Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

27 Ekim 2011 Perşembe

DeBREMin ÖğReTeMeDikLErİ

Sol duyumun dediğidir!!

Vay yine mi keder ama artık yeterrrrrrrrrrrrrrrr...

Yine kapıda kara gecelerrrrrrrrrrrrrrr...

Vay çileli başım ortasında kışın İyice beterrrrrrr....

Sezen ablamın türküsü dudaklarımda,  bi sonbahar sabahı aynı filmi izliyorum TV de. Hak takdir etti 7.2 ile yıkıldı ülkem. Sesimi duyannn var mııııııııııııııııı repliği kulaklarda. Sonrasını anlatmama gerek var mı bilmiyorum. Yakın geçmişi anımsayalım.Kaosa dönecek katil kim sorucukları, birinin bulup yargılama süreci, vay efendim ben bilmiyordum, müteahhidin çimentodan çaldığını naracıkları, bi daha ki; depreme kadar, sen sağ ben selamet.

Peki, hiç mi ders almaz mazlum halkım? Yaşadıklarından öğrendiği, hiç mi bi şey olmaz ? Nasıl oluyorda, bu acı salgın  toplumu, görmez, duymaz, işitmez kılıyor?

şimdi cancağazım şöyle oluyor :)kısaca açıklayayım:)

Olayın, vekil ve müteahhid ayağını açıp şöle bi bakmak lazım:)  Müteahhidle al gülüm ver gülüm, yapan vekil efendi, oyu alınca gülü verme safhasında, demirden, çimentodan çalan çırpan müteahidi görmezden geliyor. Geçici körlük:)Bu geçici körlük sonucunda, ihaleye fesat karıştırmadan ihale olmuyor neredeyse:) hangi parti hükümetleşirse onun müteahidleri ihale kapıyor. Devrilen partinin müteahhidlerinin ise hemen bi soruşturmacıkla, ihaleye fesat karıştırdıkları  tespit ediliyor. Eski hükümetin müteahhidleri hapse tıkılmak isteniyo, haliyle hiç bi suç cezasız kalmaz, yolsuzluklarını tespit ettik cezalandırıyoruz mesajı alt metin:))
İyi hoş görünüyor böle bakınca ama değişen bi şey olmuyor. Şöyle ki; yeni çalan çırpan, hımm...yasal tabirle, inşaatı en uygun fiyata tamamlayacağını iddia eden,  hükümet yanlısı müteahhid firma bu sefer ihale kapma yarışında başı çekiyor:)Bu yarışta, müteahhide tam destek veren, ter döken, vekil efendinin hanesine de, bir iki, bilemedin, üç daire  kaydoluyor:)
 Alan memnun , satan memnun:)

Şimdi seçimle gelen sayın belediye başkanlarımın halkla nasıl bütünleştiklerine bakalım:)

Halkla bütünleşen belediye başkanı ya da vekil efendi, oy avına çıkarken, başarıya giden her yol mübahtır tezinden hareketle, cahil cühela halkıma kısa vadede çözümler öneriyor. Misal dere yatağında ev yapabilirsin ya da uygunsuz bi araziye imar izni çıkarabilirim elaltı vaatleriyle, oy çokluğuna ulaşıyor.) eeee...çoğunluğun dediği oluyor.
Vatandaşsa, eee... başkan, vaad vakti geçti icraat vaktidir diyip, başkanın kapısını su yoluna çevirince, olur olmaz yerlere evcikleri konduruyorlar.
Mazlum halkım olur mu öle şey. Dere yataklarını doldurup ev yapmak kısa vadede çözüm gibi gözüksede uzun vadede size felaket getirir höttttt...diyen dürüst adaylarınsa, vatandaşı küçümsüyor! vatandaşın dilinden anlamıyor!! vatandaşa aptal diyor!!! gibi slogancıklarla, sürekli aday olarak kalmaları sağlanıyor.
sonracığıma bi yağmur bi dolu hüpppp...evler denizde, müslüman cennette:)

Başkan derhal felaket bölgesinde halkla omuz omuza buyrunnnnnnnnn cenaze namazına!!!!!

Allah taksiratımızı affetsin!

Hoş mu? cık...cık...hiç hoş deil.(

Neferteti mazlum halkını selamlar!

8 Ekim 2011 Cumartesi

çaMurDa saTRanç:)

çamur, masalları:)

Ben kuşlardan da küçükken, günlerin en güneşlilerinde, bilge şirinin peşine takılırdım.Onunla, ormanda koşmayı severdim. Bilge şirin yedi cücelerin baştan üçüncüsüydü,  Anabelliyse, sondan üçüncü. Çok ortak noktaları vardı yanİ:)
Ne hikmetti bilmiyorum ama erkişi adayları arkadaşımdı hep. Hala aynı sorunun ampulu beynimde yanmakta. Nasıl olurda çocukken bütün arkadaşları erkek olan bi kız çocuğununun büyüyünce hiç erkek arkadaşı olmaz? Bu bi muamma. ha ha...çok hoş.)
Ama efendim mevzu, o deil. bakın mevzu ne.
 Bilge şirin o gün okuldan gelir gelmez ödevlerini yapmaya oturmadı.Siyah kumaştan çantasını asıp hemen bahçeye koştu. Vınnnn..diye peşine takıldım.Bi adım arkasındayım hep.. büyük kiraz ağacında...okul yolunda...çat orda çat burda...şimdi de bahçenin bi köşesinde sarı balçık çamurun  içindeyiz.

Bu sarı çamurdan bebekler yapardım hep.çamurdan bebeklere sarı saçlar takardım. Ama bilge şiirin bebek yapmıyordu.Hımm...diye düşündü anabelli...sessizce düşünürdü hep.

Eline aldığı bi tutam sarı çamuru, avucunda yuvarladı bilge şirin, sonra ona şekil vermeye başladı. Anabelli izlediği o çizgi filmdeki viking çocuk gibi burnunu kaşıdı. Ek olarak da bi parça sümük emdi.Bi süre sonra, buldum diye bağırdı! Bu bir at!! evet.evet bu bir at!
At değil dedi bilge şiirİn gayet vakur bi tavırla bu bir at başı. Sadece başını yapacağım. Kralların oyununu öğrendim bu gün. bağırıp durma. cıkk...dedi anabelli sesini yutup, söz!! bağırmayacağım. çok sessiz olcağım yeminle.
Bilge şirin çamurdan yaptığı at başını kuruması için güneşe koydu.Çamur güneşte kuruyunca taşlaşırdı. Sonra bi tutam çamur daha alıp elinde yoğurdu. Bitirince, bu da oyunun diğer taşı dedi, bu bir fil.

Cık...dedi anabelli büyük ceylan gözlerini açıp, bence krallar çok aptalmış . O, hiç file benzemiyor. minareye benziyor.Bence ona minare diyelim.
Saçmalama dedi bilge şirin. Aptal sensin. Sürekli saçmalarsan sana hiç bir şey öğretmeyeceğim. Tamam sustum diye bağırdı anabelli.vallahi de billahi de.yeminle.

Taşları tamamlayınca, ahırdan eski bi tahta bulup, onu kare şeklinde kesti.Sonra sobadan bi kömür alıp, tahtayı sekize böldü.
Oyun başlıyor dedi. Her taşın ayrı bi görevi var önce onları öğrenmelisin tamam mı?
Kendini tutamayıp yine konuştu anabelli, bu küçük minareler ne? cıkk...dedi bilge şiirin.hala minare diyooo...yaaaa...onlar piyon bi kere.oyunun en güçsüz taşları.sadece bi adım atabilirler.Ona bi adım yaklaşan çaprazındaki taşları yiyebilirler bide.
Mühim olan şahtır dedi. Çamurdan şahını eline alıp, tahtanın ortasına kondurdu.
O düşerse her şey biter. O büyük ve azametlidir.
Ben bu piyonu sevdim dedi anabelli. Güçsüz ve küçük.
Yeterince yaklaşırsa şahı düşürebilir  ama. Yeterince yaklaşırsa...

kaydı zaman m-s-2011 durdu.

Ağaçlar büyüdü. ağaçlar öldü .fidanlar ağaca, ağaçlar orman döndü.

Sizde sıra dedi, kemik satranç taşlarını okşayan adam.

Anabelli yüzünü sildi. Çamur, taşlardan yüzüne bulaşmış gibi hissetti yine.

Şah dedi, Gülümsedi.

 Bi piyonla şah düşürmenin keyfi paha biçilemez!ha ha...çok hoş.)

HAMİŞ:Bunları ben yazmadım.Tanrı yazdı.Anlatıyorum sadece.

3 Ekim 2011 Pazartesi

AVcı VuRuldu!

köpekler,silahlar  ve çocuklar üzerine hasbihal...


Bir avcıyı diğerinden ayıran avına duyduğu merhamettir.hımm...hoş replik. Av mevsimi filmciğinden bellekte kalan hoş bi sedadır bu replik. Fakat avcılar gelende merhametsizdir, ya da  şöle de tanımlanabilir. Merhametli insancıklar avcı olmaz.nokta:))

Ama efendim, mevzu o deil, bakın mevzu ne.
Ben kuşlardan da küçüktüm bi gece vaktiydi. Ormanda bıldırcın avına çıkardı ahali. Ellerinde lüksleriyle, geceleri ışığa düşen sazan bıldırcınları  avlarlardı. Avcının en sadık dostu elbette avcı köpeklerdi. Boyunlarında çıngıraklarıyla, silah sesiyle birlikte, dallardan uçuşan kuşlar kadar hızlı ve çevik... avın düştüğü kuytuyu bulan, ertesi akşam verileck muhteşem ziyafetin habercisi ... avcı köpekler ve elbette köpeklerle birlikte koşan çocuklar.

 Çocuklar kendi silahlarını hangi zaman diliminde yapmaya başladı bilmem.Belkide oyuncağın tarihi kadar eskidir. ama ağacın çatal kökünü kaucuk bi lastikle birleştirdiğiniz zaman, ucuna da küçük bi taş yerleştirdiğinizde, muhteşem bi silah-oyuncak elde edersiniz.
Kuş lastiği:))

Kuş lastiği,  bir avcı çocuk elinde,  biçok kuşun küçük başını koparabilir. İtiraf edecem, kuş lastiği kullanmışlığım vardı.ama hiç bir  kuşu öldürmedim.hımm...yuvalarından yumurtalarını çalmışlığım var ama:)) merak, hep merak:))çok pişmanım::((( valla:)


Efendime söyliyim, efendime söylerken siz de dinleyin. Adı güzel, kendi güzel Muhammet.
Muhammed, iyi bir avcı çocuktu. Kırmızı kocaman yanakları burnundan akan sümüğü ve kuşlastiğini çekerken,  bir gözünü sıkıca kapayışı ve nişan alışı hala bellekte. fırlattığı taşın hızı ve kuşların dallardan aynı hızla havalanışı...yere düşen kanlı bi küçük,  kuş başı ...


    Başı yere düştüğünde, oynuyorlardı. Öyle diyor,  Ali. Oynuyorduk diyor. Kuş tüfeğini tavandan indirip bana verdi. Hadi sen avcı ol dedi. Boş dedi.çakmaz dedi. sonra bi el silah sesi...kuşlar dallardan uçuştu. avcı köpekler koşuştu. Küçük başı, yere yuvarlandı. kan duvara yazıldı. şifre kırıldı. uyan Muhamet!, dedi Ali. oyun bitti. Uyan dedi. uyanmadı...uyanmadı...Ali bağırdı, rüzgarlı bi bayırda,  koşup bağırdı. kanlı elleriyle bağırdı. o bağırdı! Dağ bağırdı.Avcı vuruldu!!AVCI VURULDU!!

        Elbette kaderini yazmıştı Tanrı, dedi büyük ağaç. Ölecekti. kısa bi ömür biçti ona rab. Ama böyle mi olacaktı? Bundan böyle her kim ki; evimin eşiğinden içeri bi silah sokar ,bu dünyada ve diğer dünyada yirmi tırnağım yakasında olsun!. silahlara veda!