte, orta doğunun adı ezberimdedir. Doğunun ortasında bi cehennem var!!! çaresiz, öfkeli insancıklar, ölüyor, kadınları , çocukları, köpekleri, ölüyor. Öldürüyor!
        Yazık diye söyleniyordu büyük ağaç, yazık Müslümanlar ölüyor! Hayatı Müslümanlara üzülmekle kahrolmakla geçti :)) valla:)Ama onun inandığı Müslümanlıkla, Arabın Müslümanlığını çok az ortak yönü vardı. Sonrada cıkss..çalışmadan olmaz diyordu, gavur sabah akşam çalışıyor. çalışmak en güzel ibadettir :)) nerden öğrenmişse artık:)) bence kendi dinini yazdı:)bize de öğretti.) ha ha...çok hoş.)
   Neyse efendim mevzu o deil bakın mevzu ne. Baba Bush, sermayenin zaferi olarak, Amerikan başkanı seçildiğinde,  "biz Amerikalılar, dünyanın sahibiyiz"  öğretisini evrene saldılar. O zamanlar iran-ırak savaşı esnasında, orta doğu  alevlendirmişken, nihayet savaş bitti.) savaş bitince haliyle onların da Saddamla işi  bitti:))) Bizim Recep Gazman gibi o devirde de,  sam amca tarafından gazlanan Saddam, kendini orta doğunun hakimi sandı:))) Bi sabah, askerlerini toplayıp kuveyte daldı:)) Amerikanın, yarattığı küçük petrol prensliği neye uğradığını şaşırdı. Kendi çapında Ortadoğu petrollerinden Amerikayı el çektirecekti.)) ay! yanlış hamle! gitti bi kale! ha ha..çok hoş.)
   Neyse efendicim; celallenen baba Bush, Irakın üzerine füze yağdırdı. Orta doğunun cehennemi yeniden alevlendi.)) TV den uçan füzeleri, onları havada vuran patriyotları izliyoz güya:)) Tombik Özal, küçük Amerika olma yolunda:))Ay çok nostaljik:)
  Sadece bi kadın CNN muhabiri canlı yayında,  Bağdattan bildiryor. Amerika uçaklarıyla kafamıza ölüm yağdırıyor diyor. Yayın kesiliyor. sular azcık duruluyor.
     Kara harekatına bi türlü cesaret edemeyen baba Bushun, yarım kalan işini tamamlamak, oğul Busha nasip oluyor:)) Demokratik seçimler sonucunda parayı veren düdüğü çalıyor ve oğul Bush  yeni başkan:)) Dünyanın en tehlikesiz aracı olarak icat edilen cıncırdan düşüp kafasını gözünü yaracak kadar beceriksiz, aptal bi  adam dünyayı yönetiyor:)  Üç kuşaktır zengin olan ailesi sayesinden elbette:)) ve sonuç;    sermaye bi aptalın dünyayı yönetmesine neden olabilir:)) yaşayıp gördük.Net!
       Ve nihayet, 11eylül ona beklenen fırsatı sağlıyor.  Dünyayı  m..kmeye geliyorum, Müslümanlar bize saldırdı repliğiyle salyaları akarak bağırıyor. Önce Afganistan. Taliban peşindeyiz ayağına Afganistan işgal ediliyor.
Kürtler palazlanıyor sonra,  bi sabah hoppp  Amerikan ordusu ırakta. Saddamın  kafası koparılıyor.  İnsanlık dersi, alıyoruz bu arada Avrupa insan hakları mahkemesinden:))
    Zaman akıyor zaman geçiyor:))büyüyorum yaşım kemale erdi. Dante gibi ortasındayım ömrün:)  Ha bitti bitecek derken, orta doğuya yerleşen sam amca g.tünü daha da yayıyor. Ona karşı koyacak tek ordu olan , Türk ordusunu, önce kürtleri kullanarak sonra,   nur yüzlüleri destekleyerek, bakın zamanında Türk ordusu size neler neler yaptı, siz dininizi özgürce yaşayamıyorsunuz misal bunlar yüzünden gibi, düşünceciklerle önce psikolojik olarak sonrada küçük bi operasyonla türk subaylarının başlarına çuval geçirip Türkiyeye yollayarak,  çökertti ve çöküşü, dünyaya ve Türk halkına duyurdu. Artık orta doğu, benim dokunanı yakarım narasını atarak!!!  ha ha..çok hoş.)

        Ampulcülerden tam desteğini eksik etmeyen, sam amca, bu sayede Türk ordusunu da; Amerikan ordusunun bi kolu ilan etti. Şimdi yat dese yatacak, m..k dese mikecek olan nurtopu gibi bi ordusu oldu:)  İşte şimdilerde de, suriyedeki laik yönetim Esadı deviremeyince, haliyle "nükleer silah üretiyorlar""" yalanını da, bi süre önce ırakın işgalinde tükettikleri için, yeni bi strateji geliştiriyorlar. Hım...mantıklı:)) Yeni bi şeriat örgütü peydahlandı aniden:)adı da IŞID:) Şimdi bu sözde terörist gruba karşı mazlum suriye halkını korumak için, suriyeye dalacaklar:)) işin en eğlenceli yanıysa, suudi arabistanında şeriata karşı savaşanların yanında olması:)) ha ha...çok hoş.)
   Ama suriyeye dalma işini, kendileri yapmak istemiyor bu sefer:) Bi maşa lazım tabi.))
Elinde tuzluk koşuyor ampulcü.))

         Seneler evvel, Türkiye üzerinden ıraka dalma planlarını suya düşüren TBMM şimdi tam teslim olmuş görünüyor. Bu strateji tastamam ilerliyor:) tezkere meclisten geçti.Bu sefer başardılar:)net.

Ve sonuç; Avrupa treninden kopan Türkiye Ortadoğu bataklığına sürükleniyor:))maalesef:(

Büyümem durdu, yaşlanıyorum, Ve orta doğu yayılarak, yanmaya devam ediyor :) uzaydan baksan görünür o derece yani.)))ışık ışık  :) Bu manzara kaçmaz orta doğuya selfy çekin!!

Neferteti mazlum halkını selamlar.

Okudun mu? Afiyet olsun:) Alttaki, reklamı tıkla layk niyetine çok sevap valla:) ha ha...çok hoş.)

10 Eylül 2014 Çarşamba

ILıK İsLaM:))

   
Sivil şehitler:)))  

    Ey halkım! Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin dönüp de bakmazsın ölülerine!
Lut kavminde değilsin; hazdan olmayacak mahvın!

   Ahmet abim, bu dizelerini senelere evvel terennüm ederken, ezilenin yanındaydı elbet. Ama "nasıl kapitalistin köpeği oldum?" yazı dizisini, hazırladığında ilk ben okuyacağım,yeminle. Çünkü büyük bi ihtimalle aynı süreçten biz de, geçeceğiz,  durum onu gösteriyor:)ha ha...çok hoş.)
     Neyse efendim mevzu o deil; bakın mevzu ne?
     Bundan bi kaç zaman önce, şimdi zaman sayılmaz diyen, TDK cıları duyar gibiyim, sayıyom ben zamanı;  SOMA da ki maden faciasında ölen işçilerimiz cıkss...yanlış oldu, öldürülen işçilerimizin, henüz acısı dinmeden, seçim oldu. Haliyle hepimiz Somada yakınlarını kaybedenlerin, bunun hesabını sandıkta soracağını;  çünkü başka bi şekilde sormaya kalkınca, polis, asker, müşteşar üçlemesinin uçan tekmesiyle karşılaşacaklarını,  gördük. Haliyle tek yol devrim! sloganını yutup; tek yok sandık! sloganını terennüm etmeye başladık. Ve beklenen gün geldi. Seçim sonuçları bize gösterdi ki;  tam da tahnim ettiğim gibi;  ölenlerin yakınları; bi ev olur bi araba olur v.s gibi "kan parası" ödenerek susturuldu.  Susmayanlar yukarıda bahsettiğm üzere, polis+asker+müsteşar tekmeğini yiyince, pragmatist düşünüp; hem tekme yemeyelim, hem de bi daire de alalım şıkkında karar kıldılar. Mantıklı:)
    Kuranda kaza kader var diyen; Müslüman, "hayırlısı oldu" gibi sözcüklerle,  aamannn yavrum, baban yaşasaydı, ömür billah çalışsa bile, sana bu daireyi alamazdı, bak şimdi bi dairen oldu, fena mılarla, öldürülenlerin "hayırlı" bi ölümle taçlandırıldıklarını inancını belleklere kaydettiler.
      Somadaki ölümlerin aslına "hayırlı ölümler" olduğunu, başka bi parti ya da kişinin, seçilmesiyle, ilk iş, bu madeni kapatacağını, ekmek teknelerini ellerinden alacağını alt metin olarak girdiler ve memnuniyet sonucuna ulaştılar.

Ölen memnun, öldüren memnun! hah! işte özgür bi sözleşme!
Sözleşmede varsa;   sömürü, eziyet, ya da ölüm olmasının bi önemi yoktur. Sözleşme iki tarafça imzalanan kutsal kağıt, kapitalistin adeta kutsal kitabıdır. Her hükmü bi ayet kutsallığındadır.

   Tam bu esnada, Venedik tacirinde Şarlot, elinde senedini sallayarak, sahneye dalar ve şöyle bağırır.

Ben onu bunun bilmem! senedimi bilirim!! ha ha...çok hoş.)

    Velhasıl; tam da, Soma unutulacak derken bu sefer hop!! bi rezidans kazası daha, bi kaç işçi telef olur yine!  Allahın işine karışılmaz elbet ; kaza kader bunlar hep.
       Artık öldürülmelere, bağışıklık kazandığımız için, amannnnnnn  bize ne, demeye de başladık tabi:) Yalnız  bazı gazeteciler, gasteci olamamış bunlar hala;  "insanları öldüryorlar" diye yaygara koparıp, halkı galeyana getirmeye çalışıyor. Ama bunların da çok yakında derdest edileceğini umuyoruz.Artık nasip. Ama yine de; dolmuşta, radyodan, yalaka bi gastecinin sorucuğuna kulak kabarttım:)--Efendim diyordu gasteci; rezidans kazasında ölen işçilerimiz "sivil şehit" ilan edilebilir mi?

  Ay öldüler ama cennette 72 huri, hem de tomurcuk memeli onları bekliyora olayı bağladılar ya...

 aha!!! dedim;  ILIK İSLAM"
alkış!!! efekt girin buraya :) ha ha...çok hoş.)


İnandığım hiç bişey  kalmayacak  mı? .

İnandığı hiç bişeyi kalmayanlar; asıl ölüler onlardır, dedi; sol duyum çıktı geldi.((( :((

Neferteti mazlum halkını selamlar.
Okudun mu? Afiyet olsun:) Alttaki, reklamı tıkla layk niyetine çok sevap valla:) ha ha...çok hoş.)

5 Eylül 2014 Cuma

kapiTALİSt DevLET siLAH sATIYOR!

  

Adı ali,
sarı Ali                                             
hep sekiz yaşında
hiç büyümüyor,

sopadan yapılmış atından inip;
 neşeyle, coşkuyla kovan topluyor.

Saçımda tavuğun en güzel tüyü!
Vurma beni Ali.
Ben silahsızım,
ormanda dolaşan,
kızıl derili,
banggg banggggg
Sevdiğim beni vurdu!
bangg banggggg
sevdiğim beni vurdu!!


Adı Ali,
sarı Ali,
hep sekiz yaşında
hiç büyümüyor,
sürekli peşimde, hiç ayrılmıyor.
sen büyüdün diyor
söyle onlara,
kapitalist devlet silah satıyor!


bangg bannnnnggg
sevdiğim beni vurdu!
bang bangggg
sevdiğim beni vurdu!






 Neden yalnızsın küçük kız?
-Öldüler, yolda kaldılar vazgeçtiler, dönüp bakmadım bile sadece koştum..

http://www.izlesene.com/video/nancy-sinatra-bang-bang/6651737

http://www.cihan.com.tr/news/Yozgat-ta-silahla-oynayan-cocuk-once-kardesini-sonra-kendisini-vurdu-CHOTc1MDEzLzE=

http://www.marasgundem.com/silah-ruhsatlarindan-alinan-paralarla-yaptirilan-anaokulu-hizmete-acildi-139024h.htm
Okudun mu? Afiyet olsun:) Alttaki, reklamı tıkla layk niyetine çok sevap valla:) ha ha...çok hoş.)

4 Eylül 2014 Perşembe

GÖkYÜZÜlü AHmET-O bi işletim sistemi!!!


Fısıltılar:))

Adımı Unuttum!
adımı unuttum.
adı olmayan yerlerde.
ne in, ne cin, ne benî âdem zamanlar içinde.
kuşlar uçuyor, kervanlar geçiyor bir iğne deliğinden,
çarşılar kuruluyor,
sarayları, oyuncak insanları, karınca şehirler,
zamanları gördün mü bir iğne deliğinden?
adımı unuttum,
adı olmayan yerlerde, geçip gidenlere bakarak


     Fısıldadı kulağıma; Ahmet diye bağırdım!! geldin mi? Zamanın kapısını aralayıp baktı bana. Gelip oturdu soframa. Onca zaman sonra, ne kadar bilmiyorum, kaç ışık yılı geçti saymadım; bana söyleyeceğin bi şey var mı dedi. 

Seni bulmadan öleceğim sandım Ahmet! Zamanım azalıyor! Ne kadar zamanım kaldı, ölüm yolculuğuma, allah bilir. Nerelerdeydin? demedim de;

 -Evet dedim. çöpü boşalt. Yine boşaltmadan gitmişsin!

    Sol eliyle kafasını kavradı. Sonra  iki elinin arasına aldı. Sert bi şekilde okşadı. Sinirlenince böyle yapardı hep. Sevilmek istiyorum ama, beni kimse sevmediği için, kendimi seviyorum diyordu bence:))
 İşte böylesin  sen dedi! Ben bi astrofizikçiyim! Onca yoldan geldim; belki de yeni bi galaksiyi keşfettim; kaç nebula gördüm, bi karadeliğe düşecektim, az kaldı içine çekiyordu beni, ruhunun derinliklerine. Ama senin tek derdin; çöpü boşaltmam!!!
Boşuna uğraşıyorsun Ahmet dedim; nefesini boşa tüketme; kendine anlamlar yükleyerek, yücelemezsin. Yeni bi galaksi bulmuşmuş! Ne bulduğunu bile bilmiyorsun. Belki de; insanlığın sonunu getirecek düşmanımızı buldun! Belki de dünyamızı yok edecekler. Uzayın Amerikasını keşfettin ama onlar Kızılderililer olmayabilir! Bi şey keşfettim diye böbürleniyorsun her zaman! ama ne ? ya kötülüğü keşfetmişsen? Pandoranın kutusunu mu açtın? Ne keşfedersen keşfet diye bağıdım ona; Çöpü boşaltacaksın! Bu bizi eşit kılacak; bana gökyüzünden bakmanı istemiyorum!


    Sonra oturdu yanıma; böyle kızgın olduğunda, sakin olmaya çalışıp becermemesi hoşuma gider; dokundum saçlarına, kırlaşmış kısacık saçlarına, ensesine, kulağının hemen arkasındakilere,

Ve fısıldadım kulağıma;
kuşlar uçuyor, kervanlar geçiyor, bir iğne deliğinden:)
çarşılar kuruluyor,
 sarayları, oyuncak insanları,
 karınca şehirler,
 zamanları gördün mü, bir iğne deliğinden. 
  
sakinleşti baktı bana; dokunmaman gerekirdi dedi; biliyorsun. Değdi ama dedim; gözlerinde gittiğin tüm galaksileri gördüm.))


Ve bi besmelelik zamanda yok oldu; dokununca

    Şimdi Ahmet geldi desem; inanmazlar bana. Ahmet kim diyecekler, gözleri ne renk? Rabba da inanmaz onlar varlığına deliller ararlar sürekli. yokluğuna deliller gösterebilir misiniz peki? Hiç bi delil bırakmadan gitti Ahmet:(

Hamiş: şiir- Asaf Hâlet Çeleb

27 Ağustos 2014 Çarşamba

BÜYÜK ULUS DEVLETLERİN küçük ulus devletleri IRKÇILIKLA SUÇLAYIP, güçten düşürüp, soyup ...kmesinin hikayesi.)))

 Sol duyumun dediğidir:)) Striptiz!


    Efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin. Ulus nedir? Bu kavramcık insanlığın, önce
belleğine, sonra diline ne zaman düşmüştür?  Misal selfy sözcüğünün doğumuna hepimiz tanık olduk:))çok yakın bi zamanda:)nur topu gibi bi sözcüğümüz oldu. ay! çok heycanlı!! ha ha..çok hoş.)
       Bazı araştırmacılara göre, ulus kavramının ortaya çıkışı Fransız ihtilaliyle ilintlidir yani yaklaşık bu kavramın 225 yıllık bi geçmişi filan vardır. Bazılarına göreyse daha eski. Ben daha eski olduğunu düşünenlerdenim ama , neyse efendim mevzu o deil; bakın mevzu ne.
         Yeni küreselleşme selinin, herşeyi önüne katıp sürüklendiği çağımızda, artık büyük devletler,  serbest piyasanın onlara verdiği yetkiye dayanarak, dünyanın geri kalanını sömürme, bi tür çiğneyip tükürme, haklarının, komünizmin çöküşüyle birlikte netlik kazandığını ilan ettiler ve bu haklarını sonuna kadar  kullanmaya  karar verdiler. Fakat gelin görün kİ;  bu ideolojinin önüne çıkan  bir duvar var! "ulus devlet"! "yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı" sloganları mini minicik beyinlere yerleştiren, yerel üreticileri, küresel dev şirketlere karşı demir zırhıyla koruyan, kollayan devletlerin vay! haline!
   Öncelikle, uygarlık ayarları kullanılarak;  "piyasanıza girmemize müsaade eder misiniz?" diye sorulan devletçiklerden;  bu teklifi kabul edenler, küreselliğin hazzını, sonuna kadar tadarken, gelin görün ki; buna karşı çıkan,  devletler, şapa oturur!! "İşaret parmağını sallayarak, "şimdi biz sana gösteririz gününü " zılgıtından hemen sonra;  dağıtın ulan bunları!!!emirleri yağmaya başlar. Benden duymuş olmayın ama, dev şirketler,  büyük devletlerin, uzak diyarlardaki, askeri üsleridir artık:)valla:).
      Piyasalarının işgaline izin vermeyen ulus  devletler,  kendi çıkarlarını hop! diyince kabul edecek küçük devletlere ayrıştırılır. Peki nasıl? En zayıf noktası aranır elbette?  Din, mezhep cıkss..yoksa etnik köken:))Misal Türkiye, neden kürdiye olmasın? Bu esnada hemen parapeşin kırmızı meşin diyen bi tarihçi olur bi yazar olur misal "ahmet altan" v.s gibiler, devreye girer ve tarihin tozlu sayfaları karıştırılmaya başlanır. Bunların dedeleri var yaa!! şu tarihte bakın şurada kürtlere,  sırf kürt oldukları için neler neler yaptılar şeklinde, sürekli bombardımanla,  bireyin zihnine  Kürt-türk düşmanlığı enjekte edilir. Türkiye cumhuriyeti kurulurken, sizin dostunuz aslında  Amerikalılardır,  v.b:)) Sonuç olarak,  başı g.tü aynı olan arasındaki 7 farkı bulunuz deseler bi ömür bulamayacağınız,   kürt-kurt-türk karışımını ayrıştırmayı başarır:) Türkiyede, etnik köken ırkçılığı körüklenirken misal suriyede,  mezhep farklılıkları körüklenir ve aynı sonuca ulaşılır. Alkış!

   "Küreselleşme sahnesine çıktığında devlet striptiz yapmaya başlar, gösterinin sonunda,   çıplak kalır. Maddi temeli tahrip olmuş; egemenliği ve bağımsızlığı iptal edilmiş, politik sıfatı silinip kaybolmuş,  " DEVLET" mega şirketlerin, basit bir güvenlik birimi haline gelir.(küreselleşme-zymunt bauman) Seviyom ben ZYMUNT BAUMAN dedemi valla:)
  Dünyanın yeni efendilerinin, doğrudan yönetilmeye ihtiyaçları yoktur. Artık;  rehin alınan devlet, efendilerinin her emrini yerine getirmek zorundadır:))
Velhasıl;
 Türkiye de özelleştirme idaresi miadını doldurmuştur. Çünkü artık satacağı bişeyi kalmamıştır.

Bölün!!!Soyun!!

 Neferteti  mazlum halkını selamlar:)
     

21 Ağustos 2014 Perşembe

CeHeNNeMDE Bİ bAKİRE:))

GüLİStanSIZ  KaLdIM  REcEp!!   

   Çocukken, Muhammedistlerin kaydettiği öğretiler, artık güncellemelerle doğruluk varsayımı kaybetse bile bi tür eylemsizlikle alışkanlığa dönüşür.

      Bu esnada öğretilerin yanlışlığını, fark eden beynine, format atan kullanıcı, yeniden yüklenen doğrular karşısında, acaba bu doğrular da öncekiler gibi eskiyecek mi sorunsalıyla karşılaşınca sistemi ERÖR verir.
  
    Yeniden yüklenen er kişi ayarları tek tek incelenir, misal er kişiler sevimlidir, azcık östrojen yardımıyla yenilebilir gibi; öğretiler sisteme geri yüklenir. cıkss...sonuç yine ERÖRRR!!
    
  Başka bi taracıyıcıdan giriş yapılır; er kişi kullanıcının tüm ayarlarını tek tek incelerken, cıkss...bu iş PC başında olmaz diyen eski tip nası desem MS-DOS kafasının en doğru mantık olduğuna karar verilir:)) bi kaç görücüyle hasbihal edilir. cıkss..sistem yine erör!!

    Formattı, erördü, sistemi geri yükleyeyim derken, her sistemi geri yüklediğinde hardiskinin zarar gördüğünü  ve bi fil ömrüne sahip olmadığını fark eden kullanıcı  amannnnnnn boş ver bugün ne giysem kafasına döner:)) ve bi dağa çıkar. Bu iyiye alamet:)

Hamiş:Böyle böyle düştüm cehennemine. Artık inanmıyorum. Ey rab! yak beni!!!

 ha ha...çok hoş.)




15 Ağustos 2014 Cuma

DEmokraSİ ErEKsiyonu ay dilim sürtçtü çok pardon !!! EroZYonu:)))

  Sol duyumun dediğidir


     Ben kuşlardan da küçükken, büyük ağaç,  insanlar hakkında ne zaman yorum yapsa, cıkss...işe yaramaz kötü bi adamdır o; ya da heee heee ne iyi gadındı o:) derdi. Bu iki tanımlamadan başka hiç bi şey söylemezdi, zengindi, fakirdi, güzeldi, çirkindi v.s sadece "iyi ve "kötü";  insanları tanımlamak için kafiydi:))

     Bu öğretilerden yola çıkarak dünyada 2 ırk olduğu sonucuna vardım ben de:)), iyiler ve kötüler:))) ha ha...çok hoş.)
    Geçenlerde  Benim adım  Khan'ı  izlediğimde de aynı anafikri görünce gülümsedim:))İzlemeyelere "ay çok feci güzel izleyin!!! repliği yapacam:))

  Ama efendim mevzu o deil bakın mevzu ne. Uçurumdan uçan evler, yazı dizime başlamadan önce ki; bazen böle diyip hiç başlamıyorum; olur öle arada,neyse, demem oki sana,  uçurumlarda kartallar gibi yuva yapan insancıklar vardır mazlum ülkemde. Her ne hikmetse uçurumlarda kurulmasına rağmen nasıl oluyorda uçmuyordu bu evler dedi küçük kız? Elbette ağaçlar diye bağırdı kendine:) Ağaçlar, dört kollarıyla sararlar toprağı, mavi ağaçlar, yeşil ağaçlar, sarı,bodur, tıfıl ağaçlar:))
   Ama kötüler iş başı yaptığında ve cahillik kötülükle birleştiğinde işte o an; ağaçları kesip satmaya başladılar. İy para ediyo muhtar emmi! köylüyü fukaralıktan kurtarıyokkk fena mı ediyoz? hem köylüde memnun, azcık saralle çikolatası gördü ekmekleri:)misss gibi mübarek:))
      Yağmurlar başlayacak dedi, iyiler, toprak ona ait olanı alacak, yapmayın!
 Sonra bi gün, ağaçsız, çırılçıplak kalan tepeler,  hoppp diye çöküverdi evlerin üstüne. Uçurumdan uçtu evler diye bağırdı küçük kız!! uçurumdan uçtu evler!
  Allah taksitarlarını affetsin!

Demem o ki sana,  seçimden sonra halkım bana gaz verdi diye göğsünü yumruklayan,  Gazman, kalan son ağaçları da, yok ediyor. Yılmaz abim hürriyetten kovulmuş diyorlar, Ahmedimin başına neler gelir tahayyül edemiyom bile:((

     Onlar sayesinde elimiz ayfon gördü, ayağımızın altında son model  vosvagenler, ekmeğimizin üstündE sarella çukulatası:))yalan mı, yalansa yalan de replikleri kulaklarımızda:))

       Velhasıl;   demokrasi ereksiyonu sonucunda, erozyona uğrayacak mazlum ülkem sanki:((

Allah taksiratımızı affetsin:))
     Neferteti mazlum halkını selamlar

11 Ağustos 2014 Pazartesi

TeRÖristlerin Ve SahTE KaBAdaYılaRın, toplumları Susturduğu bi Çağa vira demir yol alıyoruz!!maalesef:(

Sol duyumun dediğidir

      Demokrasi nedir dedi; karatahtanın başında duran kara bıyıklı adam. Demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesidir diye bağırdı Anabelli, parmağıyla birlikte sırasından ayağa fırlayıp. Halk uyacağı kanunları belirleyecek kişileri seçer. Demokrasi ne güzel şey!!
      Hım...dedi kürdi ağa sakalını sıvazlayıp, "halk" biz deil miyik?  Vekil efendi bizi temsil edecekse, mecliste bi el kaldırmaya bakar, o vakit töremizi kanun ederik:))Bu bizim en demokrat hakkımızdır!!!
Halkın %99nun yerlere tükürdüğü bi memlekette, yerlere tükürmeyi yasaklamak da neyin nesi?
Kitabı mukaddesimizde bize vaad edilen tomurcuk memeli  13lik kızları M..kmemizi yasaklayan bu yasakçı zihniyete son verme zamanıdır bide!
     Sokaklarda g.t başı açıp dolaşan her an m..kimizi kaldırıp abdestimizi bozan, bizi cünüp gezdirip günaha sokan karı milletine tanınan bu ayrıcalıklar yok mu hele!!! Koca Osmanlının başını da bunlar yakmadı mı? Çoğunluksa çoğunluk biz de.:)  Pedofili hakkımız söke söke alırız!!

     Zaman geçti, zaman aktı, zaman zaman içinde.

      Demokrasi nedir dedi;   küçük bi kız meraklı gözlerle:

     Demokrasi dedi Anabelli; durdu azcık, yutkundu, zihnindekileri söyleyip söylememekte tereddüt etti .Demokrasi diye tekrar etti; sonra cümleyi bi çırpıda tamamlamaya karar verdi.

DEMOKRASİ, HAYVANLARIN ÇOĞUNLUK OLDUĞU YERDE, ORMAN KANUNLARININ HÜKÜM SÜRMESİ DEMEKTİR.


     Neferteti mazlum halkını selamlar.
   

1 Temmuz 2014 Salı

ObeZ DÜşÜNceLeR:)))

Sol duyumun dediğidir   

    Obez nedir ya da ne değildir? Hızlı bi değişimle yenileşen, keşfedilen,  sevimli ya da sevimsiz yararlı ya da yararsız pırt diye ortaya çıkan, doğdu aaaa buna ne diyeceğiz sorunsalıyla bizi karşı karşıya bırakan, yeni şeyler gibidir sözcükler. Bu yeni  sözcüğün dimağımıza düşmesi orada kendine yer edinmesi hangi zaman zarfında gerçekleşti peki? Öncelikle irdeleyeceğimiz uzun cümlecik bu:)

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından, obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır.
  Vücutta aşırı yağ birikmesi neden kaynaklanır peki? hımmm...fazla yemek yemekten olabilir:))ha ha...çok hoş.)
  Neden vücudumuz bu duruma müdahale etmez ? Misal üşüdüğümüzde vücut otomatik pilota bağlanır kontrolü elimizden alır ve titreriz:))Titreyerek vücudu hareketlendirip ısıtmaya çalışır.
Sonuç olarak bizi yöneten beynimizdir. İşte bu noktada; beynin düşünme biçimine müdahalede bulunan insan, vücudun dengesini yerle yeksan edip, beyinde oluşturduğu her şeyi yeme düşüncesini eyleme geçirdi. Aslında bu basit bi düşüncenin ürünüydü:)). Bunca yiyecek varken, neden hepsini yemeyeyim düşüncesi.:)) İşte bu düşünce, vücuda ihtiyacı olandan fazlasını tüketmeyi "YENİ DOĞRU"olarak beyine yerleştirdi. Vücut kontrolünü ve tokluk hissini kaybetti, çünkü beyinden gelen mesajlar envai çeşitteki yiyeceklerin hepsini tüketme yönündeydi.
   
Bu felsefe bi sezon sonra nasıl meyvelerini verdi. Bakınız nasıl?

Washington Üniversitesi'nde bulunan Sağlık Ölçü Bilimi ve Değerlendirme Enstitüsü (IHME) tarafından yürütülen '1980-2013 süresince çocuklar ve yetişkinlerde aşırı kilo ve obezitenin küresel, bölgesel ve ulusal boyuttaki yaygınlığı: Hastalığın Küresel Yükü Araştırması 2013' adlı çalışma sonucu elde edilen verilere göre dünya nüfusunun yüzde 30'unda obezite veya aşırı kilo sorununun bulunduğu tespit edildi.

 Toplam 188 ülkeden alınan verilerle yapılan araştırmada; aşırı kilolu veya obez nüfusun son 30 yılda 857 milyondan 2,1 milyara yükseldiğini ortaya koydu.

  Burada sol duyup sol omzuma fırlayıp bi sorucuk terennüm etti.:)) bu 2.1 milyara yükselen obez nüfus, hangi ülkelerde yaşıyor peki?

 Hemen küçük bi araştırmacıkla bulalım:))aha! süprizzz!!! adını da göklere yazdırdım sürpriz sürpizzz!
Böle bi türkü var valla:))

  Neyse efendim mezvu o deil bakın mevzu ne:))

     2013 yılında erkekler arasında obezite yaygınlığının azami olduğu ilk üç ülkenin yüzde 44 ile Katar, yüzde 43 ile Kuveyt, yüzde 31 ile de Bahreyn olduğu kaydedildi.:))

       Uzunları yakıp bide başka kıtalara bakalım dedim:))

  Obezite ABD'lilerin baş sorunlarından biri haline geldi. Bir sağlık kuruluşu tarafından yapılan araştırmada ülkenin 31 eyaletinde obezite oranının arttığı kaydedildi.
 hımm..dedi sol duyum sol omzuma oturup obeziteyle KBDMG bi ilişkisi olabilir mi peki?

Büyük ceylan gözlerimi açıp bu ülkelerin KBDMG bakacam azcık:))

KATAR:88.000dolar
ABD:51.704
KUVEYT:39.874
   
    2013 yılı itibari ile kişi başına düşen milli gelir hesabına göre Dünyanın en fakir ülkesi Demokratik Kongo Cumhuriyetidir
Bu ülkenin yaklaşık olarak kişi başına düşen milli geliri 350 $ civarındadır.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Afrika’nın nüfus yönünden en kalabalık ikinci ülkesidir.
Dünyanın en fakir ülkesi olan bu ülke Dünyanın en zengin ülkesi konumunda olan ve kişibaşı milli geliri yaklaşık olarak 88.000 $ olan Katar ülkesinden yaklaşık 250 kat fakirdir.

   Hazretleri  Muhammedin karıları dörtleyin desturuna birebir uyarken, komşusu açken, tok yatan bizden değildir hadisini m...kine takmamış anlaşılan Müslüman:))neredeyse afrikanın yarısının yemeğini yemiş:)) ha ha...çok hoş.)
   
Ve sonuç : her yıl dünya nüfusunun yaklaşık 2 milyona yakını,  açlık ve yetersiz beslenmeden kaynaklanan hastalıklardan;  2,8 milyon insan da  obeziteden, aşırı beslenmeden ölüyor!!!
Şüphesiz burada bize apaçık bi mesaj var:))

Neferteti mazlum halkını selamlar.
   
   "Obez düşünceler" sadece yemekle alakalı değil bide. Dünyanın tüm nimetlerinden ümiğini sıkarak yararlanan, tüm zevklerini tatmadan ölmek istemeyen hedonist insan, tüm yemekleri yiyelim tüm karıları  s...kelim felsefesinden yola çıkarak, cinsel gücü arttırıcı ilaçlarla bi kez daha insanın fıtratına müdahale etti. sonuç :Viyagra :)

 Bunu da başka bi yazıcık da irdeleriz artık.) haftaya görüşelim haftayaaa...ha ha...çok hoş.)

30 Haziran 2014 Pazartesi

KaPİtalist İNsaN:)

Sol duyumun dediğidir   


 Yeme, içme, seks iç güdüleri karşılandığı sürece, savaşma seviş perspektifinden dünyaya bi bizon gibi bakan; bazen savaşın, sevişeceğin insanı seçme hürriyetini kazanmak için yapıldığını unutan, insanlığın max. noktasından hızlı bi  ivmeyle düşüp, içindeki hayvana çakılan insan prototipi.

   Bu prototipin yanında bi kadını becerseniz ya da bi çocuğu öldürseniz dahi, kişisel  çıkarlarına zeval gelmediği sürece aldırmayacaktır. Çünkü o artık; ahlaki değerlere önem vermeyen, bireyci bir materyalisttir. O bi barış adamındır. O bi vicdani retçidir.O bi kapitalist insandır.Maalesef:((
 
Ve sonuç:  iyiler için savaşacak hiç kimse kalmayacak.

Neferteti mazlum halkını selamlar.

30 Mayıs 2014 Cuma

KıZı KurTARmaYa kiMsE gElmEdi:(

beyin göçtü,
 rüzgar bi gavur gibi esti,
çatladı toprak,
çatladı yürek,
kırk gün kırk gece bekledi
kızı kurtarmaya kimse gelmedi:((

bi besmelelik zamanda yağdı kar.
oruç vakti.
 allah kurban istedi.
günah büyük!
namus içler acısı.
aradı gözleri,
bi kurt, bi ceylan
 birbir baktı ağaçlara, bekledi.
ilk taş onu vuruncaya kadar bekledi
kızı kurtarmaya kimse gelmedi.

eridi yürek,
 eridi kar.
 zaman eridi.
 adı bi haram gibi,  silindi.
sustu ana.
sustu kadın
sustu ses!
son sözümdür dedi: hamdolsun verdiğin acılara !!!
kızı kurtarmaya kimse gelmedi.:(((


m-s-2014-nefer-neforizmalar

26 Mayıs 2014 Pazartesi

KeDİye antiDEPreSAN:))KApiTalist ÖTeSİ toplum:))

Kapitalizmin kedisi:))!
    Sanal mecrada bi hasbihal esnasında kedisinin son demlerde çok agresifleştiğini bu durumu gidermek için veteriner veteriner gezdiğini anlatan bir  kullanıcının,  kedime son çare olarak antidepresan aldım,  repliğini terennüm etmesiyle, koptum:)) yeminle.:) ha ha..çok hoş.)

     Hayır kedilerden nefret etmiyorum elbette. Bu prototip batının çoğunluğunu oluşturduğu için dikkatimi çekti sadece:)  Kapitalist ötesi toplumda kastı, yeniden tanımlama gereği duydum bide:)
*tacirler(sermayedar)
*yöneticiler
*din adamları
*askerler
*kediler(ciğercinin kedisi)
*halk

   Peter Drucer dedem,  bütün izmlerin bittiğini bize muştuladığında, komünizm ölmüştü net;  fakat kapitalizm  de etkisini yavaşça kaybettiğini çünkü emeğin ve sermayenin, üretim faktörü olmaktan çıktığını iddia ediyordu. Artık yeni bir üretim faktörü piyasa giriş yapmıştı ve bu üretim faktörünün adı "bilgiydi".
     Bilgi toplumunda, sermayenin yeni adı bilgiydi ve kim elinde bulundurursa parseli toplayacaktı. Aslında kısmen yanılmamıştı. Misal facebooke sahibi Mark Zuckerberg
 Kapitalist ötesi toplum diye tanımlanan bilgi toplumunda üretimin faktörleri arasında bilgi kendine iyi bir yer edinmişti bu doğruydu. Fakat bu durumun toplumu kapitalizmin, ötesine geçirdiği konusunda derin endişelerim var:))valla:)
   Kapitalist ötesi toplum gerçekliğe dönüştüğünde görüyoruz kİ,  aslında değişen bi şey yok;  vahşi kapitalizm sinsi adımlarla geri dönüyor.
  Bilgi toplumu, serbest piyasada oluşacak en yüksek fiyatla bilgiyi satıp, zevkü sefa sürerken,gitgide vahşileşiyordu. Aslında sistemi vahşileştiren, üretim faktörlerinin neler olduğu değildi,  asıl sorun, toplam gelirin sınıflar arasında nasıl paylaşıldığıydı. Eğer paylaşım sınıflar arasında derin uçurumlar yaratacak şekilde dağılıyorsa ve bu dağılım serbest piyasanın görünmez eline bırakılıyorsa bunun sonucunda oluşan sistem kapitalist ötesi toplum değil, vahşi kapitalizmin taaa kendisidir.
Bakınız nasıl?
       Geçenlerde sinemada izlediğim  ender güzellikte filmlerden biri olan, terminali izlememişseniz, izlemenizi salık veririm:) izlenebilitesi max.
   Kısaca mevzu şu. Doğu Avrupa vatandaşı profosör bi Amerika seyahati esnasında beklenmedik bi olay yaşanır. Ülkesinde savaş çıkmış ülke sınırları hopp!! diye değişince zavallı adam vatansız kalmıştır. Amerikaya giriş izni yoktur, ama kendi ülkesine de dönememektedir. Kısacası havaalanında mahsur kalmıştır.

   Ama efendim mevuz o deil; bakın mevzu ne.:)O esnada havaalanı girişinde doğulu bir ülke vatandaşını yaka paça sürüklendiğini görür. Adamın elinde bi ilaç vardır ve görevliler ilacı elinden almaya çalışırlar. adam bağırır! -annem içinnn!!- annem kanser, ülkemde her şeyimi sattım sırf bu ilacı Amerikadan almak için! şimdi bana bunu, ülkeme götüremeyeceğimi söylüyorsunuz!!!- annem için.!!!
   Elbette görevliler adamın feryatlarına aldırmaz ve görevlerini yerine getirirler. Tam o esnada profösör adama yaklaşır ve kulağına bişey fısıldar. Adam, profösöre bi saniyelik şaşkın bakışından sonra bağırır!!!--- köpeğmmm o ilac köpeğimm için!!!! Görevliler adamı derhal bırakır. Havaalanı müdürü gelir ve adamdan özür diler, uluslararası hayvan hakları sözleşmesine göre bu ilaçı köpeğinizi iyileştirmek için kullanabilirsiniz der:))) Şüphesiz burada bize apaçık bir mesaj var!!!!ha ha...çok hoş.)

     Velhasıl kapitalist ötesi toplumda, bilgi çağında, serbest piyasanın tüm üretim faktörleri iş başı yapmış, serbest piyasanın görünmez eli, batının kedilerini doğunun insanlarından daha değerli kılmıştır; ve seçme özgürlüklerinin ayyuka çıktığı bu ortamda,  sermaye sahipleri, kedi-insan piyasasında,  insanı değil de, kediyi seçmiştir:))
     Fakat gelin görün  ki; bu seçimi kendilerinin değil de bi görünmez elin yaptığını iddia etmektedirler:)) Tıpkı o masaldaki gibi, krala görünmez bi elbise diktiğine, herkesi inandıran o kurnaz terzi gibi:))ha ha...çok hoş.)
Onu görüyorum diye bağırdı küçük kız!!
Onu görüyorum!
Ya siz görmüyor musunuz?
 Bu görünmez eli kesecek yok mu?


 Neferteti mazlum halkını selamlar.





22 Mayıs 2014 Perşembe

SİsTEmde DoMuZ BAĞI!

  KaNLI KöMüR


   İlk kez domuz bağı tamlamasını  "kurana hakaret ettiği iddiasıyla kaçırılan, Gonca Kuriş'in videolarını yayınlayan hizbullahçılar sayesinde duydum. Kadını soyup kalın halatlarla bağlamışlardı. Görüntüsü  hala bellekte.

   Şimdi bu vahşilerin aramızda, hatalı bi yargılama sonucunda fink attıkları, komedisine hiç girmeyeceğim

    Çünkü mevzu o değil; bakın mevzu ne.

     Domuz bağının en büyük özelliği, sizi saran iplerden kurtulmak için yapacağın her hangi bi hamle boğazındaki ipi sıkıştırır ve kendinizi boğarsınız. Bu vaziyette yapılacak tek şey hareketsizce birinin sizi kurtarmasını beklemektir ya da ölmektir.
    Şimdi sistemin nasıl domuz bağı yapıldığına şöle bi göz atalım.

     Taşeron firma, denilen kurum, ne iş olsa yaparız abi; repliğiyle yaşayan, açlık sınırındaki işçileri bulup, ucuza çalıştırmakta. Bu durumdan asıl firmada memnundur çünkü, taşeron işçiler sözleşmeleri biter bitmez kapı dışarı edilir. .Eğer şikayet ya da iş koşulları hakkında olumsuz bi düşünce, duygu ya da mimik sezinleyen işverenler, işçileri hop! kapı dışarı eder. Yani işçinin, çalışma koşulları hakkındaki, herhangi bi olumsuz hareketi onun işten atılmasını yada sözleşmesinin yenilenmemesi ihtimalini doğurur kİ; hiç bir işçi ne olursa olsun kendi ipini çekmek istemez. Bi nevi, domuz bağı.

   Velhasıl;  devlet denetiminden yoksun, sen bana seçimlerde bedava kömür sağla ben de senin, işçi sömürünü, vahşetini görmezden geleyim diyen hükümetçiler tarafından, vahşi kapitalistin insafına bırakılan 301 işçi yakılarak, toprağa gömülüyor. Kaza ve kader diyor devletlum! İş kazası::((
nede olsa tehlike sınıfı:7:)
  Peki ne olacak şimdi? Vahşi kapitalistin kucağında kalan diğerleri, önce ölenlere feryat figan ağlarken bi süre sonra,  maden ocaklarının kapatılıp işsiz kalacakları endişesine gark olmuş durumda. Size maaş bağlarız ya da ev veririz replikleriyle teselli edilen kalanlar, bi süre sonra ölümlerin hayırlı olduğuna inandırılabilirler. Hatta bi süre sonra olay gündemden düşünce misal; aslında işçilerin bu kazada ihmalleri olduğunu sonucuna bile varılabilir.:)) Burası Türkiye olmaz demeyin! Olur olur bal gibi olurrr:)Böle bi türkü var valla.

Bu kısasadan çıkarılcak hisse nedir peki?

 Maden ocakları çok tehlikeli nükleeer enerji santralleri kuralım::(((cıkk...cıkk..hiç hoş deil.

NÜKLEER ENERJİ SANTRALLERİNİ DURDURUN!

Neferteti mazlum halkını selamlar

8 Mayıs 2014 Perşembe

AyFoNu OkŞARkEN:))

 Bireyselleşme ve selfie şeysi...
  Bırakınız yapsınlar bırakınız m..ksinler felsefesinin şaşalı zaferinden sonra,  birey kendini toplumun
merkezine saldı. Artık kişisel özgürlükler ve yetenekler sizi diğerlerinden daha üstün kılar ve siz bu değerlerin bütün getirilerinden max. bi şekilde faydalanma hakkına sahipsiniz. Herhangi bi pembe dizideki esas oğlan sizden daha yakışıklı olduğu için, siz, cüzzi bi ücretle ancak asgari geçim düzeyinizi sağlarken,  100 kişinin toplam ücretini , bir kişinin alması kadar doğal bişey yoktur.
   Fakat bu ona tanınan bir ayrıcalık değildir! bireyin farkındalıkları sizde de olabilir. Siz de bir dizinin esas oğlanı olup, ya da bi sami hazinses fırsatı yakaladığınızda, diğerlerini ezip, parseli toplayıp gidebilirsiniz! Peki nasıl? YETENEKSİZsiniz:))

      Küçük piyasa oyunlarıyla çoğunluğun sesi olan, fırsatlar dünyasını size sunan, serbest piyasada belki de sıra sizdedir!! Olmaz demeyin! şansızını deneyin!

           Bu repliklerle toplumun tüm YETENEKSİZlerini söğüşleyen ve çoğunluğa, umudu, serbest piyasada oluşacak en yüksek fiyatla satan kapitalist abiler, alkışlarla, naralarla karşılanmakta.

   Kapitalist abi,   psikologlar, toplum mühendisleri, sistem mühendisleri tarafından hazırlanan bilgisayar oyunlarıyla,  bireye savaşlar kazandırarak, içindeki kahramanı ortaya çıkartıp  dünyanın hakimi kılarken milyon dolarları çaktırmadan götürüyor. Bu arada öldürerek puan kazandığınız oyunlarla büyüyen çocuklar, okullarda suç oranını max. ediyor. Devlet bakıyor:))Artık bunu durduracak gücü ve itikadı kalmadı.

     Birey,  doğaya, sanata ve diğerlerine bakmaktansa yıllarca ihmal edildiğinin ona hatırlatılması üzerine objektifi kendine çeviriyor.

   Sonunda akıllı telefonun akıllı yaratıcıları bireyin, neden ben olmayayım sorunsalına çözüm bulacak bi telefon  üretiyor. Artık merkez sizsiniz! Ölsün doğa fotoğrafları, natürmortlar!
 gelsin bireyin tatlı, kızgın, gülümsemeye çalışan, sırıtan, suratı!! aha! bu selfie!
 Artsın satışlar, gelsin paralar, !

 ha ha...çok hoş.)
Neferteti mazlum halkını selamlar

24 Nisan 2014 Perşembe

DüŞünen KaDın



Sol duyumun dediğidir


             Ne yapıyorsun küçük kız?Düşünceye yeni şekiller veriyorum, zaman karşısında yok olmasın diye;  böylece  Atatürkçü düşünce, eskimeyecek sürekli yenilenecek, zamanı ve çağı doğrulayacak, onu göğsümde taşıyorum,  gerektiğinde saklıyorum. Onu yok edemeyecekler, eskimesine ya da yok olmasına izin veremem!

O sabit bir taş değil, heykel değil, o zamanda yolculuk eden bir enerji bir ışık. Anlayabilsen keşke.

          Efes harabelerinin, en büyük kütüphanesi,   köle doğup sonradan, bir kadın tarafından özgür bırakılan bir adam tarafından yaptırılmıştır. Ve şöyle yazar tabletinde, bana özgürlüğümü veren kadına.

Neden  bi köle o kütüphaneyi yaptırmış peki? Anlatmak istemiş bence, zamanın yolundan geçecek olan herkese.

         Çünkü özgür doğanlar, köleliğin ne demek olduğunu bilemez;  köle doğanlarsa özgürlüğün ne demek olduğunu. Kim bilebilir peki; bu ayrımı kim yapabilir? Köle doğup özgürlüğünü satın alanlar elbette, Bi avuç biz.O kadar azız  ki.

   Yine de bıkmadan usanmadan,  özgürlere köleliğin ne demek olduğunu anlatıyorum, kölelereyse özgürlüğün ne demek olduğunu;  ve her şeyden çok ve her şeyden önce, bana bu düşünceyi veren, insanlaşmamı sağlayan, her şeye ve herkese rağmen vazgeçmememi öğütleyen,  düşünceyi koruyorum. Bu bi bayrak yarışı. Artık  düşüncenin bayrağı bende. Tuttum asla bırakmam!! Tuttum onu bırakmam!!

Bana özgürlüğümü veren adam!

Resmini bi yar gibi, göğsümde taşıyorum,

Adını bi mıh gibi aklımda tutuyorum.

 Neferteti mazlum halkını selamlar

20 Nisan 2014 Pazar

PeMBe otobüsten peMbE ÇArşafa:)


Sol duyumun dediğidir  

   Yerel seçimin gazıyla coşan Müslüm, daha önce deneyip tepki aldığı ama hala uygulamaya geçirme hayallerinden vazgeçmediği, şeri kanunları demokratik yollardan; bi nevi işi kılıfına uydurarak yapabilir miyizin yolunu arıyor:) hımm...mantıklı:)
    Bu stratejini hayata geçirmenin ilk hamlesini de "pembe otobüsler".
     Otobüslerde kadınların erkekler tarafında taciz edildiğini ve kadınların haliyle bu durumdan çok şikayetçi olduğu, tespiti yapan Müslüm, bu sorunun çözümünü, kendi ampul kafasına göre hemencecik bulur. Kadınlara ayrı otobüs!!! Sırf kadınları korumak için yapılan bu hizmetin altında  fenalıklar arayan şeytanlar vardır elbet:)) Bu şeytanlar şöle sual ederler utanmayıp sıkılmadan müslüme:))--neden er kişilerin, otobüslerde tacizini engellemektense, sorununun kaynağına inip, toplumun cinsel açlığını bastırmayıp, bu sorunu ortadan kaldırmaktansa, kadınları ayrı bi otobüse tıkıyorsunuz? Hemn tokat gibi cevabı yapıştırır müslüm.Elbette kadınları koruma için :)
 Bu noktada durup bi es koyalım:))
     Büyük Osmanlı imparatorluğu zamanında,  toplumun yarısının sokağa çıkamadığını haliyle, toplumun yarısının felçli olduğunu ve bunun bizi Avrupadan ve diğer gelişmiş ülkelerden geride bıraktığını ifade eden Talat paşa, bu rezalete bi son verip, "kadınlara tek başlarına sokağa çıkma izni vermiştir"

     Bu durumun kadınlar için tehlike arz etiğini iddia eden muhalifler, aslında kadınları korumak için
kadınların yalnız dolaşmamalarını bi erkeğin tasmasıyla gezmeleri gerektiğini savunmuşlardır. Aslında alınan tüm bu önlemler kadınların iyiliği içindir:))Bu günün pembe otobüsçüleri bu muhaliflerin torunlarıdır net:))
      İslam kadınların korur, kadına değer verir Neden anlamak istemiyorsunuzcular vardır elbette. Nasıl peki?Onları mutfakla yatak odası arasına tıkarak .Kadının yaşam alanı mutfakla yatak odası arasıdır. Günümüz de dahi, küçük şehirlerde tecavüzlerin ya da tacizlerin az olmasının nedeni bu şehirlerin daha güvenli olması değildir. Doğuya doğru gidildikçe en geç akşam 9 da kadınlar evlerine kaçar:))Buda suç oranını azaltır:))bu ka basit:)
     Buradaki asıl amaç, kadınları erkeklerden korumaktır. Tıpkı kadınları, tacizci er kişiden, korumak için, pembe otobüs hizmetinde olduğu gibi.
  Sonuç olarak müslüm islamı ılımanlaştırmaya çalışmaktadır. Net. Çarşafı pembe yaparak:))düşük doz da şeriat:)))
ha ha...çok hoş.)
Günün türsünü dinleyek azcık:)) karda zordur yürümekkkk anladım gelmeyecekkkk...
Neferteti mazlum halkını selamlar.

26 Mart 2014 Çarşamba

KİrLİ bilGi

 BaZı kaFAlar laĞIMdır:)
 

      Düşünüyorum o halde varım diyen feylezoftan bu yana, düşünce varlığın kanıtı, insan olmanın birinci delili olarak kabul gördü. Bu kabul görüş, düşünenleri çoğalttı. Düşünceden bilgi doğdu. Bilgiyi, hızla yaymak için kitaplar yazıldı. Bilgi onu okuyanın kafasında yoğruluyor ve yeni bi analitik düşünceye dönerken nur topu gibi başka bi "yenibilgİ" doğuruyordu.Fakat bi süre sonra, İnsan beyninin ürettiği faydalı bi bakteri olan bilginin, yanında, zararlı bakteri de, üretmeye de başladı." Kirli bilgi". Bu zararlı bakteriyi üreten, yine insan beyniydi. Bi lağımdan farksız olan beyinler sürekli "kirli bilgiyi" üretip evrene salıyordu. Ve kirli bilgi, tıpkı kötü ve habis urların yayılması gibi, iyi olandan daha hızlı ve daha güçlü yayılıyordu. Kirli bilginin, tıpkı bi kanser hücresi gibi yayılma hızı max. du.Ve kısa süreden toplumun beynine yerleşip, onu yok edebiliyordu.
   Peki mevcut durumda, bilginin temizliğin nasıl sağlanacaktı.
Kaysın zaman, tarihin tozlu sayfalarında dursun.
 Atalar, peygamberler, komutanlar, feylezoflar kirli bilginin yayılımını önlemek için neler yaptılar ya da bi şey yaptı mı? ya da yaptılarsa aldıkları önlemler işe yaradı mı?
   BU uzunnnnn ve sıkıcı bi araştırmayı gerktiren bi konu kİ; hiç tarzım deil.)
 Bu konuda islam peygamberi muhammedin ne yaptığını söylemekle yetineceğim.
  Ey iman edenler! Dedi kodu, ölmüş kardeşinin etini yemekle aynı şeydir! Dedikodu yapan cennete giremez.
Hımm...mantıklı:)zeki adamları hep sevmişimdir valla:) Böylece bu hadisle yanlış bilginin ortalama salınmasını ve yanlış bilgi sonucunda ortaya çıkacak vahim durumları önlemiştir.

Ama efendim mevzu o deil; bakın mevzu ne:)

Zaman kaysın m-s 2014 dursun
Yer:ortadoğu-TÜRKİYE

    Teknolojinin nimetlerinden max. şekilde faydanıp, kabe manzaralı yedi yıldızlı otellerde, tavaf edip günahlarından arınan müslümanın foyası meydana çıkmış ve doğru bilgi gömüldüğü çukurdan fırlamıştır.Lağım beyinlerinden yaydıkları kirli bilgi, hiç ummadıkları bi hezimete uğramıştır.
 Elbette bi kuş sayesinde:))) bence twetır, bi serçeye benzese de bi güvercin:)zamanın varlığından beri güvercinler bilgi taşır:)))

Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? O, onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Ve üzerlerine sürü sürü ebabil KUŞLARI göndermedi mi?Ki her biri onlara ateşte pişirilmiş çamurdan taşlar attılar -FİL SÜRESİ-hımm..ebabil kuşu da olma ihtimali var tabi:)ha ha...çok hoş.)

    Velhasıl; tıpkı iskenderiye kütüphanesini ateşe verenler gibi,  bilgiyi yok etmeye çalışanlar bu günde vardır. Tweterı kapatıp zamanın iskenderiye kütüphanesini yakmaya çalışan zihniyet elbette kaybedecektir. Lağım beyinlerinin s..çtığı  kirli bilgiye karşı, doğru bilginin savaşma gücü, cesareti ve yayılma hızı gittikçe artan bi ivmeyle yükseliyor. Ama gerçek şu kİ; kazansak bile, bu vakit kaybediş, bizi bi adım geriye fırlatmıştır.Geriye yürüdük:)net.
Neferteti mazlum halkını selamlar