Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

29 Nisan 2010 Perşembe

SAĞDUYUMUN DEDİĞİDİR:)

Sol duyumu niye dövdüm!

Efendim başıma neler geldi. Bi anlatsam da içimdeki sıkıntıcıkları atsam. çağdaş olup bi psikoloğa mı gitsem, çağdışı kalıp kurşun mu döktürsem bilmem. bu münafık sol duyum yüzümden başıma gelmeyen kalmadı. Bakınız niye.

Onu dövüp, bir hücreye kapattığım doğrudur. Yaptım ama sorun ki niye yaptım. Bu zındık kuşlardan da küçükken saçı uzun aklı kısadır onun, bir hasbıhal esnasında, ‘Allaha inanmak, şeytana inanmaktır’ demesin mi!

Aman ya rabbim! Kıyamet! O vakit ben sağduyu olarak, kılıcını kınından çeken hz. Hamzanın siluetinin önüne atıldım da, diz çöktüm, şefaat ya resulallah dedim! O küheylan ömer bi zamanlar kafir değil miydi? Sahabelerin, en hayırlısı Hamza affediciliğiyle ünlü değil miydi? affet dedim. Bu karı kısmının şahitliği bile kabul görmezken, söylediği laflar mı hüküm görecekti. Neyse ki hz. Hamzanın silueti imana geldi de kılıcını kınına koydu.

Fırsat bu fırsat, zındığı saçından yakaladığım gibi, bi hücreye kapattım. Dilini eşek arısı soksun da çemkiremeyesin dedim. O ölünce ben de biterim. Bilirim.Bize de böyle bi kader yazmış hikmetinden sual olmayan.

Hücresinin kapısına koca bi kilit taktım.Ağzını burnunu kırdığım da doğrudur. yaptım ama sorun ki niye yaptım. Efendime söyleyeyim, efendime söylerken siz de dinleyin. Yılanın başını küçükken ezerler buralarda. Yılan belleyeceklerdi onu. Koparacaklardı kıldan ince boynunu. Hiç, göremeyecekti denizi.

Yıllar asırlar gibi gelip geçti,

az gittim uz gittim dere tepe düz gittim.

Fikret’in oğlu Tevfik çıktı geldi dedi ki;

İşte bi yol ki, hep çakıl hep diken,

Geçeceksin yarın bu yoldan sen.

Geçtim ayaklarım yorgun,

Ellerim şerha şerha bağrım hun.

Ben yürüdükçe yol uzadı, arttı,

Çalı dişledi, taş ağırttı, yırttı.

Çırpındı her diken de bir parçam.

Yine ben pür emel önümde uçan,

O eseri hayali kapmak için.

Atıldım, yırtıldım ve bi gün!.

Denizi gördüm. Hah!!! İşte deniz dedim. Koşup gittim hücresinin kapını açtım.Bre zındık solduyum, çık dışarı dedim. Velinin oğlu Orhan gibi bağırdım! İşte deniz! yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; git gidebildigin yere. .

Öylece bana baktı önce. Ceylan gözleri camlaştı. Sonra çıkıp bi koşu denize baktı. Ben sağ duyu olarak, gitt hadi diye bağırdım…!!!! Hadi gitt bre zındık…dilediğince türkü söyle…öyle bağıra çağıra…yalan yanlış…uydura uydura…hadi git!!

Sonra döndü, durdu. Huysuz bi at gibi kafasını iki yana salladı. Gözleri dağ gölleri gibi doldu camlaştı. Gitmedi ağlamadı. Gitmedi, ağladım.

Aç kaldım, susuz kaldım, terk etmedi sevdan beniiiii diye bi türkü terennüm etti, o gün bu gün çemkirir durur sol omzumun üstünde:) Beni sevmez bilirim. Onu dövdüm. Yaptım. ama bilin ki niye yaptım.Öyle işte...

Hani ıssız bi yolda geçerken...hani bi korku duyarda insan...hani bi şarkı söyler ya, içindenn...işte öyle bişey:))ne hoş söler erol abim:) hoşş...çok hoş:)))

28 Nisan 2010 Çarşamba

Öz-ELLEŞME devam ediyor:)


Eğitimsiz, öğretim.

Eğitimsiz kalan bir öğretimin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir. misal: şah damarı:)
M.S 2010-NEFER
Bundan bi dem önce, gençliğin kafacığındaki iki önemli soruya işaret, buyurmuştum.Bilenler bilirler.Efendicim, gençliğin yüz puanlık uzmanlık sorusu, hala daha cevabını aramakta. ikoncan mı olcam, müritcan mı?
Eğitim ellerini, öğretimden çekince, mükemmel hırsız muhasebeciler, mükemmel bilgisayar mühendisi hekırlar, mükemmel erkek hasta muayene etmeyi günah sayan doktor hatunlar, hatun muayene edince ereksiyon olan, hımm...bu durumda derhal abdest almazsa cunup gezip cehennmi boylayacağını düşen mümin tabibler... bu uzar kitap olur.velhasıl eğitimsizlik, öğretimi ahlaksızlaştırır.
Kuralsızlığı kendisine, kural belirleyen guruh, avrupada her şey serbest, o ka özgürler derken, bu cümlesinin altında yatan gizli özne şudur. Bi kısm guruh ki, bu özgürlüğü bacak arasında arayan guruhtur, önüne gelen karı, kız, oğlan becerebiliyorsan..hah..işte bu ona göre özgürlüktür.Velhasıl,bu guruhun özgürlükten anladığı bacak arası mevzularıdır. Diğer guruhsa dinini yetrince türkiyede yaşamadığını savunur ki, ona göre de özgürlük, bu ahlaksızlığa karşı bi duruştur. Bu duruş kadını sarıp sarmalayıp, mutfakla yatak odası arasına sıkıştırmaktan geçer.Artık biz de böle böle özgürleşmeliyiz, der mazlum halkım. Zamanı gelmiştir.

Sevgili milli eğitim, artık milli kavramından sıyrılıp, kendini daha bi özgür hissetmesi için, talebesinde, bi değişimin şart olduğunu düşünür.Hımm...bu durumda. Öğrenciye daha çok özgürlük verme taraftarıdır.Fakat demem o ki, özgürlük anlayışı bu iki temel üzerine inşa edilir. Peki bu durumda ne yapar?hemen miili eğitmin sayfacığına bi anket koyar.

-Öğrenciye kıyafet serbestliği tanınsın mı?

artık demokratikleştik yaa...çoğunluk ne derse doğru odur felsefesi:)
Demokrasi:Çoğunuluğun hayvan olduğu yerde, orman kanunlarının hüküm sürmesi demektir, der nefer:)

Peki, ülkeciğinin eğitiminden bi haber, bu eğitimsiz eğitimciler, öğrenciye kıyafet serbestliği tanımanın, onları özgürleştirmek değil, sınıflaştırmak olduğunu farkında değiller mi?
Ama efencim, AB kıyafet serbestliği var diye hömkürecetir elbette. haklıdır da. Fakatt ey mazlum halkım!AB çocuk parsının ne ka olduğunu biliyon mu? AB asgari ücretin yaklaşık 2000tl bizde de 577tl olduğundan bi haber misin yoksa. Devletlumun fetvasına uyup üç doğuran mazlum halkım, Tv bangır bangır marka pompalayan dolgun dudaklı hatunun giydiği adidası subyanlarına alabilecek mi? Efendicim, adidas diye tutturan,- ki yeni jenarasyonun marka tutkusu ayyuka çıktı bi haber olanlara duyurulur- bu veletler okulda sürekli farklı kıyafetler giyerek markalaşan arkadşlarına bakıp, sokaktaki eşitsizliği okulda da yaşayınca ne yapayacaklar?
Basit, çok basit çalacaklar:) Test edildi onaylandı:)

Demem o ki sana; toplumdaki gelir adaletsizliği bi çığ gibi büyürken, çocukların kendilerini tek eşit hissettikleri okullarda, bu özgürleşme adı altında sakladığınız sınıflaşmayı, ayyuka çıkarmayın:)
Dostummmmmmmm, dostummmm güzellll dostummm....bu ne biçim düzen dostumm..bu ne çıldırtan dengeeee...yaprak döker bi yanımızz bi yanımız bahar bahçe:) hımmm..hoşş..çok hoşş.)

11 Nisan 2010 Pazar

Kürdi ağanın, demokratik anayasası:)


sol duyumun dediğidir :)


Demokrasi nedir, dedi kara tahtanın önünde karalar bağlamış zat-ı muhterem. Parmağıyla birlikte ayağa kalktı anabelli, ‘'halkın kendi kendisini yönetmesidir’’ dedi. Halk kimdir peki? Halk biziz. Demokrasi, bi topluluktaki çoğunluğun, birlikte yaşamak için gerekli olan kanun ve kuralları belirlemesidir vesselam.


Hımm…dedi kürdi ağa, bu iy bi şey…yeterince çoğalırsak, en demokrat biz oluruz. Misal bizim törelerimizi, kanun ederik, eğer yeterince veledimiz olursa, bu bizi güçlü kılar. Seyfiler oğullarımızdan birini vurursa beşi bize kalır. Aslında bu düşünce biçimi, doğal seleksiyona karşı bir duruş olarak ortaya çıkmıştır. Bi yedeklemedir anlayacağın.


Çoğalmanın güçlenmek olduğunu kavrayan kürdi ağa, pala bıyıklarını sıvazlaya sıvazlaya, her gece iştahla bi hatununu ziyaret eder. Amaç, yeterince çoğalıp, eski töreyi kanun etmektir. Seçtikleri vekiller, halkın temsilcisi değiller midir? Eh işte...halk böle böle istiyor der…misal 4 karıya kadar yolu var, kitabı mukadaddesin emridir. karşı durmak günah. Mecliste bi el kaldırmaya bakar :)

Bir zaman sonra kürt ile türkün farkını da kavrar, kürdi ağa. Bu farkın ortaya çıkmasında, Alamanyadan edindikleri dostların, misal Hansların payı çoktur. Bakmayın der hans, kürdi ağaya, g…t baş aynı olmanıza, aynı b..k laciverti gibi görünseniz de, eeeee.. çıktığınız g...t ayrı:)))) cıkk…aslında çok farkınız var. He valla der kürdi ağa. Ben kurttum, şimcik kürt oldum. sağolasın hans:)
Velhasıl, İşin çözümünü bulmuştur kürdi ağa. Misal mahallede muhtar olmak için bile, her bir karıdan, 7 şer tane olmak üzere…. 4 le çarpınca bide. oldu mu sana 28:)) oldu da bitti. maşallah.:))
Kürdi ağa muhtar. kürdi ağa demokrasinin zevkine varınca, bi de baktın millet vekili. Anayasa hazırlıyo, en demokratından:)) Artık bu iş için ne kadar çabaladığını varın siz tahayyül edin :))

GÖÇ

GÖÇ
Güneşin doğduğu yerden,
dörtnala,
ekmeğin kokusuna geldiler.
Kurtların, aç çığlıkları, gözlerindeki.
Deli bi rüzgar, dağıttıydı da,
kara saçlarını kadının,
kokan nefeslerinde,
inanç,
bir çınardı göğüslerindeki.
Şimdi ellerinde bayrakları,
batıya giden çıplak ayakları,
durmalı artık!
Artık suya giden ayaklarımıza,
suyu getirmeli ellerimiz!
m.s 2010-nefer

7 Nisan 2010 Çarşamba

Şeytan Rıdvan'ın allahı nerde:)))


İletişimden yargıya öz-ELLEŞTİRME:))

Sol duyumun dediğidir:)

Ararım ararımmm ararım seni her yerdeeeeeeeeee, sorarımmmmmmm, ıssız gecelerde sevdiğim nerde…allam ya ne hoş türküdür. Artık böle çağ dışı türküler yakmaya lüzum yoktur. Misal: sevdücüğün seni merakta mı bırakıyo…sana boynuz mu takıyo…boynuzlar saçına gitmiyo mu? Celallenmeyin güzel kardeşim, bi besmele çek hele, sonra pamuk eller cebe. Basacağın paraları tele-kulağa oh…ereceğin muradcığına:) sevdücüğün nerde kimle fink atıyo öğreneceğin-bknz-bilgi edinme hakkı... sonracığıma… misal Rıdvansan azda şeytanlık varsa ruhunda, Tanju senin için ne diyo, kim, kimi, kaça transfer edecek? Teşvik primi az geliyosa bi kaç rus hatunla, tatlıya bağlasak mı maçı, rakibe değilde onlara gol atsanız:) Misal paşalar darbe mi yapıyo…Necmettin hoca efendinin, kanlı mı olacak, kansız mı olacak diye parmak sallamasını beklemeden…tele-kulak can kulak iş başında, size şah damarınızdan daha yakın:) bi de baktın muhalefetin, belediye başkanının televizyonunun içinde. Yaşasın demokrasi!
Demokrasi böle böle gelecek memlekete elbet. Herkes, her şey, şeffaf olacak. Kurallara uyacak! Misal sigara yasağı çok hoş... TV de adamın g.tt açıkta elinde ki sigara çiçek olacak.

Türk Telekom özelleştirilirken bazı kurumların devletin bekası açısından özelleştirilmesinin sakıncalı olduğunu bağırırken, ağzı kapatılan bi kaç iyi adam bunlardan bahsediyordu elbet.

Öz-ELLEŞTİRME nin b.k bulaşmış, eğitim ayağına bakalım bi de. Özel üniversiteler yumurtadan çıkar gibi çıkıyo. Özel üniversiteler elbette olacak. ihtiyaç hasıl oldu. Ama efendicim sıkıştın diye yol ortasına s.çmak mı lazımJ)demem o ki sana, sonuca giden her yol mubah mıdır?
F tipi yapılanmanın sanal mimari ki, şeyh efendi gibi görünür; ama efendicim IP girersen sam amcanın şeyini görürsün. Artık iş kuran kurslarının küçük dünyasından çıkmış, gülbahar hatun kolejlerine, oradan fatih üniversitelerine kadar uzanmıştır. Velhasıl eğitimdeki öz-ELLEŞME yeni gelen jenerasyona, bilim öğretiyo gibi görünse de, sorgulamadan, analizden yoksun bi kuşak yetiştirmektedir. Kendisine, kitabı mukaddesin bi virgülün dahi değişmediğini, sonradan yazılmasına rağmen 12 hafız tarafından ezberlenip, noksansız tamamlandığına inandırılan, bi güruh ne kadar tanrıyı, hayatı ve yaşamı sorgulayabilir ki? Ki bu jenerasyonun çekirdekleri bu gün, ülkeyi yöneten tel bıyıklı zihniyettir. Bu kurumlar tanrının bilimden uzak, arap islamının köhne öğretileriyle genç dimağları öldürüyor.

Güvenlikte ÖZ-elleşti. Güvenliğin nasıl özelleştiğini anlamak için, kara köpekler havlarken filmini izlemeniz tavsiye ederim. Senaristinin, yönetenin, oynayanın, emeğine sağlık.

Artık insanların güvenliğini devlet değil. Mafya sağlıyor. Kendi kurallarını koyuyor ve uyguluyor. Demokrasi çoğunluğun hayvan olduğu yerde, orman kanunlarının hüküm sürmesi demektir der nefer. işte öle bi şey:))) hani ıssız bir yoldan geçerkennnnn, hani bir korku duyar da insannnnn, hani bir şarkı söyler içinden işte öyle bir şey…allam yaa ne hoş söyler Erol abim:)

Yargıyla da elleşiyorlar. Yargı ÖZ-elleşmeye direniyor. Onu satın alabilecekler mi? Misal tarikatların seçtiği vekil bakan, savcıyı atasa, zındık savcı bu nur yüzlüler hakkında suç duyurusun da bulunma cesaretini gösterir mi? Hiç kar getirmeyen bu kurum devletin sırtında bi kambur mu yoksa?

Lasse-faire-lasse passe - bırakınız yapsınlar bırakınız s..kler-- felsefesini kendisine, karga edinmiş bi güruh öz-ELLEŞME ye tam destek hep destek verdi.Şimdilerde, tecavüze uğruyorsan hiç olmazsa zevk al kısmını yaşıyoJ Devletlumun yanağını okşadığı, Barlas Mehmed’in değdi gibi bunlar demokrasileşmenin sanıcılarımı yoksa:) cıkk..sanmam...en iyi ihtimal, bebek ölü doğacak gibi, umarın devlet anayı öldürmez:)

6 Nisan 2010 Salı


sol duyumu duydular:)

Ben kuşlardan da küçüğüm. sabahın kör bi vakti. tanrım poenin benim için sakladığı rızkımı aramak üzre,- rızkımı çok fena yerlere saklıyo sölim:) işteyim. uykusuz , huysuz, az hoş...


Koca g.t lü bi mersedesle bi efendi geldi. Kroyum ama para bende yazmamış otonun camına. ha ha. ..ama yazsaymış keşke, yazmış varsaydım valla:)


Neyse efendicim mevzu o deil. bakın mevzu ne. Efendi bana şöle bi göz attı. yaşımı sordu.sarışın sarışın söyledim. yüzümde yarım bi gülüş...

yaaa diye hömkürdü.yarasına tuz basmış gibi hissettim. az kafamı kaldırıp baktım. Biliyor musun şirin şey dedi, senin yaşında bi oğlum var. Hala daha üniversitede sürtüyor.

O ara sol duyum, uykusuz, huysuz duyum, sol omzuma oturup dedi ki: üzülmeyin beyfendi , ben de sizin oğlunuz olsaydım aynısını yapardım:) efendi bi kahkaha atınca...

allam yaa bazen yüksek sesle konuşuyo bu zındık, başkaları da duyuyo:) ha ha ..çok hoş.)

4 Nisan 2010 Pazar

Güller zenginler için:)


Anabelli, kuşlardan da küçükken bi gece vaktiydi, aşk elinden tutmamıştı daha, muhtemelen boş kalan eliyle sümüklerini temizliyordu. Tv de bi film izledi. Büyük bahçeli bi ev. güllerle dolu kocaman bahçe...güler siyah beyaz ama. Renk körü bi televizyon:)

Güllere aşık, bi esas kız. Yüksek duvarlı o evin, duvarına tırmanıp, zengin adamın güllerini çalıyo. Sonra günlerden bi gün..zaman aktı. zaman geçti. zaman zaman içinde.
Zengin ve yaşlı kocası ona benimle güller için evlendiğini söylüyorlar dedi. Esas kız, elbisesinin gül dolu yakasına bakıp gülümsedi. Haklılar aşkım dedi. Sen de benimle bi gül olduğum için evlenmedin mi:)

Ama efendicim mevzu o deil. Bakın mevzu ne. Anabelli de o filmde ki esas kız gibi, güllere aşık. Bi akşam okul dönüşü, parktaki gülleri çalmaya karar verdi. Çiçek dalında güzeldir felsefesini şeyine takmış..cıkk..çiçek elimde güzeldir felsefesiyle yanıp tutuşmakta. Parkta ki Murtezağa kılıklı bekçiyi –çiçekleri devlet malı belleyip kendine zimmetlendiğini düşünen angutu- atlatıp bin bir zorlukla iki gülü eline geçirdi.

oh…tırıs tırıs…mutlu bi çiçek hırsızı şeklinde yol alırken. Aha…yine o dilenci kadın…ağzı yamulmuş. Doğru dürüst konuşamıyo. Her akşam ki yerinde oturmuş. Anabelliye bi şeyler söylemeye çalışıyo. Cık..cık..diyo ananbelli. benim param yok ki. İstersen simit vereyim.Yediği simidin yarısını ona uzatıyo. cıkk… istemiyo, diilenci hatun:) güllerini gösteriyo..--oğlarrr istiyom-- diyo güç bela. Anabellinin gözleri fal taşı gibi açılıyo…ne!!!!!! Çiçek isteyen bi dilenci haa!!! Allam inanamıyorum yaaaa!!! ormandaki büyük ağaç gibi nasihat edercesine, işaret parmağını sallayıp sana bişey sölim mi diyo. hiç bi zaman iyi bi dilenci olamayacaksın!!! Sen bi dilencisin! Para istemelisin. anladın mı? Para..sadece para!!!çiçek deill…onları sana vermeyecem. onlar benim!!!
Ha ha …çok hoş:) böyle şeyler niye benim başıma gelir bilmiyom valla. Ama hoş bi anı olarak kaldı bellekte. Hala düşünürüm, iki gülüm vardı. Birini versemiydim diye:)

1 Nisan 2010 Perşembe

çember sakal sizi yakalamadan:)


Anabelli ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi.

o kuşlardan da küçükken, pamuk prenses elleri şerha şerha bağrı hun, elinde kılıçı onurlu bi prenses gibi kötülere karşı savaşıyordu. bi gün, anabelliyi omuzlarına çıkardı.uzakta dalgalanan bayrağı gösterdi. oraya gitmelisin ananbelli dedi.oraya gitmelisin!!!! çıkış orası..beni anlıyor musun? ama çok uzak dedi anabelli, büyük ceylan gözlerini açıp, orman karanlık ve pusluu..

Kaçın, benim küçük mavi şirinlerimm, diyordu. Koşunnnn bayrağa doğru koşunn...arkanıza bakmadan, yorulmadan, ağlamadan, bayrağa doğru koşunn, çember sakal sizi yakalamadan. Koşun benim küçük mavi şirinlerim, BAYRAĞA doğru koşun!

Dalgalandığın yerde ne korku ne keder, gölgen de bize de, bize de yer ver!


Koşun benim mavi şirinlerimm...bayrağa doğru koşun.arkanıza bakmadan, çember sakal siz yakalamadan, koşun benim küçük mavi şirinlerimm, bayrağa doğru koşun, vazgeçmeden, korkmadan, yorulmadan...

kendimi yaktımmm...sen yanmaaa gittt...kaç kurtul ateşimdenn..alnıma yazılanlarr silinmezzzzzz diye bağırdı pamuk prenses yedi cücelerine, kurtulun kaderimdennn....kadife sesi ormanda dolandı, bi ağaca çarptı, durdu. hımm...çok hoş.)