Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

24 Aralık 2011 Cumartesi

hallac-ı mansur! isa olamayan peygamber:)



ENEL-HAK!(Ana l-haqq ‏انا الحقّ‎)

İsadan 856 yıl,  Muhammedden 285 yıl sonra, çölün orta yerinde, "tur" şehrinde küçük bi oğlan çocuğu anasının bacakları arasından büyük bi çığlıkla kurtuldu.

Çığlık zamanın sarmalında döndü durdu. M.s.2011 de, ormanda yalınayak koşan küçük bi kızın kulaklarında patladı. Misal israfil sur'a üflemiş gibi kesintisiz ve uçsuz bucaksız çığlık...

 Küçük kız kulaklarını elleriyle kapadı. Çığlıklarını duymuyorum " Hallaç" dedi. Derini yüzdüklerini görmüyorum. Ve yavaşca seni ölüme terk edenleri ...Körün ben!!Hiç birini görmüyorum! Senin için yapacağım hiç bi şey yok! BAĞIRMA BANA!

Dinlemiyorum. anlatma!

12imde hafız oldum dedi, Hallaç.

Yaradan rabbimin adıyla okudum, kitabı mukaddesi. Bismillahirrahmanirrahimmmm.  O beni bi kan pıhtısından yarattı!!!

 Keşke okumaz olaydım. Keşke çoban olaydım!
 
Sora sora Bağdatı bulduğum o gün, bi Bağdatlı,
 
bana bakıp dedi kİ;  "Gâliba bir ağaç parçasının ucunu kırmızıya boyaman yakındır!"

Korkmalı mıyım dedim?

 Aramaya koyuldum.

Horasanı, Mâverâünnehri,  Çin'i,  Maçin'i dolaştım.

Yıllarca onu arayıp durdum.


Buldum diye bağırdım günlerden bir gün! Buldum!

ENEL HAK!(ALLAH BENİM İÇİMDEDİR!!!)


Alenen işkence ettiler bana. Derimi yüzdüler diri diri.  bi çarmıha gerdiler İsa gibi. Ben bağırdım!ENEL HAK!

Sonra o Atinalıyı gördüm. Zamanın sarmalına, takıldı kaldı. Elinde bi tas baldıran zehri bı kısmını içip uzattı  bana..

Kalanıysa ,dikleyip kafasına dedi kİ;

Ben SOKRATES. Ey Atinalılar! oy çokluğuyla idamıma karar verdiniz. Ölümlerden ölüm beğeneceğim şimdi:)))seçme hakkım olması ne hoş.)

Acım azaldı o an. İsayı da böyle çarmıha germediler mi dedim.  Ben ölümüsüzüm! Tanrıyı öldürebilir misiniz? Enel hak!


Amannnnn amman yandımmmmmmmm amman, acı yüzlerrrrrrrr, kurşun gibi izlerrrrrr. Son bakıştakiiii o yüzler kaldı aklımızdaaaaa.....
 yazı türküleri....

6 Aralık 2011 Salı

Şehitlikte ZAmanaşımı!

Solduyumun dediğidir:

 Resmi tarih bi yalan, safsatasını seneler evvel ormanda yaymaya çalışan zihniyetin,  tohumları meyve vermiş, tadıyoruz hep birlikte. İnönü savaşları aslında olmamıştır, bu savaşlar inönüyü kahraman kılmak için uydurulmuştur, hikayesi kulaklarımıza fısıldandığında, kuşlardan da küçüktük. Yakında bu cümleyi de duyarsanız şaşırmayın diyorum şimdiden:)

Onlar büyüdü, elbette biz de büyüdük. Ve yanlış doğruyu götürdü.

Şimdi efendim, bunca cümleyi niye kuruyorum durduk yere? Nerden düştü bu düşünceler belleğe:)
Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin. Geçenlerde tv kanallarının birinde, Hüseyin efendi, kürsiye çıkmış kasım kasım kasılarak, Ankaradaki, Şehit teğmen Kalmaz ilköğretim okulunun, adının değiştirilmesini salık verir. Sebebini şöle izah edeyim, meğer bu şehit teğmen, darbeci bi teğmenmiş, ee haliyle darbeci olunca, şehitlik mertebesine ulaşamazmış. Şehitlik payesini kimlerin hakedeceğini bilen Hüseyin abim, artık bu payenin geri alınması gerektiğini hömkürür.Mutemelen şehitliğin zaman aşımına uğradığını düşünyo:))

Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)

Pkk mücadelede, haliyle ülkesinin varlığı ve birliği için hayatının baharında öldürülen, Mehmetciğin adını, bi belediye başkanı, üst geçitlere vermeye başladı. Haliyle neredeyse her yüz metrede bir, şehit komondo Mehmet Mert üst geçitlerinin altından geçer olduk.eeee.. ne olacak peki diyorsunuz? şöle kİ,

Kaysın zaman m-s-  2020 dursun.

Bir oy için bin takla atan, vekil, zamanın rüzgarına kendini kaptırıp şöyle diyecek bi kürsüden kasım kasım kasılarak.Ne şehiti bunlar böyle? Şehit filan değiller artık! Kardeş katili bunlar! Adları tabletlerden silinsin!
Umarım anaları 2020 yi görmez::(

Hamiş: Ölüleri rahat bırak Hüseyin efendi! Senin işin dirilerle.onlara yoğunlaş.cıkk...cık...hiç hoş deil.(

29 Kasım 2011 Salı

Bir bakirenin dramı:(

 Aradım yıllarca seni heryerdeeee, bir türlü karşıma çıkmadın namussss, nihayet bir yerde rastladım sanaaaaaaaaa, utançtan yüzüme bakmadınnn namusssssss..hadi yandan...hadi hadi yandannnnn...

Sezen ablamın türküsü dudaklarımda, ağlayınca daha da yeşillenen gözlerine bakarak, mümineyi dinliyorum:)

 Bize öğretildiği üzre, bacak arasında sıkısıkıya sakladığı namusu sorguluyor.

Ama çok geç...
Geç kalmışlık bi bıçak gibi boğazını kesiyor.Derin bi nefes alıp;

O kadar çok namusluyum kİ; kimseyle birlikte olamadım, diyor. Benimle evlenmek isteyenler oldu ama onları sevmedim. Sevmediğim bi adamdan çocuk yaparsam, onu da sevmeyeceğim korkusu düştü içime sonra. Benim sevdiğim adamlar olmadı mı? oldu elbette. Ama bu seferde onlar benimle evlenmedi. Evlenmeden ben de onlarla birlikte olmak istemedim. Olmadı.işte...

Dünyada en çok istediğim şey, bi çocuk sahibi olmaktı oysa . Ama şimdi çocuk sahibi olamayacağım. Çünkü doktor menopaza girdiğimi söyledi. Yumurtalıklarım artık bi işe yaramadıklarını düşünüp, yumurtlamaktan vazgeçmişler!

Cennetide ayaklarının altına alamayacaktı bide. Buda cabası:) Ağlıyor .Anlatıyor. Niye Anlatıyor bana.?Bilmiyorum.

Ağlama demiyorum ona.Onu ağlamaya bırakıyorum. Ağlayınca, gözleri yeşilleniyor. yanakları pembeleşiyor. Sol duyum sol omzuma  oturup, hımm..diyor hurileştin:) çok hoş.)
   
Eserinle şimdi neden, gurur duymuyorsun müslüman?

24 Kasım 2011 Perşembe

Öğretmenim! DİNsiz şehidim benim!

Söylüyordu türkücü türküsünü, havuzlu villasında,
Zap suyunda ufak ufak mezarrrlarrrr, diyordu içli sesiyle,
Ufak ufak, zap suyunda yüzerlerr.
Çocuklar ölüyor dedi Anabelli,
bölüşelim ekmeğimizi.
Bölerdi ekmeğini, yediye ve dahi onyediye, öyle yürekli yani.
Koptu tespih,
tane tane savrulduk,
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket.
Yani afyon, adilcevaz, akçadağ, turgutlu...
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku...

Söylüyordu türkücü türküsünü , havuzlu villasında,
ölüyordu Anabelli bi köy okulunda...

Sardılar onu bayrağa...

Bayrak neydi???????????


Sıcak bi çorbaydı bayrak!!!

soğuktu şimdi.

cehenneme gidecekti bide..

öyle allahsız!!!

Atila ilhan koştu geldi bi şiir terennüm etti;

Ne solculuğumuz solculuk, ne sağcılığımız
kimse bizi sevmedi.

ağır kan kaybıyız:( dedi


YOKLAMA ALIYORUM
Adı Soyadı: Zeki SAVRUK(21.4.1970-24.10.1993)

Doğum yeri: EDİRNE

-BURDA YOK!

Adı Soyadı:A.Nurettin SOYER(1964-22.10.1993)

Doğum Yeri:Bartın

-BURDA YOK!

Adı Soyadı: Yasemin TEKİN(29.7.1962-25.10.1993)

Doğum Yeri:Osmaniye

-BURDA YOK!

-BURDA YOK!

-BURDA YOK!

.....................

VURULDUK EY HALKIM! UNUTTUN BİZİ!

20 Kasım 2011 Pazar

Bütçe şehit fazlası verdi-kan parası

 Sol duyumun dediğidir: Bedelli!!! kan parası

Ey kavmim!
Sen kİ, peygamberlerini bile dinlemedin.
Beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin.
Hazdan olmayacak mahvın.
.............
Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın

çalınanlarına.
 
Seneler evvel, Ahmet abimin bu şiirini terrennüm ettiğimde,  o henüz "hayırlı solcu" payesini kapmamıştı. Nur yüzlülerin gazetelerinin birinde bazı solcular vardır kİ; onların varlığı, bizim için hayırlıdır fetvası verildikten sonra, bu payeyi almaya hak kazandığını düşünüyorum:)kolay olmadı yani.)
 
 Düşmanımın düşmanı, benim düşmanımdır felsefesini kendilerine karga edinip, "ulusalcıları" kendilerine düşman belleyen bu kutsal itifakın eylemlerinin sonuclarını, tam da, Ahmet abimin salıkverdiği tarzda,  bi koyun gibi izleyelim.
 
Ajansı dinliyorum. Gözlerim kapalı.
 
Altında bir tarih 19 Ekim 2011
Selam ve muhabbetle...

Yer Hakkari: Çukurca
26 şehit....
-Mekanı cennet olsun nidası dudaklarda. -Cennet kahramanlar içindir, repliği düştü belleğe.valla.cık...cık...hiç hoş deil.(
 
 
Altında bir tarih.
18 Ekim 2011
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ocak ve Eylül döneminde bütçenin 234 milyon TL fazla verdiğini açıkladı.

Yıllardan sonra böyle bir mutlu haberi halkıyla paylaşmaktan memnun.
Ekonomiyi nasıl düze çıkardık söylemleriyle yola devam. Sıfır terörle devraldığı, ülkeyi tekrar kana bulamaktan rahatsız değil.
Sorun şu kİ, çoğunluk da bu durumdan rahatsız değil. Bütçenin fazla vermesi demek, seneye otomobilinin bi üst modeline  kavuşacağı demek. Çift hava yastıklı...yüksek sürüş hızı...

Bide bedelli askerlik olursa...yeme de yanında yat. İsmiyle müsemma: bedelli:) Nesi yanlış şimdi bunun.  Kan parasını ödedikten sonra .Zaten bilinen ve uygulanan bi gelenktir bu. Misal  9 çocuğu varsa müslümün. Allah bağışlamış işte. Birisini verir. Kan parasıyla diğerleri yaşar.

Bedelini ödedikten sonra, ölenle ölünmüyor ama parasıyla yaşanıyor.

 Şehit cennete gitmekten memnun. Belki adı bi üst geçide verilecek. Şehit komondo Ahmet Mert üst geçidi diyecekler misal. Aile de memnun. Şehit oğlanın gururu yüreklerde. Parası cepte.

Bi evin bi oğlu da memnun. Amerikadan dönmek zorunda kalmamış.Parası neyse ödemiş bedelini askerliğinin.

Herkes memnun. Memnunların ülkesi.)


Bir ben miyimm perişann gecenin karanlığındaaaaa, yosun tuttu gözlerimmmmmmmm, yalnızlar rıhtımında...

13 Kasım 2011 Pazar

Ayşe!! PeyGAMBerin GöZDesi!

Sol duyumun dediğidir:)

   Muhammede peygamberlik şerefi daha nail olmadan arkasında duran, dostu, sırdaşı, yoldaşı h.z Ebubekir'in küçük kızı, Ayşe.  Eşlerin en şereflisi!!Küçük yaşta ki; bazı kaynaklar bu küçüklüğün 11 yaş olduğunu rivayet eder, peygamberin yatağını ısıtma şerefine nail olmuştur.  Ki bu şeref onun sırat köprüsünden düşmeden geçmesini sağlayacaktır.

  Muhammed arkadaşları arasındaki dengeyi korumak için, hemen akabinde hz. ömerin kızı "hafsa" yı da eşleri arasına katmıştır.Bu arada nisa süresinin indiğini tahayyül ediyorum valla:) ha ha...çok hoş.)

Ama hafsa hiç bir zaman, muhammedin gözünde, Ayşenin yerini alamamıştır. Haliyle gözdelik sıfatı Ayşenin hakkıdır:)

Muhammed yaşarken, eşler arasındaki, rekabetten kaynaklanan sorunların çözümü için bir çok hadis-i şerif zikretmiştir.Bknz. kütüb-i sitte:)

Ama öldüğünde her sorun karşısında bi hadisi şerif zikretme olasılığı sıfırlanınca, işte o dem,  Muhammedin  kurduğu sistem neredeyse çökecekti. Neyse ki;  Muhammedin ölümünden hemen sonra, yerini  , Ayşe'nin babası hz. Ebubekir doldurmuştur.Sonra da Hafsanın babası hz.Ömer.  Hafsa anamızın babası Ömer de sırasını savınca, peygamberin tek kızı, Ayşenin tek rakibi  Fatma, amcaoğlu Ali'nin zevcesi, kocasının halifelik sıfatını hak ettiğini ileri sürmüştür.İşte o dem, kıyamet!  islam kılıç kuşandı:)
H.z Aliden dolayısıyla Fatmadan nefret eden,  Ayşe tarafından desteklenen, Mekkeli Kureyşli önderler, bir ordu topladı.

Ve islamın ilk iç savaşı başladı.

Ayşe savaşcıları yüreklendirmek için bi devenin üzerinde savaşa katıldı.

  Tarihe cemel vakası(deve vakası) diye geçen bu kanlı savaş da, Ayşe, yaklaşık olarak 30 bin kişilik ordusunun 13 binini kaybetti.
4 aralık 656 da, deve üzerindeki Ayşe'yi korumak için, yetmişiki kişi teslim olmayıp can verdi.  Sonunda, deveden inmeyi red eden Ayşe, ancak devenin bacakları kesilerek, deveden indirilebilmiştir.

 Peygamberin gözdesi, savaşı kaybetmiş ve H.z  Ali tarafından Medineye yollanmıştır.

Bu vakadan sonra, kadını yatak odasına tıkan hadisi şeriflerin çoğaldığını tahayyül ediyorum valla:))

7 Kasım 2011 Pazartesi

sarıKIZLA otluyorduk:)

KURBAN

Ben kuşlardan da küçükken,  "sevdiğiniz işi yapın safsatasını" bi kenara atıp, bana en hızlı şekilde para kazandıracak işi, seveceğime and içtiğim o güzide senede, arkeolog olmaktan vazgeçtim.
Vazgeçmekle olmadı tabi:) hiç bi zaman kavuşamayacağım eski bi sevgili gibi, her fırsat bulduğumda onu arıyorum.
Bakın geçenlerde,  ne buldum:)
Ölüleri konuşturan mezar kazıcıları, m.ö 600 dolaylarında, güney amerikada, insan kurban törenlerinin yapıldığı bi sunak, bulmuşlar.
Tanrılara sunulan kurbanların mitolojide güzel kızlar olduğundan bahsedilir. Ta ki, oğlunu kurban etmeye kalkan ibrahime kadar. 
Hımm...Bence tam olarak şöyle olmuştur. Kızlarını kurban ederken, sorun yaşamayan insancık, oğlu mevzubahis olunca, pragmatist düşünüp, hayvan kurban ederek bu anlamsız geleneğe son vermiştir.Nokta!ha ha...çok hoş:)

Peki bu davranış biçimi günümüzde hangi şekli almıştır?

Kaydı zaman.
 M.S  1986 da durdu.

Sarı kızla, otluyorduk. O kocaman uzun diliyle tüm yoncalarımı haşırttt diye midesine indirmesin diye kafasına bi şaplak indirdim. Yoncaları çok sever. sorun şu kİ ben de çok severim. Bilenler bilirler. Yoncasının ekşimsi bi tadı vardır.  kuzukulaçıkları da favorimdir, otlar arasında. Ama yoncanın yeri bambaşka:))
Bide dört yapraklı yoncayı arıyorum tabi:) çizgi filmdeki, çizgi gözlü kız gibi:)) dört yaprak lı yoncayı bulanın tüm dilekleri kabul olacak. yoncayı bulmadan dileklerimi sıralamışım;  bulamamamın tek nedeninin bu aptal sarıkızın onu yemiş olma ihtimali olduğunu düşünüyorum, valla:)
Bu düşüncelere gark olmuşken,
Sarkız diye bağırdı sisin içinden biri. Kafamı kaldırıp baktım.Kafasını kaldırıp baktı.En sinir olduğum durum buydu işte!!! ikimize de sarıkız diyorlardı. allam yaaa...beni çağırıyorla bi kereeee, diye bağıdım. seni değil. aptal şey!!!hımmm...dedi.

 Sarızkızımmmmmm diye seslendi büyük ağaç bi ağız daha. Koşup başını koltuğunun altına soktu. Dilsiz hayvan olması tüm öncelikleri kapmasına neden oluyordu valla:) uzun süre , konuşmadım ama bi işe yaramadı.dilsiz hayvan sevgisini kazanamıyordum bi türlü.hımm...Sorun dilsiz oluşu değildi bence:)
 ve o bayram...
sarıkız diye bağırdı sesin içinden biri. kafamı kaldrıp baktım.kafasını kaldırıp baktı.Bu sefer seni çağırıyorlar dedim. hımmm....dedi.

Bayramınız mübarek olsun, dedi kadın, elindeki et dolu tepsiyi uzatıp. Bayram günü yesin çoluk çocuk dedi annem, çok iyi bi hayvan bakmışsınız. helali hoş olsun.

Büyükağaç, tepsideki ciğere baktı. gözleri camlaştı. onu yiyemem dedi. Atamam da.

Kavurup çoçuklara dağıttı.
kustum.

27 Ekim 2011 Perşembe

DeBREMin ÖğReTeMeDikLErİ

Sol duyumun dediğidir!!

Vay yine mi keder ama artık yeterrrrrrrrrrrrrrrr...

Yine kapıda kara gecelerrrrrrrrrrrrrrr...

Vay çileli başım ortasında kışın İyice beterrrrrrr....

Sezen ablamın türküsü dudaklarımda,  bi sonbahar sabahı aynı filmi izliyorum TV de. Hak takdir etti 7.2 ile yıkıldı ülkem. Sesimi duyannn var mııııııııııııııııı repliği kulaklarda. Sonrasını anlatmama gerek var mı bilmiyorum. Yakın geçmişi anımsayalım.Kaosa dönecek katil kim sorucukları, birinin bulup yargılama süreci, vay efendim ben bilmiyordum, müteahhidin çimentodan çaldığını naracıkları, bi daha ki; depreme kadar, sen sağ ben selamet.

Peki, hiç mi ders almaz mazlum halkım? Yaşadıklarından öğrendiği, hiç mi bi şey olmaz ? Nasıl oluyorda, bu acı salgın  toplumu, görmez, duymaz, işitmez kılıyor?

şimdi cancağazım şöyle oluyor :)kısaca açıklayayım:)

Olayın, vekil ve müteahhid ayağını açıp şöle bi bakmak lazım:)  Müteahhidle al gülüm ver gülüm, yapan vekil efendi, oyu alınca gülü verme safhasında, demirden, çimentodan çalan çırpan müteahidi görmezden geliyor. Geçici körlük:)Bu geçici körlük sonucunda, ihaleye fesat karıştırmadan ihale olmuyor neredeyse:) hangi parti hükümetleşirse onun müteahidleri ihale kapıyor. Devrilen partinin müteahhidlerinin ise hemen bi soruşturmacıkla, ihaleye fesat karıştırdıkları  tespit ediliyor. Eski hükümetin müteahhidleri hapse tıkılmak isteniyo, haliyle hiç bi suç cezasız kalmaz, yolsuzluklarını tespit ettik cezalandırıyoruz mesajı alt metin:))
İyi hoş görünüyor böle bakınca ama değişen bi şey olmuyor. Şöyle ki; yeni çalan çırpan, hımm...yasal tabirle, inşaatı en uygun fiyata tamamlayacağını iddia eden,  hükümet yanlısı müteahhid firma bu sefer ihale kapma yarışında başı çekiyor:)Bu yarışta, müteahhide tam destek veren, ter döken, vekil efendinin hanesine de, bir iki, bilemedin, üç daire  kaydoluyor:)
 Alan memnun , satan memnun:)

Şimdi seçimle gelen sayın belediye başkanlarımın halkla nasıl bütünleştiklerine bakalım:)

Halkla bütünleşen belediye başkanı ya da vekil efendi, oy avına çıkarken, başarıya giden her yol mübahtır tezinden hareketle, cahil cühela halkıma kısa vadede çözümler öneriyor. Misal dere yatağında ev yapabilirsin ya da uygunsuz bi araziye imar izni çıkarabilirim elaltı vaatleriyle, oy çokluğuna ulaşıyor.) eeee...çoğunluğun dediği oluyor.
Vatandaşsa, eee... başkan, vaad vakti geçti icraat vaktidir diyip, başkanın kapısını su yoluna çevirince, olur olmaz yerlere evcikleri konduruyorlar.
Mazlum halkım olur mu öle şey. Dere yataklarını doldurup ev yapmak kısa vadede çözüm gibi gözüksede uzun vadede size felaket getirir höttttt...diyen dürüst adaylarınsa, vatandaşı küçümsüyor! vatandaşın dilinden anlamıyor!! vatandaşa aptal diyor!!! gibi slogancıklarla, sürekli aday olarak kalmaları sağlanıyor.
sonracığıma bi yağmur bi dolu hüpppp...evler denizde, müslüman cennette:)

Başkan derhal felaket bölgesinde halkla omuz omuza buyrunnnnnnnnn cenaze namazına!!!!!

Allah taksiratımızı affetsin!

Hoş mu? cık...cık...hiç hoş deil.(

Neferteti mazlum halkını selamlar!

8 Ekim 2011 Cumartesi

çaMurDa saTRanç:)

çamur, masalları:)

Ben kuşlardan da küçükken, günlerin en güneşlilerinde, bilge şirinin peşine takılırdım.Onunla, ormanda koşmayı severdim. Bilge şirin yedi cücelerin baştan üçüncüsüydü,  Anabelliyse, sondan üçüncü. Çok ortak noktaları vardı yanİ:)
Ne hikmetti bilmiyorum ama erkişi adayları arkadaşımdı hep. Hala aynı sorunun ampulu beynimde yanmakta. Nasıl olurda çocukken bütün arkadaşları erkek olan bi kız çocuğununun büyüyünce hiç erkek arkadaşı olmaz? Bu bi muamma. ha ha...çok hoş.)
Ama efendim mevzu, o deil. bakın mevzu ne.
 Bilge şirin o gün okuldan gelir gelmez ödevlerini yapmaya oturmadı.Siyah kumaştan çantasını asıp hemen bahçeye koştu. Vınnnn..diye peşine takıldım.Bi adım arkasındayım hep.. büyük kiraz ağacında...okul yolunda...çat orda çat burda...şimdi de bahçenin bi köşesinde sarı balçık çamurun  içindeyiz.

Bu sarı çamurdan bebekler yapardım hep.çamurdan bebeklere sarı saçlar takardım. Ama bilge şiirin bebek yapmıyordu.Hımm...diye düşündü anabelli...sessizce düşünürdü hep.

Eline aldığı bi tutam sarı çamuru, avucunda yuvarladı bilge şirin, sonra ona şekil vermeye başladı. Anabelli izlediği o çizgi filmdeki viking çocuk gibi burnunu kaşıdı. Ek olarak da bi parça sümük emdi.Bi süre sonra, buldum diye bağırdı! Bu bir at!! evet.evet bu bir at!
At değil dedi bilge şiirİn gayet vakur bi tavırla bu bir at başı. Sadece başını yapacağım. Kralların oyununu öğrendim bu gün. bağırıp durma. cıkk...dedi anabelli sesini yutup, söz!! bağırmayacağım. çok sessiz olcağım yeminle.
Bilge şirin çamurdan yaptığı at başını kuruması için güneşe koydu.Çamur güneşte kuruyunca taşlaşırdı. Sonra bi tutam çamur daha alıp elinde yoğurdu. Bitirince, bu da oyunun diğer taşı dedi, bu bir fil.

Cık...dedi anabelli büyük ceylan gözlerini açıp, bence krallar çok aptalmış . O, hiç file benzemiyor. minareye benziyor.Bence ona minare diyelim.
Saçmalama dedi bilge şirin. Aptal sensin. Sürekli saçmalarsan sana hiç bir şey öğretmeyeceğim. Tamam sustum diye bağırdı anabelli.vallahi de billahi de.yeminle.

Taşları tamamlayınca, ahırdan eski bi tahta bulup, onu kare şeklinde kesti.Sonra sobadan bi kömür alıp, tahtayı sekize böldü.
Oyun başlıyor dedi. Her taşın ayrı bi görevi var önce onları öğrenmelisin tamam mı?
Kendini tutamayıp yine konuştu anabelli, bu küçük minareler ne? cıkk...dedi bilge şiirin.hala minare diyooo...yaaaa...onlar piyon bi kere.oyunun en güçsüz taşları.sadece bi adım atabilirler.Ona bi adım yaklaşan çaprazındaki taşları yiyebilirler bide.
Mühim olan şahtır dedi. Çamurdan şahını eline alıp, tahtanın ortasına kondurdu.
O düşerse her şey biter. O büyük ve azametlidir.
Ben bu piyonu sevdim dedi anabelli. Güçsüz ve küçük.
Yeterince yaklaşırsa şahı düşürebilir  ama. Yeterince yaklaşırsa...

kaydı zaman m-s-2011 durdu.

Ağaçlar büyüdü. ağaçlar öldü .fidanlar ağaca, ağaçlar orman döndü.

Sizde sıra dedi, kemik satranç taşlarını okşayan adam.

Anabelli yüzünü sildi. Çamur, taşlardan yüzüne bulaşmış gibi hissetti yine.

Şah dedi, Gülümsedi.

 Bi piyonla şah düşürmenin keyfi paha biçilemez!ha ha...çok hoş.)

HAMİŞ:Bunları ben yazmadım.Tanrı yazdı.Anlatıyorum sadece.

3 Ekim 2011 Pazartesi

AVcı VuRuldu!

köpekler,silahlar  ve çocuklar üzerine hasbihal...


Bir avcıyı diğerinden ayıran avına duyduğu merhamettir.hımm...hoş replik. Av mevsimi filmciğinden bellekte kalan hoş bi sedadır bu replik. Fakat avcılar gelende merhametsizdir, ya da  şöle de tanımlanabilir. Merhametli insancıklar avcı olmaz.nokta:))

Ama efendim, mevzu o deil, bakın mevzu ne.
Ben kuşlardan da küçüktüm bi gece vaktiydi. Ormanda bıldırcın avına çıkardı ahali. Ellerinde lüksleriyle, geceleri ışığa düşen sazan bıldırcınları  avlarlardı. Avcının en sadık dostu elbette avcı köpeklerdi. Boyunlarında çıngıraklarıyla, silah sesiyle birlikte, dallardan uçuşan kuşlar kadar hızlı ve çevik... avın düştüğü kuytuyu bulan, ertesi akşam verileck muhteşem ziyafetin habercisi ... avcı köpekler ve elbette köpeklerle birlikte koşan çocuklar.

 Çocuklar kendi silahlarını hangi zaman diliminde yapmaya başladı bilmem.Belkide oyuncağın tarihi kadar eskidir. ama ağacın çatal kökünü kaucuk bi lastikle birleştirdiğiniz zaman, ucuna da küçük bi taş yerleştirdiğinizde, muhteşem bi silah-oyuncak elde edersiniz.
Kuş lastiği:))

Kuş lastiği,  bir avcı çocuk elinde,  biçok kuşun küçük başını koparabilir. İtiraf edecem, kuş lastiği kullanmışlığım vardı.ama hiç bir  kuşu öldürmedim.hımm...yuvalarından yumurtalarını çalmışlığım var ama:)) merak, hep merak:))çok pişmanım::((( valla:)


Efendime söyliyim, efendime söylerken siz de dinleyin. Adı güzel, kendi güzel Muhammet.
Muhammed, iyi bir avcı çocuktu. Kırmızı kocaman yanakları burnundan akan sümüğü ve kuşlastiğini çekerken,  bir gözünü sıkıca kapayışı ve nişan alışı hala bellekte. fırlattığı taşın hızı ve kuşların dallardan aynı hızla havalanışı...yere düşen kanlı bi küçük,  kuş başı ...


    Başı yere düştüğünde, oynuyorlardı. Öyle diyor,  Ali. Oynuyorduk diyor. Kuş tüfeğini tavandan indirip bana verdi. Hadi sen avcı ol dedi. Boş dedi.çakmaz dedi. sonra bi el silah sesi...kuşlar dallardan uçuştu. avcı köpekler koşuştu. Küçük başı, yere yuvarlandı. kan duvara yazıldı. şifre kırıldı. uyan Muhamet!, dedi Ali. oyun bitti. Uyan dedi. uyanmadı...uyanmadı...Ali bağırdı, rüzgarlı bi bayırda,  koşup bağırdı. kanlı elleriyle bağırdı. o bağırdı! Dağ bağırdı.Avcı vuruldu!!AVCI VURULDU!!

        Elbette kaderini yazmıştı Tanrı, dedi büyük ağaç. Ölecekti. kısa bi ömür biçti ona rab. Ama böyle mi olacaktı? Bundan böyle her kim ki; evimin eşiğinden içeri bi silah sokar ,bu dünyada ve diğer dünyada yirmi tırnağım yakasında olsun!. silahlara veda!

23 Eylül 2011 Cuma

ÖğreNilmiş İşSiZlik:)))

Sol duyumun dediğidir:)

Efendime söyliyim, efendime söylerken siz de dinleyin:)

İnsan ve hayvan davranışlarını hımm...şöle de ifade edilebilir elbette, insan hayvan ve hayvan insan davranışlarını inceleyen bilim insanları, çeşitli deneycikler yaparak, davranış biçimlerinin yönlendirip yönlendirilemeyeceği konusunu açıklığa kavuşturmaya çalışmışlar.

Ki bu çalışmaların kanımca en afillisi, "öğrenilmiş güçsüzlük" deneyciğidir.

Bir laboratuvarda deney yapılıyor. Uygun büyüklükte bir akvaryumun içine bir tane büyük, çok sayıda da küçük balık konuyor. Büyük balık acıktıkça küçükleri teker teker yiyor.

Daha sonra akvaryumun ortasına dikey bir cam yerleştirilerek akvaryum ikiye ayrılıyor. Büyük balık bir tarafta, küçük balıklar da diğer tarafta kalıyor. Büyük balık cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları yemek için defalarca girişimde bulunuyor. Bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28 saatin sonunda büyük balık artık diğer tarafa geçmek için mücadele etmeyi bırakıyor.

 Peki bu balıkların davranışlarının insanlar üzerinde yansımaları nasıldır:))İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer burasıdır ki; insancıklarda aynı durumda aynı davranış biçimini sergiliyorlar:))

ha ha...şimdi diyeceksiniz kİ; eeeee...nefer hatun, "öğrenilmiş işsizlik " ği nereden uydurdun:))

Efendiciğim, ekonomi ajansını dinlerken kütt! diye düştü belleğe valla:)
Ajansı aynen aktarıyorum:)

İngilterede işsizlik 7.9! eyvah kriz!!!!! ekonomi alarm veriyor:)) Türkiyede işsizlik %11 :)) ekonomi güllükgülistanlık:))büyüyoruz:))ekonomi haberlerini dinliyorum gözlerim kapalı:))

Elbette bu cümleleri ardı ardına kurmuyor. Farklı aralıklarla terennüm ediyor ama:) İşte budur diyorum! Deney ve sonucu! "öğrenilmiş işsizlik" ha ha...çok hoş.)

16 Eylül 2011 Cuma

Kapitalizmin pezeveng yaptığı ülkeler:)

Sol duyumun dediğidir:)
AHLAKSIZ EKONOMİ:)

1776 da Adam smiht ulusların zenginliği kitabını yazarken , her ulusun en iyi yaptığı iş, alanında uzmanlaşmasını salık verirken, acaba bazı ülkelerin, pezevenglikte uzmanlaşacağı sonucunu çıkarabiliyor muydu:)
Kaydı zaman m-s 2000 de durdu.
Tayland başbakanı o tarihi konuşmasında, Taylandın kötü giden ekonomisini Turizm gelirleriyle düzlüğe çıkaran fahişelere teşekkür etti. Bu vatan sizin bacaklarınız arasında yükselecektir özdeyişini Taylanda adıyorum:) valla:)

Kapitalizmin ilk resmi pezeveng ülkesi Tayland olarak, kayıtlara geçsin lütfen!ha ha...çok hoş:))

Fakat resmi olmayan sonuclara göre sırada bi dizi ülke daha var:) Misal Ukrayna, Moldova:))
1991 de kömünizmin sessiz sedasız çöküşünün ardından,  beyaz rusların,  akçapakça öğretimli hatunları,  kendilerine yeni bir iş kolu belirlediler.

Fahişelik.! Kapitalizme hızlı bi giriş yapıyorlardı:) Sonucta ortada bir mal vardı. ve piyasada en az görülen ve az olduğu sürece değeri yükselen güzel bacaklardan zahmetsizce faydalanmanın kimseye bi zararı yoktu:)
Ahlaki değerlerin çöküşü, iyi öğretim almış rus hatunları, pazarlarda tabak çanak satıp para kazanmaktansa, erkeklerle yatıp para kazanmak gibi pragmatist çözümlere yöneltti.

Pazarlarda 100 dolar kazanmak için kaç tabak satacaklarının hesabını yapıp, 15 dakikada boşalan bi erkeğin vereceği 100 dolar arasında seçimlerini yaptılar.

Sonuç! çok netti:)))Kapitalizm yeni sermayesi ülke dinamiklerine yön veriyor:)

Ve gayri resmi pezeveng ülkeler çoğalıyor:)) Ahlaksız para diye bi yazıcıkla bu dizimize devam edecem şirinlerim:) haftayaaa....buluşalım haftayaaaaaaaa...

1 Eylül 2011 Perşembe

SOM-ALİ NaSIL AÇ kaLDı?

Sol duyumun dediğidir.

Zamanı denizine oltamı atıyorum.

 Tarih, 3 aralık 1992 . BM Somaliye müdahale ediyor.

ABD'nin bölgeye etkin müdahalesini eleştiren uzmanlar Amerikan yanlısı Başkan Mohamed Siad Barre'ın devrilmesinden hemen önce ülkenin üçte ikilik bölümünde Conoco, Amoco, Chevron ve Phillips şirketlerine petrol ayrıcalıkları verildiğine dikkat çekmektedir. Conoco'nun Mogadişu'daki haklarını ABD Büyükelçiliği'ne ABD Donanması'nın ülkeye gelişinden birkaç gün önce ödünç vermesi de ilgi çekicidir.

Eline demoklesin kılcını geçiren Sam amcam, Somalide de aynı takdiği uygulmakta. Böl, parçala, yut. Somaliyi birkaç özerk bölgeye ayırıp ağzına layık parçalar oluşturmayı başarmıştır. Özerklik size barışı getirecek savsatası Somalide de işe yaramış. Ama gelin görün ki; özerklik zavallı somalilere barışı değil, iç savaşı getirmiştir. Elbette savaş,  devletleşen, dev silah şirketlerinin tasarlayıp, uyguladığı en hoş oyundur.
Ve her daim parola, din, dil, ırk, olmadı mezhep farklılıklarıdır.

Somalide Sam amcam, start vermiştir ve müttefiklerine iki büyük gelir kaynağı açılmıştır. Petrolün yanında silah! Artık ürettiği silahlarına pazar arayan, dev şirketlerin pazarlama elemanları bu başarılarını dünyanın diğer ucunda kadeh tokuşturarak kutlamaktadır.

Ve sam amcam Game Over dediğinde, artık somalilerin petrolü garfiyiltın deposunda, ekmek parasıysa, silah şirketlerinin cebindedir.

Şüphesiz burada size apacık bi mesaj var.

Kendilerine, Troyanın surları içindeki, onyedi otonom bölgeye ayrılmş İspanyayı örnek almaya çalışan nur yüzlüm, sen Troyanın surları dışındasın, aç ve açıkta.  Bölünmek, sana ispanyadaki gibi barışı deil, Somalide ki gibi savaşı getirecek. Devletleşen silah şirketlerinin fabriklarını "barış kardeş" diyip kapatacakalrını düşünüyorsan o başka tabİ:)

Ormanda büyük ağaç der kİ; "oğlumun aklı var, neylesin parayı, oğlumun aklı yok, neylesin parayı"

 Neferteti mazlum halkını selamlar!




24 Ağustos 2011 Çarşamba

gökyüzülü ahmet:)

Geçenlerde gecenin bi vakti. kapı çalındı. Açtım. Baktım ki; Ahmet gelmiş, "gökyüzülü ahmet". Çocukluğumdan beri görmemişim... yıllar sonra gecenin bi vakti...sen çıkgel...büyümüş, değişmiş tabi:) koca bi adam olmuş.tanımadım önce.
-kimsiniz dedim?
- ben ahmet dedi,
tanımadın mı?
"gökyüzülü ahmet"

Hani kuşlardan da küçükken, ormanda en uzun ağacın kollarına kaçmıştın bi gece...yıldızlı bi gecede gökyüzüne bakıyordun. görmüyordun bide beni.
sen bana bakıyordun, ben sana :)kaydım azcık eksenimdem. bi gözkırptım sana. aha!!!! diye bağırdın geceye ...yıldız kaydı!!!sonra tanıştık, parmağını uzatıp, dokundun bana:)

Adın ne dedin, Ahmet dedim:) kaydırak oynuyordum gökyüzünde. kayan yıldızlar, yıldız çocuklarıdır, gökyüzünün. oynayalım mı dedin, ağacının kollarından uzandın bana.

İşte o an! bildim diye bağırdım!! "gökyüzülü Ahmet" en sevdiğim yoldaşım,arkadaşım, sırdaşım benim.Kapıdan geldin yaa şimdi, şaşırdım!!hep pencereden gelirdin, oysa:)


Gözlerim doldu birden. Sesim titredi. Ahmet dedim, öldün sandım. yıllarca ne bi ses ne bi seda...öldürdüler seni sandım.şimdi bu gece...biliyormusun gökyüzü görünmüyor evimden. herkeste bi deniz görme sevdası. gökyüzünü görmeden yaşıyorum  yıllarca. o yüzden  kırıldın gittin sandım.
Gel otur ahmet.ne çok özlemişim seni:))

Söylesem inanmazlar şimdi. Ahmet geldi desem . bi gece ansızın...varlığına deliller aramaya koyulurlar. inanmazlar bana. İnanmayanları sevmiyorum Ahmet. Rabba da inanmaz onlar. Deliller isterler sürekli. Ahmetin boyu kaç, gözleri ne renk diyecekler misal.

Yokluğunu ispatlayın o zaman dediydim de şaşırıp baktıydılar bana. Ahmedin yokluğuna deliller göster, bana o dem beyaz yakalı adam:) madem Ahmet yok, madem rab yok, diyorsun.
Zavallı  şöringerin kedisi bunun için öldü bilir misin?sırf bunlara Ahmedin varlığıyla yokluğunun eşit olasılık da olduğunu ispat etmek için, öldü zavallı kedicik!
Kedi öldü, şöringer öldü.Vardan yok oldular, yoktan var oldukları gibi...
Hala daha  deliller arıyor, zavallılar. Oysa hiç delil bırakmadan gitti Ahmet.

Kimse görsün istemem seni zaten, gökyüzülü Ahmet . Bir tek bileyim bi tek ben seveyim seni!!!

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Manda ve Himayeciler...

Solduyumun dediğidir.

Zamanın denizine oltamı atıyorum!

Yıl 13 kasım 1918...

İstanbul işgal altında...

Halk fakru zaruret çinde harap ve bitap düşmüş. "Stalinin tavuğuna" dönmüş,  kurtuluşu tüylerini yolan, itilaf devletlerinin, bacakları arasında aramakta.Çünkü sığınacak başka bi yer bırakılmamış zavallı tavuk, bacak arasını en güvenli bölge olarak algılamakta.

Demokrasiden nasibini alan osmanlı, mozaik pastaya dönmüş, parmak atan atana...
Çeşitlilik bize barışı getirecek diyen zatlar, himaye konusunda hemfikir. Tartıştıkları tek konu, kimin bacakları arasına sığınmak sorunu.

Ayrıştırıcı, ingilizin, gazıyla celallenen kürtler, "kürt teali cemiyetini" kurmuş, acep bu hengamede bize de bi parça düşerminin hesabını yapmakta:)
Satranç tahtasının her daim piyonu, tüm taşları devirseler de, ben de vezir olsamın, haylini kurmakta:)

Damat Ferit ve tayfası, "ingiliz muhipler derneğinin" bacakları arasını güvenli bölge ilan etmiş,
 İngiliz muhipler derneği faaliyetlerine, istanbulun fakir semtlerindeki türk ailelere et yardımı yaparak işe koyulmuş. Mantıklı...çünkü elit kesim her zamanki; gibi mikinin derdine düşmüş kıza ,oğula avrupada güvenli bir yer aramakta. Bu günün "hayırlı solcu" grubunu temsil ediyorlar. Şüphe yok, tarih tekerrür etse, aynı davranış biçimini sergileyecekler.
Kim mücadele edecek peki?
Mücadeleyi elbette kalanlar vercek.
Bi avuç insan atlarını Anadoluya sürdüğünde, ahval ve şeriat böyleydi işte.

Fakir ailelere kömür yardımıyla, direnci kıran, vatan sevgisi ve bayrak kutsallarını yok eden düşünce biçimini, elbette, hayatında bi kez olsun bile satranç oynamamış,  okeye dönmüş nur yüzlü vekil düşünmemiştir.
Şimdinin damat feritleri, manda ve himayecileri, kürt tealicileri, kazanıyor gibi duruyor.

Bu strateji kaybetti.yine kaybedecek.ama haklarını yememek lazım, yeni şablonlar geliştirmişler:)hımm...çok hoş.)

Tekerrür etme tarih!

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Kezban Parisde değil, OSLO da:)

İsveç, Norveç, Danimarka, Türkiye'nin başkenti Ankaraaaaaaaa, Ankara meslek lisesiiiii, kudurmuş taleebesi ...maniciğini terennüm ederken, aniden turuncu atlasımı kapar, çayırların üzerine uzanırdım. Hımm...küçük parmağımı atlasın sayfalarında gezerdirir, buldum diye bağıırdım her seferinde. Norveçin başkenti OSLO:)ha ha...ne komik bi ad böyle...şey gibi....şey..os..ru gibi:))iğkk...hiç hoş deil.)

Kapa gözlerini şimdi, diye bağırırdı solduyum! Gözlerimi kapatıp, parmağımı, aslan başlı, iskandinavyanın üzerinde gezdirirdim şölebir. Sonra bi noktaya yapışırdı parmağımmm...gözlerimi açınca orada olacağımmmmmmm derdim....bi göz kırpmalık zaman kafi..geçti zaman ve açtımmm gözlerimi işte..Oslo sokaklarındayım:))  koşuyorummmm...hertaraf deniz...ha ha...çok hoş.)

Norveçliler, İsveçlilerden daha karmaşık:)Karmaşık derken saf ırk bozulmuş diyorum azcık. Tektük de olsa, sokaklar da şişman kısa boylu, insancıklar var:) Onları görünce sevgiyle bakıyorum:)Bizden lan bunlar, bakışı atıyorum.valla:)

Oslo sahillerinde bekliyorummmmm, her zaman yolunu gözlüyorumm, seni sendennn güzelimmm istiyorummmm, beni şad et şadiyeeeeeeeeee başın içinnnn...türküsü dudaklarımda, tırıs tırıs gezmenin acısı ayaklarımda, otele dönmek için bi taksi bulduk sonunda:) kafiye yaptım valla:)
 taksiler sarı deil sölim buralarda:) AB girmeyiz taksilerimizi de sarı yapmayız zılgıtnı çekmişler kanımca, ya da girersek de kurallarımızı biz belirleriz demişler ki; o daha iyi:)valla:) Neyse efendicim,  mevzu odeil, bakın mevzu ne:)
Taksiye kaç kuruş cıkk...yuro cıkk...kron vereceğiz diye arkadaş şirinle cebellleşirken, taksici camdan kafasını uzatıp, "türk müsünüz kısslar" demesin mi? Abi yaa...seni allah mı gönderdi dedi solduyum çıktı geldi:)
ha ha...çok hoş..:)
Karagözlü kara kaşlı taksicimizle başladık hasbihale:) Karagöz diyecem ona:) çok sevimli valla:)) Karagöz, İranlı. Büyük  bi ihtimal irandan kaçıp, Osloda soluğu almış. İrandan kaçışından sonra, Türkiye de 6 ay filan kalmış.) azboz Türkçesi ona 6 aylık Türkiye macerasından kalmış.) bizim ingilizceden daha iyi yine de valla:)
Yıllar sonra bi tanıdık görmüş gibi bakıyor bize. İrandan bahsederken biraz korku ve özlem var gözlerinde. Gardaşlarımı da aldım irandan diyor. kimsem kalmadı orada. dönmem asla demeye getiriyor. Sol duyum çıkıp sol omzuma bi türkü terennüm ediyor. ha..sss çekilmişimmm yarim diyorr, kendi özyurdumdaaaaaaaaaaannnn çekerrrrrrrr giderimmmmm.
Asıl soruya geliyor mevzu birden:)
Müslüman mısınız diyor.
Sağ duyum fırlıyor hemen, yes  I am muslum:)
Allam yaa... ne ka zormuş müslüman değilim demek:)ha ha...çok hoş.)
Hadi lannn, bakışı atıyor bize, ne biçim müslümansınız demeye getiriyor:)
sana ne lan, bakışıyla karşılaşıyor:)
I am not muslum...
Ben artık, müslüman değilim diyor.
Geldiğimde müslümandım ama şimdi değilim. büyük bir yükten kurtulmuş gibi söylüyor. evliyim ve çocuklarım var diyor, mutlu gözlerle:)))

Muhammedin sana çok gördüğü mutluluğu bulmak için dünyanınnnnnnn tepesine çıktın yaa, Karagözzzzzzz diyor solduyum, sol omzuma oturup,   helal sana!!! sana bütün mutluluklar helal!!!

26 Temmuz 2011 Salı

Kezban Pariste değil, Stockholm de:)

Stokholm sendromu:))
Sarı saçlarınııı deli gönlüme bağlamışımmmmmmmm çözülmüyorrr mihribannnn, mihribannnnn, türküsü dudaklarında, topuklu ayakkabıları sırt çantasında tırıs tırıs gezdi, stokholmü Kezban:)
   Onca sarı hatunu görünce, bu türkü dank! diye belleğe düştü. Sonracığıma saçlarındannn bi tel aldımmmmm, haberinnn var mııııı yarrr yarrrr, haberin var mııııı yar yar türküsüyle devam etti:) gözden ırak dilden ırakkkk ben seni sevmişim eyvah!! haaberin var mı yarrr yarrr...allam ya...ne hoş türküdür:)
Gözlemlerim ve türkülerim sonucunda İsveçlileri iki kategoriye ayırdım. Güzel ve az güzel:)) ha ha...çok hoş)
Bi fena gerçeği de otelimizin penceresini açmaya çalışıp, açamayınca öğrendim:)) Buncağazımlar intihara meyilliymiş, ondan ötürü, pencereleri vidalamışlar valla:))
Ama sonra düşününce intihar sebeplerini keşfettim hemen, hımmm...öncelikle sokaklara şöle bigöz atınca, suretler filmini izliyor gibi hissettim.
Nerde bu ülkenin şişman insanları sorsunun cevabını da, otel penceresini açamayınca buldum!!! Allam yaa...şişman isveçliler intihar etmişler kanımca:) onca güzellik baskısına mahalle baskısı gibi tahayyül edin, dayanamadı kanımca garipler:)))valla:)ha ha...çok hoş.) Elbette ormanda büyük ağaç duysa, şöle yorumlardı. Rahat battı k.çlarına:)
Stokholm, diyince belleğe ilk önce stoklom sendromu düştü valla:)) itiraf edecem .ama türkü söyleme hissim ağır basınca, türküyle başlamak nasip oldu. Bu stokholm sendromu nedir diye soranlara açıklayacam şimdi:)
Rehinenin kendisini rehin alana aşık olması haliymiş:) Bu isveçler piskopat azcık anlayacağınız:))
Mazlum halkım bu duyguya çok uzak değildir keza:)) Stokholmlüleri çok iyi anlayacaklarını tahayyül ediyorum. Çünkü iddia edildiği gibi Recepten yedikleri sillelerin haddi hesabı olmamasına rağmen, hani benimm Recebimmm Recebim sarı lira vereceğim türküsünü sürekli terennüm etmelerinin başka bi açılaması şimdilik mümkün görülmüyo:)
Elin İsveçlisi stokholm sendromunu yaşıyo da bizim mazlum halkımız niye yaşamasın dimi? Avrupaya uyum süreci bu, boru deil:)) ha ha...çok hoş.)
Bi de İsveçler yuro bölgesine dahil olmamakla ne akıllılık ettiklerini AB nin troyası çatırdarken daha net gördüler:)) Sendromlular filan ama adamlar işi biliyo valla:) Biz zaten zenginiz AB nin yurosunu şeyimize takmıyoz diyip resti çekmeslerdi, şimdilerde Almanlar gibi, sarhoş yunanlıların borçlarını ödeyeceklerdi:)) Alkış sana isveçli:) ha ha...çok hoş.)
Bu arada alışverişlerde kredi kartı kullanın şirinlerim, yurodan isveç kronuna ondan norveç kronuna derken kazığı yiyosunuz:) Biz yedik siz yemeyin diyom da başka bi şey demiyom:)çok acıyo valla:) cık...cık...hiç hoş deil.)

7 Temmuz 2011 Perşembe

aŞKIM ibniSiNa:)

Kaydı zaman. Bi DNA sarmalı gibi dönüp durdu. Adenin, guanin, sitozin, timin...tılsımlı sözler israfilin kulağına ulaştı, sur'a üfledi.
Kaydı zaman. Hicri 1015 de durdu.
Kerra hatun büyük ceylan gözlerini kandille aydınlanamayan loş odada gezdirdi. Şöminenin alevleriyle ışıldayan Sina'nın yüzüne takıldı. Gözleri gözlerine değmeden bi besmelelik zamanda itikadı tam bi mümine gibi ayak ucuna kaydı. Sessizlik odaya yayıldı.
Neden sonra, kirli sakalları arasındaki soluk dudakları kıpırdadı, İnsan dedi, şöminenin ateşine bakarak, tinsel bir tözdür.
Gövdeyi devindiren ona dirlik kazandıran da bu tözdür. Beden bu tözün evidir. Töz bedene bakar onu iyileştirir. Ama beden , tözü iyileştiremez. Töz düşünür tasarlar. Bu devimin onu var kılar. Düşününce var olur. Tanrı düşünür. Tasarlar. O halde tanrı var.
Hayat dedi Kerra hatun, o kadife sesiyle,  Tanrının düşüdür o dem. Sesi Sinanın yüzünü okşadı.
Rüyasında kelebek gören bi adam demiş ki; ben rüyasında adam gören bi kelebek miyim, yoksa  rüyasında kelebek gören bi adam mıyım? Düş gören bi kedi gibi:)
Beni tamamladın dedi Sina, kaç zamandır eksiktim.
Kerra, göz zinasından kaçınıp ayak ucuna diktiği gözlerini, kaldırıp Sina ya baktı.
Sarığını çıkarırken gördü onu.Kısacık saçları. kulak hizasında aklaşmış. Gözleri gözlerine değdi. Dağ gölleri gibi soğuk. kasvetli. yosun tutmuş. acımsı.yeşilimsi. Çırılçıplak kaldı, üşüdü.
Yosunlu yüzünden öptü .Soyunup, yıkanınca  kirlendi.  dalgalarını hissetti.  ikiydiler, bir oldular. Adenin, guanin, sitozin ,timin....yeni bir DNA şifresi yazdı tanrı rahimine.
Kerra mırıldandı. Tanrı var dedi.O bi yazılım mühendisi.

Zaman kaydı. Tinleri öldü. Tözleri uçtu. Bir varmış bir yokmuş oldu. M-s 2011 durdu. Var mıydım şimdi Sina dedi, Kerra:)

27 Haziran 2011 Pazartesi

aŞkın mateMatiği:)

sıfır(0)-sekiz(8)-sonsuz:)= BEN

Sıfırı sevmişimdir hep. Mucidi Harezmidir. Büker 8 yaparsın. İnce belli sekizdir , O:)) Yatırırsın sonsuz olur:) bölersin iki tane 3 olur:) dişidir, çoğalır:) hımm..hayata anlam katar. Her koşulda yaşar.Doğal seleksiyondan kalanlardandır bide.Kimse bilmez ben bilirim. Zayıf ama güçlüdür. çok hoştur yani. belki de en sevdiğim. hiç kimse sıfırı benim gibi sevemez benim gibi sevmeyince de, benim gibi anlatamaz:))

Sıfır benim yalın halim) Sen, benim için sıfırsın derler ya bazen, bi hoş olurum :)ne hoş bi tanımlama.
Oysa, herkes beni 8 sanır.İnce belli bi sekiz::)  Süslenip, püslenince miss gibi sekiz kokarım. Dışarı çıkmaya hazır. Sekiz benim yaşam halim:)
Ne zaman uykuya dalsam, sekiz yatar, sonsuz olur. Rüyalarda uçucu bi maddeye döner.Hep yukarıda...insancıklar aşağıda...beni görmüyorlar...uçucu ve görünmez oluyorum. Bazen açım değişiyor.Sadece ellerini görüyorum herkesin. tanıdık tanımadık, gelip oturuyorlar. anlatıp duruyorlar. ölümlerr...kazalar...aşklar...köpekler...bi hengame bi kaostur gidiyor. Sonsuzum ben, huzursuzum.
Niye anlatıyorlar bana, bilmiyorum. umrumda değil aslında, Ayşenin kocasını vurmuşlar.bana ne... Görüyorum ama paramparça olmuş.ağlıyor. Benim için etkisiz elamandır Ayşe , kocası da. (1)Bir gibi. Yaklaşmayın bana, sıfırım ben, yutan elemanım!  diyorum ama kimse aldırmıyor. Öyle işte, rüyamın orta yerinde...ağlıyor. anlatıyor. ben dinliyorum. izliyorum sabaha kadar. Velhasıl, geceleri sonsuzum...huzursuzum...

Allahtan uyanınca tekrar sıfır oluyorum. Uçucu değilim bide. yine yuvarlaklaştım. yüzümde gergin bi korku. olsun ama kısa  süreliğine. giyinip süsülenince, yine sekiz oluyorum.ince belli bi sekiz. gülümsüyor bana:)) hımm...çok hoş... diyorum.beğeniyorum onu:) herkes sekizi sever. ben de severim.sekiz benim yaşam halim:)bi görseniz siz de seversiniz. valla:) ha ha...çok hoş.)

26 Haziran 2011 Pazar

Efendiler!!!

Efendiler! Bir sürüden bir ulus yaratmanın ne demek olduğunu anlamanız için öncelikle, sırça köşkünüzden çıkıp, şöyle bi halkın arasında salınmanız lazımdır. Ağzınızda puronuz , arap dünyasının peşmurde haline bakıp,   onlara akıl satarken,  neden onlar aşağıda, ben neden yukarıdayım, sorusunu kendinize sormaz,  bundan bi ders çıkarmaz  msınız? Bu gün Davosta oturup vanmunıt diyebilme şerefine nasıl nail olduğunuzu hiç düşünmez misniz? Bu ulus devletin ortadoğunun, yarı-barışlı tek ülkesi olduğunu görmez misniz? Çok insan öldü derken? Şimdi ağzınızdan düşürmediğiniz özgürlük dalgasının doğumunda, Fransız ihtilalinde de binlerce insan öldü. Keşke monarşi devam etseydi de, insancıklar boşu boşuna ölmeslerdi mi dersiniz?

Efendiler!!!Kürtleri, ingiliz hakimiyetine bırakmamakla, yanlış yaptığımızı söylersiniz? ?Doğru davranış biçimini zamanın şartlarını göze alarak, bi deyiverseniz de, biz de hatamızı görsek.

Efendiler!!!Ne yapsaydın peki?ekmeğimiz yoktu::) pasta mı yeseydik:::)
.

Neferteti mazlum halkını selamlar:)

24 Haziran 2011 Cuma

Hükümetleşen, devlet:)

 Sol duyumun dediğidir:)
ANAYASAL MONARŞİ:)
Bu yazıcığın, doğumunda emeği geçen zat-aliye şükranlarımı sunarak başlayayım cümleme.
Devletin kanalında, TRT de program yapan ve utanmadan hükümete çemkiren Nuray ablamın, salla başı al maaşı atasözüne uymayıp, edepsiz bi curetle hükümeti eleştirmesine celallenen bir FF halkının, "bre, hatun maaşını devletten alıp nasıl olur da, hükümete çemkirisin" nidası üzerine yazılmıştır. Biline:)

Elbette bu FF kişisi,  devleti, hükümetle karıştırmıştır, bi çoğunun yaptığı gibi. Ama efendim, Devlet=hükümet değildir. Devlet TBMM temsil eder. Hükümetse, devleti yönetme sorumluluğu üstlenmiş olan kurumdur.
Efendicim bu duruma daha da celallenen FF kişisi, hükümet devletin memuru değildir.Hükümetler devletten büyük olmalıdır der:) Olur mu o dem, paşam:) Dev-leşen hükümeti, monarşinin koltuğundan hangi güç kaldırabilir o dem:) Monarşi derken, bahsettiğimiz anayasal monarşidir elbette. Bizdeki fark, Seçilmiş padişah, esas belirleyicidir. O, ol der herşey olur. Beğenmediği yasayı kaldırır.Çoğunluğun dediği olur.He valla öyle de:)) Kurtuluş savaşından sonra, halkın oyuna başvurulsaydı, halifemizü isterük diye elinde satır sokağa fırlayan müslüman kazanırdı valla:))
Neyse efendim mevuz o deil, bakın mevzu ne:)
 Anayasal monarşiye geçişin, kuvvetler birliğini sağlamakla olacağını elbette fark etmiştir devletlum. Kendini süreki eleştiren, cık..bu olmamış  git düzelt öyle gel diyen,  yargıyı,  yasamaya bağlayarak, ilk büyük adımı atmıştır. Artık, devletin kurumlarını eşe dosta peşkeş çeken, hükümet hırsızlarını adil bi şekilde, yargılayacak,  devletin hakimleri yoktur. Çünkü artık, devlete deil, hükümete hizmet etmek zorundadır.Yoksa bi sabah uyandığında kendilerini Hakkaride bulabilirler. ha ha...çok hoş.)
Hemencecik dünyada başka örneği var mı? diye örnek arayan  zavallı. Hayır yoktur:)Türkiye, kendine has bir anayasal monarşi yaratmıştır:))
Sonuc olarak, Nuray Mertin programı TRT den kaldırılmıştır.Artık, hükümetleşen devlet, devlet memurlarıyla değil, hükümet memurlarıyla çalışacaktır.Günde beş vakit! Padişahım çok yaşa!!!Padişahım çok yaşa!! diyip, aldıkları parayı hak edecekleridir:)))
Bu zavallı sürü için ne merhamet ne hukuk sade sert bakışlı bir göz! sade ağır yumruk!!! ne hoş sölemiş, Yurdakul abim, seneler evvel:))valla:)

Neferteti mazlum halkını selamlar!

20 Haziran 2011 Pazartesi

Antonio Gaudi, Pierre Culliford ve şirinler üzerine hasbihal:)

                                                                                                    

İstanbula gidiyorum diyip, ispanyaya kaçtığım o güzide senede, Barselonanın  tozlu yollarına adımımı atar atmaz, h.z Gaudiye,  ispanyonların, mimar Sinanına şöle bi selam çaktım:) katalanya is not ispanya! slogancığını sokak duvarlarında görünce:)) aha! aynı bizim kürtler dedi, sol duyum çıktı geldi:) g.t aynı baş aynı, ispanyon değiliz diye bağırıyolar bide :) bi aynaya bakın yahu hayrına:) ha ha ...çok hoş.)

Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne.

Bu Antonio Gudi hazretleri ispanyanın ünlü mimarlarından biridir bildiğiniz üzere. şehrin her köşesine bizim mimar sinan gibi mührünü basmış vesselam:)
Bu mimarcığın dehasını farkeden şehrin zenginleri günlerden bir gün, buncağazımı çağırıp, hımmm... biz elit kesimi şu avamın fukaralığından, şu barselonanın çamurlu yollarından,  kurtar.şöle zengin zengin takılacağımız bi muhit yap derler:) para tabi gani:)

Bu isteği emir telakki eden Gaudi amcamız, ormanın içinde şehrin hengamesinden uzak evler inşa eder:) Elbette bu durumda kendini de unutmaz.
Park Guell de ormanın içinde salınırken bu evcikleri görüp allam yaaa...şirinlerin evleri bunlar dedim:)) valla:)
İşte o dem, 1958 de şirinleri çizen Belçikalı Pierre Culliford'ında benim gibi düşünmüş olacağı olasılığını hesap ettim:) Ormanda yaşayana küçük, şirin ve mutlu şeyler:) ha ha ...çok hoş.)
Elbette şirinlerin sosyalizmin kızıl bayrağını taşıdıklarını bilirim. Birbiriyle yardımlaşan, küçük komünlerin oluşturduğu mutlu insanlar. Ve korkunç gargamelin bi papaz olması da tesadüf değildir.
Cık..olmaz öyle şey, Gaudi amcam koyu bi katolikti diyebilirsiniz.  Ve sağrada familyaya bakıp, ünlü mimarın tanrı korkusunu da görebilirsiniz elbette ve park Guellde  bi kilise inşa ettiği de doğrudur. Ama yine de Pierre amcam, onun ormanını çalıp mavi şirinleri yaratmış kanımca:) valla:)
Bu arada yüzüklerin efendisindeki Hobitlerin yaşam alanları da, şirinlerin evlerini anımsattı sölim:)

Düşüncemden şekil yaptım! bu bi parabol!!! cık...bu bi mantar! ya da bi şirin evi:)

Yeterince uslu bir çocuk olursanız, belki bir gün ormanda şirineyle  karşılaşabilirsiniz!!!!!ha ha ...çok hoş.)

18 Haziran 2011 Cumartesi

islamda kadınlar ve köpekler:)

                                                                     
Tapınak fahişeliğinden,islamın cariyeliğine, islamda kadınlar ve köpekler,  adlı pembe yazıcığımın devamını neşretmiş bulunuyorum. (bu cümlecikle yazar kişisi, pembe dizilere atıfta bulunur.  amaç, okuyucu  yazıcığı okuyunca, yanacıkları pembe dizi izlemiş gibi pembe pembe olsun:)ha ha...çok hoş.)

Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)

islamda kadınlar ve köpekler ne alaka demeyin kuzucuklarım :) şimdi alakaya turşu suyu sıkacam birazdan:) bakınız niye?
  
Resûlullah Efendimiz, (Eğer bana, birinin diğerine secde etmesi emir olunsaydı, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim. Çünkü kocanın, hanımı üzerindeki hakkı çok büyüktür) buyurdu. O halde, kadın kocasının emrine ve sözlerine itaat etmeli, Hakkın rızasına bu yolla kavuşmalıdır.

Buncağazımı okuyup ah!!! işte sevgili efendimiz hatunlara ne ka değer veriyomuş:)) kocalarının önünde secde etmelerini yasaklamış sonucunu çıkaranlara sarışın sarışın gülümsüyorum:) çünkü net bişekilde kocasını memnun etmeyen hatunun cennet yüzü göremeyeceği ifade edilmiştir:) ha ha ..artık memnun etmek derken ne kasdediliyo sorucuğunun cevabını varın siz bulun:) misal,  kocasının istemesine rağmen saksafon çekmeyen hatun cennet yüzü göremeyecek midir?:)) iğkk..hiç hoş deil.)

Kadının kocası ile bir saat (bir müddet) oturması, Kâ'be'yi tavaf etmesinden daha iyidir, der beriki.)


oturması derken::))) ha ha...kucağına oturması mahiyeti taşıyo kanımca:) hımm...hacı oluyon yani:))
 
FAHRUDDİN ER-RÂZİ TEFSİRİ

BAKARA SURESİ
AYETLER: 229-254
Rahman ve Rahim Allah´ın Adı ile
1) Erkek şunlarda kadından daha üstündür.

a) Akıl,

b) Diyet,

c) Miras,

d) Devlet başkanlığı, hakimlik ve sahiciliğe uygun olması,

e) Hanımının üzerine evlenebilmesi ve ona karşı bir şahsiyet sahibi olma­sı.. Kadının kocasına karşı aynı şekilde olması mümkün değildir.

Kıyamet günü allahu teala, diliyle kocasına eziyet eden kadının dilini, 70 arşın uzun yapıp boynuna dolar:)kocasına kötü gözle bakan kadını da, başı kesik ve bedeni parçalanmış hale çevirir. (Şir'a)

ve buna benzer yüzlercesiiiii.....
E y mümine! şüphesiz burada sana, apaçık bir mesaj var!

ve gelelim ortak paydaya:)


Ben kuşlardan da küçükken, ormana ne zaman ezan sesi yayılsa, zındık köpeğim ulumaya başlardı:) Günah büyük günah! Ezanla,  uluyan köpekleri vuruyordu birer birer müslüman.  Zındık köpekler ezanı taklit ediyor sanırlardı.
Günlerden bi gün, ezan okurken köpek,  hacımolla çıka geldi. Bu köpek uluyor mu ezanla dedi. cıkk...ulumuyor dedi anabelli büyük  ceylan gözlerini açıp, zikrediyor. O mübarek Ashab-ı Kehf in köpeğini bilir misniz? Cennete girecek o,  mübarek köpek Kıtmir de, ne zaman ezanı duysa böle zikredermiş!valla:)
Rahman ve rahim olanının adına, and olsun ki;  ulumuyor! zikrediyor!!! Onu vurmak günah! büyük gühan!ben vebalinden söyleyip kurtulayım. tikk..takk..yazı-tura:))ha ha ..tura..işte atatürk! kurtuldun!!!!


senigidi aptal köpek!!!  ne kadar daha koruyabilirim seni. neden anlamak istemiyorsun!

kadınların ve köpeklerin ezan okuması yasaktır!!!!

kadınların ve köpeklerin ezan okuması yasaktır!!!!


hadi söyle, yaradan rabbinin adıyla söyle!

kadınların ve köpeklerin ezan okuması yasaktır!!!!

Anlamıyorsun!
dinlemiyorsun!

Bi gün seni vuracaklar ve ben, ağlamayacağım!


Neferteti mazlum halkını selamlar.

17 Haziran 2011 Cuma

La jakontla hasbihal:)

Allahın düşünden düşen,                              
ey Muhammedin kızı!
ölü gülüşümde ne arıyorsun?
aah!!! Lisa!
çok uzak yoldan geldim.
galaksiler geçtim!
Sakladığın bi sır var.Bilirim.
Sakladığım bi sır var.Bilirsin.
Yaklaş hadi, kulağına söyleyeceğim:)
A mon Dieu!
Bu ne menem perspektif!
yaklaştıkça küçülüyorsun lisa!
            m-s-2011-louve-paris

1 Haziran 2011 Çarşamba

Tapınak fahişeliğinden islamın cariyeliğine, islamda kadınlar ve köpekler:)

Sol duyumun dediğidir:)

Markizde oturmuş sessiz seyre dalmış zamanı gözlerinde tozlarlaaaa........der gibi kahverengi tonlarda...ne hoş söyler sezen ablam:)
Türküyü duyan zaman, kıvrıla kıvrıla aktı, zaman geçti, zaman aktı, zaman zaman içinde, M.Ö 2000 de durdu.
Mezopomyanın kanla kutsallaşan verimli topraklarında sümerler hüküm sürüyordu. Krallar, rahipler, rahibeler askerler....ve din herzamaki gibi en iyi tutkaldı. toplumsal düzenin ve hiyerarşinin aksamadan işlemesini, sağlıyor, hiyerarşide kimin nerede hangi basamakta duracağını belirliyordu.
Peki zamanın sarmalında dönüp duran kadın bu hiyerarşinin hangi basamağında, sümerlerin tahtının neresinde duruyordu. Nasıl bir rol oynuyordu? Sahnede miydi? Yoksa sahne arkasında mı?
Kadın nası bi düşünce biçimiyle kutsallaştırılmış ya da köleleştirilmişti?
Buracıkta küçük bi es verip, Muazez İlmiye Çığın, "bereket kültü ve mabet fahişeliği" kitabını öneririm.
Sümerlerde mabet fahişelerinin türbanlı olduğunu, türbanın kökeninin taaa..o döneme dayandığını, ifade ettiğinde yargılandı ve hapisten son anda kurtuldu. Şimdi Sibel üresin müminesinin, türbanına bakıp, mabet fahişeliğinin nasıl kutsal bi sürece dönüştürüldüğünü daha iyi kavrayabilirsiniz:)

Her şey düşüncede başlar. Hayat tanrının düşüdür:))valla:) ha ha ...çok hoş.)
Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)
 İştarın fahişeleri, türbanlıydı. doğru. Ama fahişelik kavramıyla rahibelik kavramı yer değiştirmişti. Er kişiye hizmet eden onu cinsel yönden doyuma ulaştırmayı başaran  rahibe+fahişeye  sonsuz cennet vadediliyordu:) Sonuç olarak er kişiyi cinsel yönden tatmin etmek kadını kutsalaştırıyordu.Onlar için tapınaklar bizim düşünce biçimimizle, genelevler inşa edilmişti:)Sümerin öğretisi buydu:))
Bakınız bu öğretinin islama yansımaları nasıl olmuştur.  İyi bir müminenin erini her şekilde memnun etmesi hatta ayaklarını yıkadığı suyu bile içmesinin mümineye, cennetin kapılarının açacağı muştulanır:)

Kocası kendisinden memnun olduğu halde ölen kadın cennete girecektir” (Tirmizi, 1081: ibni Mace, 1844)


Karısını memnun eden bi kocaya niye cennet muştulanmamış pekİ? Bi tanrıca olayım, kutsal kitabında bu ayete yer verecem valla:)  ha ha ...çok hoş.)
Sadaka verin ey kadınlar. Çünkü cehennem halkının çoğu siz olacaksınız” orda bulunan bir kadın: ‘Niçin ya Rasulullah?’ diye sordu. Oda: “Çünkü siz, çok şikâyet eder ve kocanızın nimetini inkâr edersiniz.” (Müslim)

Demem o ki sana; Sibel Üresin hatunu doğruyu söylüyor. İslam kadına, m.ö ikibinlerde kutsal sayılan fahişeliği,  yeniden görev belliyor.İslamda kadının hareket alanını müslümün organının hareket alanına bağlıyor.
Kadını çalışma hayatından, uzaklaştırıyor. Kemale ermiş Mustafanın, cebren, mutfakla yatak odasından çıkardığı kadını eski mabedine, yatak odasına gönderiyor:)
 Bize göre fahişeleştirmek, onlara göreyse rahibeleştirmek istiyor:)
Bunu yaparken de öncelikle, rahibe fahişelerin türbanından yararlanıyor.
Önce türban, sonraki aşama 4 eş ve sonraa...ve daha sonraa....
Bide bakmışsınız etrafınıza, dünün fahişeleri, namus timsali  rahibeler olmuş:))size ders veriyor:) ha ha ..çok hoş

ZAMAN SEN NE HOŞ SEREMONİSİN,  RAHİBELERİ FAHİŞE, FAHİŞELERİ RAHİBE YAPTIN.
Neferteti mazlum halkını selamlar!
hımm...kadınlar ve köpeklerin ortak paydasını da haftayaa yazacamm...haftaya buluşalım haftayaaaaaaaaa...ha ha ...çok hoş.)







22 Mayıs 2011 Pazar

okulları ıslah evlerine çevirdik!!!! hayaldi, gerçek oldu!!!

Solduyumun dediğidir:)

Maalesef, okullar da artık,  iyi öğrenciyi kötü öğrencinin şerrinden koruyacak hiç kimse kalmamıştır.  Zaten çekinik olan iyi ve başarılı bi avuç şirin, kötünün bi virüs gibi yayılmasına karşı koyamıyor:) artık korumasız ve kendi başının çaresine de bakamıyor:!
Kötü ötesi öğrenmeye kapalı ergen, öğrenmek isteyene de müsade etmiyor artık! iyi öğrenci ne yaparsa yapsın çoğunluk olan kötü ve baskın ergenin arasından sıyrılıp çıkamıyor. Eskiden aldığı öğretmen desteği de kesilince, kötü tarafından her şekilde şiddete uğruyor. Her şekilde, şiddete maruz kalan iyi, bunu ifade edecek gücünü ve cesaretini kaybetti:) okullar ıslah evlerine çevrilince,  bi kaç iyi adam, suçlular arasında kalmış gibi oldu:)) cıkk...cıkk..hiç hoş deil.)

Kötü çocuk yoktur savıyla bi eğitimci çıkar gelir şimdi:) buncağazımlara şeyimle gülüyorum:)) kötü insan varsa kötü çocukta vardır bebişim:) Kötülük hastalıktır tedavi edilmelidir filan feşmekan diyen arsitocularda var elbet:)) Bi bakıma da haklıdırlar. Haklı olduklarını düşündüğümüz yönünü ele alıp, öğrenmeye kapalı ergen için onların seviyesine uygun okullar açılabilir, çözümünü önerebiliriz. Onlar ıslah edilmeye çalışılabilir. Doğru olan da budur! yanlış olan bunların halihazırdaki okullarda yapılmaya çalışılması:) Fakat bu bi ihmal değildir. Burada bi kast var kanımca:)

Elbette bu DEVLETİN her kurumunun vasıfsızlaştırılması senaryosunun bir parçasıdır. Devlet okullarını ıslah evlerine çeviren zihniyet, ebeveyinleri özel okullara teşvik etmek için her yolu deniyor. Biricik evladının devlet okullarında, korunamayacağını, kötü tarafından psikolojik ve fiziksel darplarla zarar göreceğini fark eden, ebeveyin elbette dişinden tırnağından biriktirdiği paracıklarını özel bi ilköğretim okulu bi lise ya da  bi ünversiteye misal bi vakıf üniversitesine, gönüllü bi şekilde verecektir. mutlu son!!
ve devlet zayıflayınca, müslüman kötüleri, allaha havale edecek:) allah ıslah etsin!! ha ha...çok hoş.)



Neferteti mazlum halkını selamlar:))

18 Mayıs 2011 Çarşamba

ESİR ŞEHRİN İNSANLARI- mayısın ondokuzu

Solduyumun dediğidir

Markiz'de oturmuş sakin


Seyrediyor zamanı gözlerinde tozlarla

istanbulll hatırasııııııııı....

Bir yerinde Altın yaldızlı tarih ve yazı.

16 MART 1920!!!!

İstanbul işgal altında! Esir şehrin insanları. Okuyun! okutun! ...ne hoş kitaptır:)
Esaret, bazıları için, dayanılmaz bi ağırlık! bazıları için dayanılır bi hafiflik. Ağırlığı hissedenler, anadoluya kaçıyor. Geri dönmek için gidiyorlar.

Bi adam var diyorlar. Hepimizin umudu. Hepinizin umudu.

Paristen, ülkesi için geri dönen türk'e şöyle diyor sevgili zevcesi:- bu günün hayırlı solcuları diye varsay:)

-Neden ingilizlerden nefret ediyorsun? ingilizler bize ne yaptı ki? kızımız ayşe için pariste bi okul bile ayarladılar. kızımızı hiç sevmiyor musun ?ayşe yi? onun istikbalini hiç düşünmüyor musun?

Anadoluya gideceksin!  o işe yaramaz!  ilkel insanlar için değer mi?

Demem o ki sana; o işe yaramaz ilkel insan! Benim, O:)
Benim için döndüler! Benim için öldüler! Adım Fatma. Ben büyüdüm!
Onlara saygı duyuyorum ve unutmuyorum!!!!unutmayacağım. Kime saygı duymalıyım peki? onlardan üçer, dörder alınız diyerek beni mallaştıran, muhammede mi ?

unutmamalıııııı....hatırlamalı....sevgiyle anmalııııı...anılarla gönülleri hoş tutmalı:) ayırmamalıı....
NEFERTETİ mazlum halkını selamlar:)

Laiksizlik "ahlaksız dindarları" doğurdu! Ahlaksız dindar kimdir?

       Solduyumun dediğidir:)
                                        
Ahlaksız dindar kimdir? misal, ülkemde adalet yok! hatunumun kıllı bölgelerini kapatmama yasak koyuyor bu laik T.C diyip soluğu avrupa mahkemelerinde alan:) fakattttttttt...tüyü bitmemiş yetimi, tüysüz bırakan gündüz fenerinin nuryüzlü hırsızlarını, yüzyılın yolsuzluğu diye feryat figan  eden,   alman mahkemelerine vermeyen, bu paracıklarla kabeyi su yoluna çeviren müslümandır:):)
Ahlaksız dindar...? Büyük cenaze konvoyuna bakıp, ne ka iyi adammış ; mekanı cennet olsun diyen anabelliye cıkk...öle deil, cenazeye Bakan geliyor , ondan cemaat çoğaldı diyip, abdeste duran müslümandır:)
Din devleti İĞFAL etti! Bi demler böle bi yazıcık yazmıştım bloğuma:)Bu bi miladdı:) Artık devlete herkes koyabilir:) ha ha ...çok hoş.)
Bu ahlaksız dindarlar bakıp, İslamda, ıslahat şart diyen hayırlı solcum benim:) :) zaten islamda ıslahatı Mustafa Kemal cumhuriyetle birlikte yaptı: :) laik müslüman, prototipi bu ıslahatın sonucudur. Ne var ki;  son demlerde,  müslüman, laikliği kaldırıp mümini araplaştırdı:)
Arap müslüman, kuranın tüm sürelerini ekarte edip nisa süresinden uygulamaya başladı:) Oysa laik müslüman nisa süresi hariç kuranın tüm öğretilerini üç defa öpüp alnına koyardı. Kuranın temel ahlaki felsefesini kendisine kılavuz yapar ve birebir yaşamına uygulardı. Bunu din diye benimser ve yayardı. Onun için ahlak varsa din vardı .Ahlaksız adem, dindar olamazdı: Hele müslüman hiç olmazdı:)
Ama gelgör ki; arap müslüman rüştünü ispat etti. Öncelikle dindar yönünü rahatca satmak için, laikliği ezdi:) Laiklik,  teoride kalıp pratikte piyasadan silinince, namaza durdu:)
ALKAPON gibi düşünüyordu artık:) Önce bisikleti çalıp her akşam tanrıdan af dileyen ALKOPON. gibi:) Artık seni, hiç bir kabe  temizlemez, müslüman!!!ha ha ...çok hoş.)
Neferteti mazlum halkını selamlar:)

8 Mayıs 2011 Pazar

Bayrak Muhafızları

Bayrak neydi?
Senin için bez parçası.
Senin için don kumaşı!
Benim için kutsal!
And olsun ki kutsal.
Sisli bi sabahında ormanda,
tırmanıp en uzun ağacın kollarına,
bayrağa bakmadın ki...
özgürlük O!
bi insanlaşma biçimi.
hürriyet O!
mutfakla yatak odası arasından çıkışın vizesi.
adalet o!
halt etmiş yanında muhammedin adaleti.
hala daha ona bakıp,
gözlerimin camlanışı bundandır.
senin için bez parçası,
senin için don kumaşı.
benim için kutsal.
Hala kutsal.
Ve varoldukça benliğim,
kutsal bi kitap gibi,
alnıma koyup, üç defa öpeceğim.

Gölgende bana da, bana da yer ver diyen şairi ben anlarım.
ama sen anlamazsın
anlamazsınnnn...
anlamazsınn...
kadere de inanmazsıııın...

29 Nisan 2011 Cuma

Ölü kadınlar ülkesi:(

sol duyumun dediğidir:)
Kadınlarrr...kadınlar...dağlara doğru..sıla gurbet...çalı çırpı dağlara doğru... göçer gider, çeker gider ay çiçekleri:) hımm..ne hoş söylerdi vicdansız:)
Kürt kadınının mutfakla yatak odası arasından çıkışına vize veren bu türkücüğü, söylerken her dem duygu yaparım:) Bahtsız kürt kadınları ki; türk kadınından bi farkı yoktur. g.t baş aynı. aynı kara kader! aynı kara baht!hep söylerim bu ırkizm sam amcanın uydurduğu farklılaşma ve birbirinden uzaklaşma, biçimidir. gerisi hikaye...
Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)Bu türkünün gazıyla soluğu dağda alan, mazlum kürt hatunu, dağda, s.k başına düşen vajina sayısınıdaki azlık nedeniyle, tam kapasite çalışmakta!
Sosyalizm derken paylaşılan mal olacağı düşüncesi dank! edince belleğe:) amaaaa çok geçççç!!!!
Gelgelelim ikinci hatun grubuna:)
mümine model 2000:)
Kürdün töresi bide islamla birleşince, yemede yanında yat, grubu!!!
Yurdum kadınının, örnek bi mümine olmasını teşvik eden, töre+din bileşimi, voltranı oluşturup, karşı duran her dişiyi, hakkın rahmetine gönderiyor. Şimdi bi çok mümin, müslümanlık bu deil, sloganıyla çıkıp gelecektir. Büyük ihtimal Mevlananın huşu dolu sözleri dillerinde, tefleri ellerinde::)ama öle deil:(( and olsun ki, öle deil:))benden duymuş olmayın, Mevlanayı gösterip, Humeyni çıkıyor müslüm! ha ha...çok hoş.)
Peki benim gelişmekte olan ülkemin hiç mi gelişmekte olan hatun silueti yok! Elbette var! Onlara da hayırlı solcular grubu diyecem:) Bu hatuncuklar, bi avrupalı gibi kuş sütü kuru üzümle beslenmiş, bi evin bi kızı misali büyümüştür genelde:)
Buncağazımların hiç mi derdi tasası yok peki? Elbette var? İlgi bunalımı yaşıyolar azcık:)neyseki, onların derdine derman olan Ayşe Arman ablam var. misal, köşeciğinde her dem, şehirli kadın niye orgazm olamıyor sorucuğuna cevap arıyor. Onların ki de ayrı dert elbet:)Herkesin derdi kendine büyük der ormanda büyük ağaç:)
allah beterinden saklasın:) ha ha ...çok hoş.)
Dostummm dostummmm güzel dostummmmmm bu ne beter çizgidir buuuuuuuu...bu ne çıldırtan dengeeeeeeeeeeeee...yaparak döker bi yanımızzzzzz..bi yanımız bahar bahçe:)) ne hoş türküdür:)

24 Nisan 2011 Pazar

mütercim profösör:)çocukların dekolte giymesi tecavüze davet midir peki?


Seneler evvel mazlum ülkem minnacık bi bebeyken, Alamanyanın gücü ve ihtişamıyla büyülenirken, Alman yazmışsa doğrudur, Alman yapmışsa iyidir; felsefesi sarsılmaz bi abide gibi belleklerinde dururken, deli gibi almanca kitapları türkçeye çeviriyo. Tıp,kimya, botanik eline ne gelirse artık:)Belli bi süre sonra Botanik kitaplarında yazılanları aynen uygulamasına rağmen bahçesinde ki bitkilerin niye öldüğüne bi anlam veremiyor.Yoksa Almanlar yanlış mı yazıyor:)Sonracıma düşünüyor:) tatlı tatlı kaşınıyor:)Üç vakte kadar tepesinde parıldayan güneşe baktıp,buldum diye bağırıyor!!! Almanlar doğru söylüyor ama benim iklimimde deil:)iklim farklı! toprak farklı! fark burada:)ha ha ...çok hoş.)

Şimdi, şu an, prof.dr NEVZAT TARHAN abimin, yazıcığını okuyunca, hop!! diye bu hikayecik düştü belleğe:)
Prof.dr Nevzat abim ne terennüm etti ki; biz haddini bilmeyen avam ona çemkirme ihtiyacı hissettik:)
Prof dr. Nevzat abim der ki; Sayın Orhan ÇEKEN dekolte giymek, tecavüze davetiye çıkarır.Bu durumda davete icabet eden er kişi suçlu mudur? cıkk...suçsuzdur:) açıklaması aslında yanlış değildir.
Ve savını ABD yapılan bi araştırmayla destekler
"Geçtiğimiz yıllarda ABD Başsavcılar Yüksek Kurulu pornografik erotik materyalle cinsel şiddet suçları arasında nedensellik bağı vardır kararı verdi."
"Hal böyle iken kadının kendisini sergileme şehvetini ve erkeğin cinselliğini yaşama şehvetini bir arada değerlendiren soğukkanlı analizlere ihtiyaç vardır."
Bakalım mazlum ülkemde durum ne:)ülkemi bi dem küçük amerika diye tahayyül eden bi zihniyet vardı.Buncağazımlar o zihniyetin bayraktarları kanımca:)ama hal hal deil, hal bildiğin gibi deil, der ormanda büyük ağaç:)ha ha...çok hoş.)

2010 yılında Türkiyede tecavüze uğrayan kadın ve çocukların sayısı: 207
2009 yılında Türkiyede öldürülen kadın sayısı, 953
2008 yılında, 806
2007 yılında, 1011

Mütercim profösörüm benim şimdi sormazlar mı prof"a, bu kadınların kaç tanesi dekolte giyiyordu?
Peki mütercim profum benim çocukların dekolte giymesi de tecavüze davetiye çıkarır mı?
Yoksa Cübbeli Ahmet Hocam gibi barbi bebklerinden tahrik olup,cıkk..yaptım! ama sor ki, niye yaptım!çok davetkar kıyafetler giyiyorlardı, savunması mı yapacaksın?
Demem o ki sana, yabancı yayınları türkçeye çevirip bi docentlik olur bi profluk olur ünvan kapan, bu zat-ı muhteremler, bununla kalmayıp,savlarını ispat için mazlum halkımın, inanış ve davranış biçimlerini değil de, ABD hatunun ve er kişinin davranış ve yaşayış biçimlerinin araştırma sonuçları bize sunuyorlar:) yapma! komik ötesi! ANLAYIŞ FARKLI! KÜLTÜR FARKLI! FARK BURADA! işaret parmacığımla kafacığımı gösteriyorum!!!
Ne pornosu!Bu kadınların çoğu , dekolte nedir bilmiyor!
ara sıra şöle bi tepeden mazlum halkıma bi baksa, görecek:)hımm..belki de görüyor da görmezden geliyor:)bilinmez::)
Susuyor konuşmuyorsun! bakıyor görmüyorsun! dokunsan yanacağımm...içimde intihar korkusu var! ne hoş türküdür:)
Batmandaki dekonte giymeyip suç unsuru oluşturmamak için intihar eden hatunlara gelsin bu türkü:)

neferteti mazlum halkını selamlar:)

25 Mart 2011 Cuma

Batan geminin cümleleri bunlar!!

Cümlelerim var!
kıdan ince,
kılıçtan keskin!
Cümlerim var!
Baldan tatlı
sudan ucuz,
kırık kalplere
birebir!
Her akşam yatmadan önce,
aç karına bi cümle!
bi ayeti kerime!
Batıyorum!
Batan geminin cümleleri bunlar!
beynimin dehlizinde, çürüyüp gidecekler!
Abilerim, ablalarım!
Alın!
Çalın!
Yağmalayın!