Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

14 Şubat 2010 Pazar

Kezban Pariste değil, Madrid'de:)

Sol duyumun dediğidir:)
Uzun uzun yolları aştım geldimmmmmmm... Yüzümü karartım şaştım geldimmmmm… Seni bi kez göreyim diyeeeee. Seni öpüp seveyim diyeeeeeee… türkücüğü dudaklarında tırıs tırıs gezdi Madrid’i ananbelli. Elinde haritacık. allam yaa…adamlar çizmişler kardeş, bize okumak düşer. Sokak ve cadde adları binaların görünen yüzlerinde. Her şey, hayatı kolaylaştırıcı bi biçimde tasarlanmış. Yaşanası bi şehir. İlk defa denizi olmayan bi şehri, sevdi anabelli. Hımm...dedi solduyum çıktı geldi, ortamları insanlar güzelleştirir. Gerçi, Madrid ahalisinin turisti taktığı yoktu. Bizim gibi, yabancı lan… yardım edelim mantığı yok. Hepsi birer evrensel insan modeli. Para peşin kırmız meşin olayı:) Olsun yine de hoştu.

Elbet bu ka yol kat edince Prado müzesini, Sofia Reina ‘yı görmeden dönmeyeceksin. Picasso’ya şöyle güzelinden bi selam.

Picasso’nun ilk defa adını, ben kuşlardan da küçükken, hımm..hangi kitaptı adını anımsamıyorum, bi kitabın sarı sayfalarında gördüm. Neydi ilgimi çeken peki? Hemencecik söyleyivereyim. Ağlayan kadın tablosu. Kübizm akımının en çarpıcı örneği kanımca. Tabloya uzun uzun baktım şöyle bi. Kadının ağzı burnu yer değişmiş. Ağzını burnunu dağıtmış picasso amcam, öle yani. Hımm…demiştim sarışın başımı kaşıyıp…burada ressam, kadınlar ağlayınca, ağzınız burnunuz birbirine geçiyo…iğğğğğ…öyle çirkin oluyorsunuz demeye getiriyor.tühh..senin suratına demiştim, ormandaki büyük ağaç gibi.


Bu ‘tü’ bi kınama, bi beğenmeme anlamı taşıyan tü’ydü. Eğer ki; tü-tü-tü…diye ardı ardına söylenirse, bu sefer bu tükürük pek değerli bi anlam ihtiva ederdi. Bense bu Picasso amcaya sadece tüüüü, senin suratına dedim ki; utanmıyor musun, bu kadıncağızı ağlatıp, sonra da resmetmeye anlamı çıkarın.:)

Şimdi bu kocaman müze de, Picasso’nun ‘Ağlayan Kadın’ tablosunun önünde olduğuma inanmak gerçekten komikti .Ağlayan kadına bakıp, gülümsedim. Rastgele atılmış fırça darbelerini görünce, sol duyum koştu geldi…ha ha ..dedi kopya kız bu:)

Görevli hatuna kopaya mı diye sorunca. Hatun, bi İspanyol’un heycanlı, hımm…bi an ormanda büyük ağaçla konuşuyormuş gibi hissetim. Hiddetli bi şekilde el ve kollarını kullanarak, hayır dedi. Bu orijinal. Kopyası olsa, kopyadır diye, yazmak zorundalar. Yine de louve müzesindeki monolizanın bile kopyasının sergilendiği dedikoduları ortalılarda öle sere serpe dolaşırken bu açıklama, şüphemin oranında bi azalmaya neden oldu ama, onun yok olmasını sağlamadı.

Efendime söyleyeyim efendime söylerken sizde dinleyin. Gelelim,
Guernica'ya. Guernica: Reina Sofía sergilenen picasso’nun koca bi tablosu. İspanyollar, ana okulundan başlayıp, tüm çocuklarını, bu tablonun önünde oturtup, onlara tabloyu anlatıyor. Savaşın, yıkımın, acının, ölümün, pis kokusunun her yere yayıldığı bi tablo. Kübizm akımının doruklarında.
Misal bizim Akif’in oğlu Mehmet’in mısralara döktüğü, “Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak. Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak” şiirinin resmi kanımca:)


İspanya iç savaşı sırasında, nazi alman uçaklarının, ispanyanın bu küçük kasabası, guernicayı bombalaması, Picasso’nun bu eserinin ortaya çıkmasına neden olmuş. Bunu siz mi yaptınız diye soran alman generale, picasso cık..demiş, bunu siz yaptınız:)
Oldum olası, bi savaşın ortasında, insanlar ölürken, öylece onlara bakıp resmeden bi adama saygı duymam.o bi dahi olabilir. Ama asla onurlu bi adam olamaz.
Bide kadınları çok çirkin çiziyo:) iğğ..hiç hoş deil:) O zamandan beri gıcığım bu zata.

Hiç yorum yok: