Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

11 Aralık 2013 Çarşamba

DoĞRUnun OrduLARI

Sol duyumun dediğidir
      Doğru nedir dedi felsefeci? Doğru, iki nokta arasındaki uzaklıktır dedi matematikçi; ve felsefeciyle Matematikçi gittikçe uzaklaşır. Uzaklaşmasalar iki ayrı nokta olmaz.İki ayrı nokta olmayınca onları birleştiren bi doğru olmaz:) Ve sonuç: felsefecilerle Matematikçilerin uzaklaşması doğrudur:)) Düz mantık! ha ha...çok hoş.)
   Ama efendim mevzu o deil; bakın mevzu ne:) Ben kuşlardan da küçükken, bayrağa koştuğum o küçük zamanlarda, en değerli hazinem kitaplarımdı.En sevdiğim;  bi nevi kutsal kitap gibi bişey; Alicanın kara kuzusu:) Hele Ayşegül!!! Ayşegül tatilde:))O şirin bikinisiyle deniz kenarında kumdan kale yapıyor! Bazen bi çiftlikte koyunlarla, kuzularla oynuyor! Keşke Ayşegül olsam diyorum:)) içimden çok içimden...Öğrenme hızım ve heyecanımdan dolayı böyle güzel hediyeler alıyordum işte:))ha ha...çok hoş.)
 Siyah kumaştan çantamın içinde saklıyorum onları, bazen yağmur yağınca, önlüğümün altına sokuyorum ıslanmasınlar diye.Öpüp anlıma koyuyorum bazen de.
           Çok sessizim.Soru sorulmadıkça konuşmuyorum. Tanrının ve kulların bütün söylediklerini yapıyorum velhasıl. Hiç kavgaya bulaşmıyorum, zaten çok cılızım, dayak yiyeceğim kesin.
    Çok az yiyorum bide. Açlıktan ölecek bu, Feride teyze diye, yakınıyor her gördüğüne büyük ağaç.
Semiz, güçlü orman çocuklarından değilim. Bi keresinde teneffüs de, ekmeğimi yerken, obur şirin onu elimden aniden alıp ağzına attı!! o kadar hızlı bi şekilde yuttu ki; hala,  boğulmadan, onu nasıl yuttuğuna hayret ederim. Ama benim için bu bi sorun değildi. Çünkü ben bi toplayıcıydım. Ormandaki ağaçlara tırmanır ne var ne yok yerdim:))
  Ama o lanetli günde başka bişey oldu. Hırsız Musa, ekmeğimi çalmadı. Ne çaldığını tahmin edemezsiniz! Kitaplarımı!! Hem de Ayşegülü!!  Okuyamıyordu bile, angut hırsız! Kitaplarımı çalmış arkadaşlarına gösteriyordu. Peşinden koştum ama kaçtı. Ayakları o kadar kocaman ki. Asla ağlamazdım, ama o gün ağladım. Hıçkıra hıçkıra ağladım.Neden ağlıyorsun dedi aniden bi ses? -Abi şirin diye bağırdım. Seni allah gönderdi kesin!!Hırsız Musa kitaplarımı çaldı. İşte orada.
  Abi şirin onu yakalayıp ağzını burnunu kırdı. Kitaplarımı da geri aldı. Ne kadar sevindiğimi anlatamam. Hala o günkü kadar beni mutlu eden bişey olmadı.valla:)
Ama artık önlemimi almıştım. He zaman abi şirin yanımda değildi.Çantama sivrilenmiş taşlar doldurdum.Artık silahlıydım.
    Demem o ki sana; ikame edilebilir bi şeyi kaybettiğinizde ya da çaldırdığınızda misal ekmek gibi farklı çözüm yolları bulabilirsiniz. İyilik timsali olduğunuz halde doğrularınızı çaldıklarında ne yapacaksınız misal kitaplarınızı ? Onları koruyacak ordularınız olmalı. Doğrunun orduları. Yoksa yanlışın orduları onları miker. Net:))cık...cık...hiç hoş deil.)

Hamiş: Bunları ben yazmadım; tanrı yazdı.Anlatıyorum sadece.

7 Aralık 2013 Cumartesi

VURULDUK EY halkım UNUTTUN BİZİ !

Söylüyordu türkücü türküsünü, havuzlu villasında,
Zap suyunda ufak ufak mezarrrlarrrr, diyordu içli sesiyle,
Ufak ufak, zap suyunda yüzerlerr.
Çocuklar ölüyor dedi Anabelli,
bölüşelim ekmeğimizi.
Bölerdi ekmeğini, yediye ve dahi onyediye, öyle yürekli yani.
Koptu tespih,
tane tane savrulduk,
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket.
Yani afyon, adilcevaz, akçadağ, turgutlu...
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku...

Söylüyordu türkücü türküsünü , havuzlu villasında,
ölüyordu Anabelli bi köy okulunda...

Sardılar onu bayrağa...

Bayrak neydi???????????


Sıcak bi çorbaydı bayrak!!!

soğuktu şimdi.

cehenneme gidecekti bide..

öyle allahsız!!!

Atila ilhan koştu geldi bi şiir terennüm etti;

Ne solculuğumuz solculuk, ne sağcılığımız
kimse bizi sevmedi.

ağır kan kaybıyız:((((


YOKLAMA ALIYORUM
Adı Soyadı: Zeki SAVRUK(21.4.1970-24.10.1993)

Doğum yeri: EDİRNE

-BURDA YOK!

Adı Soyadı:A.Nurettin SOYER(1964-22.10.1993)

Doğum Yeri:Bartın

-BURDA YOK!

Adı Soyadı: Yasemin TEKİN(29.7.1962-25.10.1993)

Doğum Yeri:Osmaniye

-BURDA YOK!

-BURADA YOK!

-BURDA YOK!

.....................

VURULDUK EY HALKIM! UNUTTUN BİZİ!

28 Kasım 2013 Perşembe

SeÇilMiş DİKtaTÖR :)

DeMokRASİ     İkLİMleRİ :)

    Gelişmiş ülkeler başkan seçer; üçüncü dünya ülkeleri, diktatör. Neden peki?
 İrdeleyeceğimiz cümlecik bu:)))
      Dünya denen sihirli kürenin, yuvarlağının her bi tarafında farklı iklimler görülmesine rağmen,insancıklar tüm bu farkındalıklara, göğüs gerip, bi şekilde hayatta kalma mücadelelerini kazanmayı başarmışlardır. 
   Farklı iklimler,  insancıkların yaşama biçimlerini,  hatta inanç ve hayata bakışlarını etkilemiştir. İnsancıkların, inanç ve yaşam biçimlerini belirleyen hal, tavır ve davranışlarına kısaca "sosyal iklimler" diyecem:))))  Sosyal iklimler bazen toplumlarda fırtınalara, bazense tsunamilere yol açar. Küçük bi dalga şeklinde oluşan bi sosyal patlama, misal bir seyyar satıcının kendini yakması gibi fevri bi davranış, zaten toplumun çoğunluğunda mevcut olan baskı,sıkışmış gazı ortaya çıkarır ve toplum patlaR!! bing boonnnng:)) 

      Ama efendim mevzu o deil.) Bakın mevzu ne. Demokrasiyi doğar doğmaz beşiğinden almamıza rağmen, bizim iklimimizde niye yeşermiyor? Bunun nedenini size küçük anekdotla anlatacağım:)

   Dolmuştayım, şoförle arkadaşı hasbihalde. Şoförler odası başkanlık seçimleri konuşuluyor.

-Mehmet abi çok iyi adamdır valla:)
-İyidir, kimsenin kalbini kırmaz ama abi cıkkss....ondan başkan olmaz ben diyim sağa.
-Niye olum yaa...
-Geçen p.ç ekrem durağın camlarını indirdi ne oldu?
-Hiç bi şey. 
Bize şöle hött dediğinde milletin korkacağı bi başkan lazım. Misal Ahmet abi olsaydı.Vurduğu gibi masaya yumruğunu, hah! hizaya gelir herkes. Biz de işimize bakarız valla abi; benim oyum Ahmet abiye.

          İşte bizim meselemiz bu:)) Bu ülkede uçan Hollandalılar yaşamıyo maalesef.:)) Gelişmemiş çoğunluk, şiddet şiddetle bastırılır felsefesine sahip :)Bu yüzden diktatörler seçerler ve şiddete saygı gösterirler.Ve işin kötüsü seçilenler de bunu farkındadır. Maalesef.:(

Neferteti mazlum halkını selamlar.



15 Kasım 2013 Cuma

SOSyal DevLET ÇÖkerKEN! FORMa VE EşitLİK

Solduyumun dediğidir

   Ben kuşlardan da küçükken, şekerli ekmeğimi kemirip, sümüğümü emerken, bayrağa koşacağım, siyah önlük-beyaz yaka takacağım o muhteşem günü sabırla, itikatla beklerdim.
    Ormanda, pamuk prensesin etrafında yedi tane küçük cüce:))) Siyah önlük giyinmiş, mavi şirinler:))
Neden siyah! Neden bu kara, ruhumuzu boğan yaralayan bi renk, çocukların üzerinde diye çemkirmeye başladıklarında artık büyümüştüm. Siyahtı çünkü, kir göstermiyordu. Haftada bir banyo yapan bizim için mükemmel bir renkti. Valla ha ha...çok hoş.)
  Artık önlükler mavi olacak dediklerindeyse gülümsedim:))İşte dedim, şirin rengi.))Önemli olan ne renk olduğu değil, şirinlerin eşit hissetmeleridir. Mavi, siyah, kırmızı...ha ha...çok hoş.)
    Zaman aktı, zaman geçti zaman şimdi içinde...
 Özgürleşin zılgıtı altında, kuralsızlığı, özgürlük diye belleyen, bir guruh, artık şirinlerin forma giymemesine karar verdi. Elbette bu kararın altında yatan gizli gerçek, müslümün, küçük kızlarını okula gönderirken, günahkar kıllarını örtemebilme gerekçesiydi. Eğer forma kalkar serbest kıyafet kanunlaşırsa artık, müslüm küçük kızların saçlarını örtüp, herhangi bi er kişinin onlardan tahrik olup, günaha girmesini engelleyecekti. Bu karara sonuna kadar destek veren, özgürlükçü abilerin, ablaların ki; hayırlı solcu diyorum onlara;  gerekçesi başkaydı. Bi sohbet esnasında, lise yıllarında acımasızca, forma giymeye zorladıklarından yakınan er kişi, artık kendi oğlunun polo gömleği ve dockers kazağıyla okula rahat bi şekilde gidebilmesini, özgürlük penceresinden bakıp alkışlıyordu.Kıyafetin bilimle, bilgiyle ne alakası var diyordu. Oysaki, öğrenme tamamen psikolojik bir olaydı ve o bunu farkında bile değildi.Ama konuşuyordu, her şeyi bilir gibi konuşuyordu.
  Aynı zaman hattındaydık er kişiyle neredeyse. Ama nasıl oluyor da tamamen zıt düşüncelere sahip oluyorduk?  Önlüğümü seviyordum ben. Aynı önlüğü 3 yıl giydiğim için rengi siyahtan azcık laciverde dönse de. Açık siyahtı sonuçta:)Ve yavaş yavaş anlıyordum, farkındalığın nedenini. Biz eşit değildik.Hiç bir zamanda  eşit olmadık. O kastın tepesindeydi, bense dibinde. Ama okul, bizi eşit olduğumuza inandırmıştı sadece:))Bu inanç beni büyüttü. Güçlendirdi.
      Biz çıkmıştık, ama şirinler ormandaydı hala. Ve herkes susmuş bu özgürleşme adı altında pompalanan, eşitsizlik gerçeğini küçücük beyinlere bir virüs gibi sokuyordu.
   Biri buna dur demeli. Kim dur diyecekti peki? Kim bu yanlış diyecekti ? Doktor Ahmet'in oğlu mu? Avukat Pelinin kızı mı? Ben tabi ki; ben bir tanem. Hurdacının kızı.Ve benim gibi yüzlercesi.
 
 Neferteti mazlum halkını selamlar

10 Kasım 2013 Pazar

KaSIMda YAS başkadır :(

Sol duyumun dediğidir
   
 Ben kuşlardan da küçükken, her sabah erkenden kalkıp ormandaki ağacımın kollarına koştuğum da, uzaktaki tepede dalgalanan ay-yıldızı bakardım. Ona koşacağım günleri sabırla sayardım. Bıkmadan usanmadan her sabah...

Bayrak neydi?
Senin için bez parçası, senin için don kumaşı
Benim için kutsal.
Sisli bi sabahında ormanda, 
tırmanıp en uzun ağacın kollarına,
 bayrağa bakmadın ki.
Özgürlük O!
bir insanlaşma biçimi.
Adalet O!
bi eşitlenme biçimi
Hala daha onun bakıp gözlerimin camlanışı bundandır.
Ve var oldukça benliğim
kutsal bi kitap gibi, alnıma koyup, 
üç defa öpeceğim.
       Ve o gün, yağmurlu bi sabahında ormanda, tırmanınca  ağacımın kollarına, bayrağı göremedim. Sis de yoktu üstelik. Parlak bi sabah ve bayrak yok! İnanılır gibi değil!
 Gidip bakmalı mıyım? Çok uzak...hem küçüğüm:(Doğumumun üstünden altı bahar geçti daha:(
Abla şirine koştum hemen. Bayrak yok dedim, sesim içime kaçarak!!Bayrak yok:(( Biri onu çaldı mı? 
Çalmak mı dedi gülümsedi:(((Kimse onu çalamaz, onu koruyorlar,  küçük şirinim:). Atatürk öldü.Bayraklar yarıya indirildi, ondan göremiyorsun. Beyaz yakalarımızı çıkardık, yastayız. Hımm...dedim kendime. Atatürk!! adını biliyorum. Bayrağı dağlarımıza asan adam, annemi ,ninemi insanlaştıran adam.  Bayrak-adam:)
 Atatürk ölmesin, dedim sessizce,  sesim içime kaçarak, bayrağı göremiyorum.:(
Onu görmeden, ona bakmadan asla başaramam.
Bayrak-adam ölmesin:(
Atatürk ölmesin:(

    

31 Ekim 2013 Perşembe

TÜRKLER! İsLAMın ProTEStanları

Sol duyumun Dediğidir:)  

  Ben kuşlardandan  küçükken, sualsız bi müslüman olduğum zamanların birinde, öle durup dururken, ekmeğimi kemirip sümüğümü emerken, hikmetinden sual olmayandan sual etmeye başladım.
  Hem de nası sualler? Düpedüz küfür!!!
   Muhammed, veda hutbesinde, ağlamaklı sözlerle, öğüt ve merhametle, müslümanlara veda ederken, niye kuranı yazdırma ihtiyacı hissetmedi?
   Hımm...azcık düşünelim:) Buldum!! allah kelamı olduğunu iddia ettiği kitabın, her yasasına kendi de uymak zorunda kalacağı için bence:)valla:) ha ha...çok hoş.)
   Ölümünden sonra ortaya çıkan siyasi karmaşalar haliyle bölünmelere, sonuç olarak da mezheplerin ortaya çıkışına neden oldu. İslamın en mühim mezhepleri Sünnilik, Şiilik  v.b:)) İmam hanefi, imam gazali, tirmizi  ve diğer imamlar arsındaki fikir çatışmaları kimin ve ne şekilde cennete gideceğine bi türlü karar veremedi.)) ha ha..çok hoş.)
  
   Aslında bu çok yadırganacak bir olay değildir.Bu açıdan dinler tarihine baktığımızda Hirstiyanlığın da bu ayrışmalardan geçtiği görürüz.Bağnaz Hristiyan kurallarını yumuşatarak,  Hristiyanlığı yaşanabilir bir din haline getirmiş ve incili ilk defa Latinceden Almancaya çevirmiş bi adam vardır. Kimdir  bu ünlü Hristiyan? Elbette LUTHER:) O  bi protestan.:)) İncili , latincenin tekelinden kurtarıp, "incil latinceden başka bi dile çevrilemez" tabusunu yıkmış ve her hristiyanın, incili  okuyabilme ve ne yazdığını anlayabilme hakkına sahip olmasını sağlamıştır. 
        Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:) Peki Türkleri durup dururken neden islamın protestanları ilan ettim:))İslamda protestanlık diye bi mezhep yokken hem de:) Aslında uygulama da var:)

     Genç Türkiye cumhuriyetini kuran Mustafa'nın elbette Luther den, haberi vardı. Eğer bi kutsal kitap varsa, onu okumak ve anlamak her müslümanın hakkıydı .Ve ilk işlerinden biri olarak kuranı, Türkçeye çevirtti. Kuran arapçadan başka bi dile çevrilemez! tabusunu yıktı.Bu anlamda onu yorumlama ve hayata geçirmede, arap müslümanın erkek hegomanyasına dayalı teolojik sistemini, kadın erkek eşitliğine dayalı ve monogami destekli,  bir yapıya doğru kaydırdı. Ve bu yapı "laik müslüman" prototipini yarattı. Laik müslümanlar bi nevi islamın protestanlarıdır.  Kısaca; kadını üzerinden müslümanlığını ispat etmeye çalışan erkek baskın din kültürünü eşitliğe dayalı bi dine çevirdi. Ve bunu 80 yılda yaptı:)))

Yurttaşlarım! Az zamanda büyük işler başardık!!!

  Ta ki bu güne kadar:))

 Bu gün "arap müslüman" elinde tespihi peşinde 4 eşiyle hedonizmin doruklarında gezinerek çıktı geldi:)))

Bundan sonra ne olacak peki? "Laik müslüman"   "arap müslümana" yenilecek mi?

Ay!!! Çok heycanlı!!! Bekleyip göreceğiz :)))

Neferteti  mazlum halkını selamlar:)

30 Eylül 2013 Pazartesi

kEZbaN pARİSte dEĞil:)))LizBON da:)

        LizBonun yolları taştan, sen çıkardın beni beni baştan, türküsü dudaklarında, uzağaaaaaaaaa çok uzağa
gitmenin dürtüsü damarlarında vira demirrrrrrrrrr Lizbonnnnn:).

   Nerden çıktı bu lizbon sevdası demeyin, hedef sapması yaşadım azcık:)) Amaç Londrayı görmekdi ama, kıl ingilizler şengenimi kabul etmeyip ayrıca vize istedikleri için cıksss...ingilize atar yapıp, hıh! Londraya mı kaldım o dem, çeker giderim Lizbona repliği yaptım valla:))

    Portekizli denizcileri hep merak etmişimdir oldum olası:)) onları çok özel sözcüklerle tanımlamak istiyorum; bu nedenle onlara hımm...ne desem:)) şeyy...dünyanın kaşifleri cıkss..." yeni dünya mucitleri "diyecem valla:))

    Lizbona düşer düşmez, Lizbon sahillerindeki bu bi avuç adamın heykellerine göz attım önce  İlk denize açıldıkları yer...zaman kayması yaşıyorum oraya bakınca bi an. Bi avuç adam mahşeri bi kalabalık, bi bilinmeze yolculuğun heyecanı, korkusu, cesareti, insancıkların yüzüne sinmiş:)her kafadan bi ses çıkıyor. Sesler birleşiyor sonra, kalabalık uğuldaşıyor.
Apollo, uzya fırlatılıyor sanki, "yeni dünya kafişleri" uzayın derinliklerine yol alıyor.Dönecekler  mi ???bi umut belki...ha ha...çok hoş.)
  Döneceklerrrrrrrrr, al kırlaraaaa, bozkırlaraaaaaaaaa, güneşi sunacaklarrrrrrrr, yancaklar ama bi daha yalnız kalmayacklarrrrrrr...ne hoş sölerdi Ahmet abim valla:)))

Neyse efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)
   Ormandan istanbul'a uçmuşuz, gecenin bi vakti. Sabaha kadar havaalanında pinekledik tabi. Hava alanı sürüngeniyim hımm..bu tabir çuk oturdu. Yorgunum, uykusuzum... Atatürk hava alanın koca mescidinde namaz kılarken uyuyasım geldi valla:)) ha ha...çok hoş.)
     Ve işte Lizbon!!!nasıl tanımlarsınız? hımm..eh! işte diyeceğim:)) şehir büyük bi depremle yıkılıp yeniden imar edilince yeterince eski gelmedi bana:)) Allahtan, Portoyu görme olasılığımız hasıl oldu:))) Porto!!!en güzel bi şey...Portekizin istanbulu diye tanımlayabilirim:))) Portoya gitmişken, bi boğaz turu da yapın derim:))çok hoş.)

      Lizbonun nesi güzel diyenlere:)) ekmekleri güzellllllllll!!! diye haykırabilirim valla:))Yurtdışında en çok karşılaştığım sorun yiyecek bi şey bulamamadır ki;  bu yüzden  sırt çantamda hep koca bi ekmek taşırım, biraz da zeytin:)) valla:) ha ha...çok hoş.)

 Ama lizbonda cıkkss...missssssss gibi ekmekler, poğacalarrr, belen pastası hımm...belen pastası,laz böreği gibi bişey, bide Sebze çorbası dedikleri şey de lahana çorbası çıktı:)))
  hımm...dedi sol duyum sol omzuma oturup bu portekizli denizciler, bizim karadenizden kız mı aldı yoksa? ha ha...çok hoş.)olmaz mı olabilir der Bülent Ortaçgil:))
    Yeni insancıklar tanıma faslımız var bide. Grupla kaynaşma dersleri. cıkss..kaynaşamama demek daha mantıklı. Taşradan gelen kızlar olarak, er kişilerin her anlattıklarına gülüyoruz.Ben de sinir bozucu bi baş ağrısı hasıl oldu.Ama nası başım ağırıyo anlatamam çok fena yani...yinede kızsal davranışlar sergileyip anlatılanlara gülümsüyorum .Konuşan er kişi birde,bana dönüp,
-neden sadece dudaklarınızla gülüyorsunuz demesin mi!!!
   Sol duyum sol omzuma çıkıp bağırdı!!! Lan!!!İğrenç espirilerine gülmeye çalışıyorum burda!!!en azından gülümseme çabama azcık saygı duyyy angut!!evet yüzümde sadece bi sırıtış olabilir ama senin esprilerine bu bile fazla!!!ayrıca başım ağırıyor!!! belkide senin iğrenç esprilerin yüzündedendir!!!cık...cık...hiç hoş deil.:)

  Sağduyum ağzını toplayıp hımm...biraz başım ağırıyor da dedi.Ayrıca doğal gülüşüm bu:)

Demek bana, niye sırıtıyorsun dersin!!! hımm...hasbihal edelim mi?

-Seyahat etmeyi seviyorsunuz siz de herhalde dedim;
 - evet dedi.kesin Tayland gitmişsinizdir :)
-evet, nasıl bildiniz?
-Tayland görmüş bi protottipiniz var dedim, ondan:)) ha ha...çok hoş.)

Bitti:))

Bitti demeyi sevmişimdir hep:)

       Seyahatlerime son verme kararı aldım bu arada.Yerleşik hayata geçeçeğim. Çeyiz paramda bitti zaten, bi ata ihtiyacım var yani:)Opel corsa:))) siyah inci diyecem ona:))) ha ha...çok hoş.)
 

19 Eylül 2013 Perşembe

TopLUM bİReyi döVer mi?

Sol duyumun dediğidir


   Toplumun yapı taşı birey,  toplumu oluştururken,

"birey-toplum dengesi" diye adlandırabileceğim yeni

bir kavramı da ortaya çıkarır. Birey-toplum dengesinin
sağlanması içinse kesin şart toplumun bireyi  katletmemesidir.

Peki toplum, bireyi nasıl katleder?

Toplumsal baskılarla elbette:)))Misal: din, ideoli, doğru dayatması v.b gibi:)

    Toplumsal baskılar, bireyin üzerinde,  kişisel özelliklerin gelişmesini engelleyecek kadar güçlü bi etki

yaratmamalı bu bağlamda, "bireyselleşme" desteklenirken, bireyi toplumdan uzaklaştırıp, onu "tekleştirme"

anlamını da çıkarmamak  lazım gelir. Tekleşen, toplumdan uzaklaşan birey, toplumsallığın vermiş olduğu

artı etkiyi kaybeder. Bu artı etkiye popüler kültürde "takım ruhu" da denir. Başka bi şekilde tanımlamam

gerekirse hımmm...bence bu bir "sinerji" dir.valla:)ha ha...çok hoş.)

    Sonuç olarak, demem o ki sana; toplumun hammaddesi insandır.

Bireyi baskı altında tutmayacak bir toplumsalllık,  ya da bireyi tekleştirmeyecek dozda  bireysellik,

 dengesini sağlayabilirsek, ki bunu, birey-toplum dengesi diye tanımlayabilirim, muhteşem toplumsal sistemi

kurmuş oluruz!!!!

Ve dünya, başka bir evrenin cenneti olur:))bence öle valla:)) ha ha...çok hoş.)

Neferteti mazlum halkını selamlar.

7 Eylül 2013 Cumartesi

sAvaş TanRısı

Sol duyumun dediğidir


Bu dünya kime miras kalacak biliyor musunuz ; silah tacirlerine.
Çünkü başka herkes birbirini öldürmekle meşgul.
Hayatta kalmanın sırrı bu;asla savaşa girme,özellikle de kendinle..

-Savaş Tanrısı / Lord of War

    1.körfez savaşını çoğunuz hatırlıyorsunuzdur. Şehirlere bombalar yağarken, Amerikalı cesur bi kadın Bağdat'tan yayın yapıyordu. Ve şöyle diyordu; amerikan uçakları gökten ölüm yağdırıyor. Ya da buna benzer bişey. Hemen yayın kesildi ve savaş mağduru petrole bulanmış karabatak kuşlarının görüntüsünü saatlerce izledik:))ha ha...çok hoş.)gezi olaylarında, CNNde penguenleri görünce, hemen düştü bu görüntüler belleğe. CNN!!! azcık strateji geliştir canım yaa...anımsıyoruz, yakın tarih, valla:))))
  Bu savaşın neden çıktığını herkes biliyor ama konuşmuyordu. Susuyorrrrrrrr, konuşmuyorsunnn, bakıyorrrrrrr görmüyorsunnnn, ne hoş sölerdi Ahmet abim .)
Yüzyılın pastası, siyah altın!:) Petrolün keşfiyle birlikte dünyanın ortadoğusundaki kuş uçmaz kervan geçmez çöller, aniden değerlenmiş tatlanmışdı. Herkes pastadan bi parmak almak istiyordu haliyle. Ve savaş tanrısı göreve çağrıldı.
   Birinci körfez savaşı ve ikincisi, ortadoğu kan gölü. Ve bahane hazırdı, kimyasal silah üretiliyordu. Oysaki ortadoğudaki zavallılar, bırakın kimyasal silah üretmeyi, hava sahalarını koruyacak uçaklara bile sahip değillerdi.
   Ve sonuç; masallar şehri Bağdat yerlebir edildi. Saddam, demoklesin kılıcıyla vahşice parçalandı.Uygar dünya, üçüncü dünyanın, teröristlerini bile adil yargılanmasını salık verirken, insan hakları ihlalleri var diye, her fırsatta avazı çıktığı kadar bağırırken, birden sesi kesildi.
   Kırmızı başlıklı kız, uygar dünyaya seslendi- uygar dünya, uygar dünya, neden konuşmuyorsun, neden sesin kesildi??? Uygar dünya, uygar dünya, senin ağzın niye bu kadar büyük??? seni daha iyi yiyebilmek için:)))ha ha...çok hoş.)
ve inandığım bi şey daha yok oldu.Uygar dünya diye bişey yok!
  
   Zaman aktı, zaman geçti,zaman zaman içinde. Altında bir tarih, m-s 2013, Ortadoğuya, baharı getireceğini iddia eden savaş Tanrısı, yeniden hortladı. Açtı yedi verennnnnnnn kan çiçekleriii, ne hoş söler zülfü babam:)
Önce ortadoğuya bi gazman lazımdı elbette. Ve gazman Türkiyeden seçildi. Bilin bakalım kim?? ha ha...çok hoş.))
   Öncelikle, Gazmana azcık gaz verilip, arap dünyasının ilgi odağı haline getirildi. Sen ki, koca osmanlının varisisin,ey! gazman,  son halifede kimmiş? Senden iyi halife mi olurmuş replikleriyle, iyice şişirilen gazman, savaş naraları atarak, fakir ama mutlu, Suriyeye saldırdı.

   Bakın niye? Suriye kimyasal silah üretiyormuş???????? demeeeeeee!!!!

 Sahne aynı roller başka, demiştin yıllar önce şarkındaaaaaaaa, zamanda değişti şarkılardaaa, sahne aynı roler başkasındaaaaaaaaa, ne hoş söler Nilüfer ablam valla:))))

     Tolstoyun savaş ve barış romanının, kahramanlarından zavallı Piyer yüzyılar sonra, artık savaşların sona ereceğini ve dünyanın barış içinde yaşayacağına inandığını söyler. Yaşlı, bunak ihtiyar karakter ona gülerek şöyle cevap verir:)) Ahmak, dünya döndükçe savaşlar asla bitmeyecek:)))

     Velhasıl, bir dehanın ve onurlu bi halkın, kanla, terle kurduğu bir ülkeyi bi ahmak, bir anda yıkabilir. Buna izin vermeyin.
 Neferteti mazlum halkını selamlar.




27 Haziran 2013 Perşembe

DaĞ GöLLERİ dEPrESyona Birebir:)))


Ağaçların dağları terk ettiği yerdeyim...

     Toprak bizi esir ettiğinden beri ağaçlar uçamaz, böle dedi yaşlı ağaç okşayıp yosunlu yüzünü. Böle zamanlarda işte, biz büyüdükçe yok olan inançlarımız gibi,  sisteme, tanrıya ve olan biten her şeye inancımı kaybettiğimde, bi bırakıp gitme halleri, dayanılmaz bi yok olma isteği tüm benliğimi kapladığında hep o şarkıyı  söylerim :)) Bazı sabahlar uyandımmmmm, kayıp haldeyimmmm sanırsın gölgeyim, ayaktayken yerdeyim Ne bileyim...ne bileyimm..Nil hatunun türküsü dudaklarımda; vuruyorum depresyonun dibine:((

     Depresyondayım yine, diyorum hasbihal ederken bi şirine:)Çikolata ye diyor;  geçer. Ben ne zaman depresyona girsem bi kutu çikolata yiyip ağlıyorum:)) Durup bakıyorum ona; cıkss...diyorum ben çikolata sevmem, ağlamam da:(( söyler söylemez, geri al tuşumu arıyorum:((((öylece bi uzaylı görmüş gibi bakıyor bana:(( hımm..yine toplum dışı gibi hissediyorum:(( nefesim daralıyor, oksijen azalıyor sankİ:)) çok alçaKK!!!! çok alçak bi basınç hissediyorum!!alçak basınç etkisine aldı seni; diye bağırıyor sol duyum sol omzuma oturup!!! Yükseğe çıkmalısın!! Yükseğe, sıfırdan kurtulmalısın ! oksijen azalınca, ciğerlerin bi balon gibi şişecek, sudan çıkan bi balık gibi ağzın açılıp kapanacak, işte o vakit ciğerlerin genişleyip, yaşam hazzın çoğalacaK!!İrtifa kaybediyorsunn:(((( yükseğe, bi dağ gölünün saklandığı kadar, yükseğe çıkmalısın!!

    Sırt çantamı kaptığım gibi, vira demir, dağlarrrrrr:)))

          Benim meskenim dağlardır, dağlarrrr...türküsü dudaklarımda, bi dağ gölünü görmenin heyecanı damarlarımda...rakkım arttıkça, nefesim açılıyor. Ne zaman bi dağ yürüyüşüne çıksam en büyük ayaklı dağcının peşine takılırım. Kar yürüyüşlerinden yadigar bana: Büyük ayak izlerine güvenle basarım:)) valla:) ha ha...çok hoş.)

   Yine bi büyük ayağın peşindeyim, saatime bakıyorum, bide ayaklarıma, nefesimi tasarruflu kullanıyorum. konuşmuyorum bile. Sevmediğim çikolatayı yiyorum, enerjim bitti bitecek, bademe dadadım bide.Suyumu kontrol ediyorum ikide bir.Tüm habis düşünceler beynimden silinip gidiyor. yaşama endeksleniyorum artık. sadece    
aldığım nefes ve attığım adımları sayıyorum. hımm...diyor sağ duyum ettiği duaları bırakıp, gördün mü yaşamı ne kadar önemsiyormuşsun meğer:)) kıs kıs gülüyor bana:)o böyledir hep .Asla kahkaha atmaz. sadece bi 
gülümseme...hiç kimsenin görmeyip sadece benim gördüğüm sinir bozucu bi sırıtış...

  Ve sonra...
Onu görüyorum, bi dağın kucağında...aha!!!! buldum seni diye bağırıyorumm!!! seni buldumm!!! Ayaklarımın acısını, yorgunluğumu unutuyorum. Sevindi mi sanıyorsunuz. cıkss...yüzünde bi küçümseme, bi rahatsız etmeyin yazısını görmedin mi halleri, öle nemrut bakıyor bana...yine de seviyorum onu..bana iyi geliyorsun diyorum, tam yaşamdan koptum derken, yeniden bi yaşama sarılma halleri...hımm....çok hoş.)
      Velhasıl,  ne zaman bi dağ gölü görsem mutasyona uğruyorum sanki. Toynaklarım sivrileşiyor, beyaz tüylerim çıkıyor, yüzüm bi kurdunki gibi uzuyor,  dolunay görmüş gibi uluyorum..:))ve yeniden saldırıyorum hayata!!!valla:)
ha ha...çok hoş.)

23 Haziran 2013 Pazar

UÇaN AğaÇLAR...kutsal metinler- bab-1-




ağaçların felsefesi         

     Toprak bizi esir ettiğinden beri, ağaçlar uçamaz; böyle dedi yaşlı ağaç, okşayıp yosunlu yüzünü.

    Biz toprağa gömülmeden çok önce, zamanın ve karanlığın gözlerimizi kör etmediğinden önce, tanrı rüzgar tohumlarımızı kanatlandırmış da, bi yüzyıl gökyüzünde öylece uçmuşuz.

   Ve ansızın, rüzgar gidince, bi kara delik içine çekmiş bizi,  karanlık bi toprağın böğrüne gömülmüşüz.Düşer düşmez toprak, zincirlerini takmış boynumuza ve sonra gelzaman, gitzaman, zincirlerimizi kökümüz sanmışız.

    Ve ne zaman, serseri bi rüzgar, ormana düşse, dallarımızı okşasa, kulaklarımıza fısıldar bu türküyü, "rüzgar ağaçların kanatlarıdır der" rüzgar ağaçların kanatlarıdır...

    O kadim zamanlardan kalan türküler, fısıldanır küçük fidanların kulaklarına, bi ninni gibi...
Ama ne kadar fısıldansa da, cennet gibi varlığından sürekli bahsedilen, bahsedildikçe inananı azalan, ufalan, uzaklaşan, ses ve düşünce gibi, duyanı çoktur da, bi göreni olmamıştır, uçan ağaçların.

Hamiş;

 Dünya, "insan ağaçların toprağıdır" 

Dünya, bizi esir ettiğinden beri, insanlar uçamaz -bab2- kutsal metinler-beşinci kitap-

 tabletlere yazılsın-m s 2013-nefer-neforizmalar-



    


17 Haziran 2013 Pazartesi

Şüphesiz burada SİZE apaçık bir mesaj var!


Şüphesiz burada BİZE apaçık bi mesaj var!

       Demokrasi, satırıyla sokağa çıktığında,  özgürlüğü ve adaleti bi darbeyle yerle bir eder. Bir bardak  suyla söndürülecek bi kıvılcıma, bi bidon benzin döküp alevlendiren, bu vesileyle topluma korku ve endişe salan, kabadayı sonunda, elindeki demokrasi satırını, sağa sola sallayıp, kalabalığı dağıttı. Benzin cümleleri, ahlaksız, çapulcu, iki ayyaş ve daha nicelerini salyalarını akıtarak terennüm ederken,nihayet nefretini topluma kustu. Bu nefretini arkamda %50 var diyerek toplumun diğer yarısına yaydı. Hukukun daima güçlüden yana olduğunu bir kez daha anlattı. Kendisi, bir şiir okuduğunda hapse tıkıldığında mazlumu oynarken, satırı eline geçirir geçirmez, dinime hakaret ediyor safsatasını kapıp, Fazıl Say gibi, toplumun saygınlığını kazanmış kişilere aba altından sopa göstererek, aslında onun düşüncesine sahip diğer gruba iyi bir göz dağı verdi.  Kuvvetler birliğinin, toplumu getirdiği noktayı bize bir kere daha gösterdi. Yasama-yürütme-yargı- tek yumruk olup,  özgür düşüncenin kafasına indi. Ağzından salyalar saçan demokrat--siz, bide beni başkanlık sisteminden sonra görün! repliğini terennüm etti. ve the end-Toplum bileniyor.cık...cık...hiç hoş deil.

Şüphesiz burada SİZE apaçık bi mesaj var!

Demokrasi satırını kullanıp çaktırmadan şeriat yasalarını getiremezsiniz. Alkol yasağını bi gece ansızın çıkarıp, ayranı milli içki ilan edemezsiniz. Ekonomik kriterleri nasıl düzelttim görmüyor musun derken, bu ülkeyi yoktan var eden insanlara iki ayyaş diyemezsiniz.Mahallemdeki sağlık ocağındaki, T.C yazısını bana sormadan kaldıramazsınız.Kürtaj yasası adı altında, kadınların bacak arasına istediğiniz zaman elinizi sokamazsınız. KBDMG yükseldi diyerek, bizler Ayfonlarımızı okşarken, Türkiyeyi, büyümüş ama kalkınamamış, Suudi Arabistan yapamazsınız.
   Ayrıca, izlediğimiz dizilerdeki kahramanları gerçek sanıp kurtlar vadisindeki, Necatiye, vatan kurtarma görevini veren, Behzat Ç yi evlendiren, bu zihniyetiniz, bizim gibileri sadece güldürüyor biline:)
Belkide yanılıyorumdur, belkide, bunların hepsini yapabilirsiniz ama şimdi hepimiz öğrendik ki, hiç kolay olmayacak.

Neferteti mazlum halkını selamlar

11 Mayıs 2013 Cumartesi

EĞitimSİZ, öĞReTİm:))


KaVRaM KaRMaŞaLaRI:)

    Son demlerde, eğitimle öğretimin farkını kavrayamayan yeni bi zihniyet peydahlandı:)) Büyümeyle kalkınmanın farkını kavrayamayan zihniyet, elbette eğitimle öğretimin farkını da kavrayamayacaktır:)) Teknolojiyle birlikte ışık hızıyla yayılan bilginin artık ileride okulları ortadan kaldıracağını iddia eden, ufuk tarhan gibi:))kör fütüristler de cabası:)) Eski yunandan beri var olan okullar her daim varlıklarını sürdüreceklerdir elbette:)) kabuk değiştirebilirler ama asla yok olmazlar:))papucumun fütüristi:)))
     Elbette, böyle kör fütüristlere sahip olan bi toplumun eğitimle öğretimin farkını kavraması da beklenemez:) Yine de anlatcağım valla:)) misallerle, şarkılarla türkülerle:))) ha ha...çok hoş.)
Gel şöle yamacıma:)))uzaktan eğitim olmaz canım yaa...eğitim deil, öğretimdir o:)bilgiyi internet v.s gibi kanallarla aktarıp, olsa olsa uzaktan öğretim yaparsın:) eğitimse; öğretimden farklı bi kavramdır.hım...şöle tanımlayacağım. Eğitim: bilginin eyleme geçmiş halidir::)) eylemsiz bilgi, bi b.ka yaramaz:))Spor yapmak sağlığa yararlıdır şıkkını her soruda işaretleyip %100 başarılı olan bi topluluğun %90 spor yapmıyor ve  bu doğru bilgiyi eyleme geçirmiyorsa, işte burada öğretimli ama eğitimsiz bi toplum yaratmış olursun:)) peki bunu nasıl sağlarsınız? Okullarda, kızların koşarken memişleri sallanıyor diye Beden eğitimi derslerinin saatini azaltıp, kuranı kerim derslerini seçtirerek değil tabi ki.))  Bilmem anlatabiliyor muyum:) 

Neferteti mazlum halkını selamlar

23 Nisan 2013 Salı

büYÜme ve kALKINMa:)


Sol duyumun dediğidir
Kavram karmaşaları:))   
  
  Büyü de gelllll çocuk, büyüde gelll, hadi o yolları yürüde gelllll,:)) ne hoş söler sertap ablam valla:)) Büyümenin sadece yaş almak değil, aynı zamanda düşünsel anlamda bi olgunluk kazandıracağı, alt  metnini taşır türküsünde:)bence öle valla:)
    Şimdi durup dururken büyümenin bize olgunluk katacağı savını niye ortaya attım:)) yaş almak bizi, kısa yaşam sürecimizi, daha verimli kullanmaya iter mi?bu bi muamma:) ha ha...çok hoş.)

 Ama efendim mevzu o deil bakın mevzu ne?

 Devletciklerin de insanlar gibi bi metabolizmaları vardır :))

  Onların sağlıklı bi şekilde büyümesi; kalkınma olarak tanımlanır:) Yani büyümüş bi ülke kalkınmamış olabilir ama, kalkınmış bir ülke kesinlikle büyümüştür:))) YANİ KALKINMA, BÜYÜMEYİ KAPSAR:))
 Son demlerde mazlum ülkemde bi kavram karmaşası yaşanıyor sankİ:):)
    Sürekli ekonomik kriterlerin yükseldiğini, bunun sonucu olarak ülkenin büyüdüğünü ve bu serpilip, boy atmanın yeterince takdir edilmediğini ileri süren bazı zatlar var:))) Büyümenin rakamlarını görmeyecek kadar kör değiliz elbette:))Ama büyüme, kalkınmayla birliktelik sağlamadığı sürece bi anlam ifade etmez:)) sizin görmezden geldiğiniz, belki de fark edip üzerini örttüğünüz büyük bi yara var ortada:) Daha net bi şekilde ifade etmek için kalkınmayı tanımlayacağım size:))
  Kalkınma; bir ülkenin milli gelir düzeyindeki sürekli artışa paralel olarak ekonomik, sosyal ve siyasal yapısında değişimleri içeren bir süreç olarak nitelendirilmektedir.Sorun şu kİ; bu süreç mazlum ülkemde tersine bi seyir takip ediyor:) son model otomobillere biniyoruz,  son model cep telefonları elimizde ama adalet sistemimizde büyük gedikler açılıyor. Sosyal ve siyasal yapı niceliksel rakamları takip etmiyor.Onlarca insanı katleden katiller sokaklarda fink atarken, fazıl say v.b gibi insanlar komik denilecek bi nedenle tehdit edilip cezalandırılıyor:)) Kadınlar iş hayatından sinsice uzaklaştırılıyor.

velhasıl;
 büyüdüğümüz doğrudur aa dostlar ama kalkındığımız söylenemez. Büyüme ve kalkınma farklı kavramlardır, bilineee:)) misal: KATARın KBDMG, isviçre kadardır ya da ona yakındır:)) ama katar hiç bir zaman kalkınmış bir ülke sayılamaz. Petrol ve doğal kaynakları onu büyütmüştür sadece:)) hımm...obez iriliği diye tanımlayabilirim. Obezlik bi zeka geriliğine neden olmuş ayrıca:) Ama isviçre hem büyümüş hem de kalkınmış bi ülkedir.  Biz katarlaşıyoruz sankİ sadece g.t büyüyo:))valla:)) Fakat her dem söylediğim gibi Türkiye hiç bir zaman, iran olmaz ama suudi arabistan olma yolunda ilerliyor:)) Ve şeriatın şeytanı o kadar güçlü ki; halkı ne kadar ezseler bile seslerini kimse duymuyor:)bahreyn rallisinde çıkan olayları kaç TV yayınladı? sorarım size:)))Arap baharı niye şeriatın şeytanı suudi arabistana uğramıyor? Cevabını hepimiz biliyoruz elbette, sam amcanın çıkarlarına zeval gelmediği sürece en iyi yönetim biçimi şeriattır:))maalesef:(varsa yoksa düşman iran:))ha ha...çok hoş.)

24 Mart 2013 Pazar

Bölünerek AZalma:)

Sol duyumun dediğidir
  İnsancıkların algısı beni hep şaşırtmıştır  valla:) Misal azalmayı,  AZALMA şeklinde büyük harfle yazdığımda anlamı azalma, değilde büyüme gibi algılana bilir mi? Ya da bu davranış biçimi, azalmanın aslında çoğalma ya da büyüme olduğu düşüncesini, alt metin olarak insancıklara sunabilir mi? Olmaz mı olabilir der Bülent Ortaçgil:)))valla:)
Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:))
   En sevgili lise yıllarımdan yine en sevgili, biyoloji dersinden bana kalan en sevgili, repliği sizlerle paylaşacağım şimdi:)) Bölünerek çoğalma:)))) amip ve terliksi hayvanda görülen eşeysiz üreme biçimdir.Genellikle vücudun ikiye bölünmesiyle gerçekleşir.Hım...demiştim kendime bu cümleyi okuyunca:)ara sıra kendimle konuşurdum o zaman da; bölünüyorsa cıkss...bu aslında bi azalma çoğalma değil ki)valla:)
Efendime söyleyeyim efendime söylerken sizde dinleyin:)
   Mazlum ülkemde son demlerde bölünerek çoğalacağını inanan tek hücreli amipler var:) valla:) Nasıl olacak bu peki? Hep birlikte bi hoşgörü tepkisizliğiyle izliyoruz.
Ülkemi bölersek, özerk kürdistan misal, bu bizi osmanlı yapar,bizi büyütür, :))osmanlı mı? Osmanlının sınırlarından bi haber velet!! g.t kadar toprak kaldı elinde olsan olsan osmanlı beyliği olursun bu gidişle:):)
   Peki özerk kürdistan hikayesi bize barışı getirecek mi? Kesinlikle hayır.Bu durumun kesinlik kazanmasının nedeni yukarıda gördüğünüz muhteşem fotoğrafa sinsice atılan başlıktır. Şöyle der; "İRAN KÜRDİSTANINDAN" muhteşem bi fotoğraf:))İşte bu!!!! nihai hedef belirlendi.Bunun sıradan bi fotoğraf yada bu cümlenin sıradan bi cümle olduğunu düşünebilirsiniz.Ama  öyle değil. Felsefe basit:).Düşünceyi yay; eylem peşinden gelir.Düşünceyi yayıyorlar. Savaş asla bitmeyecek, bitmeyeceği gibi, ırak, mısır,suriyede uygulanan strateji ve nihai hedef iran da da uygulanacak  iran da kan gölüne dönüştürülecek.Nasıl peki?İran kürtleri kullanılarak, elbette:))Irakta işe yaradı ve tarihin her safhasında işe yaradılar:)şimdi neden olmasın:))Ve son hamle:)İsrail, Türkiyeden özür diler!!Ormanda büyük ağaç der kİ; bayram deil seyran deil, eniştem beni niye öptü?ha ha..çok hoş.)
Velhasıl  savaş bitmeyecek aslında, yeni başlıyor daha. Orta doğuya yayılıyor,  maaleesef:(((Kan, yine kan yine kan...Çemberin ortasında barış içinde yaşayacağız ama biz, buna inanan polyanalar var bide:)Belki de PKK irana yönledirilecek.türk ordusunu dize getirdik İran bize vız gelir gazıyla:)hımm...mantıklı:))Velhasıl, bi 100yıl  daha ağzımıza s..çacaklar. Allahtan o ka uzun yaşamıyacaz:)

Neferteti mazlum halkını selamlar

10 Mart 2013 Pazar

DaĞ gÖlleri::))




 DaĞın GÖzÜ:) aşkın özü:)

    Dağ gölleriiii gibiiiiiiiii hasret çektiğimmmmmmmm, her gece uyku diye yattığımm sensin:)) Ne hoş söler sezen ablam :))dinler, dinler ağlarım:)öle valla:)
 Dağ gölleri hakkında daha önce de bi yazıcık yazmıştım sanki ama, tekrar yazma isteği hasıl oldu :) Güzellikler, yükseklikler, gizem ve aşk üstüne...
 Aşk diyede tanımlanabilir bu hissiyat bence:)) Onu bi kere görme, ona bi kere bakma buldum! demek burada saklanmışsın "güzellik" diye bağırma :))çocukken saklambaç oynarken,  en kuytuya saklanan şirinleri bulduğumda ki gibi bağırıyorum!!!kalbim hızla çarpıyorrrrrrr bide:)
Onları görmek için, yürüyorum dağ, tepe, bayır, çayır....şöle bi gül cemallerini göreyim diye:))
Bi görseniz siz de seversiniz:)öle nefes nefese....ayaklarınız sızlarken, kalbiniz çarpar...
   Onlara bakarken başka şey görmem:)))Ama muhakkak biri gelip beni uyandırır:)
- Merhaba der, ormana zorunlu iniş yapan delikanlı, buralarda yeniyim de....
-Tedarikli gelmedim, fotoğraf makinemi sırt çantanıza koyabilir miyim?
-hımmm...en çok sevdiğim prototip:))terleyince sırtına havlu konan bi  evin bi oğlu:))) ha ha...çok hoş.)
Muhtemelen kızlarla tanışmak için treking yapıyo:))
-  Çantama koyabilirsiniz ama şeyy...çantamı taşırsanız olabilir dedim:)
-Ne!! Küçük bi makine için sırt çantanı, taşımamı mı istiyorsun?
-hayır:)bunu ben istemiyorm kİ,siz istiyorsunuz:)) siz bilirsiniz dedim:)
Bi evin bi oğlu azcık sinirlendi;  bi metropollü olarak bunu saklamayı becerdi elbette:))ama ışık hızıyla kararını verdi:) pragmatist düşünerek, tamam dedi:) sırt çantamı aldı:)))
 bi kızla tanışmak bu kadar zor ve sinir bozucu olmamalı diye hayıflandı sankİ:)))İstanbulda böyle miydi oysa:))kızlar peşinden koşuyordu:))neyseki , zorunlu iniş bitince, hop!! diye ormanı terk edecekti bi sabah:))

Nitekim öyle oldu. Senin gibi bi kız İstanbulda neler yapar biliyor musun? dedi giderken, benimle gel. Senin gibi birini burada asla kabullenmezler.Burada derken??? burası benim ormanım!diye bağırdım, sessizce,asla terk etmem! gidecek olan bizler değiliz!Benimle kal.

Onunla gitmediğim için, ben mi onu terk ettim, benimle kalmadığı için o mu beni?Bu bi muamma:))ha ha...çok hoş)


3 Mart 2013 Pazar

HOŞgöRüNÜN sıNIRları:)



Tepkisizlik hoşgörü müdür?

Solduyumun dediğidir:)

       Hoş gör sennnnnnnn, unut gitsin aldırmaaaaaaaaaa, büyüklük biz de kalsın sonunda, sen Sarıl o sana sarılmazsaaaaaaaa, sen unut, unutmazsaaaaaaaaa.....
  Ne hoş türküdü valla:)) Hoşgörü felsefesini,  toplumun tabanına yaymak için,şarkılardan türkülerden daha iyi bi araç olamaz valla:)))

     Peki nedir bu "hoşgörü" kavramı:))) Bi bilen söylesin hayrına:)

   Çok çeşitli tanımları yapılmakla birlikte kısaca hoş görü " müsamaha, tahammül, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma,  başkalarını eylem ve işlemlerinde serbest bırakma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüşüne aykırı düşen görüşlere,izin verme, aldırmama ....

    Sosyal ilişkilerde ise; kasten ya da bi kasıt olmaksızın başkalarına zarar verilmesi durumunda, karşı tarafın bu durumu görmezden gelmesi gibi v.s .vs.... daha bi sürü tanımlama biçimi:)
 
Peki bu görmezden gelme, ya da aldırmazlık ya da bana göre; tepkisizlik ne kadar devam etmeli?

    Mor gözleriyle kocalarını hoş gören bi sürü kadın gördüm ormanda. En doğru davranış biçiminin ve tek doğrunun bu olduğu onlara öğretildi:) Bu sürekli hoş görü, bu zavallı  tepkisizlik, yanlış davranış biçimlerinin sıradanlaşmasına neden oldu.Bir süre sonra, karısını dövmek, bi erkeğin rutini  bunu hoşgörmek de kadının rutini sonucunu doğurdu:)valla:)inanılmaz ama gerçek:))

 Peki bu tepkisizliğin sınırları yok mudur?

Farklı düşünce biçimlerini ve eylemeleri bize zarar verseler dahi,  anlayışla ve derin bi sabırla kabullenmemiz gerektiğini bize salık veren bu "hoşgörü" dini, şu sorularımıza cevap verebilir mi?

 *Bu hoşgörü ortamında palazlanan pedofilileri,   zoofilileri,   katilleri hoş görmeli miyiz?

 Yetiştirdiğiniz ağacın ilk meyvesini tatmak istemez misiniz? diyerek, kendini savunan, enses bir babaya hoş görü göstermeli miyiz?

Bizi hayvanlaştıran bu düşünce biçimlerine tepkisizlik, hoş görü müdür?

 Ya da oğullarımızı öldüren katillere hoşgörü  göstermeli miyiz? Katilere, "katil" diye bağırmak hoşgörüsüzlük müdür?

Bi kavram karmaşası yaşamayın aaa dostlar. Hoşgörü, yanlışı kabullenme, değildir.

 Macintosh dedemin dediği gibi;
 Hoşgörü, yapılan her şeyin kolayca kabul edilip onaylanması değildir.Hoşgörü, başkalarının görüşlerini anlama yeteneği ve acı bi duygu beslemeden, anlayışlı bi tartışma arzusudur:)

Asla ,yanlışa tepkisizlik değildir!!ASLA!!!

Bu hoşgörü adı altındaki tepkisizlik  bize, teröristlerin ve sahte kabadayıların toplumları susturduğu bi çağın kapılarını aralıyor! maalesef:((((
Kapat! Kapat!! cıkk...cık...hiç hoş deil:)

Neferteti mazlum halkını selamlar.


18 Şubat 2013 Pazartesi

İSlaMa KaDın ELİ:)


Sol duyumun dediğidir.

Kadını üzerinden Müslüman Olan Müslüm:)

   Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin. İnsancıkların kıyafetleri, onların yaşama biçimlerini nasıl etkiler? Bu sorucuğun cevabını en sevdiğim feylezof nasrettin hocamın kürkünün nasıl yemek yediğini anımsayarak vermek istiyorum:)
-Kürkü sırtına alınca, ancak bu şekilde, davetten içeri girebilen hoca, tabağa kürkünü sokup, ye kürküm ye demiş ya hani :)))işte o hesap:)))
ha ha...çok hoş.)

    Zenginlik ibaresi olan kürkler,  mücevherler yanında özellikle inanç biçimlerimizi de kıyafetler belirler.
   Peki nasıl belirler? işte böleeeeeee...Kılık kıyafetin islama yansımalarına bakalım şimdi de:)

     Hatunun bi cilveli sesinden bi bakışından abdesti bozulan müslüm çareyi, mümineyi sarıp sarmalamakta bulmuştur:))Bu nedenle islam kadına örtünmesini emreder:) cıkss..örtünmek derken paketlenmek demek daha doğrudur. Çünkü insan doğası gereği zaten çevresel faktörlerden korunmak için giyinir, örtünür.
    Bundan sebep müslüm, müminenin görselliği üzerinden, ne kadar çok inançlı bi müslüm olduğunu ispata kalkar:)Kendisi kravatlı, takım elbiseli modern dünyanın ona sunduğu kıyafetleri benimserken  eşine, çarşaf ya da biraz daha laytı pardüsü giydirir.Bu paketlenme biçimine de mümine gönülden razıdır.Çünkü ona bu davranış biçiminin, sonsuz cennetle ödüllendirileceği inandırılır.Cehennem sıcağında, ter içinde gördüğünüz, türbanlı, çarşaflı, hatunların bu ızdırabı çekmelerinin nedeni budur:)
Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)
     Kadını üzerinden ne kadar müslüman olduğunu eşe dosta ispat eden müslüm, sevgili efendisi Muhammedin yaşam süresince hal ve davranışlarını da kendisine rehber belirler. Misal sünnet:)

Sünniler için sünnet islamın vazgeçilmez prensiplerinden biridir.

Şimdi hep birlikte Muhammedin en güzel sünnetlerinden birini yorumlayalım:)


  Ümmedim!!! 20 yaşındaki bi müminin 40 yaşındaki hatunlarla evlenmesi sünnettir:)))efendimiz öyle yapmıştır.Nitekim sevgili efendimiz 20 yaşındayken, hz. hatice anamız 40 yaşında bir duldu:). Böyle, güzel bi sünnetten niye müminenin haberi yok? Haberdar edelim dedik:))) ha ha...çok hoş.)
     

  Ama gelin görün ki,  İslam,  hiç bi dem,  kadınlar tarafından yorumlanmamıştır. İslam her zaman  erkekten taraftır.Hiç bir zaman tarafsız değildir. Bu taraf tutma, islam dininin tanrısının bir erkek olduğunu sonucuna bizi götürür.

    Mazlum ülkemde,  islama değen kadınlar, (misal Bahriye Üçok gibi), bi bombayla küçük parçalara ayrılıp cezalandırılmıştır. Ya da Gonca Kuriş gibi,  Hamas militanlarınca kaçırılıp, soyularak, domuz bağı yapılıp, söylediklerinin yanlış olduğu bi video kaydıyla, itiraf ettirildikten sonra, hunharca öldürülmüştür. Ve ne büyük tesadüftür ki; bu Hamas militanları hukuk sistemimizin boşluğundan yararlanıp yanlışlıkla salıverilmişlerdir:)Artık, aramızdalar.

  Velhasıl islama değen tüm kadın elleri kırılmıştır.Maalesef:(

Neferteti mazlum halkını selamlar.





7 Şubat 2013 Perşembe

AYNAsız:)


Sol duyumun dediğidir:)


    Karakolda ayna varrrr, ayna varrrrrr, kız kolumdan damga varrrrrrr, gözlerinden bellidirrrrrrrr cevriyemmmm, sen de karasevda varrrr:))hmm...ne hoş türküdür:)
     Polislere aynasız denilmesi bize, sam amcamdan geçen bi replik midir bilemem ama, karakolda ayna var türküsünü ne zaman dinlesem içlenilirim valla:))

 Ama efendim mevzu o deil bakın mevzu ne:)

   İsviçreli bilim adamlarımdan bi istirhamım olacak valla:))) Son günlerde bi düşünce hop!! diye oturdu belleğe:)) Oturup kaldı bide:)git diyorum gitmiyo. laf da dinlemiyo da edepsiz:)

  Bi insancık  kendi yüzünü görmeden büyüse, ve günlerden bir gün kendi fotoğrafını ona gösterdiklerinde kendini tanır mı acep? Kim bu yabancı mı der yoksa?
İnsan fotoğrafını görmese dahi zihninde kendi resmini çizebilir mi? Fabrika ayarlarımız da bunu tanımlayacak veriler yüklü müdür ? misal DNA mızda:)) Bilen söylesin hayrına:))meraktayım valla:))

 AYNAsızlık başaşa bela vesselam:))

31 Ocak 2013 Perşembe

IRKÇI kimdir?

Sol duyumun dediğidir


 Efendime söyleyeyim efendime söylerken siz de dinleyin. Son demlerde, güzel ülkemde bi kavram karmaşası aldı başını gidiyo:) Aslında bi karmaşa filan olduğu yok, insancıklar kendi açılarından olaylara bakıp ezber zihniyetleriyle yorum yapıyorlar ki, bu durum, gördüğümüz ve algıladığımız şeyleri başkalaştırıyor:)

     Irkçılıkla suçlanan milliyetçiler, asıl ırkçıların, suçlayıcılar olduğunu farkında değiller:)

    Ben Türk'üm dediğimde cıkss..sen Türk olamazsın, zaten hiç benzemiyorsun, bu bölge asimile oldu, diyen er kişi prototipini anımsadım bu süreçte valla:)) Utanmasa mezureyi çıkarıp kafa tasımı ölçecek:)) Türk kavramı kafasında nasıl şekillendiyse artık:) çekik gözlü, büyük g.tlü, orta asyadan atlarıyla gelen sarf ırk:)))Aslında bu Alman öğretileri bizim kültürümüzde ve yaşama biçimimizde tarihin hiç bi evresinde yaşanmamış ve kabul görmemiştir.

 Fakat özgürlükçü er kişinin, Türk olmadığımı ispat için delil arayışları beni çok duygulandırdı valla:))

   Bu durumda kim ırkçı oluyor sorarım siz:)Ne mutlu Türk'üm diyen herkes, Türktür diyen bizler mi,  yoksa sen Türk olamazsın kafatası ölçün tutmuyo ya da  "yemeğin salçalısı, karının kalçalısı" Türk ata sözüne atıfta bulunup,  g.tün küçük sen Türk değilsin, diyen sizler  mı? 

Neferteti mazlum halkını selamlar:)

24 Ocak 2013 Perşembe

kANLı BaRIş :(((


 Sol duyumun dediğidir.

 Ölen öldü kalan sağlar bizimdir felsefesini kendisine karga edinen bi güruh, ağzında barış türküleriyle salına salına dolanmakta. Doğal seleksiyonu  Darwin amcamdan seneler evvel keşfeden halk şairi Dadaloğlu da,  dönüp de bakmadan ölülerimize öylece çekip gitmeyi bizlere salık verir.

    Aslında bu mantıklı davranış biçimi, bizi değer yargılarımızı yeniden sorgulamaya yönlendirir.

      Katilleri affetmeli miyiz?

  TÖRErizm başka bi boyutuyla, Güldünyayı sokak ortasında deşen kürdi ağa bi kaç kişiyi daha öldürdükten sonra elinde kuran mübarek  bi cuma günü, kanlısıyla televizyonlarda  barışmaya karar verir. Artık öldürecek kimse kalmadığı için barışkan olan kürdi ağa, ölenlere allahtan rahmet diler.
   
Peki bu bi barış süreci mi yoksa bi tehdit, şantaja boyun eğme mi? Katilleri serbest bırakın biz de  oğullarınızı öldürmeyelim.Ölenleri geri getiremeyiz ama yeni ölüleri engelleyebiliriz. hımm..mantıklı.

Şehitlikte zaman aşımı diye bi yazıcık yazmıştım bi demler bloğuma,  şehit filan değil onlar kardeş katili diyecekler demiştim:) işte vakit; o vakittir.

   Herkese ve her şeye rağmen, bu yanar döner davranış biçimleri bize barışı getirecek mi? Gerçekten Türkiyedeki  türk-kürt çatışmasının nedeni kürtlerin, kürtçe konuşamamaları mı?Cıkss...bence  kesinlikle değil. Zaten PKK sosyalist bi örgütken, komünizmin çökmesiyle hemencecik yeni milliyetçilik akımlarından  nasibini alıp kürt milliyetçisi kesilmiştir.

   Bi çay saatinde ortadoğunun haritasını çizen Çorçil ölmüş artık torunları bu haritanın ihtiyacı karşılamadığına karar vermiştir. ilk fırsatta haritadan silinen ırak bu tasarruftan, nasibini almıştır. Ardından sıra suriyededir ve ardından Türkiye. Bu üç ülkenin ortak paydası nüfusları içerisinde azımsanmayacak oranda kürt nüfusu barındırmalarıdır. Aslında bu çok da problem değildir. Özgürlükler adı altında kürt-türk ayrımı işe yaramazsa, belki de savaş için sünni şafi, ya da sünni şii ayrımını  vurgulanarak insancıklara dinlerini özgürce yaşayamadıkları düşüncesi empoze edilebilir.hımm...mantıklı:)

Bir ıraklının tv de söylediği şu cümleler daha dün gibi aklımda. Allah Amerikadan razı olsun diyordu minnettar gözlerle,  biz daha önce, kim kürt, kim arap, kim şafi kim sünni bilmezdik.sayelerinde öğrendik:)özgürleştik:))

Ama efendim mevzu o deil bakın mevzu ne:)
     Bu ülkede  bi zamanlar ayyuka çıkan, solcu-sağcı ayrımı artık kabuk değiştirmiş kürt-türk çatışmasına dönüşmüştür. Dikkat etiniz mi? Çatışmak için hep bi kılıf var:)))sahne aynı roller başkaaaaaaaaaaa, demiştim yıllar önce şarkımdaaaaaaaa zamanla değişti şarkılardaaaaaaa, sahne aynı roller başkasında ne hoş söler zerrin ablam:))valla:)

Velhasıl, kürtlere özerlik verilmesi, ya da Apoşun imralı sarayında rahat etmesi bize barışı getirmeyecek. Barış konusunda kendisine, 11 otonom bölgeye ayrılıp barış rüzgarları estiren ispanyayı örnek alan nur yüzlüm:) canım yaa...onlar troyanın surları arasında:)güvende:) Bizse açıktayız.Aç ve açıkta.

 Özerk Türkiye kürtleri önce ırak kürtleriyle birleşme sevdasıyla yanıp tutuşacak sonra suriye kürtleri sonra büyük kürdistan hayalleri derkennn....

Yanılmak istiyorum yeminle:) yine de diyorum ki;

 En kötü barış savaştan iyidir.m-s-2013-nefer - neforizmalar-tabletlere yazılsın!!!



12 Ocak 2013 Cumartesi

bÜYü eNerjiden, BiO eNerjiye:)


SAç Teli   bÜyÜsü:)

      Ben kuşlardan da küçükken en büyük keyfim saçlarımı incecik örmekti. Kırka tamamlamak da çok mühimdi:) 40 örgülü Fadik olma gibi bi çaba içerisindeydim:)Kırk örgülü Fadik kimdi,  belki bi film kahramanıydı belki bi masal hala bilmiyorum valla:)
  Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)
  Saçlarımı her taradığımda bi çile yolunmuş saç tarakta kalırdı.Bu yolunmuş  saçları direkt ormana  fırlatırdım. Bence  iyi  bişey yapıyordum. Çünkü ne zaman bi kuş yuvası bulsam, yuvaların bi kısmında saç telleri bulurdum:)Kuşlar saçlarımızı bulup yuva yapımında kullanıyordu:))) saçlarımız kuşların işine yarıyordu :)ha ha...çok hoş.)

 Ama bu büyük ağacın en nefret ettiği şeydi. Ona göre bu davranış biçimi çok tehlikeliydi, çünkü saçlar çok mühimdi;  koca ninesinden ona kalan en büyük öğüt, saçların asla dışarı atılmaması sobada yakılmasıydı.Çünkü sizin saç telinizi eline geçiren kötü bi müslüm,  saç telinizi kullanarak, size en korkunç büyüleri yapabilirdi.O yüzden saçlar asla ormana atılmaz sobada yakılırdı.

   Seneler sonra,  rahip Mendel sayesinde genetik merakım depreşince, bakın neler öğrendim:)))Gerçeği annemden şimdi öğrendim repliği yapacam valla:))ha ha...çok hoş.)


          Genetik özelliklerimiz hücrelerimizdeki çekirdeğin içinde bulunan kromozomlarda taşınır. Kromozomlar DNA ve özel proteinlerin birleşmesiyle oluşur.DNA, hücrenin yönetici molekülüdür ve beslenme, solunum, üreme gibi canlılık faaliyetlerini yönetir. DNA'nın yapısında kalıtsal özelliklerimize etki eden yapılar bulunur. Bu yapılar genlerdir. Kalıtsal bilgiler genler tarafından taşınır.Sadece bir damla kanidrar,TÜKÜRÜKmenstruasyon kanı, süt, bir adet kıl veya SAÇ TELİ  kişinin genetik kimliğini belirlemek için yeterlidir.

 Sol duyum sol omzuma çıkıp şöle bağırdı!!!! Bu bi tesadüf olamaz!!

    Biliyorlardı!!!
 Yazılı tarihten bile daha önce olabilir:))ne kadar önce bilemiyorum,  belki Nuh tufanından bile daha önce, genetik şifremizin saç telinde gizli olduğunu keşfeden birileri olmuş:) belki o devrin büyücüleri aslında bu günün bio cularıyla aynı saftaydılar. Büyü dinlerce yasaklanmış tıpkı şimdi insan kopyalanmasının yasaklanması gibi:))

     Biliyorlardı!! 
Tanrının lanetine uğrayan hangi medeniyetti bilmiyorum ama genetik şifre ve telepati yoluyla insan hareketlerine yön verilebileceğini de keşfetmişlerdi:) Aslında büyü bi tür bio enerji:)) bence öle valla:) ha ha...çok hoş.) Tükürük falını da unutmadım tabi:)) Artık başka bahara:)


5 Ocak 2013 Cumartesi

SosYAL DEVlet Çökerken:((

Sol duyumun dediğidir.

   Hantal ve işe yaramaz DEVletin,  DEVliğinden kurtulmaya karar verildiğinde, tebasına artık özgür oldukları düşüncesi salık verildi. Devlet artık onları koruyup kollamayacaktı. Eşit olmayanları, eşit kılmaya çalışmayacaktı. Bırakınız yapsınlar, felsefesini kendisine karga edinip, yapanları bırakmış, geçenlere de el sallıyordu artık.

 Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne?
 Sosyal devlet nasıl ölür? Böle işte, yavaş, yavaş...
Efendime sölim, efendime söylerken, siz de dinleyin:))

   Şirket nedir?Kısaca tanımlarsak,  iki veya daha fazla kişinin sermayelerini ve emeklerini bir amaca ulaşmak için bir araya getirmelerine şirket denir.
     Yani bir şirket kurmak için en az 2 kişiye ihtiyaç vardır.Bu yasa kısa bir süre önce değiştirildi.Şirket kavramı yeniden tanımlandı ve de en az 2 kişi şartı kaldırıldı.Artık 1 kişi tek başına bir şirketi kurabilecek:))

    İyi de cancağazım bunun neresi yanlış diyeceksiniz:)))
Şöle kİ;
     Sermayenin tabana yayılmasını amaçlayan sosyal devlet, özellikle paranın tek kişinin elinde toplanmasını engellemek için 2 kişi şartı koymuştur.Bu kanunu cebren getiren sosyal devletin sayesinde, bir çok kişi eşlerini şirket ortağı göstermek zorunda kalmışlardır. Şirket ortağı olan ev hanımları, otomatik olarak sigortalı sayıldıkları için bir çok kadın bu sayede emeklilik hakkını kazanmıştır.Zorba sosyal  devlet, yine zorbalığını yapmış ve tebasını eşit kılmaya çalışmıştır.

Ama artık sosyal devlet çökmüştür.  DEVlet, dev değildir.Artık zorba da değildir.

Hepiniz özgürsünüz:))