Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

27 Kasım 2010 Cumartesi

değer yargılarımı yargılıyorum! namus! ayağa kalk!


sol duyumun dediğidir:)

sol elim, zavallı elim, acemi elim:)
aslında sol el, velinin oğlu orhanın, bahsettiği kadar zavallı değildir. sol elin, zavallılık tarihi, kitabı mukaddeste, sol tarafa vurgu yapılarak, solun akıbeti hakkında cehennem ateşinin muştulamasıyla birlikte, misal ''vay! o kitabı soldan verilenleri haline!'' diye bi ayetcik indirip, solun lanetlenmesine dayanır.
Bu lanet, değer yargılarımın, sağına gelip oturmuş, sıranın kendisine geleceği vakti büyük bi sabır ve tevekkülle beklemektedir.
Peki efendim, sol tarafın müslüm tarafından bunca laneti bi paratoner gibi çekmesinin nedeni nedir?
O vakit, Markizde otursun sessiz, seyre dalsın zaman, gözlerinde tozlarla.Gel feleğin şu çarkına, çomak sokalımmmmmmmm :)ha ha....çok hoş.)

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, afrikanın kuzeyinde, çölün bağrında, ölümsüzlüğe and içen adamların kutsal kabirleri göğün mavi göğsünü yırttı ve hala yırtmaya devam ediyor.
Amon -ra!!!!
Firavun, ölümsüz dünyayı fethetmek ve ölüler ülkesine geçmek için kendisine kutsal bi kayık dahi yaptırmıştı.
Asasını sol elinde taşıyordu. elini kalbinin üstüne yani sol yanına koyuyordu. çoğu tablette, sol eli ayaktaydı.
Kalp soldaydı ve firavun kalbin, yani solun, hayatın merkezi olduğunu tabletlere kazıyordu.Kutsal bilgi, zaman karşısında yok olmaya çare bulsun istiyordu:)
Evlilik yüzüğünü ilk defa eski mısır prensesi Nefertiti takmıştı ve eski mısırlılara göre sol elin yüzük parmağı doğruca kalbe giden "vena amoris"i (aşk damarı)adını taşıyordu.
Velhasıl, eski mısırda 'sol' kutsaldı.

Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin, müslümün solu bu ka lanetlemesinin nedeni, firavunun solum sol tarafım cümle varlığım türküsünü terennüm etmesinden başka bi şey değildir:) Firavunun yaptığının tersi doğrudur, felsefesinden yola çıkan müslüm, firavunun asasını çalan musanın yolundan giderek solu, lanetlemiştir. düz mantık:) ha ha...çok hoş:)

Ben ardımda yaş bıraktımmm...gözü yaşlı eş bıraktımmm....sol yanımı boş bıraktımmm..heyy.....ne hoş sölerdi vicdansız:)

Bu arada ayağa kalkıp, savunmasını yapamayan namus:)bi sonraki duruşmaya kaldın. otur!nasip:) haftayaaa, buluşalım haftayaa...

23 Kasım 2010 Salı

masal şiirler


uyuyan güzel

Öpüp uynadırsın diye beni prensim,
bi yüzyıl uyudum.

Uyan güzel!
Pılını pırtısını toplamış, gidiyor hayat.
bi dur de!
bi selam söyle!

Uyan güzel!
Öpüp uyandırsın diye onu prensi
bi yüzyıl uyudu.

14 Kasım 2010 Pazar

kurbanlık ismailin, kurbanlık bi koça dönüşü üzerine hasbihal:)


Daha çatal, kaşık, bıçak icad edilmemişkennnnnnnnn, ismaile inennnnnn koççç kurban edilmemişkennnnn, bi kavga başlamış ki nasip kısmet uğrunaaaaaaaaaa,
kapağı ver kulbu al kurbanı hiç soran yok. buyurunnnnn dostlarrrrrrrrrrr buyurunnnnn, halil ibrahim sofrasınaaaaaaa:))))allam ya...ne hoş sölerdi barış abim:)
ama efendicim, mevzu o deil bakın mevuz ne?

Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin:)Adem oğlu ve havva kızı cennetten kovulduğundan beri, tanrıya kendilerini affetttirmek için çabalar durur.Bu çabaların en afilli olanı, devran döndüğünden beri kurban törenleridir. Önceleri yiyecek sunarak tanrının öfkesini dindirmeye onu doyurmaya çalışmışlardır ki; cıkk... bu işe yaramayınca, bu işin yiyecekle olmayacağını anlayıp düz mantıklarını devreye sokarak, kendilerine en ağır cezayı verip, tanrının cezasını hafifletmeye çalışmışlardır.
Kendilerine verecekleri en ağır ceza nedir peki?
En sevdiğim olur musun?ahhh...gönlüm....ahh:)) ha ha...ne hoş söler çelik oğlanı:)
En sevdiklerini ona sunmak elbette:))
Peru'da Huacabandera'da arkeologlar, Moçe ya da Moçika uygarlığı döneminden kalma insan kurban edilmesi için kullanıldığını düşündükleri antik bir tören alanı bulduklarını açıkladı. bakire kızların Tanrılara kurban edildiği, bu törenler için özel sunaklar bulunduğu efsaneleri her daim anlatılır. Son buluntulardan yola çıkarak, bu geleneğin daha önceleri de varolduğu anlaşılıyor.

Zaman aktı, zaman geçtiiii, zaman zaman içindeeeeeeeeeee....
ve insan kurban etme vahşetine bi adam son verdi?
ibrahim?????
Rab bi gece rüyama girip dedi ki; oğlunu kurban et!
Ve ibrahim oğlunun kafasını kesmeyi allahın emrettiğini iddia eder!!
Bu iddia üzerine şu sorucuğun ampulu kafamızda yanar!
Tanrı bu kadar zalim mi?
Peki bu adam, oğlunun kafasını kör bi bıçakla keseceği için mi, yoksa, oğlunun yerine bi koçu kesmeye karar verdiği için mi, hazret ilan edildi:)
bu bi muamma:)ha ha....çok hoş:)

sonuç olarak, ibrahim,insan kurban etmenin sonlandığı bi dönemde, oğlunu kurban edeceği fikriyle ortaya çıktı. ve sonra oğlunun yerine bi koç kurban etti.
ve islam tarihine , adını altın harflerle yazdırdı.
hımmmm....zekice:)))

Bakınız ulema bu olayı nasıl nakletmiş:))

Baba oğul sık sık daga odun kesmeye giderlerdi. Yine
bir sabah, Hz. İbrahim oğluna ip ve bıçak almasını,
birlikte oduna gideceklerini söyledi. Baba oğul
yanlarına ip bıçak ve balta alarak yola koyuldular. •
Mina mevkiine gelince, Hz. İbrahim gördügü rüyayı
yavaş yavaş ogluna anlatmaya başladı. Allah
tarafından imtihana tabi tutulduklarını anlatmaya ,
çalışıyordu. Hz. İsmail'de babasının anlattıklarından
sonra, en ufak bir korku ve telaş, olmamıştı.
Hayatı veren Allah değilmiydi? Sahibi O olduğuna
göre yine O alacaktı. Ama erken, ama geç. Üstelik
bundan daha şerefli bir ölüm olabilirmiydi?
Hz. İsmail tam bir teslimiyet ve tevekkül içindeydi.
- Babacığım, hiç endişelenme. Her ne ile emrolundu isen onu yap. Allah'ın izni ile beni sabreden biri olarak göreceksin.
Hz. İbrahim, İsmail'in boynuna sürmek üzere "Bismillah" deyip bıçağı çekmişti. Bıçağı Hz. İsmail'in boynuna sürünce, bıçak kesmeyiverdi. Çünkü, Allahü teälänın istegi; Hz. İsmail'in kurban edilmesi değildi. Bu olay ile Hz. İbrahim ve ailesinin sadakat ve sabırlarını meleklere ve bütün insanlığa göstermek istiyordu. Bu bir dostluk ve bağlılık sınavı idi.
Ismail'i yüzükoyun yere yatırıp bıçağı yeniden indiriyorken, duyduğu ses ile durmak zorunda kaldı.
- Ey İbrahim, Allah'a ne kadar bağlı bir kul olduğunu
ispatladın. Dur artık İsmail'i kesmene lüzum yok. Hz.
İbrahim başını kaldırıp, sesin geldiği yere yani yukarı
bakınca, elinde kurbanlık bir koc ile Cebrail
aleyhisselâmı gördü.
- Ey Ibrahim bu koç kırk senedir cennette beslenmektedir. Şimdi oglun İsmail'in yerine onu kurban etmen için yeryüzüne gönderildi.
Hz. İbrahim sevinç içinde oğlunun gözlerini çözdükten sonra, koçu alıp kurban etti ve Allahü teâlâya şükretti.

hımmm...bu kıssadan çıkan hisse:)) cennete, giren tek hayvan, yedi uyurların köpeği kıtmir değilmiş.)))ha haa...koç da varmış:)))
çok hoş:))
neferteti mazlum halkını selamlar, bayramlarını kutlar:))

9 Kasım 2010 Salı

kleptoman:)))


Doğrudur çaldığım
muhammedin sözlerini
ve Musanın asasını
ve Nuhun gemisini
Ve yusufun yüzünü
ve Davutun örsünü.
çıplak ellerimle çaldım,
prometenin ateşini!
yandım!
yine de çaldım!
ama sor ki; niye çaldım?
Açtım,
açıktaydım!

5 Kasım 2010 Cuma

Nereye koşuyorsun anabelli? Rahmet yolları kesti!!!!


Anabelli, ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi.
Bi ceylandan daha hızlı koşuyordu ormanda. Dağlardan, denize koşan sulardan daha hızlı!onları izlee anabelli!! küçük damlalar! damlalar, seni evleklere !evlekler, derelere, dereler nehirlere, nehirler denize götürecek!!!!deniz ne tarafta? ağaçlar geçiyordu yanından.yaşlı ağaçlar.genç ağaçlar.durup bakmıyordu bile.

günlerenden bir gün, soğuktu va yağmur çiseliyordu.
ısınması için kibritlerini yaktı kibritci kız, biraz çalı çırpı, topluyordu ormanda.kırıyordu onları sonra. sıcacık bi soba ve sıcacık bi masal için:)
Uğursuz çalının biri önce inatla kırılmadı. sonra, şakkkkkkkkk...diye gözünün içine kırıldı.
Pamuk prenses!!!diye bağırdı anabelli!!!göz yaşlarım kan akıyor.yoksa kutsal meryem miyim?
Pamuk prenses baltasıyla çıktı geldi!kör olacak dedi, feride teyze!rabbim nası bi kara yazı yazmış böle? yazdıysan bozsun !!!!!!diye bağırdı !!!gitsinnn!!bi daha yazsın!!!!
sana karaaaa yazııı yazıldıııı sanmaaaaaaaaa....insanın da kaderi böyleeeeeeee öyle bi geçer zaman ki:)))hımmm....çok hoş.)

gidelim dedi benim küçük şirinim!!!yol uzak!ayaklar çıplaK!
ve gittik, parka ve yürek parmparçaaaaaaaa....

işte yolll...nihayet yolll...bi kumaş gibi yırtılıyor gözüm. yağmur yağıyor,karla karışık! gözyaşlarım hala kanla karışık.

sol duyum çıktı geldi, sol omzuma oturdu, bi türkü terennüm etti.
kuş uçmazzzzzzz,kervannn geçmezzzzzzzz bi yerdesinnn, su olsannnnnnnnn kimse içmezz, yol olsan kimse geçmezzzzz...
Yol oldu ve birİ geçti!!
ve rab, ona yeni bi kader çizdi:)
yeniden hesaplanıyor dedi:)

Pamuk prenses baltasını yola vurdu! dur müslüman diye bağırdı!!!!kamyon durdu!
küçük şirinim kan ağlıyor, kör olacak! dünyayı göreli daha altı bahar geçti!Çok az!götür bizi dedi, kulun, köpeğin olayım!

kamyonunun adı neydi, kamyoncu? al yazmalım, selvi boylum... kırmızı mıydı rengin? cıkk...değildi.mavi...kırık dökük bi mavi.kırınnnn..kıırıınn...nefessiz kalıyordu yollarda ama bizi götürdü.

Nihayet denizi gördü!!!ilk ve son defa mı görecekti denizi?elbettttttttt nasip kısmettir bu işlerrrr....elbettt dönerrrr devrann..olurr seyrannnn....elbettt....ne hoş türküdür:)

Hiç acımayacak, dedi beyaz yakalı adam. şimdi bu iğneyi gözüne yapacağım.azcık yırtılmış.sonra da yırtığı dikeceğim.
kör mü olacağım dedi anabelli büyük ceylan gözlerini açıP? Ağaçlarrrrrr geçti yanımdan, uzun ağaçlar, yaşlı ağaçlar.son kez mi görüyorum gökyüzünü pamuk prenses??

kör olmak mı?delisin!!!dedi anbelli. tanrının yarattıklarını görmeden ölmek, en büyük korkum!
Dik onu lokman hekim!!!!and olsu ki; acımıyor!!gözümü dik!!!