Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

29 Nisan 2012 Pazar

bi ceylanın günlüğü:)AMaN avCI vURma beni!

        Ormandaki en hızlı kaplandan daha hızlı koşan ceylanın desturu "hayatta kaldır". Hayatta kalmak için tek silahı olan, ince güzel bacaklarını ona veren rabba da müteşekkirdir. Öte yandan, onun güzel bacakları  bi kaplanda açlık hissi uyandırır. Bunu mantık çerçevesinde düşünen küçük ceylan, aslında kaplanın, kendisine yüklenmiş programıyla, beslenmekten başka bi şey yapmadığına inanır.
Küçük ceylanın sorunu onu her defasında köşeye sıkıştırıp yeme planları yapan kaplanla değildir. Küçük ceylanın sorunu, ormanda dolaşırken, onu bi kere gören, zalim insan avcının, onu avlama istediğidir. İnsan avcı, avcıların en tehlikelisidir.Küçük ceylan, karnı aç olmadığı zamanlarda bile avlanan zalim avcının, mantığını bi türlü kavrayamamaktadır.Çünkü insan avcı, bi kaplan gibi ceylanı yemek için avlamaz.Peki niçin bu insan avcı benim peşimdedir diye düşünürken küçük ceylan;  insan avcının, çalılar arasından ona bi tüfek doğrulttuğunu görür.Küçük ceylan, zalim avcının, uzun güzel bacaklarını gördüğünden beri peşinde olduğunu bilir.Şimdi şu dakika, ormandaki son dakikaları olabilir.Usulca bi ağacın arkasına saklanır, sonra bi sıçrayışta uçurumun kenarındaki sırta atlar. insan avcı da peşinden atlar. Sebepsiz ve nedensiz bi öldürme hırsı düşünme ve dikkat yetisini  kaybettirir ona ve bu küçük hata onun sonu olur.
Küçük ceylan, uçurumun dibinde yatan,  avcısının ölü bedenine bakıp şöyle der; "benden daha güçlü olabilirsin zalim avcı, ama asla daha akıllı değil"!!!


Eskiden bi ceylandım.Şimdiyse bilmiyorum ne olduğumu. hımm...çok hoş.



18 Nisan 2012 Çarşamba

yOKLUğun IsPAT ı:)


Sol duyumun dediğidir

   İnsanlığın en eski savaşlardan biri de bilim ve din savaşlarıdır.
 İnsancıkların, ormanda cıbıldak cıbıldak dolaşırken aç karınlarını doyurup, barınacak bi mağara ve bunu akabinde üreyecek bi eş bulduktan sonra kalan zamanlarında varlıkları ve yoklukları üzerine düşüncelere daldıklarını tahayyül ediyorum.
   İlk resmi bilimsel çalışmaların tarihi hakkında bi fikrim yok ama bence, ilk felsefeciler ve bilim adamları peygamberlerdi. Misal nuh tufanında gemiyi yapan nuh peygamber aslında bi mucittir.Bi bilim adamıdır benim nazarımda. Bu yapay zeka onu diğerlerinden üstün kılmış ve ona tanrının elçisi olma hakkını kazandırmıştır.
   Bilim adamları peygamberlik payesini felsefecilere kaptırdığında ise din ve bilim savaşları başlamıştır:)
Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne. Bilimin temel savlarından biri ıspat üzerine dayanır. Bir şeyin varlığını ıspat etmek için deliller ararlar sürekli. Yeterli delil bulamayınca, bir bilim adamı için yok olursun:)
işte asıl sorun bence buradadır.
Neden bilim tanrının varlığını ıspata çalışır? Bu düşünce biçiminin kaynağı nedir?
Tanrının varlığını ıspat için uğraşan felsefeciler ya da teologlar aslında kendilerine şu soruyu sormalıdır.
Varlığına delil bulamadınız,  bu onu yok kılar mı? yokluğuna dair deliller buldunuz mu peki?
Misal dünyada  8. kıta olmadığı  bir gerçektir. Çünkü dünyanın etrafı dolaşılmış didik didik edilmiş ve 8.kıtanın olmadığı gerçeğine ulaşılmıştır. 8.kıta yoktur ve yokluğuyla ilgili net delillerimiz vardır.
Doğada dünya var olduğundan beri varolan şeyleri keşfedip buldum!! işte bunlar var diye bağırıyoruz. Oysa dünya var olduğundan beri onlar oradalar. Bizim onlardan haberdar olmamamız onları yok etmez, biz onları yok sayıp kendimizi kandırırız sadece:))
 Her şey vardır, genellemesinden yola çıkıp, yokluğunu ıspat ettiklerimiz çıkarırsak, kalanlar vardır diyebilirz:)
Sonuç; tanrı var:)))ha ha...çok hoş.)


3 Nisan 2012 Salı

DERsİmİZ kURaN:)mUHAMmed'in sözleri...

Sol duyumun dediğidir.

Ben kuşlardan da küçükken, mübarek bi ramazan arifesinde, Hürrriyet gazetesinin kuponlarını biriktirip kuran mealini alan büyük ağaç,  yeşil kapaklı meali eve getirdi .Öpüp başıma  koydum. Çember sakal, o kuran değildir diyordu. İslam düşmanlarının bize kurduğu tuzaklardan biri! Yahudiler yazmıştı onu.okumak caiz değildi.
Tıpkı Uneskonun ormana dağıttığı mamaların, suyla karıştırıp kısık ateşte pişiriniz talimatlarını takmayıp avuçlayıp yediğimiz gibi,  söyleyenlere de kulak asmayıp kitapları da okuduk Çünkü açtık. Her şeye aç.beynimiz aç, karnımız aç.
Kuran asla başka bi dile çevrilemez diyordu çember sakal, postuna iyice yerleşerek.Arap hurafelerini din diye yutturan, küçük kızları becerip cennete gideceklerini inandıranlar, her daim her yerdeydiler.Ama bi adam bu kısır döngüyü kırmıştı.Tıpkı incilini başka bi dile çevrilemez klişesini yıkan,  martin Luther gibi M.Kemal de kuranı zorla Türkçeye çevirmiş ve ancak seneler sonra, kuranın meali  ormana ulaşmıştı.Türkler,  islamın protestanlarıdır bi nevi.:)valla:)ha ha...çok hoş .bu konuda da bi şeyler yazacam bi dem ama,  şimdi mevzu o deil:)Bakın mevzu ne:)

Doğumumun üstünden 13 bahar geçmişti. Arapça kuran öğrenirken, türkçe açıklaması benim için bulunmaz bi nimetti.

Allahın sözleri...
Abdestsiz elime almıyordum. Hatta aldığım abdestten emin olamayıp bi kaç kez tekrarladığım da oluyordu.
Cennetin anahtarı...Dünyanın gözü...yaşamın anlamı...bunca anlamsızlığı anlamlı kılacak tanrı sözleri.
Öyle mukaddes yani:)
Şimdi elimdeydi işte.
oku! diyordu, o seni bi kan pıhtısından yarattı!
emir telakki ettim,  okudum.

Ve nisa süresi?
Keşke okumaz olaydım.
Onlardan ikişer üçer alınız:))
Muhamemedin allahı neler söylüyor böyle?
Ve şeytan geldi kulağıma fısıldadı, "rabbin adil değil mi?"dedi.
bi visu fisudur nnassss, la kovdum onu,
dedim kİ;
"karanlığın şerrinden allaha sığnırım"

Ve günlerden bi gün, onca karanlık geceden onca ızdırablı sabahlardan sonra, Muhammed yanlış anlamış olmalı dedim.Bunlar tanrı sözü olduğunu inanırsam , tanrının varlığından şüpheye düşecektim.
Sol duyum sol omzuma oturdu, ilk defa o zaman konuştu, "kitapları tanrılar yazmıyor Fatma" dedi.


Acı bilgi,  beni zehirledi .Uzun bi zaman kustum. Sonra,  bi süre sustum.

Kim yazmıştı peki?

Gerçek olan neydi? Bizden ve herkesten saklanan gerçek, kuranı Muhammedin yazmadığıydı. Yazamazdı çünkü yazamıyordu. 99 hafızın Muhammedin sözlerini ezberlediği rivayet ediliyordu.
Muhammed öldüğündeyse sistemi nerdeyse çöküyordu. Tanrı sözlerinin ,kendilerinde olduğunu iddia edenler başkaldırıyor,  elinde bulunan kutsal sözlerle otoritelerini güçlendirmeye çalışıyorlardı.

Nitekim sıffın savaşında, h.z Ali savaşı tam kazanacakken, kurnaz muaviye kuran sayfalarını askerlerinin mızraklarının uçlarına taktırıp, savaşı engellemiş ve kendi lehlerine bi sonuç olmasa da hezimete uğramaktan son anda kurtulmuştu.

Durumun vehametini fark eden ve bu soruna bi çözüm bulansa H.z  Osman oldu. Hz.Osman, Ebu Bekirin toparladığı, farklı kuranların ortalıkta dolaştığını fark edip, farklı musafların ve kuran parçalarının yakılmasını emretti.(Beyhekî, es-Sunen, Kitabu's-Salât, 2/42)

Kuranın farklı  versiyonlarını yok edip, onu tek bi bi kitap haline getirdi ve "merkezi otoriteyi" güçlendirdi.


İncili tekleştiren iznik konsili gibi bi konsilin toplandığı açıktır. Kuranı ezberleyen, 99 hafızın 70 i Yemane savaşında telef olunca, kemik parçaları ve deri üzerine yazıldığı iddia edilen tanrı sözleri oradan buradan toplandı. Bunları Muhammed'den duyduğunu iddia eden 2 kişinin şahitliğiyle yazıldı. Şahitlerin erkek olduklarını belirtmekte fayda var kanımca:) Çünkü iki kadının şahitliği 1 erkeğin şahitliğine eş değer olur ancak:)).
H.Z osman  "kılıcını havaya kaldırarrak şöyle haykırıyordu müslümanlara "güçççççç ben de artıkkk!!!!!

Sonuç Ebubekir tarafından toplanan ve Osman tarafından eksikleri tamamlanıp tekleştirilen ve çoğaltılan bu kitap m-s 2012 de ormanda yaşayan küçük bi kızın yaşam eğrisi tepetaklat etti.

ve şimdi nice küçük kızların yaşam eğrisini tepetaklak etmeye hazırlanıyor.
Umalım ki;  onu okuyup gülümseyecek olanlar, ağlayacak olanlardan daha fazla olsun.

Neferteti mazlum halkını selamlar.