Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

29 Kasım 2011 Salı

Bir bakirenin dramı:(

 Aradım yıllarca seni heryerdeeee, bir türlü karşıma çıkmadın namussss, nihayet bir yerde rastladım sanaaaaaaaaa, utançtan yüzüme bakmadınnn namusssssss..hadi yandan...hadi hadi yandannnnn...

Sezen ablamın türküsü dudaklarımda, ağlayınca daha da yeşillenen gözlerine bakarak, mümineyi dinliyorum:)

 Bize öğretildiği üzre, bacak arasında sıkısıkıya sakladığı namusu sorguluyor.

Ama çok geç...
Geç kalmışlık bi bıçak gibi boğazını kesiyor.Derin bi nefes alıp;

O kadar çok namusluyum kİ; kimseyle birlikte olamadım, diyor. Benimle evlenmek isteyenler oldu ama onları sevmedim. Sevmediğim bi adamdan çocuk yaparsam, onu da sevmeyeceğim korkusu düştü içime sonra. Benim sevdiğim adamlar olmadı mı? oldu elbette. Ama bu seferde onlar benimle evlenmedi. Evlenmeden ben de onlarla birlikte olmak istemedim. Olmadı.işte...

Dünyada en çok istediğim şey, bi çocuk sahibi olmaktı oysa . Ama şimdi çocuk sahibi olamayacağım. Çünkü doktor menopaza girdiğimi söyledi. Yumurtalıklarım artık bi işe yaramadıklarını düşünüp, yumurtlamaktan vazgeçmişler!

Cennetide ayaklarının altına alamayacaktı bide. Buda cabası:) Ağlıyor .Anlatıyor. Niye Anlatıyor bana.?Bilmiyorum.

Ağlama demiyorum ona.Onu ağlamaya bırakıyorum. Ağlayınca, gözleri yeşilleniyor. yanakları pembeleşiyor. Sol duyum sol omzuma  oturup, hımm..diyor hurileştin:) çok hoş.)
   
Eserinle şimdi neden, gurur duymuyorsun müslüman?

24 Kasım 2011 Perşembe

Öğretmenim! DİNsiz şehidim benim!

Söylüyordu türkücü türküsünü, havuzlu villasında,
Zap suyunda ufak ufak mezarrrlarrrr, diyordu içli sesiyle,
Ufak ufak, zap suyunda yüzerlerr.
Çocuklar ölüyor dedi Anabelli,
bölüşelim ekmeğimizi.
Bölerdi ekmeğini, yediye ve dahi onyediye, öyle yürekli yani.
Koptu tespih,
tane tane savrulduk,
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket.
Yani afyon, adilcevaz, akçadağ, turgutlu...
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku...

Söylüyordu türkücü türküsünü , havuzlu villasında,
ölüyordu Anabelli bi köy okulunda...

Sardılar onu bayrağa...

Bayrak neydi???????????


Sıcak bi çorbaydı bayrak!!!

soğuktu şimdi.

cehenneme gidecekti bide..

öyle allahsız!!!

Atila ilhan koştu geldi bi şiir terennüm etti;

Ne solculuğumuz solculuk, ne sağcılığımız
kimse bizi sevmedi.

ağır kan kaybıyız:( dedi


YOKLAMA ALIYORUM
Adı Soyadı: Zeki SAVRUK(21.4.1970-24.10.1993)

Doğum yeri: EDİRNE

-BURDA YOK!

Adı Soyadı:A.Nurettin SOYER(1964-22.10.1993)

Doğum Yeri:Bartın

-BURDA YOK!

Adı Soyadı: Yasemin TEKİN(29.7.1962-25.10.1993)

Doğum Yeri:Osmaniye

-BURDA YOK!

-BURDA YOK!

-BURDA YOK!

.....................

VURULDUK EY HALKIM! UNUTTUN BİZİ!

20 Kasım 2011 Pazar

Bütçe şehit fazlası verdi-kan parası

 Sol duyumun dediğidir: Bedelli!!! kan parası

Ey kavmim!
Sen kİ, peygamberlerini bile dinlemedin.
Beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin.
Hazdan olmayacak mahvın.
.............
Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın

çalınanlarına.
 
Seneler evvel, Ahmet abimin bu şiirini terrennüm ettiğimde,  o henüz "hayırlı solcu" payesini kapmamıştı. Nur yüzlülerin gazetelerinin birinde bazı solcular vardır kİ; onların varlığı, bizim için hayırlıdır fetvası verildikten sonra, bu payeyi almaya hak kazandığını düşünüyorum:)kolay olmadı yani.)
 
 Düşmanımın düşmanı, benim düşmanımdır felsefesini kendilerine karga edinip, "ulusalcıları" kendilerine düşman belleyen bu kutsal itifakın eylemlerinin sonuclarını, tam da, Ahmet abimin salıkverdiği tarzda,  bi koyun gibi izleyelim.
 
Ajansı dinliyorum. Gözlerim kapalı.
 
Altında bir tarih 19 Ekim 2011
Selam ve muhabbetle...

Yer Hakkari: Çukurca
26 şehit....
-Mekanı cennet olsun nidası dudaklarda. -Cennet kahramanlar içindir, repliği düştü belleğe.valla.cık...cık...hiç hoş deil.(
 
 
Altında bir tarih.
18 Ekim 2011
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ocak ve Eylül döneminde bütçenin 234 milyon TL fazla verdiğini açıkladı.

Yıllardan sonra böyle bir mutlu haberi halkıyla paylaşmaktan memnun.
Ekonomiyi nasıl düze çıkardık söylemleriyle yola devam. Sıfır terörle devraldığı, ülkeyi tekrar kana bulamaktan rahatsız değil.
Sorun şu kİ, çoğunluk da bu durumdan rahatsız değil. Bütçenin fazla vermesi demek, seneye otomobilinin bi üst modeline  kavuşacağı demek. Çift hava yastıklı...yüksek sürüş hızı...

Bide bedelli askerlik olursa...yeme de yanında yat. İsmiyle müsemma: bedelli:) Nesi yanlış şimdi bunun.  Kan parasını ödedikten sonra .Zaten bilinen ve uygulanan bi gelenktir bu. Misal  9 çocuğu varsa müslümün. Allah bağışlamış işte. Birisini verir. Kan parasıyla diğerleri yaşar.

Bedelini ödedikten sonra, ölenle ölünmüyor ama parasıyla yaşanıyor.

 Şehit cennete gitmekten memnun. Belki adı bi üst geçide verilecek. Şehit komondo Ahmet Mert üst geçidi diyecekler misal. Aile de memnun. Şehit oğlanın gururu yüreklerde. Parası cepte.

Bi evin bi oğlu da memnun. Amerikadan dönmek zorunda kalmamış.Parası neyse ödemiş bedelini askerliğinin.

Herkes memnun. Memnunların ülkesi.)


Bir ben miyimm perişann gecenin karanlığındaaaaa, yosun tuttu gözlerimmmmmmmm, yalnızlar rıhtımında...

13 Kasım 2011 Pazar

Ayşe!! PeyGAMBerin GöZDesi!

Sol duyumun dediğidir:)

   Muhammede peygamberlik şerefi daha nail olmadan arkasında duran, dostu, sırdaşı, yoldaşı h.z Ebubekir'in küçük kızı, Ayşe.  Eşlerin en şereflisi!!Küçük yaşta ki; bazı kaynaklar bu küçüklüğün 11 yaş olduğunu rivayet eder, peygamberin yatağını ısıtma şerefine nail olmuştur.  Ki bu şeref onun sırat köprüsünden düşmeden geçmesini sağlayacaktır.

  Muhammed arkadaşları arasındaki dengeyi korumak için, hemen akabinde hz. ömerin kızı "hafsa" yı da eşleri arasına katmıştır.Bu arada nisa süresinin indiğini tahayyül ediyorum valla:) ha ha...çok hoş.)

Ama hafsa hiç bir zaman, muhammedin gözünde, Ayşenin yerini alamamıştır. Haliyle gözdelik sıfatı Ayşenin hakkıdır:)

Muhammed yaşarken, eşler arasındaki, rekabetten kaynaklanan sorunların çözümü için bir çok hadis-i şerif zikretmiştir.Bknz. kütüb-i sitte:)

Ama öldüğünde her sorun karşısında bi hadisi şerif zikretme olasılığı sıfırlanınca, işte o dem,  Muhammedin  kurduğu sistem neredeyse çökecekti. Neyse ki;  Muhammedin ölümünden hemen sonra, yerini  , Ayşe'nin babası hz. Ebubekir doldurmuştur.Sonra da Hafsanın babası hz.Ömer.  Hafsa anamızın babası Ömer de sırasını savınca, peygamberin tek kızı, Ayşenin tek rakibi  Fatma, amcaoğlu Ali'nin zevcesi, kocasının halifelik sıfatını hak ettiğini ileri sürmüştür.İşte o dem, kıyamet!  islam kılıç kuşandı:)
H.z Aliden dolayısıyla Fatmadan nefret eden,  Ayşe tarafından desteklenen, Mekkeli Kureyşli önderler, bir ordu topladı.

Ve islamın ilk iç savaşı başladı.

Ayşe savaşcıları yüreklendirmek için bi devenin üzerinde savaşa katıldı.

  Tarihe cemel vakası(deve vakası) diye geçen bu kanlı savaş da, Ayşe, yaklaşık olarak 30 bin kişilik ordusunun 13 binini kaybetti.
4 aralık 656 da, deve üzerindeki Ayşe'yi korumak için, yetmişiki kişi teslim olmayıp can verdi.  Sonunda, deveden inmeyi red eden Ayşe, ancak devenin bacakları kesilerek, deveden indirilebilmiştir.

 Peygamberin gözdesi, savaşı kaybetmiş ve H.z  Ali tarafından Medineye yollanmıştır.

Bu vakadan sonra, kadını yatak odasına tıkan hadisi şeriflerin çoğaldığını tahayyül ediyorum valla:))

7 Kasım 2011 Pazartesi

sarıKIZLA otluyorduk:)

KURBAN

Ben kuşlardan da küçükken,  "sevdiğiniz işi yapın safsatasını" bi kenara atıp, bana en hızlı şekilde para kazandıracak işi, seveceğime and içtiğim o güzide senede, arkeolog olmaktan vazgeçtim.
Vazgeçmekle olmadı tabi:) hiç bi zaman kavuşamayacağım eski bi sevgili gibi, her fırsat bulduğumda onu arıyorum.
Bakın geçenlerde,  ne buldum:)
Ölüleri konuşturan mezar kazıcıları, m.ö 600 dolaylarında, güney amerikada, insan kurban törenlerinin yapıldığı bi sunak, bulmuşlar.
Tanrılara sunulan kurbanların mitolojide güzel kızlar olduğundan bahsedilir. Ta ki, oğlunu kurban etmeye kalkan ibrahime kadar. 
Hımm...Bence tam olarak şöyle olmuştur. Kızlarını kurban ederken, sorun yaşamayan insancık, oğlu mevzubahis olunca, pragmatist düşünüp, hayvan kurban ederek bu anlamsız geleneğe son vermiştir.Nokta!ha ha...çok hoş:)

Peki bu davranış biçimi günümüzde hangi şekli almıştır?

Kaydı zaman.
 M.S  1986 da durdu.

Sarı kızla, otluyorduk. O kocaman uzun diliyle tüm yoncalarımı haşırttt diye midesine indirmesin diye kafasına bi şaplak indirdim. Yoncaları çok sever. sorun şu kİ ben de çok severim. Bilenler bilirler. Yoncasının ekşimsi bi tadı vardır.  kuzukulaçıkları da favorimdir, otlar arasında. Ama yoncanın yeri bambaşka:))
Bide dört yapraklı yoncayı arıyorum tabi:) çizgi filmdeki, çizgi gözlü kız gibi:)) dört yaprak lı yoncayı bulanın tüm dilekleri kabul olacak. yoncayı bulmadan dileklerimi sıralamışım;  bulamamamın tek nedeninin bu aptal sarıkızın onu yemiş olma ihtimali olduğunu düşünüyorum, valla:)
Bu düşüncelere gark olmuşken,
Sarkız diye bağırdı sisin içinden biri. Kafamı kaldırıp baktım.Kafasını kaldırıp baktı.En sinir olduğum durum buydu işte!!! ikimize de sarıkız diyorlardı. allam yaaa...beni çağırıyorla bi kereeee, diye bağıdım. seni değil. aptal şey!!!hımmm...dedi.

 Sarızkızımmmmmm diye seslendi büyük ağaç bi ağız daha. Koşup başını koltuğunun altına soktu. Dilsiz hayvan olması tüm öncelikleri kapmasına neden oluyordu valla:) uzun süre , konuşmadım ama bi işe yaramadı.dilsiz hayvan sevgisini kazanamıyordum bi türlü.hımm...Sorun dilsiz oluşu değildi bence:)
 ve o bayram...
sarıkız diye bağırdı sesin içinden biri. kafamı kaldrıp baktım.kafasını kaldırıp baktı.Bu sefer seni çağırıyorlar dedim. hımmm....dedi.

Bayramınız mübarek olsun, dedi kadın, elindeki et dolu tepsiyi uzatıp. Bayram günü yesin çoluk çocuk dedi annem, çok iyi bi hayvan bakmışsınız. helali hoş olsun.

Büyükağaç, tepsideki ciğere baktı. gözleri camlaştı. onu yiyemem dedi. Atamam da.

Kavurup çoçuklara dağıttı.
kustum.