Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

18 Aralık 2010 Cumartesi

silah kadına yakışır!


Sol duymun dediğidir:)
Silahlar sesi sevmez.cıkk..öle deil:) hımm...tam olarak şöyle:)Silahlar sahibinin sesini sever. silah kimin elindeyse o konuşur.Herkes dinler:)
Her yıl, dünyanın en güzel kızının tv çıkıp, dolgun kırmızı dudaklarını büzüştürüp, savaşlar olmasın, kutuplarda balinacıklar ölmesin, savaşmayın sevişin mesajcığını vemeye çalışmıyorum elbette.
İnsan var oldukca, silahlar var olacak.Habil ve kabilin kavgası sihirli küremiz dönmekten yoruluncaya kadar sürecek! Değiştiremeyeceğimiz bu gerçeği kabullendikten sonra, değiştirebileceğimiz, mevzuya gelelim:)
asıl mevzu, silahların kimin elinde bulunduğu mevzusudur.
silahı elinde bulunduran söze ve sese sahip olacak!
Her şey bi sesle doğdu.
Rab ol dedi,
emir telakki ettti:)
Önce bi ateş topu döndü durdu, bi yüzyıl yandı.
sonra yüreği buz tuttu bi yüzyıl dondu.
ve yedi mübarek günde, yedi katlı gökyüzü,
evrenin gözü doğdu.
Lanet şeytan! şer gözlerin kör olsun!
ve günlerden bir gün, sesin sabibi, silahın sahibine dönüştü. bi tanrı oldu.kimin ölüp, kimin yaşayacağına hüküm kıldı.

Zaman aktı zaman geçti, zaman zaman içinde.mezopotomyada durdu. --(M.Ö. 58- M.S. 21) yer, "Melitene" m-s 2010 yer malatya!--

Tozlu gözleriyle etrafa baktı.
Medine kan içinde.
o bi mümine.
kendisine verilen o mübarek adı kirletti!
ve cezası kesildi!
Bi mezarda uyandı.
yedi kat yerin altı!
nefes aldı son bi kez!
ciğerlerine toprak doldu.
yaşı daha 16!

hüzün, bi türkü oldu, sol omzuma oturdu. Töremiz bu muydu... yazımız bu muydu...susma söyle küçüğüm ne hoş söler çelik oğlanı.
Düşün FATMA! bu töreyi kim yazdı?
DÜşün MEDİNE!
Düşün GÜLDÜNYA!
Düşün ki yüreğin sallansın.
Düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan.
Mutlu bir Yusufcuk havalansın.”
Değiştir töreyi Fatma!
Yeniden yaz!
Seni korumuyorlar? korumayacaklar! Çünkü içten içe onlar da senin suçlu olduğunu düşünüyorlar. Müslüman senin, öldürülmeni haklı görüyor. Suç unsuru oluşsun diye ölü bedenini görmesi gerek kadı efendinin! a mon dio! ne gam!!!
Demem o ki; sana, hazır silahlanma yasası çıkmışken, kendine bi silah al!
Meşru müdafa haktır!
Cana can !!!Sana bacak arasından bakan, babanı, atanı ve yedi sülaleni vur!
Kan aksın, vicdan kanasın!
bin yıllık töreyi yeniden yaz!
ve de ki;
Rabbimin verdiği canı almaya gelen her kimse, bilsin ki canını almak haktır.
m-s-2010-nefer-neforizmalar-beşinci kitap!
TABLETLERE YAZILSIN:)))

10 Aralık 2010 Cuma

Türk'ün islamla imtihanı:)


Türkleşen islam!

Sol duyumun dediğidir:)

Efendime söyleyeyim, efendime söylerken siz de dinleyin. Efendiciğim, türklerin islamlaşma tarihi, hepimizin bildiği üzere talas savaşına dayanır. Talas savaşında çinlilere karşı, abbasilerle omuz omuza savaşan türkler, çinlileri bozguna uğratınca işte o dem!
araplara uyum süreci başlaR:)ha ha...bugünün avrupalıları varsay:)

bu sürecin sonunda, muhteşem bi inovasyonla müslümanlığı kabul ederler.

bu konuda şimdiye kadar çekilen en iyi film, cıkk...tek film diyeceğim, kuşkusuz' karagözle hacivat niye öldürüldüdür. emeğine sağlık, ezel akay:)selamlarım:)

Ama efendim mevuz o deil. bakın mevzu ne.
Arap töresine bulaşmış islam, budizmin derin sularında yıkanan türk'ü yavaş yavaş , kendileştirmeyi başardı.
islamiyetle birlikte, türk kadını attan inip, bi peygamber tokadıyla yatağa girdi.
Toplumsal roller yeniden hesaplandı.Kadın islamiyetle birlikte, sahip olduğu cepheleri tek tek kaybetti.
Ve sonuç olarak, türklerin araplaşma tarihi başladı.

zaman aktı, zaman geçti zaman zaman içinde.
29 ekim 1923 de durdu.

göktürklerden sonra, türk adını taşıyan ilk türk devlettinin temellerini mustafa kemal attı.
Kemalizm, araplaşan türkü, yeniden özüne döndürmeye kararlıydı.
Ve elindeki bi avuç insandan cebren bi ulus yarattı.

Kemalizm, düşünce biçimi, zamanla yaşama biçimi haline aldı.

Peki kemalizm, islamı nasıl yaşanılabilir adil bi din haline getirdi?

Son demlerde, kemalizmi -izmsiz bırakarak, kemalcılik, dikatatörlük tek adamlık anlamı vermye çalışan, seçilmiş aydın, bu düşünce biçimini bi akım olmaktan çıkarmaya çalışıyor.
Kemalizmin bir din olarak algılandığını vurgulayarak, mustafa kemali peygamberleştirerek, muhammedin karşısına çıkarıp, muhafazakar kesimin, kemalizmi dinsizlikle bağdaştırmasını sağlamlaştırmaya çalışıyor.
Alkış!!!!
Kemalizm bi din biçimi değildir. Fakat kabul etmek gerekirdi, islamın LUTHER'i Mustafa Kemaldir.
Luther hristiyanlıkta nasıl bi reform yaratmışsa,
Mustafa kemal, islamı türkleştirerek, bi bakıma reformize ederek bu dini yaşanılabilir bi şekle sokmuştur.
Elbette bunun sonucunda, elinde kitabı mukaddes din elden gidiyor naraları atan müslüman, mustafa kemali dinsizle itham etmiştir.
unutmayınız ki; kilise de Lutheri aforoz etmiş, dinden çıkmış, sapkın ilan etmiştir.
Tekerrür etme tarih!!!ha ha...çok hoş:)

Ama efendim mevzu o deil:) Bakın mevzu ne.
Kemalizm felsefesi sonucunda yeni bir müslüman prototipi ortAya çıkar.

LAİK MÜSLÜMAN!!!

Peki laik müslüman kimdir?
ya da müslüman laik olur mu?
ya da laik müslümanın arap müsülümandan farkı nedir?

*laik müslüman, dini bireysel yaşar, dini, allahla kul arasındaki en güçlü bağ sayar.
*laik müslüman, ahlakın temel kavramlarını yaşama biçimine yansıtır ve ahlaksız bi dinin varlığını reddeder.Arap müslümansa, ahlaksız bi din yaşar.misal çok eşlilik.

*Laik müslüman, tek eşlidir.islamın, kadını sıkıştırdığı mutfakla yatak odasından çıkarır. laik müslüman, kadına, insan diye bakar.
onu insan-kadın yapar.Arap müslümana göre kadın, dişi-insandır.

zaman akarr zaman geçer zaman zaman içinde.
ve günlerden bi gün, arap müslüman geri döner!

elbette ilk işi, kendisinin iktdarı kaybetmesini sağlayan 'laik müslümanı' ve onun fikir babası kemalizmi yok etmektir.

Seçilmiş aydın elbette, kemalizmi, -izmlikten çıkarıp, kemalcilik yapmaya çalışırken bilerek, isteyerek, kasten, bu süreci gözardı etmiştir.

Marksizmi -izmlikten çıkarıp markcılık yapacağından endişe ediyorum, artık:) ha ha...çok hoş.)

3 Aralık 2010 Cuma

kapitalizmin sermaye, komünizmin fahişe, islamın cariye yaptığı kadın!


kadın ve sistemler:)
sol duyumun dediğidir:)

Tanrıça atena, muhteşem efesi, barbar akınlarından koruyamadığı o lanetli günde, gücünü ZeusA kaptırdı.Tanrıça atenadan sonra, hiç bir kadın Zeusun, apollonun ya da diğer tanrıların gücüne ortak olamadı.Bu bi miladdı. Bundan sonra,ortak oldukları tek şey, tanrıların yatağıydı ki; afrodit, tanrıcalık sıfatını adaleti ve gücüyle değil güzelliğiyle hak ediyordu.
Afroditle birlikte kadın, sadece güzel olduğu sürece tanrıca kalabildi.

ve tanrıçalar sonsuza dek olimpostan kovuldu.karşı koyan Hera yeraltına gönderildi ve ebediyen lanetlendi.tüm kötülüklerin anası ilan edildi.
O gün bu gün, kadın erkegin hegemonyasında, güçlü kaslarının altında, bazen zevkle bazen öfkeyle inlemekte.

Zaman aktıı...zaman geçti...zaman zama içindeeeeee...
1776 yılında durdu!
Adam smith, bizim adem babamız sayalım, kapitalizm tohumlarını dünyanın böğrüne fırlattığında, halk bereketli bi hasılat elde edeceğini umuyordu.Çünkü adem baba, milletlerin nasıl zengin olacağının şifresini çözmüştü!
ve şimdi, hayrına dünyanın kulağına fısıldıyordu.
Kapitalist sistem;
bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler diyordu ve bu felsefe kadına, bırakınız s.kksinlr felsefesine dönüşerek yansıyordu.Piyasa, dengeye zayıfın üzerine basarak geliyordu ki; çoğu toplumda bu zayıf kesimi, kadınlar oluşturuyordu.
Piyasanın, dalgalanıpta durulduğu doğruydu, ama dalganlanma sürecinde boğulanlara kimsenin aldırdığı yoktu!
Özgürlük ayyuka çıkmıştı.dört yanımız özgürlüktü. misal dev dalgalarla boğuşurken, herkes istediği tanrıya yakarıp, yardım isteyebilirdi.
Artık insanlar insanlardan deil, tanrılardan yardım istemeliydi!


Kapitalizmin ezdiği kadın, cılız kollarıyla, tıpkı havva anamızın ormanda avlanamadığı gibi, sanayi devrimiyle birlikte, devinmedi ve sermaye kapsamına girdi.
Afrodit, güzelliğinin bedelini ödeyene tanrıçalığın tüm zevklerini sunmaya başladığından beri, artık çalışmanın kutsallığına da inanmaktan vazgeçmişti.

Fabrikada tütün saran, sararkende hayal kuran, fabrika kızı, artık kendine daha kolay bi iş kolu seçmişti.
ha...ha...çok hoşş)

Kapitalizmin bu vahşetini korkulu gözlerle izleyen insancıklar, başlarını göge çevirip,uzun süre mesihi beklediler.
ve bi gün mesih elinde kitabıyla çıktı geldi:)DAS KAPİTAL!
Tanrı size yardım edemez diyordu! çüNkü yok!!!insanlardan yardım isteyin!
Artık lasser-faire lasse-passe dönemi sona ermişti.
Karl marks, ağzından köpükler saçarak bu sistemin sona ereceğini muştuluyordu.
Kadın sosyalist sistemde insanlaşabilecek miydi? Kadın, artık insan olma mücadelesini kazancak mıydı?
bi ümit? belki?
Zaman geçti, zaman aktı, zaman zaman içinde...
altında bi tarih 1917!!!!

bi adam apoletlerini şakırdatarak mesih marksın rüyasını gerçekleştiriyordu.
ama büyük bi standart sapmayla.ingilterde değil, rusyada:)

Ben kuşlardan da küçükken TRT 2 de olimpiyatları izlerken, muhteşem rus hatunların, buzda bi kuğu, gibi süzülüşlerine hayrandım.
Güçlü, güzel, onurlu katerine vit, idolümdü.katerina vit doğu almandı ama tüm komünistler bizim için rustu:)))ha ha...çok hoş:))
1991 yılında SSCB dağıldığında, komünizmin kadını bi fahişe yaptığını büyük ceylan gözlerimi pörtleterek gördüm.
Sadece ben değil, bütün dünya gördü.
inandım bi şey daha yok oldu!
İnandığı hiç bi şey kalmayan insanlar kİ; onlardan kılmasın beni tanrı poe dedi, sol duyum çıktı geldi.)

telli li...telli...şu telli turnammmm...sanma ki yaralı ...uçmaz bi daha...kanadı takıldı göçmen buluta...
anlatır eski beni, şimdiki bana...
hep çıkıyom, patika yollaraaaaaaaaaa!!!!dağlara....kırlaraa... ne hoş türküdür:)
islamın cariyeliğide haftayaaa....buluşalım haftayaaa...ha ha...çok hoş.)

27 Kasım 2010 Cumartesi

değer yargılarımı yargılıyorum! namus! ayağa kalk!


sol duyumun dediğidir:)

sol elim, zavallı elim, acemi elim:)
aslında sol el, velinin oğlu orhanın, bahsettiği kadar zavallı değildir. sol elin, zavallılık tarihi, kitabı mukaddeste, sol tarafa vurgu yapılarak, solun akıbeti hakkında cehennem ateşinin muştulamasıyla birlikte, misal ''vay! o kitabı soldan verilenleri haline!'' diye bi ayetcik indirip, solun lanetlenmesine dayanır.
Bu lanet, değer yargılarımın, sağına gelip oturmuş, sıranın kendisine geleceği vakti büyük bi sabır ve tevekkülle beklemektedir.
Peki efendim, sol tarafın müslüm tarafından bunca laneti bi paratoner gibi çekmesinin nedeni nedir?
O vakit, Markizde otursun sessiz, seyre dalsın zaman, gözlerinde tozlarla.Gel feleğin şu çarkına, çomak sokalımmmmmmmm :)ha ha....çok hoş.)

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, afrikanın kuzeyinde, çölün bağrında, ölümsüzlüğe and içen adamların kutsal kabirleri göğün mavi göğsünü yırttı ve hala yırtmaya devam ediyor.
Amon -ra!!!!
Firavun, ölümsüz dünyayı fethetmek ve ölüler ülkesine geçmek için kendisine kutsal bi kayık dahi yaptırmıştı.
Asasını sol elinde taşıyordu. elini kalbinin üstüne yani sol yanına koyuyordu. çoğu tablette, sol eli ayaktaydı.
Kalp soldaydı ve firavun kalbin, yani solun, hayatın merkezi olduğunu tabletlere kazıyordu.Kutsal bilgi, zaman karşısında yok olmaya çare bulsun istiyordu:)
Evlilik yüzüğünü ilk defa eski mısır prensesi Nefertiti takmıştı ve eski mısırlılara göre sol elin yüzük parmağı doğruca kalbe giden "vena amoris"i (aşk damarı)adını taşıyordu.
Velhasıl, eski mısırda 'sol' kutsaldı.

Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin, müslümün solu bu ka lanetlemesinin nedeni, firavunun solum sol tarafım cümle varlığım türküsünü terennüm etmesinden başka bi şey değildir:) Firavunun yaptığının tersi doğrudur, felsefesinden yola çıkan müslüm, firavunun asasını çalan musanın yolundan giderek solu, lanetlemiştir. düz mantık:) ha ha...çok hoş:)

Ben ardımda yaş bıraktımmm...gözü yaşlı eş bıraktımmm....sol yanımı boş bıraktımmm..heyy.....ne hoş sölerdi vicdansız:)

Bu arada ayağa kalkıp, savunmasını yapamayan namus:)bi sonraki duruşmaya kaldın. otur!nasip:) haftayaaa, buluşalım haftayaa...

23 Kasım 2010 Salı

masal şiirler


uyuyan güzel

Öpüp uynadırsın diye beni prensim,
bi yüzyıl uyudum.

Uyan güzel!
Pılını pırtısını toplamış, gidiyor hayat.
bi dur de!
bi selam söyle!

Uyan güzel!
Öpüp uyandırsın diye onu prensi
bi yüzyıl uyudu.

14 Kasım 2010 Pazar

kurbanlık ismailin, kurbanlık bi koça dönüşü üzerine hasbihal:)


Daha çatal, kaşık, bıçak icad edilmemişkennnnnnnnn, ismaile inennnnnn koççç kurban edilmemişkennnnn, bi kavga başlamış ki nasip kısmet uğrunaaaaaaaaaa,
kapağı ver kulbu al kurbanı hiç soran yok. buyurunnnnn dostlarrrrrrrrrrr buyurunnnnn, halil ibrahim sofrasınaaaaaaa:))))allam ya...ne hoş sölerdi barış abim:)
ama efendicim, mevzu o deil bakın mevuz ne?

Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin:)Adem oğlu ve havva kızı cennetten kovulduğundan beri, tanrıya kendilerini affetttirmek için çabalar durur.Bu çabaların en afilli olanı, devran döndüğünden beri kurban törenleridir. Önceleri yiyecek sunarak tanrının öfkesini dindirmeye onu doyurmaya çalışmışlardır ki; cıkk... bu işe yaramayınca, bu işin yiyecekle olmayacağını anlayıp düz mantıklarını devreye sokarak, kendilerine en ağır cezayı verip, tanrının cezasını hafifletmeye çalışmışlardır.
Kendilerine verecekleri en ağır ceza nedir peki?
En sevdiğim olur musun?ahhh...gönlüm....ahh:)) ha ha...ne hoş söler çelik oğlanı:)
En sevdiklerini ona sunmak elbette:))
Peru'da Huacabandera'da arkeologlar, Moçe ya da Moçika uygarlığı döneminden kalma insan kurban edilmesi için kullanıldığını düşündükleri antik bir tören alanı bulduklarını açıkladı. bakire kızların Tanrılara kurban edildiği, bu törenler için özel sunaklar bulunduğu efsaneleri her daim anlatılır. Son buluntulardan yola çıkarak, bu geleneğin daha önceleri de varolduğu anlaşılıyor.

Zaman aktı, zaman geçtiiii, zaman zaman içindeeeeeeeeeee....
ve insan kurban etme vahşetine bi adam son verdi?
ibrahim?????
Rab bi gece rüyama girip dedi ki; oğlunu kurban et!
Ve ibrahim oğlunun kafasını kesmeyi allahın emrettiğini iddia eder!!
Bu iddia üzerine şu sorucuğun ampulu kafamızda yanar!
Tanrı bu kadar zalim mi?
Peki bu adam, oğlunun kafasını kör bi bıçakla keseceği için mi, yoksa, oğlunun yerine bi koçu kesmeye karar verdiği için mi, hazret ilan edildi:)
bu bi muamma:)ha ha....çok hoş:)

sonuç olarak, ibrahim,insan kurban etmenin sonlandığı bi dönemde, oğlunu kurban edeceği fikriyle ortaya çıktı. ve sonra oğlunun yerine bi koç kurban etti.
ve islam tarihine , adını altın harflerle yazdırdı.
hımmmm....zekice:)))

Bakınız ulema bu olayı nasıl nakletmiş:))

Baba oğul sık sık daga odun kesmeye giderlerdi. Yine
bir sabah, Hz. İbrahim oğluna ip ve bıçak almasını,
birlikte oduna gideceklerini söyledi. Baba oğul
yanlarına ip bıçak ve balta alarak yola koyuldular. •
Mina mevkiine gelince, Hz. İbrahim gördügü rüyayı
yavaş yavaş ogluna anlatmaya başladı. Allah
tarafından imtihana tabi tutulduklarını anlatmaya ,
çalışıyordu. Hz. İsmail'de babasının anlattıklarından
sonra, en ufak bir korku ve telaş, olmamıştı.
Hayatı veren Allah değilmiydi? Sahibi O olduğuna
göre yine O alacaktı. Ama erken, ama geç. Üstelik
bundan daha şerefli bir ölüm olabilirmiydi?
Hz. İsmail tam bir teslimiyet ve tevekkül içindeydi.
- Babacığım, hiç endişelenme. Her ne ile emrolundu isen onu yap. Allah'ın izni ile beni sabreden biri olarak göreceksin.
Hz. İbrahim, İsmail'in boynuna sürmek üzere "Bismillah" deyip bıçağı çekmişti. Bıçağı Hz. İsmail'in boynuna sürünce, bıçak kesmeyiverdi. Çünkü, Allahü teälänın istegi; Hz. İsmail'in kurban edilmesi değildi. Bu olay ile Hz. İbrahim ve ailesinin sadakat ve sabırlarını meleklere ve bütün insanlığa göstermek istiyordu. Bu bir dostluk ve bağlılık sınavı idi.
Ismail'i yüzükoyun yere yatırıp bıçağı yeniden indiriyorken, duyduğu ses ile durmak zorunda kaldı.
- Ey İbrahim, Allah'a ne kadar bağlı bir kul olduğunu
ispatladın. Dur artık İsmail'i kesmene lüzum yok. Hz.
İbrahim başını kaldırıp, sesin geldiği yere yani yukarı
bakınca, elinde kurbanlık bir koc ile Cebrail
aleyhisselâmı gördü.
- Ey Ibrahim bu koç kırk senedir cennette beslenmektedir. Şimdi oglun İsmail'in yerine onu kurban etmen için yeryüzüne gönderildi.
Hz. İbrahim sevinç içinde oğlunun gözlerini çözdükten sonra, koçu alıp kurban etti ve Allahü teâlâya şükretti.

hımmm...bu kıssadan çıkan hisse:)) cennete, giren tek hayvan, yedi uyurların köpeği kıtmir değilmiş.)))ha haa...koç da varmış:)))
çok hoş:))
neferteti mazlum halkını selamlar, bayramlarını kutlar:))

9 Kasım 2010 Salı

kleptoman:)))


Doğrudur çaldığım
muhammedin sözlerini
ve Musanın asasını
ve Nuhun gemisini
Ve yusufun yüzünü
ve Davutun örsünü.
çıplak ellerimle çaldım,
prometenin ateşini!
yandım!
yine de çaldım!
ama sor ki; niye çaldım?
Açtım,
açıktaydım!

5 Kasım 2010 Cuma

Nereye koşuyorsun anabelli? Rahmet yolları kesti!!!!


Anabelli, ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi.
Bi ceylandan daha hızlı koşuyordu ormanda. Dağlardan, denize koşan sulardan daha hızlı!onları izlee anabelli!! küçük damlalar! damlalar, seni evleklere !evlekler, derelere, dereler nehirlere, nehirler denize götürecek!!!!deniz ne tarafta? ağaçlar geçiyordu yanından.yaşlı ağaçlar.genç ağaçlar.durup bakmıyordu bile.

günlerenden bir gün, soğuktu va yağmur çiseliyordu.
ısınması için kibritlerini yaktı kibritci kız, biraz çalı çırpı, topluyordu ormanda.kırıyordu onları sonra. sıcacık bi soba ve sıcacık bi masal için:)
Uğursuz çalının biri önce inatla kırılmadı. sonra, şakkkkkkkkk...diye gözünün içine kırıldı.
Pamuk prenses!!!diye bağırdı anabelli!!!göz yaşlarım kan akıyor.yoksa kutsal meryem miyim?
Pamuk prenses baltasıyla çıktı geldi!kör olacak dedi, feride teyze!rabbim nası bi kara yazı yazmış böle? yazdıysan bozsun !!!!!!diye bağırdı !!!gitsinnn!!bi daha yazsın!!!!
sana karaaaa yazııı yazıldıııı sanmaaaaaaaaa....insanın da kaderi böyleeeeeeee öyle bi geçer zaman ki:)))hımmm....çok hoş.)

gidelim dedi benim küçük şirinim!!!yol uzak!ayaklar çıplaK!
ve gittik, parka ve yürek parmparçaaaaaaaa....

işte yolll...nihayet yolll...bi kumaş gibi yırtılıyor gözüm. yağmur yağıyor,karla karışık! gözyaşlarım hala kanla karışık.

sol duyum çıktı geldi, sol omzuma oturdu, bi türkü terennüm etti.
kuş uçmazzzzzzz,kervannn geçmezzzzzzzz bi yerdesinnn, su olsannnnnnnnn kimse içmezz, yol olsan kimse geçmezzzzz...
Yol oldu ve birİ geçti!!
ve rab, ona yeni bi kader çizdi:)
yeniden hesaplanıyor dedi:)

Pamuk prenses baltasını yola vurdu! dur müslüman diye bağırdı!!!!kamyon durdu!
küçük şirinim kan ağlıyor, kör olacak! dünyayı göreli daha altı bahar geçti!Çok az!götür bizi dedi, kulun, köpeğin olayım!

kamyonunun adı neydi, kamyoncu? al yazmalım, selvi boylum... kırmızı mıydı rengin? cıkk...değildi.mavi...kırık dökük bi mavi.kırınnnn..kıırıınn...nefessiz kalıyordu yollarda ama bizi götürdü.

Nihayet denizi gördü!!!ilk ve son defa mı görecekti denizi?elbettttttttt nasip kısmettir bu işlerrrr....elbettt dönerrrr devrann..olurr seyrannnn....elbettt....ne hoş türküdür:)

Hiç acımayacak, dedi beyaz yakalı adam. şimdi bu iğneyi gözüne yapacağım.azcık yırtılmış.sonra da yırtığı dikeceğim.
kör mü olacağım dedi anabelli büyük ceylan gözlerini açıP? Ağaçlarrrrrr geçti yanımdan, uzun ağaçlar, yaşlı ağaçlar.son kez mi görüyorum gökyüzünü pamuk prenses??

kör olmak mı?delisin!!!dedi anbelli. tanrının yarattıklarını görmeden ölmek, en büyük korkum!
Dik onu lokman hekim!!!!and olsu ki; acımıyor!!gözümü dik!!!

29 Ekim 2010 Cuma

cumhuriyet, çok yaşa!!! CUMHURİYET, ÇOK YAŞA!


Markiz'de oturmuş sakin

Seyrediyor zamanı gözlerinde tozlarla

istanbulll hatırasııııııııı....

Bir yerinde Altın yaldızlı tarih ve yazı.

16 MART 1920!!!!
istanbul işgal altında! esir şehrin insanları.Esaret, bazıları için, dayanılmaz bi ağırlık! bazıları için dayanılır bi hafiflik. Ağırlığı hissedenler, anadoluya kaçıyor.Geri dönmek için gidiyorlar.
Paristen, ülkesi için geri dönen türk'e şöyle diyor sevgili zevcesi:-bu günün hayırlı solcuları diye varsay:)
-neden ingilizlerden nefret ediyorsun?ingilizler bize ne yaptı ki? kızımız ayşe için pariste bi okul bile ayarladılar.kızımızı hiç sevmiyor musun ?ayşe yi? onun istikbalini hiç düşünmüyor musun?
Anadoluya gideceksin!o işe yaramaz! ilkel insanlar için değer mi?

Demem o ki sana; benim için döndüler!Ben Fatma. BEN BÜYÜDÜM!onlara saygı duyuyorum ve unutmuyorum!!!!unutmayacağım.Kime saygı duymalıyım peki? onlardan üçer, dörder alınız diyerek beni mallaştıran, muhammede mi ?
unutmamalıııııı....hatırlamalı....sevgiyle anmalııııı...anılarla gönülleri hoş tutmalı:)ne hoş türküdür:)

26 Ekim 2010 Salı

seçilmiş aydın işbaşı yaptı) misal, HADİ LAN! HADİ:))


Solduyumun dediğidir:)

Üç kağıtçının, pezevenginnn...mehiyetin medeniyetinn...adı anılmayacakk bilmemm neee...bi dalgayımmm halk denizindeeee....köpürdümm!!!bi demler böle türküler çığırıyordu, aydın kişisi, halka rağmen, halkcıydı. Bu mazlum halk ağzına s.ççsa bile, bi otele hepsini tıkıp, ateşe verse bile, onlara gerçeğii, sadecee gerçeği söylemekten vazgeçmiyordu.Sabah akşam dükkanın önünde göbeğini kaşıyıp, gelişemiyeceği, sürekli günah işleyip, mekkede bi tur atarak temizlenemiyeceğini, önemli olan günah işleyip afdilemek deil, günah işlemeden kalabilmek ve çalışmaak çok çalışmak gerktiğini, bıkmadan usanmadan anlatıyordu.

Ve bunu yıllardır yapıyordu:)
niye onlar yukardaa??
ben niye çukurdayım?
niye gülsün cihan bana?
ben yalnız ağlayayım!
yükselmek asumanaaa
ve gülmek!
ne tatlı şey:))
Promete de böle diyordu, fikretin oğlu tevfik, senelerce evvel. ama seçilmiş aydın, onu şöle yorumluyordu:)
dinsiz, imansız aydın, yunan tanrılarına tapıyo:))ha ha ...çok hoş:)

Zaman, aktı zaman geçti. zaman zaman içinde.Nihayet, ülkeme de demokrasi geldi. Söz çoğunluğundu artık ve halk aydınlarını seçti! Seçilmiş aydın, zafer nidaları atarak ya allah bismillah allahu ekber, elinde, kitabı mukaddesle çıktı geldi::) ulema o!!! uluyan bi ulemanmızda var artık:) tam demokrasi!

Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne? Bu HADİciği okuyunca! solduyum çıktı geldi, bi türkücük terennüm etti:)kapan kaptı köşeleriiiii, bize kaldı delikanlı ucuz şarap şişeleri hey hey de ....heyy...hey...işte dedi, seçilmiş aydın prototipi:)
Ha ha...köşe takımıyla, köşe yazarının farkı diye bi yazı yazacam bi dem:)ama hangi dem?
Efendime sölim, efendime söylerken bu Hadicik neler yumurtlamış, siz de dinleyin:) HSYK adalet dağıtan bi kurum deil de bi ağalık sistemi olduğundan dem vuruyo, HADİcim::) şimdi ağa değişti diyo, tel bıyık adalet bakanı yeni ağa))önerdiği liste eksiksiz geçmiş:))hakimlerimizi de seçtik sonucta :):)sevindirik olmuş:))onun kapısında yalanacakmış:))hah!!! aferim seçilmiş aydın!alkış:)ha ha ...çok hoş.)

Halka rağmen, halkın haklarını koruyan, misal madende kalan müslüm cesetlerini çıkarın, bırakın müminenin kıllı bölgeleriyle uğraşmayı, bidon kafalar diye bağıran, her fırsatta halkı eleştiren, zındık aydın, prototipinden ülkem kurtuldu, diyo! bu günleri de gördük! şükür ya rabbi!

Demem o ki sana; okyanusun suları çekildi::)
güneştennn ışık yontarlardıııı, sert adamlarıdı. gittiler akşam olmadannn ortalık karardı:)
bu bi med-cezir))diye umuyom:)
fırtınammmmmmmmmmmmmm...felaketimm...hasretimm...yetmiyorrr...sevişmelerr yetmiyorr:)şiddetinn ne hoşş...ne güzel şevkatinnn... hımm...ne hoş söler leventcim:)
neferteti mazlum halkını selamlar!

23 Ekim 2010 Cumartesi

kocalara tutunmak::)))

Acı çekmekkkk özgürlükseeee, özgürdük ikimizdeeeeeeeee, sen yuvasız çalıkuşu ben kafeste kanaryaa....hımm...ne hoş sölerdi vicdansız.
yazdığınnnnnnnnn son mektuppppp....şu an elimdeeeeeeeeeee.okuyup ağlıyorummmmm.her kelimedeeeeeeee.meğerse yalanmış, aşkın sevgindeeeeeeeeeee.mutlu ol diyorsunnnnnn.sensiz olur mu?
allam yaa...bu türkülerle büyüdük, serpildik hey!! yarrrr:)ha ha...çok hoş:)
ama efendim, mevzu o deil, bakın mevzu ne?efendime sölim, efendime söylerken, siz de dinleyin.

Biz acılara tutunmak felsefesiyle büyüyüp, böğrümüzü karartırken, hatun kişi daha mantıklı bi yol bulup, kocalara tutunmayı keşfetti.Amerikanın keşfi gibi düşün:)
Kocalara tutunan hatun kişiyi çalışma esnasında hemen farkedersiniz, onlar ki; genellikle kendilerine cennet muştulanmış olan kutsal anaların büyük bi bölümünü oluşturur.Kutsal ana, analık vazifesini her fırsatta bahane edip, işten kaytarmayı becerir.Bu konuda bi sorun yaşadığı an, devreye hayatının her deminde tutunacağı kocası girer ve hopp..oldu da bitti, maşallah.bi bakmışsınız iş sizin üzerinize kalmış:)

Onlar Kocalara tutunmanın derin hazzını yaşarken size de acılara tutunmak kalır:)
ağlaaaaaaaaaaa....ağlaaa..halineen..ağlaa kör talihine türkünüsü fonda müzik yapacam.ha ha ...çok hoş:)
cık...umay hatununun türküsüde hoş olur valla....dar sokaaakkkkk vurgunlarıııııııııı....kaldırınn düşenleri....ağırrr...ağırrrrrrrrrr...DÜŞMEDİM DAHA!

18 Ekim 2010 Pazartesi

insan, bulmuş uzaylı !!!!!!!


SOL DUYUMUN DEDİĞİDİR:)
Anabelli ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemyi severdi. Günlerden bi gün hımm...misal geçen pazar:) memleketinin tozlu yollarından, neonlu AVM lerine geçişin zevkü sefasını sürerken, bi sinemacık yaptı.Robert de nironun, şantaj diye bi filmciğine gitti.iğ--renççti:))ah!! aşkım robert!! böle senaryoları kabul etmek yakışıyo mu senin gibi delükanlı aktöre:) cıkk...cıkk... hiç hoş deil.)

Velhasıl. Filmin yarısında çıktım.hımm..hala daha fimlerden yarıda çıkanların bilet parasının yarısını geri almaları konusunda ısrarcıyım!!
ama nafile! kimsenin beni şeyine taktığı yok:) biliyorum ama, kutuplarda balinacıklar ölmüş gibi üzülüyom!valla:)

Ama efendiciğim, mevzu o deil. bakın mevzu ne? Gelecek programın fragmanlarını izledim hiç olmazsa, diyorum hemen bi polyanna olup:) ha ha ..her zamanki gibi filmin adı deilde, aklımda kalan hoş repliği oldu:)
şöyle diyordu, CNN haber spikeri: ünlü fizikçi havkıns, uzaya gönderdiği mesajlara nihayet cevap geldiğini ve uzaylıların yakında dünyayı keşfedeceğini söylüyor!! Bu uzaylılar için amerikanın keşfi gibi büyük bi olay olacak! ama endişe verici olan husus şu kİ; Amerikanın keşfi, amerikan yerlileri için, hiç iç açıcı sonuclar doğurmadı:) ha ha...çok hoş:)
Bakın efendicim, bu replik bellekte nasıl bi şer düşüncelerin vuku bulmasına hasıl oldu:)
Her uzay filminde, insancıklar buldukları uzaylıları incelemeye alır. başını, k.çını orasını burasını didikler, metabolizmasını çözmeye çalışır.
hımm..bu bağlamda, acaba insan bulan uzaylı, ya da dünyaya ayak basan uzaylı, bizi nasıl keşfetmeye çalışır??? alllam yaa..erkekleri tavlama sanatı diye bi kitap ararken bu garip sorucuklar aklıma nerden geldi bilmiyorum! ama çok heycanlı! valla!! düşünün ki, uzaylı, gemilerine bi er kişi ve de bi fil :) niye fil diye sorduğunu tahayyül ediyorum?? hımm..çok büyük bi yaratık olduğundan tercih edeceklerini düşünüyorum:) ışınladı..hımm..ve incelemeye aldı:) Bu süreçte onlarında isvçreli bilim admlarına sahip oldukları varsayımını taşıyorum! hımm...uzaylıların isviçreli bilim adamları, öncelikle filli masaya yatırıyorlar! yanına da er kişiyi! bulguları kıyaslayacaklar sonucta:)

İlk göze çarpan benzerlik, er kişinin bacakları arasında yer alan, küçük hortumla, filin yelpaze kulakları arasında yer alan hortumun benzerliği!!! önemli olan boyutu deil işlevi sloganını yazan reklamcıyı kutluyorum!!!!ha ha ..hemencecik belleğe geldi.söylemeden geçemedi anabelli:)

neyse efendicim, şimdi uzaylıların isviçreli bilim adamları, filin hortumunun beslenmesine yardımcı olduğu bilgisine ulaşırlarsa!!!!ha ha ...vay! er kişinin haline!! er kişi şeyinden besleme çalışacaklar kanımca!!

Bu şer düşüncelerin bellekte hasıl olamsının nedeni, ben kuşlardan daküçükken hipnoz şeklinde tv yapışıp, izlediğim uzay yolu filmciğidir:)

biliyorum!!!!! MUHTEŞEM UZAY YOLUNDA, YAKIŞIKLI KAPTAN KÖRKE DEİLDE, UZUN KULAKLI SPAĞA AŞIK OLAN TEK KIZ BENİM:)) bi de ben halaaaaaaaaaa deliyimm hala sevdalıııııı :) ne hoş türküdür:)

15 Ekim 2010 Cuma

akılsız vekillere, akıllı saksı:)


Sol duyumun dediğidir:)

Efendime sölim, efendime sölerken siz de dinleyiN. Yağmur yağıyorr şakırr...şakırr ya rabbi şükür şükür türküsü dudaklarımda, moda dergilerini karıştırıp, 2010-2011 sonbahar kış kreasyonuna şöle bi göz atıp üzerimdeki ölü toprağından sıyrılayım derken:), aha..bi haberciğe takıldı ceylan gözcüklerim.ha ha...çok hoş.)

inovasyon sürecini tam onikiden vuran ülkem, değişimi, yeter!!! söz milletin !!! slogancığıyla millete vermiş, biline. daha önce, milletin değil miydi sorucuğu bellekte hasıl oldu? ya da millette değilse kimdeydi? ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne?
Şimdi bu değişim sürecine, ön ayak olacak mekan, elbette, milletin meclisidir, felsefesinden yola çıkarak, meclisi yeşertmeye karar veren zihniyet, öncelikle işe saksılardan başlamıştır.
Hemen sorunu tespit etmiş, meclisin yeşermemesinin nedeninin, eski model, teknolojiden uzak, akılsız saksılardan kaynaklandığını ortaya çıkarmıştır.

Sorunun tespit etmekle kalmamış,tabiri caizse saksıyı çalıştırıp çözüm önerileri üretmiştir. derhal bu teknoloji özürlü, yozlaşmış, eski, akılsız saksıları değiştirip, yerine toprağın ne kadar suya ihtiyaç olduğunu ölçen ve nabza göre şerbet veren saksılar ithal etmiştir:) İşte icraat budur! saksı dediğin akıllı olur!!!!ha ha...çok hoş.
ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne? Eğer birazcık, insan elleriniz toprağa değimişse, bilirsiniz ki; kuru olan toprağa bi çukur açıp, içerisine, altı delikli, bi damacana yerleştiriseniz, toprak suya ihtiyacı olduğu zaman, damacanadan suyu emer:) misal saksının altına bi miktar su bıraktığınızda da, çiçek suya ihtiyacı oduğunda o suyu emer:)ha ha ..demem o ki sana; akıllı olan saksı, deil:) topraktır:)))

Koyun Verdi Kuzu Verdi Sut Verdi
Yemek Verdi Ekmek Verdi Et Verdi
Kazma İle Dövmeyince Kıt Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
allam yaa..ne hoş sölerr..şatıroğluuu:))) ha ha...çok hoş.)

Şimdi bu anektondan bize düşen hisse bu akıllı saksıları, ithal eden firamanın kime ait olduğu sorucuğuna cevap aramaktır:))biri çıkıp yerli üretim desiN:)yerli malııı türkün malııı, herkes onu kullanmalıı!!!! slogan atasım geldi:))ha ha ...çok hoş.)

10 Ekim 2010 Pazar

kulak zarı ve kızlık zarı üzerine hasbihal:)


sol duyumun dediğidir:)

anabelli, ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi.Ormana sis inince, yedi cüceler pamuk prensesin etrafında toplaşır, şah ismail, kanlı pilavı nasıl yedi:) hikayecikleri dinlerdi. Masallar odayı ısıtır, soğuğu emerdi.
Yine de soğuk, sıcak masalların arasından gizlice fırlar, anabellinin küçük kulacıklarına üflerdi..üfffffffff.....vınnnnnnnnn.....rüzgar kulak boşluğundan beyninin içine işler, .sonra biraz kann, sızardı , çok azcıkk...biraz yün alır, ısıtır kulağı sarardı pamuk prenses.
 velhasıl, kulak zarının delinmesinin ilerde yaşanabilecek duyma eksikliğine yol açacağı olayına, kimsenin aldırdığı yoktu:)

ve yıllar sonra kbb doktoruna gittiğimde, kulağın üç zarının olduğunu ve bu zarların kendilerini yenilediğini sadece bi tane zarda azcık hasar kaldığını söylediğinde:) ha ha ...tanrının varlığına bi kez daha inandım:)
VE DEDİM Ki, TANRININ KORUDUĞUNA KULLAR NE YAPABİLİR Kİ???nefer-neforizmalr:)
ama efendicim mevzu o deil:) bakın mevzu ne?
Bu zar meselesinin kulakta olanının yırtılmasına kimse takmıyordu da, bacak arasındaki yırtılmışsa! vayy...o müminenin haline:) cıkk...cıkk..hiç hoş deil:)

Bu müminelerden biri vardı ormanda.zar delinmişti! delükanlıyı onunla evlenmesi için zorladılar:) delükanlı onunla evlenmektense, ormanı terk etti:)sazan Emine!hımm...keşke onun zarıda kendini yenileseydi, kulak zarı gibi:)

Sazan Eminenin, hakkında ölüm fermanı çıkmadı ama cıkk... onu ormandan gönderdiler. bi daha hiç kimse adını anmadı. sanki yokmuş gibi. uçtu gitti.yeni bi sabaha uyandı orman...hiç kimse onu doğurmamış gibiydi.hikayesi sessizce yayılıyordu, küçük şirineler büyük ceylan gözlerini açıp dinliyordu.toprağın, dağları yediği uçsuz bucaksız bi cehenneme göndermişler onu.şittttttt!!! uslu durun...er kişiden uzak durun! ha ha ...allam yaa...çok basit:)

Demem o ki sana; hımm...mühim olan zar değil mirim, zarın olduğu yer kanımca:)zarlara eşitlik!!!kulak zarı delinen kızlara da alaka istiyoz:))))ha ha...çok hoş.)

8 Ekim 2010 Cuma

rüyalarda buluşuruz!! RÜYALARLA İLGİLİ TEORİMİ AÇIKLIYORUM!!


yıllar var ki biz seninle bakışarak konuşuruzzzzzzzzzz... sevdalanmış kalbimizle rüyalarda buluşuruzzzzzzzzzz bu şarkıyla kavuşuruzzzz...allam ya ne hoş sölerdi zekimüren ablam:)
ben kuşlardan da küçükken zekiablamın tuhaf tavuşkuşuna benzeyen hallerini çok komik bulurr; şarkı söylerkenn rrrrrrrrrleri bastırmasına da bi anlam veremezdim:)
ama o tarifi, mümkün olmayan ılık sesi damarlarımıza akınca, susar sakinleşir... o tavuş kuşunun bi bülbül olduğuna kanaat getirirdik:)

orman bazen sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, onun billur sesiyle aydınlanırdı.....
Ama efendim mevzu o deil:) Bakın mevzu ne?
anabellinin de bu rüyalarda buluşmakla ilgili sıkıntısı vardı:)
Çünkü rüyalar, gece boyu devam edip, uykusunun içine s..çınca, sabah davul gibi zonklayan bi kafayla ve hiç uyumamış torba gözlerle uyanıyordu:)
Reelde kendine kilometrelerce uzaktaki insancıklar, sevdicikleri, cık...bazen hiç umrunda bile olmayan ormandaki herhangi şirinden biri, uykusunun en afilli yerine gelip oturuyordu:)
Artık rüyalarını sınıflandımaya başlamıştı. hımm... misal bazen semboller taşıyan rüyalar görüyordu.misal bi aslan şirinin birini parçalarken gördüyse:) vay! o şirinin haline...cıkk...cıkk..hiç hoş deil.)

ikinci grup rüyaları ise, sembol filan yoktu. misal yıllar önce üniversitedeki arkadaşı gecenin bi vakti, rüyasının içine oturup , hayatındaki tüm olumsuzlukları ona anlatıyordu.kız kardeşinin boşandığından eşinin işi nedeniyel uzak bi şehre gideceğinden bahsediyordu. bi defa da mutlu bişey anlatsalar..dişimi kıracamm..hep dramm...gam..tasa..keder vs.cık..cıkk..hiç hoş deil.)

Haliyle, ertesi günü, arkadaşı aramak farz oluyordu tabi:) sen şeyh olmuşsun kızım diyordu, arkadaşı, anabelliye. kızkardeşim boşandı. nerden biliyon:) sana sormalı diyorum:) akşam, sabaha kadar anlatıp, uykumun içine ettin:)
ha ha ..kızım bi de benden şeyh olmaz...şeyhiye olur diyorum valla:)

şimdi gelelim asıl mevzuya!!!! RÜYALARLA İLGİLİ TEORİMİ AÇIKLIYORUM!!efendime söyliyeyim, efendime söylerken siz de dinleyin:)Bu tuhaf durumun bi açıklaması olmalı.
olmalııı! yaşamın bi anlamı olmalı!
senden başka! benden başka!
sana görünmeli! bende olmalı:)
ne hoş türküdür:) haliyle, rüyalarla ilgili biraz araştırmacık yaptım.bilinç altı olayı hikaye, kanımca:)yanlış yoldalar:)

Şöyle ki; efendicim, kanımca her insancığın tıpkı parmak izi gibi hımm...ayrı frekanslarda yaydığı bi dalga boyu var.misal ISBN numarası olarak da adlandırabiliriz:)
tanıdığımız, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz çünkü bunun ayrımı bi türlü yapamıyom, insancıkların tıpkı telefon numaraları gibi bu ISBN numaralrı beynimize kaydediliyo:) bu kayıt işlemini, otomatik olarak yapıyo beyin:) yani o zatı muhteremi bi kere dahi olsa görmemiz kafi! ama genellikle, en yakın ve sevdiğimiz kişilerin frekansları bize ulaşıyor:)
Peki neden bu frekanslar ayıkken değilde , uyurken ulaşıyor. hımm..şöyle ki, beyin uyurken, kalkanlarını indiriyor.ve en ufak frekansları bile algılıyabiliyor.misal arkadaşım bana hayatında olan bitenleri anlatırken, bunu elektro manyetik dalgaları kullanarak yapıyor.bu dalgalar tıpkı cep telefonu dalgaları gibi, hımm..uzayda bi uydu olduğunu düşünüyom:))uzaya gidip tekrar dünyaya, beynimizde kayıtlı ISBN numarasına ulaşıyor:)bu dalga boyları tıpkı mors alfabesi gibi, uzun dalga ya da kısa dalga, ya da bi uzun bi kısa dalga şeklinde bi alfabeye dönüşüyor:) hımm...bknz.mors alfabesi:)alfabeye dönüşen olayı, beyin görüntüye dönüştürüyor:)hımm..oldu da bitti maşallah:)
hımm...bu teoride büyük gedikler olduğunu farkındayım:))) bence kabul edin yoksa bi şeyhiye olduğu sonucuna vardıracam sizi:) kısa ve acısız olcak:)) ha ha ...çok hoş.)

5 Ekim 2010 Salı

islamda toplu seks:)



Hedonist, dünyaya geliş amacının, zevkü sefa olduğunu düşünen ademoğullarına verilen addır.Bu düşüncenin fikir babası, tabiri caizse, düşünce s..çan eski yunan filozlarında Aristippos dir. Aristippos, dünyadaki varlığımızı üç temel öğe ile açıklar. yemek-içmek-seks yapmak:)Bugünkü, Savaşma seviş felsefesinin aortu da diyebiliriz:)
ve bu aortun yüksek basınçla kan pompaladığı, hedonizmin, çağımızdaki en bilinen temsilcisi, ünlü erkek dergisi Playboy `un kurucusu 81 yaşındaki Hugh Hefner dir.
Seks partilerinin, seks kralicelerinin ölümsüz kralı:)

peki efediciğim, bu hedonizmin islamla ne alakası var:)))şöle ki; efendime söyliyeyim, efendime söylerken sizde dinleyin:)

oku dedi!!!
okudum oni uçtiiii, demiş temel...yukarda ne ettiyse...gitti dereye düştü:)ha ha ...çok hoş.)

ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)

sevgili efendimiz buyuruyor kİ;

Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan İKİŞER, ÜÇER, DÖRDER olmak üzere nikahlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (CARİYELER) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.
NİSA SÜRESİ-
hımm...bu durumda, müminenin, hareket alanını müslümin organının hareketiyle sınırlayan zihniyet, müslüme hedonizmin sıcak sularında yüzme yetkisi vermiş sonucuna varıyom:)ha ha...çok hoş.)

oku dedi, ormanda büyük ağaç..oku! yaradan rabbim adıyla oku!
oku benim küçük şirinim...oku aydınlanalım! Rab bize ne diyor! muhammed ne istiyor?

büyük ceylan gözlerimi açıp okudum! anlamadım! döndüm durdum!bi daha okudum..
bi daha..bi daha...cıkk..cıkk..dedim.huysuz bi at gibi, başımı iki yana salladım. muhammed yanlış mı anladı? yoksa 99 imam yanlış mı ezberledi?
kitabı mukaddesin bi virgülü dahi kat'a değişemez dedi. demeseydi keşke!bir virgülünün bile değişmesine izin verilmeyen kitap neler söylüyor böyle:)

solduyum çıkıp geldi, sol omzuma oturdu dedi ki, anabelli, rabbin adil değil mi ?

rahman ve rahim olan allahın adıyla okudum!...euzübillahimineşşeytaniracim...
ve dedim kİ;
rab diyorki, ey adem oğlu, dünyada kendinize, size helal olan kadınlardan bir tane seçiniz.Eğer aranızda huzursuzluk çıkarsa, ayrılınız.başka bir tane alınız-nisasüresi-120ayet:)
yanlışı düzeltmeyen bizden değildir:)m-s-2010-nefer-neforizmalar:)ha ha...çok hoş.)

30 Eylül 2010 Perşembe

kızlara hava atmak için doktor olmuş, angut:)))


anabelli tatilde:)

Eşek gibi çalış, leydi gibi ye:) felsefesini kendiciğine karga edinmiş bendeniz, bu tatilde de memlektimin tozlu yollarına cıkk...yalan valla::) ha ha...tuzlu denizinin kızgın kumlarından serin sularına atlarken, bi süre sonra sıkılıp, artık aramızda kovalent bağ oluşan kız grubuyla bi tekne turu ayarladık:)geçen seneki, bütün kızlar toplandıkkk!! sorduk niye yıprandık türküsünü bize armağan eden! animatöre rastlamamak ümidiyle allam yaa..tekne mi dedim...yat!! o yat!!...yatta uzandıkk:) ha ha...çok hoş)
deniz eriii.al demirriiii sıra sıraaa vayy...dolaşalım limanları vira viraaa vayyy...türküsü dudaklarımda, teknenin yemek bölümüne yerleştiğimizdem:)hemen yanı başımıza da bi çift yerleşti:)
er kişi sürekli konuşuyo...hatuncuk hanımhanımcık:) hafif bi tebessümle, er kişinin söylediklerini teyit ediyo:)er kişi orta yaşlara yol almış, hali vakti yerinde, kurduğu uzun ve sesli cümlelrden de doktor olduğu anlaşılıyo:)))
diyeceksiniz ki; ne var bunda:) arabalarının plakalarını DR almaları kadar doğal...ama efendim mevzu o deil::) bakın mevzu ne?

bu, kızlara hava atmak için doktor olduğu sonradan anlaşılan angut, elleri kolları tabaklarla dolu garson çocuğukla hasbihalde:)
garson çocuk hımmm...14-15 yaşlarında kanımca...ne iş yapıyorsun diyor, garsona? çocuk şaşkın bi ifadeyle...garsonum abi diyo:))
angut devam ediyor. garson diye iş mi olurmuş!! misal kızlar sana soracak ki; nerede yaşıyorsun-marmaris-ohhooo diyecekler...
nerde çalışıyorsunn..yatta diyeceksinn..yine ohooo...diyecekler...
ne iş yapıyorsun dediklerindee...garsonum mu diyeceksin!o zaman...hımm...diyeceklerrr:)))
garson çocuk şaşkınlıkla hala ona bakıyo. bi taraftanda elindeki kolundaki tabakları düşürmemeye çalışıyo:)allam yaa...böle tuhaf olaylar gelip ,nasıl beni bulur:) valla...bilmiyom:)çağırıyom mu acaba:) ha ha...çok hoş.)
yıllarca, doktorların insanların hayatlarını kurtarmak için onca yıl okuduğunu düşünürdüm:) yalanmışşşşşşşşşşş...yalannnmışşş..yalannnmışşş meğerrrrrrrrr...kızlara hava atmak için okumuşlarrrr:::)))cıkk...cık...hiç hoş deil)

sol duyum çıktı geldi sol omzuma oturdu, mehmedin oğlu akif oldu dedi ki;
ayıp mı çalışmak! günah mı yük taşımak!!! ayıp dilencilik! işlerken el, yürürken ayak:!!

25 Eylül 2010 Cumartesi

hayatımın yontma taş devri:)


     Ben kuşlarda küçükken,en sevdiğim derslerden biriydi tarih. Hangi savaşta kaç kişinin öldüğünü soran angut hocalar dışında hocam olmadı ama:)yine de büyük bi heyecanla,kılıç şakırtılarıyla çevirirdim sayfaları.
zamanın tozuna karışmış, anadolu medeniyetleri, en büyük aşkımdı:) misal hititler :)hayat için gerekli olan bi çok şeyi unutup, hitit kraliçelerine tavananna denildiğini bi mıh gibi tutardım aklımda:)haliyle, bu yaşamsal bilgi ormanda çok işime yarıyordu:).
Gizlesem hiç fayda etmezzzzzzzzzzz,
Söylesem de daha beterrrrrrrrrr.
SORMA NEDEN, SORMA NEDEN ne hoş söler rafetim romanım:)

    Ama efendim, mevzu o deil. bakın mevzu ne? Hayatımı devirlere bölüp anlatmak fikri o devirde düştü aklıma:)
    Misal hayatımın yontma taş devri, gerçekten bi felaketti. Ormandayım, ayaklarım çıplak,yedi cüceyiz, pamuk prensesin etrafında,
daha çok küçüğüm avlanmayı bilmiyorum. cıkk...Cık...diye vahlanıyordu pamuk prenses, feride teyze, bu kız başıma kalacak...ha ha..o bi futurist:)
Taşları toplamaya başladım önce... bi sürü yontulmamış taş:) hımm..devrin gerektirdiği davranış biçimini sergileyip, uygun olanlarını yonttum:) uçlarını sivrileştirdim:)mağaramın duvarlarını çizdim. uçan bi kazz!!!

     Topraktan çömlek yapmaya başladığım sonra:)artık bi mağaram var. üşümüyorum çok iyi. Zeki, çevik, ahlaklıyım aynı zamanda:) ama hala avlanamıyorum, toplayıcılık yapıyorum, ormanda ne var ne yok toplayıp yiyorum. Karnım tok,sırtım pek. Büyük ceylan gözlerimi açıp mağaramdan dışarı bakıyorum ara sıra.Biraz korku var hala, sivrilenmiş taşlarım hemen yanımda.En küçük bi tehlikede ışın kalkanlarımı açıyorum:) kimseye saldırmıyorum, ama bana saldıranları öldürüyorum.Bi kaç taşıma kan bulaştı. Bazen ben, benden korkuyorum. Ne yapacağım hiç belli olmuyor.Taşlarını iyi sakla sana saldırlarsa kafalarına vur, diye bağıran pamuk prensesin sesi, kulaklarımda.Kendini korumayı öğrenmelisin.Kendimi korumayı öğrendim. Yaşama tutun. Tutunamayanları okumamama rağmen, yine de tutunuyorum.sakın bırakma!!! sakın bırakma!!cıkk..asla bırakmam:)
aaaaaaaaaaa benimmmm dilsiz dillerim. a benim sessiz ellerim. Yakala saçından tut hayatı. Çevir yüzüne öp öppppppp....ne hoş söler sezenim:)
çevirdim yüzünü ve öptüm:) hımmm...çok hoş.)

19 Eylül 2010 Pazar

Bİ CEYLANLA ASLANIN BARIŞ GÖRÜŞMELERİ:)


ORMANDA DEMOKRASİ:)
Küçük ceylan büyük ceylan gözlerini acıp, söz aldı ve dedi ki; aslan kardeş madem barış sofrasında toplandık, öncelikle, masadaki şu kızarmış ceylan butlarından kurtulmalıyız kanımca:)iğğğkkk....onlar var oldukca benim midem kalkıyor.azcık da tırsıyom.korkumdan diyeceğimi unutuyom:)böle nası demokrat olacaz.cık...cık...olmaz ki böle:)

Bide her sabahhhh...harttttttttttt!! diye bi kükreyişin var:) allam yaa...kulaklarımı tırmalıyo.tamam büyüksün anladık da:) her sabah bunu yapmak zorunda mısın?
Ben seni düşündüğüm için söylüyorum bunları:) bi de çok sağlıksız besleniyon sölim:)dost acı söyler. et yemekten vazgeçmelisin!!!!! cıkk..cıkk..hep kırmızı ett...hep kırmız et!! yasak!!!vejetaryan ol!!!vejeteryan bi aslan prototipinin ormanda değişim sürecini nasıl tetikleyeceğini farkında değil misin?

allam yaa...et yemezsem üçgen vucudumdan olurum diye de endişelenme kanımca:) koca fili görmüyor musun, o koca cüsseyi ot yiyerek besliyo:)belkide ot yemek seni filleştirebilir:)bence denemelisin!ha ha...çok hoş)
Hamiş: ormanda uzun süren barış görüşmeleri sonucunda; görüşmeler kanlı bitti:)aslan, ceylanı yedi:)

Demokrasi, çoğunluğun hayvan olduğu yerde, orman kanunlarının hüküm sürmesi demektir:)NEFER-NEFORİZMALAR-M-S-2010-TABLETLERE YAZILSIN:)
ha ha...çok hoş)

15 Eylül 2010 Çarşamba

DEVLETLEŞEN ŞİRKETLER VE MONARŞİNİN DÖNÜŞÜ:)KRAL ÖLDÜ!YAŞASIN YENİ KRAL! PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!


Solduyumun dediğidir:)

Kral öldü yaşasın yeni kral! sloganı garbın afakında dalgalandığı demler, padişahım çok yaşa sloganı da şarkın afakında dalgalanıyordu. Ve günlerden bi gün, Fransada hain bi giyotin, kralın kafasını koparırken şarkın padişahı, kalın ensesinde soğuk bi rüzgar hissetti.

Tebasına en iyi aşı veren kral ya da padişahın ölümü ya da doğumu büyük bi guruhu ilgilendiriyordu ki, karnı tok sırtı pek tutan, kral 1789 tarihinden itibaren yerini ulus denen bi sürüye bıraktı.Rüzgar hızla esti ve monarşinin, diktası tarihin tozlu sayfalarına saklandı
Artık devleti padişah değil, ulus yönetecekti.

ulus-devlet burayaaaaaaaa!!! yumrukk havaya!!!ha ha...çok hoş slogan:)

Bu ne üdüğü belirsiz sürü, aç halkı tok kılmak, çıplak halkı giydirmekle yükümlüydü. Bundan böyle halk, garbda kralının, şarkta ise padişahının çok yaşaması için değil de devletin çok yaşaması için çalışacaktı.karnını doyuran, sırtını giydiren devlete sıkı sıkıya bağlandı.

Zaman aktı...zaman geçti...zaman zaman içindeeee...ve günlerden bir gün monarşinin tohumları yeniden tazelendi:) Aç halkı doyurmak, çıplak halkı giydirmek,görevini üstlenen, dev şirketler okyanusun ötesinden çıktı geldi:)

Sam amca ve kuzenleri, sömürünün adını değiştirmiş, sakallarını kesmiş müslüm gibi parası neyse ben öderim, felsefesini usulca, ulusun kulağına fısıldıyordu. Artık devlet hantallaşmış, tebasının karnını doyuramaz hale gelmişti.Elinde ne var ne yok satmalıydı.batannn gemininnn malları bunlarrrrrrrr....
Öyle ki bu dev şirketler, küçük ulus devletleri, hüpp...
diye içine çekecek kıvama geldi.Microsoftun bütcesi, küçük ulus devletlerin eceli olacaktı.ve elbette buna doğudaki müslüm, vebil kaderi diyecekti:)
Artık halk, devletle bağlantısını sağlayan vatandaşlık kavramını, sorguluyordu.Kendisinin karnının tok, sırtını pek tutan şirket içinse yapmayacağı şey yoktu.Büyük şirketler sayesinde, sam amca, küçük ulus devletlerin vatandaşıyla, bağlantısını sağlayan en büyük damarı kesmişti.misal şah damarı.
Bu arada, ulus devletin sonunun geldiğini söyleyen fısıltılar, bağırışlara dönüştü!Sana iş vermeyen aş vermeyen devlet ne işe yarardı.Her zaman ki gibi holıvıd bu çabalara kol kanat gerdi.Şark merkezli filmler çekilip arada küçük repliklerle bu düşünce biçimi vatandaşın bilinçaltına yerleştiriliyor.misal -- film--pers prensi:))bi replik:)sevimli hırsız şöyle diyor-neden devlete vergi veriyoruz kİ; bizim için ne yapıyor?

ve hoşgeldin monarşi!rivayete göre dünya çapında, 94.286 kişi, Bill Gates dudaklarının arasından çıkan cümlelere bakıyor.öldüğünde yerine geçen velihatın, kendilerine culus dağıtıp dağıtmayacağını merak ediyor.
KOMPLO TEORİLERİ-M-S-2010-NEFER-NEROFİZMALAR-TABLETLERE YAZILSIN-ha ha...çok hoş.)

9 Eylül 2010 Perşembe

Din, devleti iğfal etti:)


Dinle devleti birbirinden ayıran kötü kalpli laiklik en sonunda, müstakını buldu.Müslümin gönlü, teoride olmasa da, pratikte, dinle devletin ayrılmasına daha fazla razı gelmedi:) bırakınız yapsınlar bırakınız s..kkler felsefesini kendilerine karga edinmiş guruhla birlikte, dini devletle seviştirdi.

Bu sevişmenin, meyvaları da, yakında olacak referandumda tomurcuklanıyor.Bayram namazını kılan devletlum, ibadete gelmiş müslümanın, evet ohh...çok...iyiydi..gibi sesler çıkarmasını salık veriyor.İnanan ya da inanmayan farketmeksizin, toplumun büyük bi kısmı tarafından saygı duyulan değerler, ayaklar altına alınıyor.
Müslüman bi iftar çadırında misal orucunu açarken, müslüman kabedeyken misal günahlarından arınırken, dinin devletle sevişmesini caiz sayıyor.
Müslümin devletle sevişdiğini duyan, fener rum patriği, elinde haçıyla koşup geliyorr..ellere var daaaa...bizzee yokkk miii..türküsü dudaklarında..soluğu trabzonda, yıllarıdır müze olarak faaliyet gösteren sümela manastırında alıyor.Bide konuşmacık yapıyor.Biz burada padişahların ruhuna dua etmeye geldik:) düşmanımın, düşmanı benim dostumdur felsefesi hakim:)alt metni okuyorum! ey müslüman! ikimizin de düşmanı türkiye cumhuriyetidir.dolayısıyla kurucusu atatürktür.eski güzel günlere dönelim.siz de osmanlı olun! angut müslüm, inandı inanacak! g.t kadar toprak kaldı elinde nası osmanlı olacaksa:) biri şu mazluma bi osmanlı impt.haritasını versin, hayrına:) cıkk..yoksa osmanlı derken.osmanlı beyliğinden mi bahsediyo:)ha ha...çok hoş.)
Trabzonda yıllardır faaliyet gösteren bir kilise olmasına rağmen bu saruhanın, sümela manastırında duacık etme isteğine bi anlamverenler bi berigelsin:) şüphesiz burada bize apaçık bi mesaj var:)
Çürük başlı balık, başarıya giden her yol mübahtır felsefesiyle, kendi çürümüşlüğünü toplumun her kademesine yayıyor.Balık baştan kokarsa ne yapmalı efendiler!
Ya bu balığı yiyip mefta olacaz, ya da başı keseceğiz:)
Bekleyip ya göreceğiz ya da öleceğiz:)
ha ha...çok hoş) bak şu sarışına:)

8 Eylül 2010 Çarşamba

tavuk masalları:))




anabelli, ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi.Günlerden bir gün pamuk prenses, yedi cücelerinden şirin cüceye, sen artık büyüdün dedi.Yedi cüceler aç, onları doyurmalısın.
İsmaile inen koçu, rabbime adayacak yaşa gelmedin ama, bi tavuğun kıldan ince boynunu kesebilirisin.er kısmı, kan akıtır.karın doyurur. hatunun kan akıtması, günah.büyük günah.Bıçakları birbire sürdü bilge şirin.şırakk.şırakkk...

ha ha...küçük tavuk seni yakalayacağımm.hızlı koşuyorsun ama benden hızlı değil, dedi anabelli.senin için üzülmüyorum, seni kaderini ben yazmadım. sen hiç bi solucanı yerken üzüldün mü misal? hımm...oyun başlasın!hızlı olan kazansın.cık...vazgeçmeyen kazansın.
yakaldım onu! bi tavuktan daha hızlı mı koşuyorsun anabelli. cıkk...ondan hızlı koşmuyorum.ama o yorulup vazgeçiyor.bense asla ...bi de saklanmaya çalışıyor.dikenliğe saklanıyor, misal:) onu görmemem için dua ediyor, tavuk tanrısına muhtemelen.ama onu görüp, üzerine atlıyoruM!!!

bıçakları bilee, bilge şirin! yakaladım onu! ayaklarını sıkıca tut.kanatlarını da. mineşşeytanııııııııı racimmmmmmmm....cıkk..olmadı.bilge şirin, er kişi değil mi yoksa?yarı kesik bi kafayla, fırladı tavuk. kan sıçradı eline, kollarına.günah! büyük günaH!birden kesmeliydin kafasını oysa.. mineşşeytaniiiiracimmm... kan aksın.yağmur yağsın.
temizlensin toprak.

onu sen yakaladın.neden yemiyorsun.çok koştun, yoruldun üstelik.ye!!!!!!! yemelisin . yemezsen ölürsün.kaç defa söyledim.ölürsün! büyük ağaç gibi seni gömeriz! çok sıskasın.çok zayıf.çelimsiz.güçsüz.her zaman seni koruyacak biri olmayacak küçük şirinim!yeeee! ne bulursan yee!taştan yumuşak olanı yemelisin.ormanda yaşıyorsan bunu bi mıh gibi tut aklında.

cıkk...yemiyeceğim.kızdır ölemez derdi, ormanda yaşlı ağaç.kızlar ölmez!!hımm...meraktayım.çok merakta:) dağların arkasında ne var?
dağlarınnnnnnnnn, arkasındaaaaaaaa yarrrr, önündeysee, hep ayrılıklarrrrrrrr....

Ve günlerden bi gün...
anabelli uçsuz bucaksız bozkıra bakıp dedi ki; dağlar nerde? Toprak, dağları yedi mi? Tanrının yarattığı dünya bitti mi?

4 Eylül 2010 Cumartesi

VATAN İÇİN SOYUNAN, HAYIRLI SOLCU KİMDİR?:))


Ben ardımmmdaaa yaş bıraktımm...gözü yaşlııı eş bıraktımmmm....sol yanımmı boş bıraktımm...heyy...diye türkü çığıran bi zamanların, solcu kürtleri, hızlı bi manevrayla, faşo kürt kimliğine bürünürken, değişimi yakalamak adına :))) aynı sol şeritte hız yapan solcu pilotlar da, bu günlerde rotayı özgürlük adına sağa doğru kırmakta. Efendicim, sağdan gittt...sağdan gittt...kaldırımın sağındannn...türkücüğü dudaklarında, memlektimin tozlu yollarında sağdan gidenlerse, sol şeritte hızlanan pilotları, 82 darbesiyle, doğru yola getirmenin safasını sürüyo:)

Efendicim, peki bu hayırlı solcu kavramını ben şeyimden mi uydurdum:) cıkk..Nur yüzlünün saman gazetesi, bu solcuları diğer zındıklardan ayırmış, efendicim bi malumat yayınlayarak, ey müslüman bazı solcular vardır ki; o mahşer gününde defterleri soldan verilecek olsalar bile bizim için hayırlıdırlar, fetvasını vermişlerdir. O nedenle bu grupta yaşayan tek hücrelilere biz kısaca ''HAYIRLI SOLCU'' diyecez, benim sevgili mazlum halkım:)
Bu hayırlı solcuların, gerek kürt faşo, gerek nuryüzlü için en faydalı olanı, şüphesiz ki; Tarak gazetesinin ahmedidir:)
Fakat son demlerde, sanat camiasından da , doğru yolu bulan hayırlı solcular, peydahlanmıştır.
Ama efendicim, mevzu o deil.bakın mevzu ne)
Biraz önce ülkemin mübarek kanalı TRT de, bi sanatcı hatunla, er kişi hasbihalde. Er kişi, hayırlı solcu hatunu, bu muhalif tavrından dolayı kutluyor.
General, babasına, trip atan asi kız, LALE ablam, müslümün gözdesi:)
Güya hayat hikayesini anlatıyo, ama mesaj ortada, ben özgürlükler adına, müslümü destekliyom diyo LALE ablam:)
Askeri disiplini çocukken de sevmezmiş.Ailesi ona özgrüce soru sormayı öğretmiş.Hah! işte LALE ablam...biz de onu istiyoz.Ama çember sakal var oldukca, sorularımız korkudan k..çımıza kaçıyo:)Bize soru sormayı değil, soru sormamayı öğretiyorlar.
Daha bi kaç yıl önce, bu ülkeye sekiz yıllık eğitimin asker postallarıyla geldiğini unutmadık.ZORLA!!!!Pişmanmıyızzzzzzz...aslaaaa..güzelleştikkkk yasla:)) ne hoş türküdür:))
Müslüm, yatak odasıyla mutfak arasına tıkdığı mümineyi, önüne katıp meydanlarda, sekiz yıllık eğitime hayır dediği günleri unutmadık.
Bi mümin, şöyle diyordu, bu 'asker milleti' kızlarımızı evde bırakacak.bİ KIZ ÇOCUĞU İLKOKULDAN 11 yaşında mezun oluyor. biliyormusun?Bunu söyleyen bi baba tanıyor musun:) cıkk..sanmam...susup, ona bakıyoruz.içimizde sevinç çığlıkları...bi şirin daha diyoruz. hiç olmazsa, onikisini tamamlasın.

Büyük ihtimal, peygamberin mübarek tokadı ülkemin suratını indiğinde, soluğu Londrada alacaksın! Bizim için vahlanacaksın.Bahtsız ülken için, büyük memelerini açıp, hey özgürlük deyip soyunacaksın:)

Biz gidecek yeri olmayanlar, akdenize bi kısrak başı gibi uzanan bu cennet bu cehennemde ölecek olanlar, bundandır ki; sizden daha çok endişeliyiz:)

Armut dalda asılsın, LALE ablam nasılsın? Bu bizim hikayemiz, gastelere yazılsın:)

2 Eylül 2010 Perşembe

Sarı Fatma


Bi gün,
yağmurlu bi sabaha
uyandığında ormanda,
günahkar kıllarından,
kurtuldu Fatma.
bi makas döktü saçlarını,
göğsüne, omuzlarına.

Çocuklar toplaşıp başına,
bağırdılar ona.
Kabak Fatma,
kel Fatma!
Şekerli ekmeğini yedi,
sümüğünü emdi.
temizlendi.
Artık, Muhammedle oynayabilirim dedi.
gülümsedim:)
gülümsedi:)

31 Ağustos 2010 Salı

Değer yargıları...Yargısız değerler:)


Sol duyumun dediğidir:)

Ben kuşlardanda küçükken, bi gece vaktiydii, aşk tuttu elimdennnn beniii...geçtim düşler ormanından bi gece vaktiydi...ceplerimde hacı yatmazlar...allam yaa ne hoş türküdür.
ama mevzu o deil, bakın mevzu ne.efendime söliyim, efendime söylerken siz de dinleyin.Ben kuşlardan da küçükken ne zaman bi yaramazlık bi oyunbazlık yapsam, büyük ağaç kaşlarını çatar tüh!!!! senin suratına diye...okkalı bi tükürük savururdu suratıma.Bazen, tükürük yerine 'tü' sesinin de kafi geldiği olurdu:)
Mevzu şu ki; bu tükürük, çok derin anlamlar ihtiva ederdi:)Şöyle ki, misal büyük ağaç, bi kereliğine tüh senin suratına derse bu, çok fena demekti. ama bunu, misal, tüüü tütüüü tüüütü diye üç defa tekrarlarsa, bu da hah... aferim çok iyi bi iş başardın anlamına gelirdi.Bi ara belgeselin birinde, şempazelerin birbirine tükürdüğünğünü görünce, Darwin haklı olabilir mi diye aklımdan geçirmedin deil:) ha ha...çok hoş)

Efendicim bu davranış biçimlerinin, toplumlar arasında iletişimsizliği doğurduğundan dem vuracam. Misal batı toplumlarında, Leydi Godivanın öncülüğünde, soyunma eylemi, protesto anlamı taşır. bildiği üzere, leydi godiva, halkını ağır vergilerden kurtarmak için, çırılçıplk soyunur ve atının üzerinde tüm kasabayı dolaşır.Gelin görün ki, memişleri açıkta bi hatun doğuda ya da müslüman toplumlarda, tabi bunda cinselliğe doymamış er kişilerin davranış biçimleride durumu etkiliyor, direkt seksi çağrıştırır. Demem o ki sana, barış için soyunanarak bişey yaptığını sananlar:) memişleri göstermek homosapien bi topluluğa , barışı deil, seksi çağrıştırır sadece.

Bi dem önce, türkiyeyi bi gelinlikle gecerken tecavüze uğrayıp öldürülen, Pippa Bacca keşke bunları bilseydi.Beyaz bi gelinlikle yolda yürüyen bi hatunu gören müslüm, haliyle Pippanın gerdeğe girmek istediği düşüncesine kapıldı.Bi kadın..gelinlik...bu hatun ne anlatmak istiyor?

Sene geçen sene, cennet ülkemin cennet mekanlarında tatildeyiz. Arkadaşların küçük şirinleri de bizimle birlikte.Çocuklar otelin bahçesinde, ingiliz çocuklarla tanıştı kaynaştı.hah..bi de top buldular.yaşasın futbol:) derken, aniden kavga gürültü.goldi değildi olayı:)ama lisan yok. iki grupta küfrediyo ama karşı tarafın, küfürleri anlamadığından çok muzdaripler. Bu duruma, bi ingiliz küçük şirin son verdi.İşi eyleme döktü. Yanındaki 5-6 yaşlarındaki kız kardeşini çekiştirip, kilotudu aşağıya çekip, bizim şirinlere küçük kızın g.t gösterdi:) ha ha...işte film orada koptu.bizim şirinler yumrukları sıkılı bi şekilde öylece kaldılar.ingiliz çocuk hala daha bağırıp küfrediyordu.küçük kız ağlıyordu.bizimkiler hala kıpırdamadan öylece duruyordu.Aynı hareketi biri kız kardeşlerine yapsa, muhtemelen yumruğu yerdi.ama şimdi bu ingiliz kendi kız kardeşinin g.tünü gösteriyordu onlara! aha...bu ne demek istiyordu.kendi kendine mi küfrediyordu?
Örnekleri çoğaltabiliriz elbette ama cıkk..çok uzun oldu:)
Demem o ki sana, biri yüzünüze tükürdüğünde yağmur yağıyor sanın:)ha ha...çok hoş.)

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Bu sanat, senin şerefineee emmi oğluuu:)))


SANAT SANAT İÇİNDİR DEYİP, KESESİNİ DOLDURAN SANATÇI İLE SANAT TOPLUM İÇİNDİR DEYİP, AVUCUNU YALAYAN SANATCININ HİKAYESİ:)
Solduyumun dediğidir:)
Sanat sanat içindir deyip, kesesini olmadı cıkk...daha teknik bi terim kullanacağım, kasasını dolduran sanatçı ile, sanat toplum içindir eyy...ahali, sanat, toplumun her bireyine ufacıkta olsa bi ışık tutmazsa, aydınlatmazsa, s..çç öyle sanatın içine deyip, hapsi boylayan, en iyi ihtimal boş bi kasayla avucunu yalayan sanatçının farkı, haliyle zeka farkı bu günkü konumuz mazlum halkım:)

Son demlerde ülkeciğimin sanatçıları, tıpkı seçilmiş aydınları gibi, uyandılar. Boş bi kasayla bi yere varılamayacağını kavrayıp, her fırsatta kasasını üç olur, beş olur avro olur, dolar olur doldurmaya baktılar.Herkesler kesesini ihtiyaçlar sonzuzlaşınca kasasını doldurmaya başladı.Onların bi suçu yok haliyle, bu ihtiyaçlar sonsuzlaşıp bu namuslu insanları soysuzlaştırdı kanımca::)Veletleri, 'benim hiç ferrarim olmadı baba' cümlesini sarfedip,kendilerini ezik hissetmesinler diye tüm çabaları, o açıdan da bakmak lazım:)

Kürt Faşo+ nur yüzlü ittifakı, gitgide palazlanıyor.Ellerini ceplerine atınca, gerek seçilmiş aydınlardan , gerek sanat camiasından tahmin ettiğinden de fazla destek görüyor.Sanat toplum içindir eyy..ahali, bu toplum olmayınca, kime sanat yapacaksın diyen bi kaç iyi adama, kıs kıs gülünüyor, sanatı sanat için yapan kapitalci sanatçı. Peygamberin mübarek tokadı mazlum halkımın suratına inince, soluğu Londrada alacak, belli. Büyük ihtimal koca memelerini açıp, vatan için soyunacak, trajı yüksek bi dergide:)Neler yapmadık şu vatan için!

Demokrasiyi satın aldılar velhasıl, kıroyum ama para bende hesabı:)
Sol duyum çıktı geldi sol omzuma oturdu, bi garip,Yunus oldu dedi ki;

ilim ilim bilmektir
ilim kendin bilmektir
sen kendini bilmezsen
ya nice okumaktır.

Hala daha bu ülkeye inanan, sanat toplum içindir, biz sizin için varız diyen, tüm küfür ve aşağılanmalara rağmen direnen, sayıları, geometrik bi hızla azalan, bu onurlu adamları neferteti selamlar.Biz buradayız.

Varlığınız, varlığımıza güç katıyor.biline:)

24 Ağustos 2010 Salı

MAZLUM HALKIM! ANA-YASAN NASIL OLSUN ?SERT Mİ, YUMUŞAK MI?


YASAMA-YÜRÜTME-YARGI DEVLETLUMUN ELİNDE:)BİRLİKTEN KUVVET DOĞACAK SANKİ:)YAŞASIN KUVVETLER BİRLİĞİ!!!

Para bittiii aşkkk, bittiii, getttiii sevdiğimmm getttiii, onun aşkı paraymışşş, para bitti aşk bitti. allam yaa...bi zamanlar böle derin manalar ihtiva eden türküler dinlerdim. para sevgi ve aşk üzerine.tatil de, böle vefasız bi sevgili gibi, para bitince çekip gidiyo.dönüş onadır...kürkçü dükkanına:) ha ha...çok hoş
Neyse efendicim kredi kartlarını fulledim. alış dönemim sona erdi, veriş dönemim başladı anlayacağınız. hımm...bu durumda hep sizinleyim cancağazlarımmm.sevininnn looo...
hemencecik bi anektodumu paylaşacağım sizinle. tatilden ormana döner dönmez.tırıss tırıs borçlarımı ödemeye giderken, hemen elime, 'anayasaya evet' deyin broşürcüğü tutuşturdu müslüm.batan geminin malları bunlarrr...broşür çıkar, vasıfsız müslümün eline ver dağıtsın..üç beş kuruş cebine girsin mübarek günde..oylar da pAK partinin cebine..ne de olsa. ön seçim denemesi sayılır..oh... herkes yolunu bulsunn...aferim..

ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne?Sert mi olsun anayasan, mazlum halkım, yoksa yumuşak mı istersin? Asıl mühim soru bu:)ha ha...layt selami geldi belleğe şimdi.geçen tv izliyon. çocuklar duymasın başlamış yinee...taş fırın sever benim mazlum halkım sonucuna varıyom. Demem o ki , sana taş fırın erkeğinin, anayasası da taşfırın olsun...cıkk..layt olmasın, sert olsun :)

Şimdi efendime söyleyim, efendime söylerken siz de dinleyin. anayasa nasıl sertleşir?
Bi anayasa, değiştirilemeyecek maddeler içeriyorsa, misal türkiye devleti bir cumhuriyettir gibi(1982 anayasa madde 1).Bu maddeyi değiştirmek ya da değiştirmeyi teklif etmek yasaktır. Görüyon mu zorbayı:)

Sertliğin ikinci şartı ise efendicim, bazı durumlarda hükümet, meclisi çiftlik yapıp, at koşturmasın diye, halk oyuna başvurulur. misal şimdi olduğu gibi, dikkat ediyon mu müslüm.Bu hakları sana veren, 82 anayasasısır. sertlik için yeterli mi peki cıkk..yetmez.. Bi de değiştirmek için, çoğunluğa sahip olmak lazım ki, o konuya hiç girmeyecem:)

82 ye gelene kadar, 21 den 24'e olmadı 61'e, cık..bu da çok layt oldu, az da sert olsun ..hah..82:)
Türkiye, gençlik yıllarında yumuşak bi anayasayı mecburen denemiştir.misal 1921(teşkilat-ı esasiye) Diğer anayasaların 1924-1961-1982 anayasalarının çoğu serttir.1961 anayasaının da yumuşak olduğu bazı çevrelerce rivayet edilir:)

1921 anayasasını Kemale ermiş mustafa yumuşak yapmıştır, çünkü efendicim, mazlum halkım fakrü zarüret içerisindedir, savaştan yeni çıkılmıştır.Bu hazin dönemi atlatıp, bu sürüden bi millet yaratma telaşı içindedir.Halifesini kaybeden müslüm, ahirette cennet yüzü göremeyecği endişesine kapılıp, bi elinde kitabı mukaddes bi elinde satır sokağa düşmüştür.
Anlayacağınız kuvvetleri birleştirmek farz olmuştur. 1921 anayasasını diğerlerinden ayıran en temel husus budur. Devletin üç önemli kuvveti YASAMA-YÜRÜTME-YARGI tek elde toplanmıştır. Misal kafana vurmak için sıkı bi yumruk oluşturulmuştur da denilebilir. Bu yumruk halifemizü isterukkkkkkkk, diye sokağa düşen, müslümün kafasına inmiştir. Doğru. Kabul etmek gerekir ki, bu ülkeye cumhuriyet ZORLA, ASKER POSTALLARIYLA gelmiştir. Fransaya ihtilalin geldiği gibi.Jakobeni seviyorum valla.
Fakat Kemale ermiş mustafa, bu millete hep inandı 1924 anaysasında kuvvetleri ayırdı. çünkü yürütme yargı tafarından denetlenmezse, denetimsiz bi sistem üç vakte kadar kendini yok eder.gördü. kavradı.

Zamannnn geçriiiii zaman aktıııııı, zamannn zamannnn içindeee, bizz mahpusta yaşardıkkk...dostla düşman içindeeee....ne hoş sölerdi vicdansız.
Altında bi tarih 12 eylül 2010 !!!yeni anayasa,-- sert olan 1982 anayasaının-- ona verdiği özgürlükle halk oyuna sunuluyor. Yoksa müslüm, ben ol dedim, oldu diyecek, dediğini emir telakki ettirecek.
Tüm yeniliklere balıklama atlayan müslüm, inovatör o:)) hımm...yeniyse iyidir deyip atlıyo..ama bu yenilik, onu eskiye postalayacak haberi yok:)Haber edelim dedik:)

Ve kuvvetler birliği geri döndü.pAK parti yumuruğunu sıkıyor. Yasama- yürütme-yargıyı kendi elinde topluyor. Yargının yürütme üzerinde ki, denetimini açıkca kaldırıyor. Özellikle, özelleştirme husunda ihaleye fesat karıştırılması hımm..şöle açıklayayım..misal devletin demir yoları, devletlumun oğluna satılacak,öz-elleşecek yani:) bu ihalenin ne kadar, nasıl ve devletin hayrına mı değil mi, kısmı yargı tarafından değil de, misal idare tarafından yani devletlumun atadığı müdür tarafından denetlenecekkkk:) ha ha ...çok hoş:))) ben seni göreyimmm...sen beni gör ki, bozulmasınn ağzımızı tadııııı ...A de bakimmm...AAAA.. ne hoş sölerdi barış abim:)

Demem o ki sana mazlum halkım!!! ömrü hayatında, gelene geçene he dediğini bilirim. Bu sefer HAYIR de. Önemli olan anayasayı kimin yazdığı değil, askerin , sivilin ya da tanrının yasanın ne içerdiğidir. Adil olmayan bi tanrıya, adil olmayan bi askere, adil olmayan bi sivile hayır deee!
Adalet isteee...sadece adalett!!!
Şüphesiz burada sana apaçık bi mesaj var! HAYIRLARINIZ HAYIRLI OLSUN, HAYIRLI VATANDAŞLARIM:)ha ha...tombik özal

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Anabelli tatilde:))


Senelerce senelerce evveldi; bir deniz ülkesinde yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz adı, Anabelli:)
Anabelli ne zaman, Ayşegül oldu:) derin mevzular bunlar ama bi dem ayşegül oluverdi işte:)

Altında bi tarih, Ayşegülden önce...

Ayşegül tatilde kitapçıkları vardı o demler. ne hoş kızdı o Ayşegül. At kuyruğu yapardı saçlarını, minicik bikinisi...Böle kötü şeyler aşılıyodu bu cumhuriyet kitapları kızlara. Ayıp diyordu büyük ağaç ormanda , töbe töbe...Başında erkek olmadan öyle kız başına nereye? ? ? :)

Dağları deldim tek başımaaaaaaaa, fonda özlem tekin hatunu...
çölleri aştım bir tek ben...
erleri yendim kız başımaaaaaaaaa...sende yıkılmammmm...

Bide yıkılmadımmmm...
ayaktayımm...dertlerimle başbaşayım...
kötülere zalimlere...yenilmedim ayaktayım...
die çığırırdı, o bet sesiyle kafası hafif sola eğik, yüzünde mazlum halk ifadesi, güllerin en kırmızısı, Mahsun Kırmızıgül :))

Müziğin geniş yelpazesini sallayarak serinliyordu bi yaz günü anabelli. Hey gidi...Bi zamanlar TRT 2 de Sezen Cumhur Önal diye bi zat-ı muhterem vardı. Şimdi derdi size, çikolata renkli bi sanatcıdan bi parça dinletecem...Parçalarını hiç dinlemedi ama onu hep sevdi anabelli...

Efedime söliyeyim, mevzu o değil. Bakın mevzu ne. Uzanmışım kumsalaaaaa, güneş damlar içimeeeeeee... die bi türkü tutturmuşken yandaki şezlongtaki hatuna ilişti gözü. Çekirdek aile silüeti. Bir eliyle çocuğunun ağzına bişiler, tıkıştırırken, bir gözüylede yanında güneşlenen kocacığını göz hapsinde tutmakla meşgul yuvayı kuran dişi kuş:)
Haliyle beni görünce tehlike çanları çalmaya başladı , küçük kafacığında. O ara hatunun bu paramparça halini görüp, sol duyum çıktı geldi, cık...cıkk..dedi yanlış alarm :)) o tehlikeli değil. Onur, haysiyet, namus vs. gibi donelerle ormanda, yüklenmiş bellek. Bu değerler dolar- avro paritesinde sürekli değer kaybetsede onun için bi anlam ifade etmez, onun nezdinde, soyut kavramlar ateş pahası :)) hala daha takas-trampa misal o kadar yontmataş devri :))

Değer yargılarım, parçalanmış bi kristalin cam kırıkları gibi, kalbime, beynime, göğsüme, batmakta. Elim yüzüm kan içinde....
Boynumda kitabı mukaddesten tanrı sözleri, dünyanın kıyısına oturmuş, ay-yıldız bikinimle denize bakıyorum hoş, çok hoş...

11 Temmuz 2010 Pazar

Yaşasın demokrasi! Aydınlarımızı seçiyoruz! Seçilmiş aydın kimdir?


Sol duyumun dediğidir:)

yaşasın demokrasi! aydınlarımızı seçiyoruz!

Vardarrrr ovasııııı...vardarr ovasıııı..kazanamadımmm...ekmek parasıı..cıkk..aydın havası olsun azcık dedim, olmadı.neyse efendicim mevzu o deil, bakın mevzu ne.

Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin. Arabistanlı lorınsın, entelektueli, Recaizada Mahmut Ekremin entellektüeli, cemil mericin arifi ve cumhuriyetçilerin aydın kişisi kimdir ?
Haticeye deil, neticeye bakın efendiler:) ha ha ..hatice da güzel farkındayım ama:)

Türk aydını yıllarca bar köşelerinde oturmuş, ayran içmemiş bunun sonucunda halktan ayrı mı düşmüştür.
Halkçı olmak, halkın yediğini yemek, giydiğini giymek, içtiğini içmek ama düşündüğünü düşünmemek ya da sorgulayarak düşünmektir der nefer.

Seçilmiş aydınsa bunun tam zıttıdır. Halkın yediğini yemez, giydiğini giymez,-giydiğini giyiyor gibi görünür, misal paristen aldığı eşarpla, hatunun kıllı bölgelerini kapatır- ama halk, her ne derse sorgulamadan, doğru der, çünkü çoğunluğun sesidir o. halkın temsilcileridir bi nevi. Demokrasi, çoğunluğun hayvan olduğu yerde orman kanunlarının hüküm sürmesi demektir der, nefer.

Yakup kadiri ‘yaban’ adlı eserinde bu durumcuğu sorgular. Der ki; ey aydın kişisi, anadoluya ne verdin de şimdi almaya geldin? Hımm…bu sorucuğun basıncı altında ateşlenerek, yola çıkan cumhuriyetçiler anadolunun tozlu yollarına vurur kendinii…şu sılanınnn taşlııı tozlu yollarııııı..ağrıdan sızıdannn tutumaz elleri…
Candan açtık cehle karşı bir savaş,
Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!!
Türküsü dudaklarında, kelle koltukta,
aydın yalnız! Tek başına! Aydın azınlık! Halktan kopuk!
Aydın, halka rağmen aydın, halka rağmen halkcı!

Zaman aktı, zaman geçti, zaman zaman içinde…..
Ve günlerden bi gün, seçilmiş aydın çıktı geldi.

Aydın, artık halka rağmen halkcı değil, halkla birlikte halkcı olacaktı. Artık aydın kişisi, dinsiz imansız değil, halk gibi dindar olacaktı. Yedi yıldızlı kapris otelde haşema giydirip hatununa, en Müslüman o olacaktı. halk gibi ümreye gidip ihram giyecekti, kabe manzaralı otellerde kalıp ne ka müslüm olduğunu halka ispat edecekti.

Artık bu halk, dinsiz imansız, halka karşı, sürekli halkı eleştiren, aydın siluetinden bıkmıştı. O kadar ki sabah akşam dükkanının önünde oturup rahat rahat göbeğini kaşımasına bile karışıyodu bu zındık. Neyse ki; seçilmiş aydın, ona göbeğini kaşımanın bi zararı olmadığını, hatta göbeğin sağlığı için bi tehlike arz etmediğini, atın ölümü arpadan olsun felsefesiyle rabbim takdir eder ve ölürse, bi mübarek cuma akşamı onu gömeceğini endişe etmemesi gerektiğini telkin ediyordu. Velhasıl, halk istediği yerde göbeğini kaşıyabilir, osurabilir, ara sıra içindekilerle birlikte bi otel yakabilirdi. Bu duruma gelmesinin nedeni onu azdıran dinsiz imansız halktan uzak ve her seferinde halkı eleştiren aydın siluetidir.



Neyse ki; o karanlık günler geride kalmıştı. Şimdi halk, aydınına vanminut diyordu! artık demokrasi gelmişti bu ülkeye. Çözülüyorduk, ama seçilmiş aydın, bu çözülmeye, açılım diyordu.
aydınlar, yazarlar, siyasetciler, türklere dönüp:Ulus devletin modası geçti! bırakın ulusal değerlerinizi, ulusal kültürünüzü ulusal sınırlarınız derken, aynı anda, kürt, çerkez, laz kökenli yurttaşlarımıza dönüp, kendi devletinizi ne pahasın aolursa olsun kurun! kendi dilinizi, kendi kültürünüzü koruyun diye bağırıyor:))) Neveser-cengiz özakıncı

Kürtçe şarkılar memleketin bağrında şappilenirken, erovizyona İngilizce parçayla katılmak salık veriliyordu. Şüphesiz burada bize apaçık bi mesaj var!

Artık bu ülke seçilmiş aydınlara emanet. bu günlerde gördük, şükür ya rabbi:)

4 Temmuz 2010 Pazar

Sam amca ortadoğuyu cetvelleyecek mi?


Sol duyumun dediğidir:)

Bir ilkbahar sabahııııııı….güneşle uyandınnn mı hiçç…çılgın gibi koşarakkkkkk…kırlara uzandınnn mı hiçççç….allam yaa..bi zamanlar, radyolarda tv de türk sanat müziği dinlerdik, şimdilerde tamlamada türk sözcüğü geçiyo diye tedavülden mi kaldırıldı acep:) ha ha ...çok hoş.)

Efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin.Bi ilk bahar sabahı, İngiltere devletlüsü Churchill şöyle der:) Üff...çok sıkıcı bi günn…bi devlet kurmak istiyorum.
ÜRDÜN fikri kafamda ilk kez, ilkbaharda bi öğleden sonra saat dört buçuk sularında oluştu:)

Gerçek şu ki; 1921 yılı mart ayında, sadece üç gün içerisinde, sömürgeler bakanı Winston Churchill…--- bi sanalizasyon mausu Winston sigarası hakkında şöyle yazmış-- öğrenci sigarası, genelde "abi bir soft winston" olarak bilinir ucuz ve güzeldir lakin çok kokar:)) winston aynı zamanda bizi zehirlemeye devam ediyo:)

Ama efendicim bizim bahsettiğimiz siğara olanı deil:)
Abi adamlar ciğerimizi yediler ne yapsak boş! cümlesi de cukk..oturdu yani:) ha ha ...çok hoş:))

Neyse efendicim. Mevzu o deil bakın mevzu ne?
Hımm…nerde kalmıştık. Sömürgeler bakanı orjinalini çok zor yazılıyo valla…hımm...çörçıl diyecem.bu da iy:)efendicim bu zatı muhterem ve kırk danışmanı, kırk haramiler diye yorumlayacam, velhasıl buncağazımlar, yeni bir Ortadoğu haritası icat ettiler.Ve süprizzz!!! İki ülke yarattılar. Onlara isim verdiler ve hükümdarlarını belirlediler. isim babası oldular yanİ. Ve sınırlarını parmaklarıyla kumun üzerine çizdiler. IRAK ve Filistinden koparılan diğer ülkeyeyse ÜRDÜN dediler.

Çörçıl boşta gezen, prens Faysala ırakın krallık tacını taktı. Kardeşi prens Abdullah ise Ürdün kralı oldu. Bu arada Fransa da boş durmayıp Lübnanı icad etti.
He valla:) AYNALAR ‘ı okuyorum.evettt!!! bildin onu!!! çok hoş kitap…bi de türkü çığırıyomm aynalarrrrrrrrrr..aynalar... söyletmennn beniii….ağlatmannn beniiii…aynalarrr aynalarrrrrrrrrrrrr.

Efendicim demem o ki; sana tarihler m-s-1991 gösterdiğinde kominizim ruhuna el Fatihayı sevinçle okuyan müslüm Dharma'nın dengesinin bozulduğunu sam amcanın ona karşı koyacak bi güç kalmadığını fark ettiğinde ilk önce onu becereceğini düşündü mü acaba. cıkk..sanmam.ve hopp..bi sabah..sam amca ortadoğuda. ırakta…güney komşumuz. Amerikaya gitmeye gerek yok o artık yanı başımızda:) Demokrasi havarisi o. İsanın havarilerinin en afillisi:) ha ha…çok hoş.)

Ürdün fikri, çörçılın kafasında bi ilk bahar ikindisi canlanmış bildim de, kürdistan fikri sam amcanın kafasında ne zaman oluştu bilmiyom ama orta doğuyu cetvelleyecekler ahval onu gösteriyo.Sol duyum çıktı geldi sol omzuma oturdu, kel garibe, kör garibe, gelen giden kor garibe diye bi özdeyiş terennüm etti:)

Garibimmmmm, namıma kerem diyorlarrrr
Aslımı el almış, harem diyorlar.
Hastayım derdime verem diyorlar.
Maraşlı şeyh oğlu satılmışım ben!
Ne hoş söler Faruk Nafız han duvarları şiirinde. işte öle bişey….

30 Haziran 2010 Çarşamba

Namusu, bacak arasında sanan doğu yakası ile özgürlüğü bacak arasında sanan batı yakasının hikayesi:)


Sol duyumun dediğidir:)

Aradımmmm…yıllarcaa...seni her yerde…bir türlü karşıma…çıkmadın…namuss…sonunda bi yerde rastladım sana…utançtan yüzüme…bakmadınn..namus!! hadi yandan...hadi hadi, yandannn:) allam yaa..ne hoş söler sezen ablam:)

Aradığı namusun, kızların bacakları arasında saklandığını düşünen doğu yakasındaki müslim, mümine ye hayatı pahasına onu korumasını salık verir. Mümine hayatının bi safhasında bacak arasını koruyamazsa ya da kasten korumazsa ki, bu durum daha fenadır. O dem töreye başvurulur ki, kızın bacak arasından sızan kanı, ancak şah damarından akıtılacak, kan temizler.
M.Ö 1760 tarihinde, kitabı mukaddesin özünü teşkil eden hammurabi kanunları, dişe diş, göze göz, kan akan der.!
Kana kannn…kana kann…intikammm!!! intikam!! Ben kuşlardan da küçükken maçlarda böle sloganlar vardı:) ha ha ...çok hoş.)

Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)

Altında bi tarih, m.s-2010 -Doğu yakasında değişen bi şey yok! Medine adındaki genç kız, müslim’in ona verdiği o mübarek MEDİNE adını kirletmiş, aileye insan içine çıkacak yüz bırakmamıştır. Töremizzzzzzzz bu muydu… yazımız bu muydu…ne olur susmaa..küçüğüm:))ne hoşş söler çelikçim.

Töremiz buydu. Aile meclisi toplantı, monarşi filan değil yani, bildiğin demokrasi, çoğunluğun dediği oldu. Medine oy çokluğuyla diri diri gömülmeye karar verildi. Ve bi sabah sesiz sedasız gömüldü. Bi günn aktı…bi günn..daha…dedi olsun bi günn daha… nihayet vicdanı olan bi zındık, imana geldi .
Ama çokkk geççç…..
Otopsi yapıldı. ciğerlerinde toprak bulundu Medine’nin. toprak solumuş bi müddet...

Biri, mağrip biri maşruk’ta onun…birisi de oturmuş tepesinde kabeninn…
Ne hoş söler Süleyman çelebim mevlidin de.


Gel gelelim batı yakasının hikayesine. Pelin ablam bale pabuçları boynunda, okulda defterime, sırama, ağaçlaraaaa, yazarımmm adını… hey…özgürlük türküsünü her fırsatta çığırmakta.. Bi etki- tepki olayıdır anlayacağın.
Medine’nin bacak ararsına tanınmayan özgürlüğü kendi hesabına yaşar ki; gelene gidene allah ne verdiyse:) Bu bir özgürleşme biçimi değildir cancağazım.özgürlüğü bacak arasına koyarsan, namusu bacak arasına koyanlardan olursun:)  Doğru her zaman yanlışın tersi değildir:)net

24 Haziran 2010 Perşembe

LAİK MÜSLÜMAN, ARAP MÜSLÜMANA KARŞI:)



Sol duyumun dediğidir:)

Anabelli ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi. Günlerden bir gün, şirinlerden biri sevinçle ormana bi aydın kişinin geleceğini muştuladı. Gidip görelim dedi. Adı: Engin Noyan:) kapıları,  köprüleri dünyayı görmüş gözleri varmış bu zatın. Dünyayı gören gözler, beynin yolunu açar. Dünyayı gören bi gözün, kim bilir beyin gözü ne ka büyüktür dedi anabelli sevinçle. tiz gidelim yamacına.

Yalnız bu zat-ı muhterem cemiyetten, cemaate yatay geçiş yapan bi zattı. Yıllarca zevkü sefa içinde zındık bi şekilde yaşayıp sonunda hak yolu bulmuştu. Ne mutlu! Misal Necip Fazıl:)

İnsan bu su misali kıvrımmm kıvrım akaryaaaaaa
Bi yanda kan benimmm
Diğer yandaaa sakaryaaa

Hımm…çok hoş.)

Bide güzel kadın bacakları diye bi şiiri var dır kİ; oda hoştur:) hak yolu bulmadan terennüm etmiştir biline.

Boynuma doladığın güzel putu görseler
İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını
Kör olsa da açılır gözüm ona sürseler
İsanın eli diye, bi kadın bacağını
Hımmmm…bu da hoş:)
Ama nur yüzlü müslüm, Necip hocamın bu şiirini okumaz, hatta hatırlatıp, okuyanları da, hocama hakaret etmiş sayar:)
ha ha...şairi değil, şiiri sev müslüman:) da güzel:)

Neyse efendicim mevzu o deil. Bakın mevzu ne:)

Ve muhterem kişi bi sabah gelir. Kalabalık onu ayakta alkışlar. İşte bi sabah uyandığımdaaaaaaaaa, elleri, bağlanmış buldum yurdumuuuu…her yeri işgal altında…. Ne hoş türküdür:)
Salonun çoğu şulebaş ve çember sakallılardan oluşur, daha yumuşak tel bıyıklarda vardır içlerinde. Anabelli, bi münafık gibi saklanır aralarına. Bi Mesih edasıyla salona girer. Alkış kıyamet. Genç bi kız, heyecanla elinde kitabı ona doğru yürür.elini uzatır. Ama uzanan el boşta kalır. Cıkk..cıkk..hiç hoş deil:) Çünkü muhterem zat tam bi müslüman olmuştur artık. Büyük bi ihtimalle, genç kızın elini tutmasının ereksiyona sebep olacağını ve bunun sonucunda abdestinin bozulacağını hesap etmiştir ki, iyi bi Müslüman bu olasılıkları hesaplar.

Anabelli kıza baktı. Tuhaf hüzün, yüzüne yansıdı. Aynaaaa!!! ayna!!! Söyle bana!! bu ormanda en Müslüman kim? dedi, sarışın sarışın gülümsedi:) sol duyum çıkıt geldi, sol omzuma oturdu bu adam aydın falan değil dedi:
o zaman kafasına dank etti.ormandaki büyük ağaç bile bundan daha aydındı.

Müslüman ona uzanan elleri geri çevirmez, derdi:) önce sen, bunu öğren çember sakal dedi, sol duyum gülümsedi .Demem o ki sana , arap töresini din diye bize yutturanlaraa... yazıklarr....olsunn..yazıkklarr olsunn..kaderinnnnn böylesineeee yazıklarrrrrrrrr olsunnn...ne hoş söler orhan babam:) adı Hıdır, arap müslümanı budur:) ha ha…çok hoş.)

22 Haziran 2010 Salı

Onursuz Onur ve Sam amcanın şişman kedisi:)


Solduyumun dediğidir.

Gelll…sokağıma gell…penceremiii açç..yatağımaa gelll… hadi hazırımmm yeter kii onursuz olmasın aşk.. Allam ya ne hoş söyler Levent’im Yüksel’im. Aşk bile onurunu kaybedince değersizleşir. İnsan kişisi, bu değerin kaybolacağı endişesine kapılır kapılmaz, çoluğuna çocuğuna ad olarak koyuverir. Ama adına Onur deyince bu durum,ne yazık ki; Onuru, onurlu yapmıyor.
Bu devirde onur, haysiyet gibi kavramlar dolar yuro paritesi karşısında sürekli değer kaybeder. O kadar ki, belli bir süre sonra piyasadan silinecek endişesi hakimdir.

Onur, nasıl onursuz oldu? Bu süreç yavaş yavaş mı, yoksa aniden mi gerçekleşti.
Büyük bi ihtimal bi evin bi oğlu olan Onur, el bebek gül bebek büyür. Paşa babası onu kolejlerde okutur. Adına Onur koyar ki, paşa baba böyle şeylere değer veren bi zatı muhteremdir. Vatana millete hayrı dokunsun. Gelin görün ki, Onur, sam amcanın kucağına oturduğundan beri işler değişir.Artık o bi ülkenin vatandaşı değildir. Bi şirketin elemanıdır . Peter Drucer amcamın, bahsettiği şirket vatansdaşlığı kavramı Onura cuk…oturmuştur. Onurun artık, şirketi için yapmayacağı hiçbir şey yoktur. O şirket andını içmiştir ve şirketin bayrağını, ülkesi neresi olursa olsun oraya dikecektir.

Artık Onur, bi evrensel insan modelidir. Evrensel insan: yeme, içme seks içgüdüleri karşılandığı sürece bu içgüdülerini en iyi şekilde karşılayacak şirkete hizmet edecektir. Ve gelin görün ki, bu şirketlerin çoğu, sam amcanın şirketidir.Ve sam amca, dünyanın her bölgesine onuruz Yumokolar, onursuz Mayalar, onursuz Muhammedler göndermiştir.Hal hal değil, hal bildiğin gibi değil demiş, zamanın birinde bi feylezof:)

Ama efendicim, mevzu o deil. Bakın mevzu ne? Sam amcanın şişman kedisi büyük karyolasında elinde uzaktan kumandasıyla dünyayı kontrol eder. Lazanya yer. Bi düğmeye dokunmasıyla, dünyanın bi ucunda binlerce insancık telef olur. Varvara Aleksiyevna, Dosteyevskinin tozlu sayfalarından çıkar gelir. Yapacağı hiçbir şey yoktur, efendisine itaat etmekten başka.Bi düğmeye dokunmasıyla, dünyanın bi başka köşesinde insancıklar birbirini boğazlar.Bu zavallı kedicik ,sabahtan akşama kadar o büyük yatakta yatmak zorundadır. Ve düğmelere basmaktan parmakları helak olur. Bu azap verici hayat bakın ona neye mal olur. Şişmanlar:) Peki bu kedi niye şişman?

ABD'de devlet kurumlarının topladığı son veriler, Amerikalıların dörtte birinden fazlasının şu anda aşırı kilolu (obez) olduklarını ortaya koydu.ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi'nin (CDC) verilerine göre obez olan ABD'li yetişkinlerin oranı, 2005 ile 2007 yılları arasında yüzde 24'ten yüzde 25,6'ya yükseldi.Alabama, Mississippi ve Tennessee'de, tıbbi olarak obez kabul edilenlerin oranının yüzde 30'a ulaştığı belirtiliyor.Amerika'da yapılan bir araştırma, ülkedeki şişmanlık oranının artmaya devam ettiğini ortaya çıkardı. "Trust for America's Health" adlı organizasyon tarafından yapılan araştırmaya göre, 2006 içinde ülke çapında şişmanlık oranı azalan tek bir eyalet bile yok:)

Hım…bu kedi sürekli şişmanlarken, dünyanın düğer ucunda açlıktan ölen kedicikler var. Bu durumun birbiriyle bağlantısı var mı? Yoksa bu bi tesadüf mİ? Dünyanın diğer ucunda açlıktan ölen ya da birbirini tırmalayarak ölen kediciklerin böyle anormal davranışlar sergilemesinin nedeni, şişman kedinin tüm yiyecekleri midesine indirmek istemesiyle alakalı olabilir mi?
Dünya onu seviyor. Dünya ona gülüyor. Biz ona gülüyoruz.Komik mi?Tembel, şişman, sevimli Amerikan kedisi . Bi de bizim van kedisine bak.Daha güzel ilginç ve sevimli olmasına rağmen, soyları tükeniyor. Eğer açlıktan ölmez yaşamayı başarırsa bile, onursuz Onur onu yiyecek. Şişman kedinin bi düğmeye basmasına bakar.

Velinin oğlu Orhan çıktı geldi dedi ki;

Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;.
Benimki aslan ağzında;.
Sen aşk rüyaları görürsün,
ben kemik…
ha ha…çok hoş:)

Ben söymedim ki, bunlarıııı kedi söylediii....ne hoş söyler candanım:)

17 Haziran 2010 Perşembe

islamiyetle birlikte türk kadınının attan inip yatağa girişi :))


sol duyumun dediğidir :)

Araplara uyum süreci!!
(tarih tekerrürden ibarettir :)))

Efendime sölim efendime söylerken sizde dinleyin. Bozkırdan dörtnala batıya giden atlılar, bi dem sonra ne ka, barbar olduklarını anladılar. Atlarını dörtnala, batıya sürmelerinin nedeni, açlık belası değildi elbet, sırf barbarlık olsun diye, çalmak, çırpmak, kelle uçurmak türküsünü söylerken kafiye yapmaktı amaç.

Her işteeee bi hayırrrrrr…bu işte her şeyyyy senn:) ne hoş söler Yalın’cım.
Hayırlı bi iş için geldiler yani. Bakınız nasıl bi hayırlı işe vesile oldular.

Tam da talas savaşı sırasında medeni ümmedi muhammedle tanıştılar. Şimdinin avrupalıları sayacan, o zamanın araplarını. Elde tespih, suratta kıllar bırakacan. misal sünnet.
Barbarların hatunları at üstünde, sağlarında sollarında. Hatunların daha ne şeytan olduklarından haberleri yok. Cahil barbarlar sevgili anamız, Havva’nın Ademe ettiklerini bile bilmezler. Neden sebep? Mürekkep yalamışlıkları yok da ondan. Bi kitabı mukaddesi okusalar, iki aydınlansalar. Öğrenseler bu hatun kişilerin ne şeytan olduğunu.Şeytanların şerrinden rabbime sığınırm:)
Allahu ekber dedi oldu da bitti maşallah :) Araplara uyum süreci vatana millet hayırlı olsun:) Arap yasalarının hepsine uyacağız. Yaşasın şeriat!
Zaman geçti, zaman aktı, zaman zaman içindee ve günlerden bi gün.
Altında bi tarih 1959:)
Hepimiz müslümanız, misal hepimiz Avrupalıyız. Yaşasın inovasyon!

12 Haziran 2010 Cumartesi

ormanda koşmak:)


Sol duyumun dediğidir:)
Anabelli ormanda yaşayan, yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi.Günlerden bi gün, uzun bi ağacın kollarında sallanırken, ormanın derininde dalgalanan bayrağı gördü. Onu görüyorum diye bağırdı! Görüyorsam çok uzakta değildir demek ki!
Pamuk prenses diye bağırdı heyecanla.Bayrağı gördüm.Ona, yürümek istiyorum.Diğer şirinler gibi.Bana izin ver! Cık..dedi pamuk prenses, kafasını iki yana sallayıp. Doğumunun üstünden daha altı bahar geçti.Bayrağa yürümek için çok küçüksün.Üstelik kutsal ineğin sütünden içmiyorsun.Etinden yemiyorsun. Yaban çalıları gibi incecik kolların bi ceylanın bacakları gibi incecik bacakların var.Orman karanlık ve puslu.Kar yağacak.Sis inecek.Nasıl yürüyeceksin?Soğuk seni ısıracak.Dayanamazsın.Küçüksünnnn. daha çok küçüküsün.

Hayır!!yürüyebilirim, diye bağırdı anabelli büyük ceylan gözlerini açıp, karıncalar!!!!Onlar da küçük ve bacakları benimkilerden ince.Ama yürüyorlar.Onları izledim.Ormanı bi baştan bi başa geçtiler!İzin ver pamuk prenses! İzin ver.Bayrağa yürümeme izin ver.Ve bir de tıslayan dilin var diye devam etti, pamuk prenses.Susmayı bilmiyorsun.Konuşman gereken yerde, susarsan, ölürsün.Susman gerken yerde, konuşursan ölürsün.Ne kadar daha baltamla koruyabilirim seni.

Büyük ceylan gözleri dağ göleri gibi doldu, camlaştı.Pamuk prenses, küçük şirinine baktı.Gülümsedi.Ve o asi başını, bi baltanın gazabından korusun rabbim dedi.
Hadi git.Bayrağı indirmeden ulaş oraya. Bilge şirinin peşinden ayrılma sakın.Ve sessiz ol! unutma!Bi ceylan kadar sessiz.

And olsun ki, pamuk prenses, kutsal ineğin sütünden içeceğim, etinden yiyeceğim, tanrının ve kulların tüm söylediklerini yapacağım.Ve bi ceylan kadar sessiz olacağım:)
Oh tanrım Poee, şükürler olsun!nihayet koşuyorummm:)benimle koşş hadi barış! benim le koş!
Rüzgarlı bi bayırda bi köpekle koşmamışsan, yaşadım deme dost:)m-s-2010-nefer