Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

11 Mart 2010 Perşembe

anabelli ormanda:)


anabelli ne zaman saçlarına fön çektirse, yağmur yağardı, mübarek memleketinde .Hikmetinden sual olmayanın verdiği nimetlerden biriydi yağmur. Yine de hikmetinden sual ediyordu elbet . Saçı uzun,aklı kısaydı onun. Bundan sebep uzun saçları fön isterdi her dem . Böyle demlerde yağmur yağıyorrrrrr şakır şakır, ya rabbi şükür şükür türküsü dilinde, şükür şükür çekerdi, şemsiyesini evde unutmadığı için.
Çünkü genelde unuturdu, hayat için gerekli olan her şeyi, ama hitit kraliçelerine tavanna dendiğini bi mıh gibi tutardı aklında. Bu bilgi önemliydi onun için, özellikle yemek pişirirken çok işine yarıyordu :))


O kuşlardan da küçükken, hayatının dönüm noktalarından birinde, ben arkeolog olacam diye tutturmuştu da...he yavrum demişti..yaşlı ağaç...ne iş eder..o kolog..kazı yapar deyivermişti heyecanla anabelli...cık...demişti yaşlı ağaç...ölüleri rahar bırak..töbe töbe..günah yazık :)) ama kazdığım yerleri ekebileceği fikri aklına yatmıştı vesselam :)))

Hiç yorum yok: