Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Kezban nihayet pariste:)

Ne arıyorsun anabelli     
elin yüzün kan içinde?
derineeeeeeeeeeee
hep derine kazıyorum!
çağın altın kalbini arıyorum!
nerede çağımızın o altın kalbi?

Grup yorumun türküsü dudaklarımda, topuklu ayakkabılarımı sırt çantama atıp vira demir paris!!!!!
Deniz eri, al demirriii vira vira vayy...dolaşalım limanları sıra sıra vayyy! ne hoş türküdür:)

Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin:)
Bu parisi, görmek sevdası kezbanın gönlüne düştüğü vakit, bu kızcağız kınalı yapıncak kıvamında keman sesine uçan kelebekler misali pır pır uçmakta. Ama bellekte şu sorunun ampulü yanıp yanıp durmakta:) hımm...bu kanatlarlar beni parise uçurabilir mi? Gel gör ki, şekerli ekmeğini yerken akan burnundan, bulaşan sümüğün bi kısmını koluna silip, burunun akış hızıyla, kola silme hızı arasındaki zaman dilimi artınca, diğer kısmını emerek pragmatist çözümler üretebiliyordu.Bu üretkenliğine güvenerek önemli olan çok şeye sahip olmak değil, az şey ihtiyaç duymaktır felsefesini kendisine karga edinip parisin yolunu bi şekilde bulacağını düşündü:)Buldu da:))az şeye ihtiyaç duymak derken, pariste memleket kokan zeytin ekmekle beslenmeyi kasdetmemişti doğrusu:)ha ha..çok hoş:))


Ama efendiciğim mevzu o deil, bakın mevzu ne.
Kendini bildi bileli, ormandaki trafonun bu mühim eyfelin kulesini andırdığını düşünürdü ki; misal trafolar mı Eyfelden ilham aldı yoksa, mühim zat Eyfel mi trafolardan cıkk...bi sonuca varamadı:)bu bi muamma:)
Bu arada trafoların mucidi kim onuda bilmiyo:))
Velhasıl yanılmadı. Eyfel tam bi demir yığını. Gerçekten sanayi devrimini Eyfel kulesi kadar net bi şekilde ifade eden başka bi yapı düşünemiyorum. Kısa bi süreliğine parisin ortasına kondurulan bu demir yığınını belli bi süre sonra parisliler çok sevmiş ve kaldırılsın mı, yoksa kaldırılmasın mı konuusunda yeise düşmüşler.
Sonuc olarak, bu demir yığını parisi yaralıyor diyen entellektüeller kaybetmiş. Eyfel kulesi parisinin ortasında ebediyete kadar kalmaya karar vermiş.)Fakat fransızların, bu demir yığınını, dünyaya romantizmin simgesi olarak pazarlamaları takdire şayan bi durumdur. alkış!!
Ama emeğe saygı diyeceğim çünkü buncağazımlar, bu demir yığınını öle bi ışıklandırmışlar ki, gece muhteşem bi siluete bürünüyor:)
Karanlıkta tüm kadınlar güzeldir tezinden yola çıkmışlar kanımca:) ha ha ...çok hoş.)

Yinede Eyfelden, sisli puslu parise bakınca, sana şöle bi Eyfelden baktım aziz paris diyesim geldi:)) dedim de:))
Yahya Kemal dedemim aziz istanbulundan azcık arak yaparak:)
Aniden romantizmin derin sularına gark olup, Troyada ki, Helen için bi dünya savaşı başlatan PARİSi de tahayyül edip, acep o yakışıklı Parisin bi benzeriyle karşılaşma ihtimalim var mıdırı hesaplayıp, kuleden aşağıya uçtum, kelebek kanatlarımla:)bi de ne göreyim:)) insancıklar bize foto çeksin diye öpüşen iki homocuk:)) allam yaaaa...çölde de değilim ama bedevi gibi gibi hissettim:)valla:)ha ha...çok hoş.)

3 yorum:

Rory dedi ki...

Foto'daki sensen eger,sac rengin cook hos:)

neferteti dedi ki...

fotodaki benim şirinim:))) kuaförüme bi alkış o dem:):))

Rory dedi ki...

aynen öyle:)