Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

30 Eylül 2010 Perşembe

kızlara hava atmak için doktor olmuş, angut:)))


anabelli tatilde:)

Eşek gibi çalış, leydi gibi ye:) felsefesini kendiciğine karga edinmiş bendeniz, bu tatilde de memlektimin tozlu yollarına cıkk...yalan valla::) ha ha...tuzlu denizinin kızgın kumlarından serin sularına atlarken, bi süre sonra sıkılıp, artık aramızda kovalent bağ oluşan kız grubuyla bi tekne turu ayarladık:)geçen seneki, bütün kızlar toplandıkkk!! sorduk niye yıprandık türküsünü bize armağan eden! animatöre rastlamamak ümidiyle allam yaa..tekne mi dedim...yat!! o yat!!...yatta uzandıkk:) ha ha...çok hoş)
deniz eriii.al demirriiii sıra sıraaa vayy...dolaşalım limanları vira viraaa vayyy...türküsü dudaklarımda, teknenin yemek bölümüne yerleştiğimizdem:)hemen yanı başımıza da bi çift yerleşti:)
er kişi sürekli konuşuyo...hatuncuk hanımhanımcık:) hafif bi tebessümle, er kişinin söylediklerini teyit ediyo:)er kişi orta yaşlara yol almış, hali vakti yerinde, kurduğu uzun ve sesli cümlelrden de doktor olduğu anlaşılıyo:)))
diyeceksiniz ki; ne var bunda:) arabalarının plakalarını DR almaları kadar doğal...ama efendim mevzu o deil::) bakın mevzu ne?

bu, kızlara hava atmak için doktor olduğu sonradan anlaşılan angut, elleri kolları tabaklarla dolu garson çocuğukla hasbihalde:)
garson çocuk hımmm...14-15 yaşlarında kanımca...ne iş yapıyorsun diyor, garsona? çocuk şaşkın bi ifadeyle...garsonum abi diyo:))
angut devam ediyor. garson diye iş mi olurmuş!! misal kızlar sana soracak ki; nerede yaşıyorsun-marmaris-ohhooo diyecekler...
nerde çalışıyorsunn..yatta diyeceksinn..yine ohooo...diyecekler...
ne iş yapıyorsun dediklerindee...garsonum mu diyeceksin!o zaman...hımm...diyeceklerrr:)))
garson çocuk şaşkınlıkla hala ona bakıyo. bi taraftanda elindeki kolundaki tabakları düşürmemeye çalışıyo:)allam yaa...böle tuhaf olaylar gelip ,nasıl beni bulur:) valla...bilmiyom:)çağırıyom mu acaba:) ha ha...çok hoş.)
yıllarca, doktorların insanların hayatlarını kurtarmak için onca yıl okuduğunu düşünürdüm:) yalanmışşşşşşşşşşş...yalannnmışşş..yalannnmışşş meğerrrrrrrrr...kızlara hava atmak için okumuşlarrrr:::)))cıkk...cık...hiç hoş deil)

sol duyum çıktı geldi sol omzuma oturdu, mehmedin oğlu akif oldu dedi ki;
ayıp mı çalışmak! günah mı yük taşımak!!! ayıp dilencilik! işlerken el, yürürken ayak:!!

25 Eylül 2010 Cumartesi

hayatımın yontma taş devri:)


     Ben kuşlarda küçükken,en sevdiğim derslerden biriydi tarih. Hangi savaşta kaç kişinin öldüğünü soran angut hocalar dışında hocam olmadı ama:)yine de büyük bi heyecanla,kılıç şakırtılarıyla çevirirdim sayfaları.
zamanın tozuna karışmış, anadolu medeniyetleri, en büyük aşkımdı:) misal hititler :)hayat için gerekli olan bi çok şeyi unutup, hitit kraliçelerine tavananna denildiğini bi mıh gibi tutardım aklımda:)haliyle, bu yaşamsal bilgi ormanda çok işime yarıyordu:).
Gizlesem hiç fayda etmezzzzzzzzzzz,
Söylesem de daha beterrrrrrrrrr.
SORMA NEDEN, SORMA NEDEN ne hoş söler rafetim romanım:)

    Ama efendim, mevzu o deil. bakın mevzu ne? Hayatımı devirlere bölüp anlatmak fikri o devirde düştü aklıma:)
    Misal hayatımın yontma taş devri, gerçekten bi felaketti. Ormandayım, ayaklarım çıplak,yedi cüceyiz, pamuk prensesin etrafında,
daha çok küçüğüm avlanmayı bilmiyorum. cıkk...Cık...diye vahlanıyordu pamuk prenses, feride teyze, bu kız başıma kalacak...ha ha..o bi futurist:)
Taşları toplamaya başladım önce... bi sürü yontulmamış taş:) hımm..devrin gerektirdiği davranış biçimini sergileyip, uygun olanlarını yonttum:) uçlarını sivrileştirdim:)mağaramın duvarlarını çizdim. uçan bi kazz!!!

     Topraktan çömlek yapmaya başladığım sonra:)artık bi mağaram var. üşümüyorum çok iyi. Zeki, çevik, ahlaklıyım aynı zamanda:) ama hala avlanamıyorum, toplayıcılık yapıyorum, ormanda ne var ne yok toplayıp yiyorum. Karnım tok,sırtım pek. Büyük ceylan gözlerimi açıp mağaramdan dışarı bakıyorum ara sıra.Biraz korku var hala, sivrilenmiş taşlarım hemen yanımda.En küçük bi tehlikede ışın kalkanlarımı açıyorum:) kimseye saldırmıyorum, ama bana saldıranları öldürüyorum.Bi kaç taşıma kan bulaştı. Bazen ben, benden korkuyorum. Ne yapacağım hiç belli olmuyor.Taşlarını iyi sakla sana saldırlarsa kafalarına vur, diye bağıran pamuk prensesin sesi, kulaklarımda.Kendini korumayı öğrenmelisin.Kendimi korumayı öğrendim. Yaşama tutun. Tutunamayanları okumamama rağmen, yine de tutunuyorum.sakın bırakma!!! sakın bırakma!!cıkk..asla bırakmam:)
aaaaaaaaaaa benimmmm dilsiz dillerim. a benim sessiz ellerim. Yakala saçından tut hayatı. Çevir yüzüne öp öppppppp....ne hoş söler sezenim:)
çevirdim yüzünü ve öptüm:) hımmm...çok hoş.)

19 Eylül 2010 Pazar

Bİ CEYLANLA ASLANIN BARIŞ GÖRÜŞMELERİ:)


ORMANDA DEMOKRASİ:)
Küçük ceylan büyük ceylan gözlerini acıp, söz aldı ve dedi ki; aslan kardeş madem barış sofrasında toplandık, öncelikle, masadaki şu kızarmış ceylan butlarından kurtulmalıyız kanımca:)iğğğkkk....onlar var oldukca benim midem kalkıyor.azcık da tırsıyom.korkumdan diyeceğimi unutuyom:)böle nası demokrat olacaz.cık...cık...olmaz ki böle:)

Bide her sabahhhh...harttttttttttt!! diye bi kükreyişin var:) allam yaa...kulaklarımı tırmalıyo.tamam büyüksün anladık da:) her sabah bunu yapmak zorunda mısın?
Ben seni düşündüğüm için söylüyorum bunları:) bi de çok sağlıksız besleniyon sölim:)dost acı söyler. et yemekten vazgeçmelisin!!!!! cıkk..cıkk..hep kırmızı ett...hep kırmız et!! yasak!!!vejetaryan ol!!!vejeteryan bi aslan prototipinin ormanda değişim sürecini nasıl tetikleyeceğini farkında değil misin?

allam yaa...et yemezsem üçgen vucudumdan olurum diye de endişelenme kanımca:) koca fili görmüyor musun, o koca cüsseyi ot yiyerek besliyo:)belkide ot yemek seni filleştirebilir:)bence denemelisin!ha ha...çok hoş)
Hamiş: ormanda uzun süren barış görüşmeleri sonucunda; görüşmeler kanlı bitti:)aslan, ceylanı yedi:)

Demokrasi, çoğunluğun hayvan olduğu yerde, orman kanunlarının hüküm sürmesi demektir:)NEFER-NEFORİZMALAR-M-S-2010-TABLETLERE YAZILSIN:)
ha ha...çok hoş)

15 Eylül 2010 Çarşamba

DEVLETLEŞEN ŞİRKETLER VE MONARŞİNİN DÖNÜŞÜ:)KRAL ÖLDÜ!YAŞASIN YENİ KRAL! PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!


Solduyumun dediğidir:)

Kral öldü yaşasın yeni kral! sloganı garbın afakında dalgalandığı demler, padişahım çok yaşa sloganı da şarkın afakında dalgalanıyordu. Ve günlerden bi gün, Fransada hain bi giyotin, kralın kafasını koparırken şarkın padişahı, kalın ensesinde soğuk bi rüzgar hissetti.

Tebasına en iyi aşı veren kral ya da padişahın ölümü ya da doğumu büyük bi guruhu ilgilendiriyordu ki, karnı tok sırtı pek tutan, kral 1789 tarihinden itibaren yerini ulus denen bi sürüye bıraktı.Rüzgar hızla esti ve monarşinin, diktası tarihin tozlu sayfalarına saklandı
Artık devleti padişah değil, ulus yönetecekti.

ulus-devlet burayaaaaaaaa!!! yumrukk havaya!!!ha ha...çok hoş slogan:)

Bu ne üdüğü belirsiz sürü, aç halkı tok kılmak, çıplak halkı giydirmekle yükümlüydü. Bundan böyle halk, garbda kralının, şarkta ise padişahının çok yaşaması için değil de devletin çok yaşaması için çalışacaktı.karnını doyuran, sırtını giydiren devlete sıkı sıkıya bağlandı.

Zaman aktı...zaman geçti...zaman zaman içindeeee...ve günlerden bir gün monarşinin tohumları yeniden tazelendi:) Aç halkı doyurmak, çıplak halkı giydirmek,görevini üstlenen, dev şirketler okyanusun ötesinden çıktı geldi:)

Sam amca ve kuzenleri, sömürünün adını değiştirmiş, sakallarını kesmiş müslüm gibi parası neyse ben öderim, felsefesini usulca, ulusun kulağına fısıldıyordu. Artık devlet hantallaşmış, tebasının karnını doyuramaz hale gelmişti.Elinde ne var ne yok satmalıydı.batannn gemininnn malları bunlarrrrrrrr....
Öyle ki bu dev şirketler, küçük ulus devletleri, hüpp...
diye içine çekecek kıvama geldi.Microsoftun bütcesi, küçük ulus devletlerin eceli olacaktı.ve elbette buna doğudaki müslüm, vebil kaderi diyecekti:)
Artık halk, devletle bağlantısını sağlayan vatandaşlık kavramını, sorguluyordu.Kendisinin karnının tok, sırtını pek tutan şirket içinse yapmayacağı şey yoktu.Büyük şirketler sayesinde, sam amca, küçük ulus devletlerin vatandaşıyla, bağlantısını sağlayan en büyük damarı kesmişti.misal şah damarı.
Bu arada, ulus devletin sonunun geldiğini söyleyen fısıltılar, bağırışlara dönüştü!Sana iş vermeyen aş vermeyen devlet ne işe yarardı.Her zaman ki gibi holıvıd bu çabalara kol kanat gerdi.Şark merkezli filmler çekilip arada küçük repliklerle bu düşünce biçimi vatandaşın bilinçaltına yerleştiriliyor.misal -- film--pers prensi:))bi replik:)sevimli hırsız şöyle diyor-neden devlete vergi veriyoruz kİ; bizim için ne yapıyor?

ve hoşgeldin monarşi!rivayete göre dünya çapında, 94.286 kişi, Bill Gates dudaklarının arasından çıkan cümlelere bakıyor.öldüğünde yerine geçen velihatın, kendilerine culus dağıtıp dağıtmayacağını merak ediyor.
KOMPLO TEORİLERİ-M-S-2010-NEFER-NEROFİZMALAR-TABLETLERE YAZILSIN-ha ha...çok hoş.)

9 Eylül 2010 Perşembe

Din, devleti iğfal etti:)


Dinle devleti birbirinden ayıran kötü kalpli laiklik en sonunda, müstakını buldu.Müslümin gönlü, teoride olmasa da, pratikte, dinle devletin ayrılmasına daha fazla razı gelmedi:) bırakınız yapsınlar bırakınız s..kkler felsefesini kendilerine karga edinmiş guruhla birlikte, dini devletle seviştirdi.

Bu sevişmenin, meyvaları da, yakında olacak referandumda tomurcuklanıyor.Bayram namazını kılan devletlum, ibadete gelmiş müslümanın, evet ohh...çok...iyiydi..gibi sesler çıkarmasını salık veriyor.İnanan ya da inanmayan farketmeksizin, toplumun büyük bi kısmı tarafından saygı duyulan değerler, ayaklar altına alınıyor.
Müslüman bi iftar çadırında misal orucunu açarken, müslüman kabedeyken misal günahlarından arınırken, dinin devletle sevişmesini caiz sayıyor.
Müslümin devletle sevişdiğini duyan, fener rum patriği, elinde haçıyla koşup geliyorr..ellere var daaaa...bizzee yokkk miii..türküsü dudaklarında..soluğu trabzonda, yıllarıdır müze olarak faaliyet gösteren sümela manastırında alıyor.Bide konuşmacık yapıyor.Biz burada padişahların ruhuna dua etmeye geldik:) düşmanımın, düşmanı benim dostumdur felsefesi hakim:)alt metni okuyorum! ey müslüman! ikimizin de düşmanı türkiye cumhuriyetidir.dolayısıyla kurucusu atatürktür.eski güzel günlere dönelim.siz de osmanlı olun! angut müslüm, inandı inanacak! g.t kadar toprak kaldı elinde nası osmanlı olacaksa:) biri şu mazluma bi osmanlı impt.haritasını versin, hayrına:) cıkk..yoksa osmanlı derken.osmanlı beyliğinden mi bahsediyo:)ha ha...çok hoş.)
Trabzonda yıllardır faaliyet gösteren bir kilise olmasına rağmen bu saruhanın, sümela manastırında duacık etme isteğine bi anlamverenler bi berigelsin:) şüphesiz burada bize apaçık bi mesaj var:)
Çürük başlı balık, başarıya giden her yol mübahtır felsefesiyle, kendi çürümüşlüğünü toplumun her kademesine yayıyor.Balık baştan kokarsa ne yapmalı efendiler!
Ya bu balığı yiyip mefta olacaz, ya da başı keseceğiz:)
Bekleyip ya göreceğiz ya da öleceğiz:)
ha ha...çok hoş) bak şu sarışına:)

8 Eylül 2010 Çarşamba

tavuk masalları:))




anabelli, ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi.Günlerden bir gün pamuk prenses, yedi cücelerinden şirin cüceye, sen artık büyüdün dedi.Yedi cüceler aç, onları doyurmalısın.
İsmaile inen koçu, rabbime adayacak yaşa gelmedin ama, bi tavuğun kıldan ince boynunu kesebilirisin.er kısmı, kan akıtır.karın doyurur. hatunun kan akıtması, günah.büyük günah.Bıçakları birbire sürdü bilge şirin.şırakk.şırakkk...

ha ha...küçük tavuk seni yakalayacağımm.hızlı koşuyorsun ama benden hızlı değil, dedi anabelli.senin için üzülmüyorum, seni kaderini ben yazmadım. sen hiç bi solucanı yerken üzüldün mü misal? hımm...oyun başlasın!hızlı olan kazansın.cık...vazgeçmeyen kazansın.
yakaldım onu! bi tavuktan daha hızlı mı koşuyorsun anabelli. cıkk...ondan hızlı koşmuyorum.ama o yorulup vazgeçiyor.bense asla ...bi de saklanmaya çalışıyor.dikenliğe saklanıyor, misal:) onu görmemem için dua ediyor, tavuk tanrısına muhtemelen.ama onu görüp, üzerine atlıyoruM!!!

bıçakları bilee, bilge şirin! yakaladım onu! ayaklarını sıkıca tut.kanatlarını da. mineşşeytanııııııııı racimmmmmmmm....cıkk..olmadı.bilge şirin, er kişi değil mi yoksa?yarı kesik bi kafayla, fırladı tavuk. kan sıçradı eline, kollarına.günah! büyük günaH!birden kesmeliydin kafasını oysa.. mineşşeytaniiiiracimmm... kan aksın.yağmur yağsın.
temizlensin toprak.

onu sen yakaladın.neden yemiyorsun.çok koştun, yoruldun üstelik.ye!!!!!!! yemelisin . yemezsen ölürsün.kaç defa söyledim.ölürsün! büyük ağaç gibi seni gömeriz! çok sıskasın.çok zayıf.çelimsiz.güçsüz.her zaman seni koruyacak biri olmayacak küçük şirinim!yeeee! ne bulursan yee!taştan yumuşak olanı yemelisin.ormanda yaşıyorsan bunu bi mıh gibi tut aklında.

cıkk...yemiyeceğim.kızdır ölemez derdi, ormanda yaşlı ağaç.kızlar ölmez!!hımm...meraktayım.çok merakta:) dağların arkasında ne var?
dağlarınnnnnnnnn, arkasındaaaaaaaa yarrrr, önündeysee, hep ayrılıklarrrrrrrr....

Ve günlerden bi gün...
anabelli uçsuz bucaksız bozkıra bakıp dedi ki; dağlar nerde? Toprak, dağları yedi mi? Tanrının yarattığı dünya bitti mi?

4 Eylül 2010 Cumartesi

VATAN İÇİN SOYUNAN, HAYIRLI SOLCU KİMDİR?:))


Ben ardımmmdaaa yaş bıraktımm...gözü yaşlııı eş bıraktımmmm....sol yanımmı boş bıraktımm...heyy...diye türkü çığıran bi zamanların, solcu kürtleri, hızlı bi manevrayla, faşo kürt kimliğine bürünürken, değişimi yakalamak adına :))) aynı sol şeritte hız yapan solcu pilotlar da, bu günlerde rotayı özgürlük adına sağa doğru kırmakta. Efendicim, sağdan gittt...sağdan gittt...kaldırımın sağındannn...türkücüğü dudaklarında, memlektimin tozlu yollarında sağdan gidenlerse, sol şeritte hızlanan pilotları, 82 darbesiyle, doğru yola getirmenin safasını sürüyo:)

Efendicim, peki bu hayırlı solcu kavramını ben şeyimden mi uydurdum:) cıkk..Nur yüzlünün saman gazetesi, bu solcuları diğer zındıklardan ayırmış, efendicim bi malumat yayınlayarak, ey müslüman bazı solcular vardır ki; o mahşer gününde defterleri soldan verilecek olsalar bile bizim için hayırlıdırlar, fetvasını vermişlerdir. O nedenle bu grupta yaşayan tek hücrelilere biz kısaca ''HAYIRLI SOLCU'' diyecez, benim sevgili mazlum halkım:)
Bu hayırlı solcuların, gerek kürt faşo, gerek nuryüzlü için en faydalı olanı, şüphesiz ki; Tarak gazetesinin ahmedidir:)
Fakat son demlerde, sanat camiasından da , doğru yolu bulan hayırlı solcular, peydahlanmıştır.
Ama efendicim, mevzu o deil.bakın mevzu ne)
Biraz önce ülkemin mübarek kanalı TRT de, bi sanatcı hatunla, er kişi hasbihalde. Er kişi, hayırlı solcu hatunu, bu muhalif tavrından dolayı kutluyor.
General, babasına, trip atan asi kız, LALE ablam, müslümün gözdesi:)
Güya hayat hikayesini anlatıyo, ama mesaj ortada, ben özgürlükler adına, müslümü destekliyom diyo LALE ablam:)
Askeri disiplini çocukken de sevmezmiş.Ailesi ona özgrüce soru sormayı öğretmiş.Hah! işte LALE ablam...biz de onu istiyoz.Ama çember sakal var oldukca, sorularımız korkudan k..çımıza kaçıyo:)Bize soru sormayı değil, soru sormamayı öğretiyorlar.
Daha bi kaç yıl önce, bu ülkeye sekiz yıllık eğitimin asker postallarıyla geldiğini unutmadık.ZORLA!!!!Pişmanmıyızzzzzzz...aslaaaa..güzelleştikkkk yasla:)) ne hoş türküdür:))
Müslüm, yatak odasıyla mutfak arasına tıkdığı mümineyi, önüne katıp meydanlarda, sekiz yıllık eğitime hayır dediği günleri unutmadık.
Bi mümin, şöyle diyordu, bu 'asker milleti' kızlarımızı evde bırakacak.bİ KIZ ÇOCUĞU İLKOKULDAN 11 yaşında mezun oluyor. biliyormusun?Bunu söyleyen bi baba tanıyor musun:) cıkk..sanmam...susup, ona bakıyoruz.içimizde sevinç çığlıkları...bi şirin daha diyoruz. hiç olmazsa, onikisini tamamlasın.

Büyük ihtimal, peygamberin mübarek tokadı ülkemin suratını indiğinde, soluğu Londrada alacaksın! Bizim için vahlanacaksın.Bahtsız ülken için, büyük memelerini açıp, hey özgürlük deyip soyunacaksın:)

Biz gidecek yeri olmayanlar, akdenize bi kısrak başı gibi uzanan bu cennet bu cehennemde ölecek olanlar, bundandır ki; sizden daha çok endişeliyiz:)

Armut dalda asılsın, LALE ablam nasılsın? Bu bizim hikayemiz, gastelere yazılsın:)

2 Eylül 2010 Perşembe

Sarı Fatma


Bi gün,
yağmurlu bi sabaha
uyandığında ormanda,
günahkar kıllarından,
kurtuldu Fatma.
bi makas döktü saçlarını,
göğsüne, omuzlarına.

Çocuklar toplaşıp başına,
bağırdılar ona.
Kabak Fatma,
kel Fatma!
Şekerli ekmeğini yedi,
sümüğünü emdi.
temizlendi.
Artık, Muhammedle oynayabilirim dedi.
gülümsedim:)
gülümsedi:)