Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

26 Aralık 2009 Cumartesi

AVRUPA NASIL BİTLENDİ -3-:)

Sol duyumun dediğidir:)

Avrupanın etekleri havalandıkca, daha aşagıda olanlar bu manzara karşısında galeyana kapılır ve bir an önce avrupanın kapısından cıkk… olmadı bacasından (bi hatun bulup evlenmek, sara-musa aşkı, genelde bu hatunlar şişko ve çirkin olur.-beyaz evlilik-) en sağlam yoldan girmeye çalışırlar. Bacasından da giremeyenler başka bir açıklıktan avrupaya kavuşmanın hayliyle yaşarlar.
Bu muhteşem kapıdan içeri girmeyi başarıp avrupanın, tadına varan birinci grup, geçen bölümde bahsettiğimiz hak dine dönen aslan kaplancılar -ikinci grup, yıllarca türküm doğruyum deyip kandırılmış, Avrupa ya gidince özlerine dönüp kürt olduklarını fark etmiş insancıklar:)
Üçüncü grupsa, nur yüzlüler:)) Nur yüzlüleri Avrupayla sınırlandırmamak lazım, hemen belirtelim, bi elleride sam amcanın cebindedir:)
Açıktan değil, sinsi sinsi :))kuralları yıkmak için onları bilmelisin tezinden hareketle, sistemin içine sızmış, yumurtadan çıkacakları vakitleri sabır ve sükunetle beklemişlerdir. Bu süreçte tedbirsiz iş, abdestsiz namaz gibidir diye fetva veren kuluçkanın civcivleri, uygun anı bi engerek gibi kollamışlardır. Kuluçkanın kim olduğunu bi tahmin edin bakalım:)

Atatürk’e beton kemal diyen zihniyet nihayet palazlanacak yerini bulmuştur. Ampulü yakacak bi enerji kaynağına ulaşmışlardır sonunda. Türkiye denizinde, Yolunu kaybetmiş , bu modern müslüm, siluetindeki kardeşlere, yol gösterecek bi fenere ihtiyaç vardır ki; bu fener, nur yüzlülerin ışığıyla aydınlanan gündüz feneridir:)

Ampulün ışığıyla aydınlana avrupada ki bitler, üre ama üretme!!!(-sayın devletlumun naçiz hane sloganıyla) üç tane doğurmuş, üçte yetmez beş tane, beşte yetmez altı tane ver ver, ver, ver allahım ver, demüşler, bu istekleri hak teala katında makbule geçmiştür :) aa bide ne görsünler. Ne kadar çocuk doğursan o kadar para veriyo bu Avrupalı salakolar:) looo hem de yuro :))) Oğlum maho, yataktan çıkma heç, hesap ettim dokuz doğursak memleketin en has yerinden dupleks bi daire, cepte:)) Müslümler çoğalsın:) bide minare isterük, en büyüğünden:) kılıfını hazırladık nasıl olsa:):)))2050de avrupayı ele geçirecez. Bunların zürriyeti kesilmiş :)
Yakın tarihte fırınlanan azınlıkların taze et kokusu burunlarına vurunca, kendilerine gelirler :)))))) the end

25 Aralık 2009 Cuma

AVRUPA NASIL BİTLENDİ -2-:)))

Sol duyumun dediğidir:)

Arkası yarın, denilen gün gelip çatmıştır. Avrupa nasıl bitlendi yazı dizimizin en heyecanlı bölümü(bu bölümde esas kızla, esas oğlan yasak bi aşk yaşayacaktır)

Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizd edinleyin. Çekirge sürüsü gibi avrupanın önce kapısından,( bu çekirge sürülerinin sonu gelmeyeceğini fark eden avrupa, kapıları kapatınca, bacasından içeri giren bu guruhun bi kısmı, geçen bölümde bahsedildiği üzere, malüm dini bütün cemaatlere kendini vermiş, diğer önemli kısımda, avrupanın eteklerinn havalanmasından mıdır nedir, kendini daha bi özgür hissetmiş, yaşasın ezilen halkların özgürlüğü sloganlarıyla sokaklara dökülmüş, artık kendilerine türk denilmesinden utanç duymuş, özüne dönmüş kürtlerdir:)

Artık her önüne gelen avrupayıya, tabi bazı kurnaz avrupalıların destekleriyle, bu özgürlük düşkünü, emperyalizme karşı ezilen halk kürtler, artık tuvalet alışkanlığı da kazandıklarına göre bi ülke kurmalarının, vakti geldiği gibi hikayeler anlatmışlardır.

Memlekette terörist Avrupada özgürlük savaşcısı olarak anılan, bu sözde emperyalizme karşı savaşan kürt faşolar, markın ve doların bi zamanlar, böyle paralar vardı efem, desteğiyle bayağı bi palazlanmışlardır.

Memlekette ki, şimdilerde rahmetli (cennet mekan) bülbül sesli türkücünn dağlaaraa gel dağlara, vermez seni ellere, şarkısını dinleyip galeyana gelen, önceleri kendini türk sanıp, acı vatan Almanya'da gerçeği hanstan öğrenen, aslında türk değilde, kurt ya da ( bi ü harfi için kırmayalım şimdi birbirimizi:))) kürt olduklarını kanıksayan(bu iki ırk arasındaki farklılık ilk bakışta hemen tespit edilir, bi damirkalı bi arap gibi mesela :)) mazlum halkın velihatları, malüm türkücünün dağlarına çıkar ve ezilen kürt halkının haklarını elinde keleşle almaya kalkar.

Bu arada, şehirlere bombalar yağarken, Müjganla, sevüşeceklerini hayal eder:))
Hal hal değil, hal bildiğin gibi değil demiş feylezofun biri :) aynen o hesap.

Bunun yanında dağlara çıkıp bi che edasıyla savaşacağını, tahayyül edip, bu serabını gerçekleştiremeyen grupsa, avrupanın havalanan etekleri altında üç beyazdan birinin satış ve organizsyonuyla ilgilenmiş, Türkiye'nin doğusundan kopup gelen, ''bi gram toz bi otobos:'') kürt atasözünden yola çıkarak, bul karoyu al parayı yapıp, bu örgütün kasa hesabını oluşturmuştur.

Bu bitler, biz artık türk değiliz, bundan sonra kürdüz, bu şerefsiz türkler bize böyle böyle yaptılar. Kızlarımızı okula gitmeye zorladılar. Dört karı almamıza müsade etmediler, gibi haklı sebeplerle kazandıkları markcıkları, bu malüm örgüte aktardılar.

Ve bu bitler avrupanınn, kafasından yavaş yavaş diğer bölgelerine kaymaya başlayınca! ! ! ! ! Arkası yarın. En heyecanlı yerinde kes :) dizi psikolojisi :)))))))

23 Aralık 2009 Çarşamba

AVRUPA NASIL BİTLENDİ - 1- :)

So duyumun dediğidir:)
Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizde dinleyin. Bu temiz pak Avrupa’nın asil sınıfı, tuvalet hizmetlerini göremediğinden, bu özel işleri yaptıracak, kasları güçlü ama beyin kasları zayıf, Osmanlı torunu (gerektiğinde Osmanlı tokadı atabilecek) er kişiler ithal etmiştir. Bu köylerinde tuvalet alışkanlığı bile olmayan er kişiler ve hatunlar, Avrupa’nın tam ortasına bırakılmıştır.(tuvaletler de uyarıların çoğu Türkçe yazılmıştır –beyazın yalancısıyım:))) örnek sifonu çekiniz ama sorun şuradadır efem ki, la sifon nedür? ? ? kü çekelim...

Neyse efendicim. Mevzu o deil.. Bakın mevzu ne? Bu göç eden zati muhteremler.Avrupa da ki rezaleti, ahlaksızlığın diz boyu olduğunu görüp, hak yol olan dinlerine daha da sıkı sarılmıştır. Hatta gavur zındıklara bu muhteşem dini anlatmak ve onları bi nebzede olsun, cehennemin ateşinden kurtarmayı kendilerine görev bellemişlerdir. İslam ‘a kazandırdığın gavur kadar, sevap alacaksın, ibaresinden yola çıkarak, başta sarık elde tespih, işe başlamışlardır. Avrupa gavur filandır ama müslümün dinini yaşamasına müsaade ederJ öyle özgür yaniJ

Tatillerde Türkiye’ye dönen ve memleketin halini gören bitler, dinin asıl Avrupa da yaşandığının başlarını sallaya sallaya anlatmışlardır. Bu kötü gidişe dur diyecek, yine onlardır. Bunun için, camilerde eurolar, namazdan sonra toplanmış,er kişi niyetine yardımlar yapılmıştır. Adlarına aslan kaplancılar diyen bu güruh devasalaşmıştır.

Aslan kaplancılarla dirsek temaslı, memlekete hayırları dokunacak az ılımlı olan nur yüzlüler içinse, yumurtadan çıkacak vakit gelmiştir. Bu sıcak yeşil sermayenin, oluşmasının sağlayan Avrupa da ki bitler, kas gücü yerinde, ama beyin gücü olmadığından kazandıkları paralarının büyük bir kısmını sürekli mazlum halkıma veda hutbesini okuyup, müslüm olan faiz yemez..ee ne yapalım paralarınızı bize verin , alın size kar payı, diyen, haliyle süreli zarar ettiklerini iddia eden, islami holdinglere kaptırmışlardır.
Bu nur yüzlüler, mazlumlara cennetten en iyi yeri tahsis etmiş ve paraları kaparak Türkiye’ye dönmüştür. Bu paraların bi kısmı sevgili mazlum halkımın mümine sine malum belediyeler tarafından dağıtılan beleş aker eşarpları ve pardösü olarak geri dönmüştür. Bi nevi hayır işiJ

Ve günlerden bi günJ aa bide bu zat-ı muhteremi, sayın devletlumuzun sağ kolu bakanı, yalakası, kan akıtanıyla birlikte, bi cuma namazını niyaz ederken görmeyelim miJ TV de bu zatı muhteremi pak partinin,bakanının yanında gören dini bütün gurbetçimiz, bi Almanya seyahatinde, devletlu ye sual etmiştir-demiştir ki; paralarımızı çalan bu hırsız sizinle cuma namazı niyaz eder efem, biz paralarımızı isterük!!! Cennete de gidemeyeceğiz zahir)))

Devletlum bi aslan gibi kükreyerek cevap verür.-bana mı sordun, paranı verirken, şimdi benden istiyon...başında örtüsü, gözleri yaşlı mümine gurbetçi, türbancağızının uçlarıyla gözyaşlarını siler ve salondan çıkarılır.....Arkası yarın, dizi psikolojisi:) Avrupa nasıl bitlendi 2:) çok yakında vizyonda:) izleyin beni anacımmm diye araya bi seda sayan repliği sıkıştırayım da reytinglerim tavan yapsın:)çok hoş:)

21 Aralık 2009 Pazartesi

Anabelli ishak paşada:)

Sol duyumun dediğidir:)

Aman avcııııı, vurma beniii, ben bu dağın ay balammm, maralıyammm, türkücüğü dudaklarında:) yaşasın halkların özgürlüğü slogancığını, her an bağırmaya hazır ağzı. Gittim, gördüm, yendim. O bi ara jul sezar oldu :)) tırıs tırıs gezdi, doğu beyazıtı. Şehirin orta yerinde, kürdistan şehidi. Serve inanmış bi avuç angut. Arabistanlı lorislar ortalarda, hepsi birer dağcı. Özellikle dağcıların çoğu yahudi. Semitizmin dayanılmaz hafifliği :))) Bi arada Ağrıda nuhun gemisini arıyolardı ya, geçenlerde izlediğim bi belgesel geldi aklıma. Birinci dünya savaşından önce, osmanlı bi demir yolu yapıyo çölde(hicaz demir yolu:) Olaya bakın, tüm arkeolojik kazılar demiryolu güzargahının üzerinde. Tesadüf işte :))))

Efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin. Mevzu o deil. Bakın, mevzu ne.:) Bu ishak paşa, bi saracık yapmış dağın başında, bilenler bilirler dünyada ilk kalolifer tesisatının döşendiği saraylardan biri. Niye ilk olduğunu özellikle kış aylarında giderseniz hemencecik kavrarsınız. Soğuk zeka açıyo bu arada. Bu allahın s...trr ettiği dağda, dönem o dönem, öyle düşünecen, adam büyük adamış. Keza, büyük ihitmalle, bu ka büyük olmak için çok canlar almıştır.
Biz kuşlardanda küçüken bi oyun oynardıkk ormanda. Yakan top. Ne kadar can alırsan o ka güçleniyodun. İşte o hesap :))

Sarayın zindana indi hemencecik anabelli. Her sarayın zindanı büyüler onu. Görmen gereken en mühim yer bence. Köşeye büzüşmüş bi cariye cılız bacaklarından zincirli. Birden zamanda yolculuk yaptı belleği:)))o ara sol duyusu çıktı geldi dedi ki, iyi ki o dönemde yaşamamışsın:) ishak paşanın sarayında olsan olsan bu zindanda çürüyen bi cariye olurdun. Bu günde seni bulsalar sonun pek farklı olmaz amma, neyseki bi münafık gibi saklanıyon aralarına:)))

13 Aralık 2009 Pazar

Elif Şafağın, Aşkı üzerine hasbihal:)

Aşk nerdeysennnnnnnnnnnn, çıkkk dışarııııı, yok bunun başka bi çıkarııııı, diye bağıra çağıra aşkı araya durayım ben, sonrada bunca bağırıp çağırmama rağmen niye gelmiyo diye hayflanlanayım, meğer aşk öyle bangır bangır çağırılmazmış:) çağırılsa da gelmezmiş. Korkup tırsarmış bunca volümden:) gerçeği annemden şimdi öğrendim repliği yapacam, aşk neymiş be abla, sorucuğuna cevabı , elifciğimin aşk kitabcığından verecem:) Her dem, aşk yaşanmıştır tahir-zühre, leyla- mecnun, aslı- kerem, -romeo -julyet:)) bu uzar yüzyıl olur vesselam:)

Amma velakin tüm bunlara şems ve ruminin aşkı eklenince:)) hah...işte bu:) asıl aşk düşüncededir. Misal aşk beyinde başlar, yaşar ve ölür. Hayat gibi:)
Elbette aşkın düşüncede doğduğu felsefesinin, kökleri platano dayanır ki, ulaşılmaz sayılan aşklara, 'platonik aşk' derken rahmetli platonu yad etmemiz bundandır:)
Kitabın başında ki hancı karakterinin felsefesine bayılmıştım. Dervişe diyordu ki - ne geziyosun böyle- ne arıyorsun? Her yerde insan aynı insan, aş aynı aş, b..k, aynı b..kk:))) kitabın sonundada bundan daha iyİ bi, bakış açısı yoktu kanımca. Ne rumi ne şems. cık..hepsi boş::)

Ben kuşlardan da küçükken ormanda, yunus emre diye bi zat-ı muhtereme tapmışlığım vardı..Ne mükekemmel bi derviş:) sordum sarrıııııı, çiceğe sen yunus bilirmisin...çicek dedi derviş baba.... sen yunus değil miisn:)) allam ya ne hoş türküdür, her parçaya türkü demem, türküleri sevmemdendir bilirsiniz..ama bu bi ilahi:) allahın müziği::) bu uhrevi türküyü terennüm ede ede yunus okurdum o dem. Adam pirinin kapıya kırk yıl eğri odun getirmemiş ormandan:)) cıkk..cıkk..bu düşüncelerle aç bi aç dolaşırken bulduğum bi elmayı (rızkımdı diye, düşünebilirdim oysa, yememişliğim vardır:)) yunusun dişisi olcam güya:)) öyle dağ bayır dolaşıyomm:)) bakarsın ererim:)) misal meryem iki, ben niye olmayayım:))
o ara sol duyum çıktı geldi :))gülümsedi..Kitapları tanrılar yazmıyor fatma dedi:))
hımm..aynı durumda kara cahil derler, ormanda ki yaşlı ağaca, elmayı hatrrrrrrrrrrr diye ısırır, sahibi kimmiş merak etmeden ve benim pörtlemiş gözlerime aldırmadan, mideye indirir:: :))ve bi gün komşusunu rastlarsa, senin şu elmadan yedim dün der, hakkını helal et..Helal olsun der diğeri:)) işte bu ka:))
Ablacım abartmayın, sufizm falan filan, hancının dediği gibi, her yerde, insan aynı insan, aş aynı aş, b.k aynı b.kk::)) yaşa gitsin.)))

12 Aralık 2009 Cumartesi

HAYATTAKİ CETERİS PARİBUSLAR:)

sol duyumun dediğidir :)

Büyük okuldan bana tek kalan kelimecik bu olsa gerek. Kitaplarda yazılan her şeye, inandığım demlerde bu teoricikleri yer yutardım. Ne demeye getiriyo efendicim bu paribus:) misal, benzin fiyatları artınca otomobil satışları düşer (ceteris paribus :) velhasıl diğer koşulları sabit kabul edilirse. Yani otomobil satışını etkileyen tek kalem benzin fiyatıymış gibi varsayar :)) niye hayatımda hiç bi işime yaramayan bu gereksiz bilgiyi verdim şimcik:)

Şöyle ki; efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin. Zamanın birinde, çay demleyip bisküvi kıkırdattığım çay saatlerinde, hayatımda hiç ceteris paribus yaşadım mı die bi düşünce girdabına kapıldım.Diğer koşulları sabit tutup, benim kazanmam için tanrım poe, bana torpil yaptı mı.. :))) Valla yaptı..:) Bi kısmımız buna şans der, bi kısmımız kader, bi kısmımız benim gibi bunu ceteris paribuslarla açıklar.
Hayatta diğer koşulların sabit falan olduğu yoktur aslında, her şey bi olasılık hesabıdır. Adem Faver’ın olasılıksız kitabı önerilir belleğe gelmişken :)) .
Her şey değişkendir, anlıktır, hatta dakikalık ve saniyeliktir. Hayat anı yaşamaktır demiş ya Hayam o hesap:) Kazanmamı istediği zamanlar tanrı poenin bana diğer koşulları sabit tutmuşluğu vardır. Misal bi otobüsü tam kaçıracakken, şoförün tuvalet ihtiyacını görmek için kalkması gibi. Ceteris paribus:)) misal..bi arkadaşımı çok özlediğim bi demde, tak ertesi gün karşımdadır, tuhaf bi şekilde hem de, yaşlı halası vefat etmiştir ve o artık karşımdadır.Ceteris paribus.Diğer koşulları benim için sabitleyen tanrı poe, seviyom seni:)
Maradona’nın dediği gibi, o el tanrının eliydi :)) kesinlikle ceteris paribus :)))

10 Aralık 2009 Perşembe

DEVLETLEŞEN ŞİRKETLER VE MONARŞİNİN DÖNÜŞÜ:) OLMADI OLİGARŞİ:)

SOL DUYUMUN DEDİĞİDİR:)
David Ricardo, Keynes, Adam Smith, en çok ‘Adamı’, severim aralarından:) Hep Adem diyesim gelir bu zata:) Hepsi cennetlik vesselam. Yaşayan bi efsane vardı. Neydi adı..hımm…Peter Drucer. Üretim faktörlerini, köklerinden sallayıp bilgiyi altıncı üretim faktörü olarak belleklerimize yerleştiren zat-ı muhterem. Bilgi güçtür, sahip olan kazanır. Misal atom bombası. Bigg...bommm..Kısa ve acısız.!böyle bi film vardı, şimdi geldi belleğe:)kısa ve acısız, olmadı tabi, kısa olduğu doğruydu da, acısız kısmı..cıkk..bol acılıydı Japonlar için. Nedense soykırım denince akla kısa ve acılı Hiroşima gelmezde hemen onun adı gelir. Ne hoş reklamdı.. hitlerrrr, hitlerr..Elbette bunun belleklerimize kazınmasında yahudi mazlum halkının para peşin kırmızı meşin yapmasının payı büyüktür.
Efendicim ama mevzu o değil. Bakın mevzu ne.
Bu Drucer zat-ı muhteremi şirket anlayışını yeniden yapılandırmış. Şirket vatandaşlığı kavramını çalışanların belleğine kazmıştır.Misal şimdiler büyük şirketlerin çoğunun duvarlarında şirket andı gibi yemincikler oluşturulmuş, şirket çalışanları hem maddi olarak hem manevi olarak tıpkı bi ulusun parçalarıymış gibi şirkete bağlanmıştır. Hatta şirketlerin çeşitli renklerde logoları oluşturulmuştur ki misal kırmızı beyaz coco cola gibi:) buda bi ülkenin bayrağı mahiyeti taşır.
Sen bizim babamızsın sen ne dersen o olur:) hey gidi barış abi..ne hoş sölerdi..vatandaşın ekmeğini veren bunun karşılığında ondan vatandaşlık görevlerini yerine getirmesini isteyen devlet, yerini yavaş yavaş şirket sahiplerine bırakmak zorunda kalmıştır. Şirket bütçeleri o kadar devasalaşmıştır ki, bir çok devletin bütçesini katbekat aşmıştır. Misal general motors, misal microsoft, misal coco cola.. ee döndük mü monarşiye:) cıkk..olmadı oligarşi..
Demem o ki sana:)
Son demler kuş gribi, sars,domuz gribi vs. gibi salgın hastalıkların aşısını üreten şirketlerin, bu gerçeği haklın kulağına fısıldayanlar sayesinde, ürettiği aşılar ellerinde kalmıştır. Şimdi vatandaş şirketlerin kıskacında kalan devlete güvenmemektedir. Beşinci dalga bitti, altıncı dalga bi Tusunamiye mi dönecek!! Bu bi muamma. Bekleyip ya öleceğiz ya da göreceğiz:)
Neferteti mazlum halkını selamlar:)

8 Aralık 2009 Salı

Asiye nasıl kurtulur??? Türkiye nasıl yutulur??

sol duyumun dediğidir :)
Anabelli kuşlardanda küçükken bi oyuncuk izlemişti tiyatroda. Asiye nasıl kurtulur? ? ? ya da Asiye’nin kurtulma şansı var mıdır.:) Tek bi sahnesi kalmıştır bellekte. Asiye, sahnenin ortasında, etrafı erkeklerle sarılı, dürtükleyip duruyolar kızı :) Son demlerde, anabelli bi oyuncuk yazacak Türkiye nasıl kurtulur, diye. Çünkü hal, Asiye'nin durumundan daha vahimdir. Hal, hal değil, hal bildiğin gibi değil.)) yani o ka.:)))
Misal, bu ülkede aydın sayılmak için, angut özür dileyicilerden olmak şartı getirilmiştir -bu arada angut hoş bi kuştur.. :)) angutluğunun nedeni eşini kaybetmesinin travmasıdır. Bizim angutlarda bi travma geçiriyor herhal.:)) Neden sebep??? Bu ermeni mazlum halkının asıl derdi, zaman geçince anlaşılmıştır. Türkiye’den tazminat adı altında para koparmaya çalışıyorlar. AİHM Türkiye’ye azınlık vakıfları yüzünden ceza üstüne ceza kesiyo. ..eee bu mahkemenin hakimleri, barbar Türkler olgusuyla yetişmiş, tek dişi kalmış canavarın torunları. Hak vermek lazım.


Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizde dinleyin .Bu özür dileyici angutlar, bi dem sonra Kıbrıs için, Yunandan özür dileyeceklerdir. Devletlüm bizi mozaik pasta yapmaya karar vermiş :)aferim:) Eski şehir isimlerini iadeyle işe başladı:) Bu işin sonu istanbulun, kostantinapol olmasına kadar gider:)
Bu düşünceyi yaymaya çalışan kürt faşistlerin derdi elbette doğuda bi kürt devleti kurup, kuzey ıraktaki daha mazlum, ezilmiş, Amerikan sevicileri kardeşleriyle kucaklaşmaktır. Zati, bu ülkede buna karşı bi duruş sergiliyorsan ya faşistsindir ya da yarı aydın:)
Diğer grup muhammedin ümmedi. Atatürk’e beton Kemal diyen zihniyet, nihayet meyvelerini toplamaya başlamıştır. Resmi tarih bi yalandır safsatası. Efendim aslında Atatürk’ü ülkeyi kurtarmak için cihan padişahı Anadolu’ya göndermiştir. Yani İstanbul da karılarla fink atmasına rağmen asıl kahraman yine padişah efendimizdir) Bi cesaretini toplayıp Anadolu’ya geçse, mazlum halkım galeyana gelecek, belki de kurtuluş savaşında bu kadar can gitmeyecekti. Ama yinede kahraman odur:). Allahın dünyadaki gölgesi. Kabe’nin kapısını koparıp Topkapı’ya getirince, oh:))) oldu da bitti maşallah :)) al sana bi halife :))

Masum çocuklar Atatürk heykeline, kar topu atar önce, sonra polise taş, sonra mehmetçiğe kurşun bi baktın diri diri kızını yakmışlar sokak ortasında.

Ölüm!!!! yine ölüm!!! yine ölüm!!! bayrağa sarılı bedenler..
O ara sol duyum çıktı geldi, elleri şerha şerha, bağrı hun dedi ki, DURUN KALABALIKLAR BURASI ÇIKMAZ SOKAK, KALDIRIP KOLLARINI MAKAS GİBİ AÇARAK.

6 Aralık 2009 Pazar

Anoreksi

Bi şair olsam dedi, anabelli
kelimeleri kusa kusa,
ölsem...

VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR.

Sol duyumun dediğidir:)

Anabelli kuşlardan da küçüken, temiz belleğine Havva'nın günahlarını ekleyince ümmedim, belek allak pullak. Havva'nın nesli kendini, derin bi keder içine gark etti. Öyle demlerin birinde, saçlarını kesti, yakınım sana dedi, şah damarım gibi, ölüm gibi. Öyle bi hal ki, beyaz yakalı adam depresyon dedi. Dipteyimmmmmm, sondayımmmmm, depresyondayımmmm, yalvarırım gelde kurtarrrrrrrrrr!! Ne hoş söler Feriduncum:)
Bu sesi duyan polyanna gülen suratıyla, koştu geldi, ardından İsviçre'nin Alplerinde Heidi cııkk...ama kar etmedi.

Tam gitmeye karar verdiği vakit, Veronika solgun benziyle geldi, odasının ortasına kustu. Bilenler bilinler Paulo Coelho nun en nadide gülüdür Veronika. O iyi bi cümleci:) Hala daha gelmediyse belleğe Simyacının cümlecisi. Biraz kitap karıştıran herkes bilir. Efendime söyliyeyim, efendime sölerken sizde dinleyin. Veronika, şekilde görülüdğü üzere hayli depresif bi hatun. Ölümü merak ediyo her dem. Bi kaç denemeden sonra, günlerden bi gün bi beyaz yakalı geliyor yanına, Veronika diyor, artık denemene gerek yok. Amansız bir derde düştün. Bir türk filmi repliği koyalım araya. Veronika şaşkın, sevdiklerinle vedalaş diyo beyaz yakalı. Sevdiğim yok diyor veronika. Bi kaç gün sonra sevdikleri yavaş yavaş peydahlanıyor aklında. Ne kadar sevdiğim varmış meğer diyor. Ölmesemiydim keşke, fakat iş işten geçmiştir artık, harap ve bitap bi şekilde ölümü beklerken, yaşamak isterken delicesine. O ara başardın diyor veronika! ! ! ! ! beyaz yakalı:) Başardın. Bu bi deneydi sadece. Acılaştırmak. İyi geldi sana. Hadi git yaşaaaaaa! ! ! ! ! ! O gün bu gün, gülümsüyo sarışın sarışın anabelli hayata:)
hoşş...çok hoş:)) dedim ya Paula Coelho iyi bi cümleci. Anabelli tavsiye eder :)))

2 Aralık 2009 Çarşamba

Adem, Havva ve elma:)))

Adım Fatma,

ve ben diyorum ki;

bana verilen bu mübarek adla

Adem, havva ve elma.

İnandırmaz beni hiç bir güç

sodom, gomore, pompei

ve hiç bir kehanet!

Her şeyin bu üçlemden doğduğuna.