Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

8 Ekim 2011 Cumartesi

çaMurDa saTRanç:)

çamur, masalları:)

Ben kuşlardan da küçükken, günlerin en güneşlilerinde, bilge şirinin peşine takılırdım.Onunla, ormanda koşmayı severdim. Bilge şirin yedi cücelerin baştan üçüncüsüydü,  Anabelliyse, sondan üçüncü. Çok ortak noktaları vardı yanİ:)
Ne hikmetti bilmiyorum ama erkişi adayları arkadaşımdı hep. Hala aynı sorunun ampulu beynimde yanmakta. Nasıl olurda çocukken bütün arkadaşları erkek olan bi kız çocuğununun büyüyünce hiç erkek arkadaşı olmaz? Bu bi muamma. ha ha...çok hoş.)
Ama efendim mevzu, o deil. bakın mevzu ne.
 Bilge şirin o gün okuldan gelir gelmez ödevlerini yapmaya oturmadı.Siyah kumaştan çantasını asıp hemen bahçeye koştu. Vınnnn..diye peşine takıldım.Bi adım arkasındayım hep.. büyük kiraz ağacında...okul yolunda...çat orda çat burda...şimdi de bahçenin bi köşesinde sarı balçık çamurun  içindeyiz.

Bu sarı çamurdan bebekler yapardım hep.çamurdan bebeklere sarı saçlar takardım. Ama bilge şiirin bebek yapmıyordu.Hımm...diye düşündü anabelli...sessizce düşünürdü hep.

Eline aldığı bi tutam sarı çamuru, avucunda yuvarladı bilge şirin, sonra ona şekil vermeye başladı. Anabelli izlediği o çizgi filmdeki viking çocuk gibi burnunu kaşıdı. Ek olarak da bi parça sümük emdi.Bi süre sonra, buldum diye bağırdı! Bu bir at!! evet.evet bu bir at!
At değil dedi bilge şiirİn gayet vakur bi tavırla bu bir at başı. Sadece başını yapacağım. Kralların oyununu öğrendim bu gün. bağırıp durma. cıkk...dedi anabelli sesini yutup, söz!! bağırmayacağım. çok sessiz olcağım yeminle.
Bilge şirin çamurdan yaptığı at başını kuruması için güneşe koydu.Çamur güneşte kuruyunca taşlaşırdı. Sonra bi tutam çamur daha alıp elinde yoğurdu. Bitirince, bu da oyunun diğer taşı dedi, bu bir fil.

Cık...dedi anabelli büyük ceylan gözlerini açıp, bence krallar çok aptalmış . O, hiç file benzemiyor. minareye benziyor.Bence ona minare diyelim.
Saçmalama dedi bilge şirin. Aptal sensin. Sürekli saçmalarsan sana hiç bir şey öğretmeyeceğim. Tamam sustum diye bağırdı anabelli.vallahi de billahi de.yeminle.

Taşları tamamlayınca, ahırdan eski bi tahta bulup, onu kare şeklinde kesti.Sonra sobadan bi kömür alıp, tahtayı sekize böldü.
Oyun başlıyor dedi. Her taşın ayrı bi görevi var önce onları öğrenmelisin tamam mı?
Kendini tutamayıp yine konuştu anabelli, bu küçük minareler ne? cıkk...dedi bilge şiirin.hala minare diyooo...yaaaa...onlar piyon bi kere.oyunun en güçsüz taşları.sadece bi adım atabilirler.Ona bi adım yaklaşan çaprazındaki taşları yiyebilirler bide.
Mühim olan şahtır dedi. Çamurdan şahını eline alıp, tahtanın ortasına kondurdu.
O düşerse her şey biter. O büyük ve azametlidir.
Ben bu piyonu sevdim dedi anabelli. Güçsüz ve küçük.
Yeterince yaklaşırsa şahı düşürebilir  ama. Yeterince yaklaşırsa...

kaydı zaman m-s-2011 durdu.

Ağaçlar büyüdü. ağaçlar öldü .fidanlar ağaca, ağaçlar orman döndü.

Sizde sıra dedi, kemik satranç taşlarını okşayan adam.

Anabelli yüzünü sildi. Çamur, taşlardan yüzüne bulaşmış gibi hissetti yine.

Şah dedi, Gülümsedi.

 Bi piyonla şah düşürmenin keyfi paha biçilemez!ha ha...çok hoş.)

HAMİŞ:Bunları ben yazmadım.Tanrı yazdı.Anlatıyorum sadece.

Hiç yorum yok: