Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

27 Şubat 2011 Pazar

ağlayan ağaç:(


ağlayan ağacı gördün mü?
oğullarını vurdular!
ikisini de!
orman sustu.
o ağladı.
kurtlar siste uğuldadı.
allah verdi,
allah aldı!!
dedi koca ağaç,
okşayıp yosunlu yüzünü!
o vakit isyan!
götürseydim,
kaçırsaydım,
saklasaydım onları keşke,
allahın olmadığı yere!
orman sustu.
o böğürdü.
m-s-2011-nefer-neforizmalar

17 Şubat 2011 Perşembe

Yetmez ama evetten, 5 ay 17 gün sonra:)))


Solduyumun dediğidir:)

Sana şöle bi tepeden baktım, ey mazlum halkım::)))

Altında bi tarih!! 12 EYLÜL 2010

Yaklaşık 5 ay onyedigün önce, mazlum halkım özgürleşme yolunda dört nala, tozu dumana katmaktaydı. Tozdan dumandan nereye gittinden bi haber:)) Bu referandum bizi kuvvetler birliğine götürür. Yargıyı hükümetin tekeline vermek, özgürleşmek deil, özgürlüğün şah damarını kesmek demektir. Devletlum bu sonucu kendine gaz yapar. Bu gaz sizi de boğar, ey hayırlı solcum benim! Memişleri açıp, leydi Godivadan bi haber, müslüme doğru koşma, memişleri göstermek, müslüme özgürlüğü değil seksi çağrıştırır s....k seni demedik mi? dedik:)

Ve referandumdan hemen sonra müslüm, tüm kötülüklerin anası kabul edilen rakı olur şarap olur müslümce zınhar yasak olan dünya nimetlerinden tadman için, sana şarap dolu kadehler sunacak, cennete gitmen gerektiğini salık verdi:) Ve bununla kalmayıp, çözüm önerileri üretti:) misal kırmızı sokak:))
Amsterdama yolunuz düşmüşse kırmızı sokakta şöle bi salının:))Erkek ve kadın fahişelerin vitrinleri süslediği, vucudunu satmanın özgürleşme bicimi sayıldığı ve kabul gördüğü kırmızı sokak!!! işte müslüm, bi kadeh rakı içen ve ahlaki değerleri yatakta kaplan kesilen huri yüzlü mümineyi katlayan seni bu sokağa layık görüyor.

Bitti mi peki? cıkk..biter mi? yeni başlıyor daha:)))

Devletlumu bi stadyum açılışında ıslıklarıyla yaralayan, ıslıkcı teröristler, derhal nur yüzlü polisimin yakın takibine alınıp, referandumla özgürleşen, nur yüzlü savcımın dikkatini celb etti. Aynı polis savcı ikilisinin nedense, insancıkları domuzbağı yapıp boğazlayan müslüman hizbulallahcılar gözlerinden cık... olmadı ellerinden kaçtı.yazık!:)
Bitti mi? cıkk...bitmedi:))
İmam hatiplilerin sadece, imam olmaları konusunda keza, cıkk..yapmayın etmeyin, abilerim ablalarım, demedik mi? dedik:))
imam hatipli polisin seni koruyacak mı? imam hatipli savcı seni savunacak mı? imam hatipli hakim, yasayı mı yoksa şeriatı mı uygulayacak diye size hömkürmedik mi?Ağır tahrikten suçlu bulunacaksın !yakında! çok yakında!!!! demedik mi? dedik:)

ve işte geldi!!!!İlahiyat Profesörü Orhan Çeker, “dekolte giyerek tacizciyi tahrik eden kadının da suçlu olduğunu” savundu. Çeker, “tahrik edici kıyafet”i belirleyecek bir komisyonun kurulmasını de önerdi.
Ama ben böle olsun istememiştim. Kutuplarda balinacıklar ölmesin istemiştim:) diyip dudaklarını büzüştüren sezen ablamı görür gibiyim:))ha ha...çok hoş.)

Bu düşünce biçimine sadece mümin mi sahip sanıyon? cıkk..deil.Mümine kocasını ayartan şimdilik dekolte giyen yavaş yavaş dar kot vs. giyen ve müminin abdestini kaçıran or..puların tahrikten suçlu bulunmasını alkışlıyor!!! biline!!!
Ormanı dinliyorum, gözlerim kapalı:)))ha ha...çok hoş:))

Bitti mi? cık..bitmedi:)

Çember sakaldan tel bıyığa asker postallarının korkusuyla geçen, nur yüzlü köpekler birer birer inlerinden çıkmakta. Nur yüzlü artık daha güçlü. Çünkü nur yüzlü, kendisine suudi modeli şeriat Türkiyesini vaad eden sam amcayı arkasına aldı. Sam amca, bununla kalmayıp, nur yüzlü +kürt faşo ittifakını güçlendirip, ortadoğunun en güçlü ordusunu darmadağınık etti. Hımm...bu stratejiyi düşünen ve uygulayan sam amcaya bi alkış lütfen!! bu bi pazılllll!!!eksik parçalarım var ama tamamlıyorum:))ha ha ...çok hoş:)
Demem o ki ;
Sana özgürlüğünü veren adama küfrediyorlar! sen susuyorsun Fatma!
Sezen ablam bale papuçları boynunda soluğu Londrada aldığında, sen ne yapacaksın Fatma? Bi peygamber tokadıyla uslandığında, geri mi döneceksin, mutfakla yatak odası arasına?

şimdi ellerimm bomboşşşşş yüreğimmm sarhoşşşşş gönlümmm olduuu bin parçaaaaaaa hımmm...hoş:)çok hoş.)
Neferteti mazlum halkını selamlar!!!

16 Şubat 2011 Çarşamba

hiçbişeyim yok:(

hiçbişey ağlamıyor
ağlatmıyordu.
hiçbirşey bakmıyor, bakamıyordu
hiç birşey yorgundu,
yoğundu, yoktu.
hiç bir şey uyumuyor
uyutmuyordu.
hiç bir şey acıkmıyor
acıtmıyordu.
hiç bir şey kördü, kötürümdü
hiç birşey kimsesizdi, sensizdi, sessizdi.
neyin var dedi,
hiç bişeyim yok dedim:(
hiç bişeyim yok!
olsaydı keşke.

m.s -2011-paris:))
nihayet altına, paris yazdığım bi şiirim oldu:)şairlerin çoğunun altında paris yazan bi şiirciği var:))allam yaa...büyük bi aşama katettiğimi umuyom:)) ha ha...çok hoş.)

9 Şubat 2011 Çarşamba

Kezban nihayet pariste:)

Ne arıyorsun anabelli     
elin yüzün kan içinde?
derineeeeeeeeeeee
hep derine kazıyorum!
çağın altın kalbini arıyorum!
nerede çağımızın o altın kalbi?

Grup yorumun türküsü dudaklarımda, topuklu ayakkabılarımı sırt çantama atıp vira demir paris!!!!!
Deniz eri, al demirriii vira vira vayy...dolaşalım limanları sıra sıra vayyy! ne hoş türküdür:)

Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin:)
Bu parisi, görmek sevdası kezbanın gönlüne düştüğü vakit, bu kızcağız kınalı yapıncak kıvamında keman sesine uçan kelebekler misali pır pır uçmakta. Ama bellekte şu sorunun ampulü yanıp yanıp durmakta:) hımm...bu kanatlarlar beni parise uçurabilir mi? Gel gör ki, şekerli ekmeğini yerken akan burnundan, bulaşan sümüğün bi kısmını koluna silip, burunun akış hızıyla, kola silme hızı arasındaki zaman dilimi artınca, diğer kısmını emerek pragmatist çözümler üretebiliyordu.Bu üretkenliğine güvenerek önemli olan çok şeye sahip olmak değil, az şey ihtiyaç duymaktır felsefesini kendisine karga edinip parisin yolunu bi şekilde bulacağını düşündü:)Buldu da:))az şeye ihtiyaç duymak derken, pariste memleket kokan zeytin ekmekle beslenmeyi kasdetmemişti doğrusu:)ha ha..çok hoş:))


Ama efendiciğim mevzu o deil, bakın mevzu ne.
Kendini bildi bileli, ormandaki trafonun bu mühim eyfelin kulesini andırdığını düşünürdü ki; misal trafolar mı Eyfelden ilham aldı yoksa, mühim zat Eyfel mi trafolardan cıkk...bi sonuca varamadı:)bu bi muamma:)
Bu arada trafoların mucidi kim onuda bilmiyo:))
Velhasıl yanılmadı. Eyfel tam bi demir yığını. Gerçekten sanayi devrimini Eyfel kulesi kadar net bi şekilde ifade eden başka bi yapı düşünemiyorum. Kısa bi süreliğine parisin ortasına kondurulan bu demir yığınını belli bi süre sonra parisliler çok sevmiş ve kaldırılsın mı, yoksa kaldırılmasın mı konuusunda yeise düşmüşler.
Sonuc olarak, bu demir yığını parisi yaralıyor diyen entellektüeller kaybetmiş. Eyfel kulesi parisinin ortasında ebediyete kadar kalmaya karar vermiş.)Fakat fransızların, bu demir yığınını, dünyaya romantizmin simgesi olarak pazarlamaları takdire şayan bi durumdur. alkış!!
Ama emeğe saygı diyeceğim çünkü buncağazımlar, bu demir yığınını öle bi ışıklandırmışlar ki, gece muhteşem bi siluete bürünüyor:)
Karanlıkta tüm kadınlar güzeldir tezinden yola çıkmışlar kanımca:) ha ha ...çok hoş.)

Yinede Eyfelden, sisli puslu parise bakınca, sana şöle bi Eyfelden baktım aziz paris diyesim geldi:)) dedim de:))
Yahya Kemal dedemim aziz istanbulundan azcık arak yaparak:)
Aniden romantizmin derin sularına gark olup, Troyada ki, Helen için bi dünya savaşı başlatan PARİSi de tahayyül edip, acep o yakışıklı Parisin bi benzeriyle karşılaşma ihtimalim var mıdırı hesaplayıp, kuleden aşağıya uçtum, kelebek kanatlarımla:)bi de ne göreyim:)) insancıklar bize foto çeksin diye öpüşen iki homocuk:)) allam yaaaa...çölde de değilim ama bedevi gibi gibi hissettim:)valla:)ha ha...çok hoş.)