Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

29 Kasım 2009 Pazar

pi sayım:) bu bir aşk şiiridir:)

Sen benim pi sayımsın
üç virgül ondört.
Hep küsurlü,
hep kusurlu...

Buzlar kraliçesi:))

sol duyumun dediğidir:)

Anabelli ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi. Bana bi masal anlat baba, içinde tüm oyunlarım, kurtla kuzu olsunn, şekerle bal. O demlerden beri film müzikleri dinlemeye bayılırdı. Ne hoş diziydi süper baba. Bi zamanlar TRT1 vardı. Kalitenin adıydı. Rivayete göre bi reyting canavarı, bu trafik canavarı gibi bişi:)) olsun, canavarlı filan ya, seviyo böyle benzetmeleri anabelli çok masalsı, onu yutmuş:)bi prensin gelip , onu reyting canavarının midesinden kurtarmasını bekliyo.
O bekleye dursun. Efendime sölim. Mevzu o değil. Bakın mevzu ne. Bu TRT nin 2 side var dı bi demler. Çay demler TRT2 deki buz pateni yarışmalarını izlerdi anabelli. Buzda uçan melekler. Onlardan biriydi Katerine Witt. Bilenler biliriler. Buzların güzel meleği. Asalet, onur, başarının ve barışın tanrıçası ve o, buzda kayarken, küçük kutunun içinden çıkardı adeta, ormanda yedi cücelerle birlikte, kayardı.
Ben Katerina Witt olacam, diye bağırdı anbelli bi dem. Onun gibi, buzlarda kayacam:))O ara büyük ağaç sesini duyduda, g..tünü, açaçak başka bi yer bulamadın mı dedi:)) o bakınca bi tek g..t görüyordu her şeyi:))
Aldı da dersini ediyor ezber, diye bi türkü tutturdu sonra, ne hoş türküdür:) olur muydu dans eden bi ağaç ormanda. cık..olmaz dedi, sağduyum çıktı geldi. Ben bi bilici olacam dedi, kara bi tahtanın başında:))hah..dedi büyük ağaç, aferim, işte böyle ol:)
Sol duyum onu duydu, kollarını bi tavuk gibi, çırpıştırdı. bukbukbubkkkkkk diye bağırdı. Seni gidi korkak tavuk, demek bi bilici olacaksın kara bi tahtanın başındaaaaaaaa:)))))

Ve bi gün, yıllardan sonra, yollardan sonraaaaaaaa, Katerina Witin dans ettiği yugoslavya nın en büyük buz dansı pistinde, kokmasınlar diye, binlerce Bosnalı'nın ölü bedenini görünce, inandığı bişey daha yok oldu. Bu gidişle, inandığı hiç birşey kalmayacak. İnandığı hiç birşey, kalmayan insanlar ki, onlardan kılmasın beni tanrı Poee, gerçek ölüler onlardır dedi, sol duyum çıktı geldi:(

25 Kasım 2009 Çarşamba

Hoş-GÖRMEK:)

Zavallı tür!

Biz memleketin uzakdoğusunda, aç ve açıkta, saçının teli, gözünün, sesinin rengi, her ne b.k varsa, hatta var oluşu duruşuyla, sövülen, türbanlı hanımcıklar gibi el ele tutuşup sokaklarda dolaşamayan, mazlumlara eziyete son diye bağıramayan, streç kot giyip sakal bırakan dini bütün abileri tarafında dövülen, her fırsatta fahişelerle yatan müslümler tarafından evlere kapatılan, haliyle moraran gözleriyle dışarı çıkamayan, saçlarımızı örtmeyeceğiz diye bağıramayan, eylemlere katılamayan, elmayı daldan koparan, ademe ısırtan ve her şeyin, var oluşuna ve yok oluşuna neden olmuş olan.
Biz!!!
cennetten kovulan ve hala daha bunun hesabını veren, eteği eksik, saçı uzun, yola düşen, yoldan çıkan ve bir peygamber tokadıyla yola getirilen zavallı tür, morarmış gözlerinle hoş gör onları.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Bi elinde cımbız bi elinde ayna:)

Sol duyumun dediğidir:)

Bi elinde, cımbız bi elinde ayna umrunda mı, dünya dizecikleri dilinde, elindeki aynadan gül cemalinin büyüsüyle büyülenen nargissos hesabı harikalar gölüne dalmışken, bi gürültüyle irkildi anabelli. Gürültünü kaynağını tespit etti güzel kulacıklarıyla. Komşu feride teyzenin evinden geliyordu. Komşu feride teyze son zamanlarda bi mutasyon geçiriyordu. Menapozada girmiş olabilirdi elbet:)cıkk...cık...Bazılarına göre doğru yolu bulmuştu:) Başka eller değiyordu beynine gerçek:)
Yerlere kadar uzun pardösüler giymeye başlamıştı. Belediyeden dağıtılan bedava aker eşarplarıyla kafacığını sıkı sıkıya bağlıyordu. Komşunun şuncacık oğulcuğunu bile namahrem addedip, evde yalnızsa evine girmiyordu. Bi kadın bi erkek yalnız başına bi odadaysa üçüncü kişi şeytandır tezinden yola çıkarak:)

Ama efendicim mevzu o değil bakın mevzu ne. Koştu kapıyı çaldı anabelli. Yılların feride teyzesi gözleri ağlamaktan kan içinde, kapıyı açar açmaz, kıldan ince boynunu kapıdan içeri şöle bi uzattı. Anabellinin gözleri faltaşı gibi açıldı. Yirmi otuz tane kadın sarıp sarmalanmış, televizyon izliyordu. Bi zamanlar dallas dizsini izledikleri gibi..Ama ağlıyorlardı. Çünkü bi adam salya sümük bi şeyler anlatıyodu. Kadınlar uluyorlardı. Ölecekleri günden bahsediyorlardı. Kıyamet diyordu, allah diyordu, cehennem diyordu, peygamber diyordu salya sümük ağlayan adam .Bi köpek ve dişlerden bahsediyordu. Sıradan bi olayı anlatırken kadınlar ağlaşıp, sallanıyorlardı.

İşte anabelli, soyadı Gülen olan ama sürekli, ağlayan sümüklü adamla ilk o zaman tanıştı. :) Kasetleri ve kitapları bedava kapı aralarından ormanda herkese dağıtılıyordu. Anabelli her şeyi okurdu.Küçük dünyamı da okudu. Bu adam niye ağlıyo çözmeye çalıştı. Sonra Erzurumlu, sıradan bi imamın oğlu nasıl bu kadar zengin ve güçlü oldu diye düşündü:) Gülümsedi:) Anlayamamasını sarışınlığına verdi:) Çok kitap okuyup doktor olamayanlardandı o:)

Sonra bi kızcağız çıktı. Hafız. İmam hatipli . Okullu hafız. Parası peşin verilmiş. Sıkmabaş bi kızcağız. Cevizlerin niçin kabak büyüklüğünde yaratılmadığını bu konuda kimsenin düşünüp düşünmediğini sordu. Bunun insanlar için büyük bi lütuf olduğunu ekledi .Bu dünyada üzerimize düşen görevlerimiz, vardır diyordu.Üzerinize düşeni yapın, müslüme eziyet eden zındıklara oy vermeyin. Alimallah öte tarafta vebali büyüktü. Ağlamaya meyilli kadınlar büyük bi gürültüyle uludular tekrar. Belki ölen yakınlarını hatırlıyorlardır. Belki kocasının ona ettiği kötü lafları nedendir bilinmez ağlamaya hazır, ahır gibi ağızları sürekli açıktı.


Kadınlarımızın dedi şair, soframızda yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız . Malum şairin kimden bahsettiği dank etti kafasına . Orhan veli koştu geldi o ara dedi ki, bırak elinden cımbızı anabelli, yazmış kaderini allen poe, bu deniz ülkesinde üşüyüp rüzgarından öleceğine göre ve giderken bütün ağaçlar, kökleri ellerinde, kalmayı seçtiğine göre çıkar oklarını anabelli ,saçına tavuktan kopardığın tüyü tak, kovboy olmuş dört biryan, sen yalnız kızıl derili. hımm...harika bi sahne :)) alkış kıyamet..
Velhasıl tekke ve zaviyeler geri geldi:) Yaşasın din ve vicdan özgürlüğü!!!

19 Kasım 2009 Perşembe

sol duyumun dediğidir:)

Solduyumun dediğidir:)) tırısss…tırrıss ben geldim:)
döndüm işte…
acı yüreğimden beynime sızar…


Köpektir zevk alan sayad ı bi insafa hizmetten demiş, seneler önce vatan şairi Namık Kemal misal şöyle tefsir edelim. İnsafsız avcıya hizmet etmekten sadece köpekler zevk alır. Padişah efendimüzün köpekleri bu duruma hiddetlenmiş. Namık Kemal...sürgün.!
Evrimini tamamlayamamış bazı türler, muhakkak kul olma vazifesiyle yanıp tutuşan zihniyet, padişah efendisini kaybedince, kendine yeni bi efendi arar. Ta ki, kemale ermiş Mustafa çıkıp, millet, milletin efendisidir diyene kadar. Fakat kul bu, köpekliğe alışmış misal. Köpekten efendi olursa, kendi kuyruğunun peşinde koşar. Yakalayabilene aşk olsun.:)
Son demlerde vakit gibi, vakti gelmişleri belirleyen zihniyet, kimlerin ergenekoncu olduğunuda tespit ediyo(mürid gazete okuyup, vatandaşı içeri alıyo. Mine ablamın dediği gibi, vatandaş, kullara kötü örnek oluyor. Bu bi yıldırma politakısıdır elbet. Servin dayatması ve serv anlaşmasını reddeden ulusalcılara aba altından, ne abası, direkt sopa gösterme muhabbeti. Durum açıktır. Brüksel bildirgesinin 23.maddesinde doğuda bi kürt devleti kurulursa , onlarında AB gireceği belirtilmiştir. Burada ki, asıl mesaj şudur. Güneydoğuda bi kürt devleti kurulmasına izin verirseniz sizi avrupa birliğine alırız.
Bu BOP taki tek engel ulusalcılardır. Onları toplayınca ki, bu sürecte nur yüzlü köpekler devreye girer. Bu işi en hayırlısıyla biz yaparız der sam amcaya. Bi kuyruk acımızda vardı onlarla. Şimdi hesaplaşma zamanı:))hah..işlem tamam...Elbette kürt faşistlerle, nuryüzlü köpeklerin yalanma süreci devam etmektedir. Halkların en mazlumu kürt faşistler gitgide palazlanmaktadır. Bunun karşısında ben türküm demek, faşizanlık belirtisidir.
İşin ucu Rauf Denktaşa kadar gitmektedir. Misal kıbrısı geri verirsek, Kıbrıs sorunu diye bişi kalmayacaktır. Misal ermeni soykırımını kabul edersek, ermeni meselesini çözeriz..
Bu hükümet sorun çözücü bi hükümettir. Şimdiye kadar olanlar hep sorun yaratmıştır.
Sol duyum çıktı geldi dedi ki, asıl ergenekoncu Ecevitti. Kıbrısı almakla başımız derde soktu. Şimdi geri versek bile ..cık..olmaz..mürid az biraz acele etseydi yakalayacaktı adamı ama. Hak takdir etmedi.olsun...o tarafta da nasıl olsa verecek hesabını. Bi camiye gitmiş, saf tutmuşluğu yoktur. Yakında Apoşu DTP nin başkanı olarak ceylan derisi meclis koltuklarında görürseniz şaşırmayın burası demokratik bi şeriat devleti olacak inşallah:)Neferteti mazlum halkını selamlar:)

16 Kasım 2009 Pazartesi

Ümmedi Muhammed'in Müze aşkı:)

Sol duyumun dediğidir :)))

Anabelli tanrı poe onu yaratığı günlerden, hayli gün sonra, bi alis olup evliya çelebinin elinden tuttuğu demlerin birinde, anadolunun tozlu yollarında fink atarken yolu Kayseriye düşer. Sabahın kör bi vakti. Tabiri caizse -ulema icazet versin, caiz olsun:)-karga şeyini yemeden bu müstesna şehre ayak basar. Az vakti vardır şöyle bi şehri tavaf etmek ister. Ona göre hacı olmak içinbi şehrin müzesini görmek lazım. İlk şart. :) Bu serabını gerçeklerştirmek üzere, sokağa fırlar.

Şehrin meydanın da o demlerde her yer kapalı. Hah...işte bi büfe...Ümmedi muhammedin bi temsilcisi. Nasıl kavradınız derseniz, yüzündeki nurdan efendim. Eh...çember sakalını da sünnetten sayınca hemen tanıyıverdi. Anabelli'nin yüzüne sarışın bi gülüş yayıldı. Kem küm etti. Efendim, ne güzel bi şehirde yaşıyorsunuz, tarih kokuyo, değerini bilin lafcıkları. Sonuna sıkıştırılmış, müze ne tarafta sorucuğu.. :))) ümmedi muhammedin yüzünde ani bi değişme. Bu saatte hatun kişi, kız başına dışarda :)) Namaz vaktidir. Cami ne tarafta dese neyse :))

-Efendim müminin yanında, bir er kişi olmadan 50 adım yol alması caiz değildir. Her 50 adımda bir er kişi bulması şarttır. Şüphesiz ki bu müminenin hayrınadır:)

Güç bela müzenin yerini tarif eder çember sakal. Mezarlığı geçince hemen der. Anabelli, sonunda müzeyi bulur. Muradına erer.

O ara sağ duyum ettiği duacıklara bi ara verip çemkirdi:) dedi ki;

Ey zındık! ! ! ! En mübarek ayda. Topkapının kapılarında toplaşan, hatta birbirini ezen, çiğneyen, hacda olduğu gibi.-olsun şehit gitmiş sayılırlar- :) ümmedi muhammedi görmez misin???

O ara ben, sol duyu olarak dumura uğradım gerçek :)) Sakalların en şereflisini görmek için müzelerin kapılarını zorlayan, ümmedi muhammedi alkışladım :) Mazlum halkımın, bu müze sevgisini bana hatırlatan sağduyumu sevgiyle kucakladım :)))))))

13 Kasım 2009 Cuma

Erkekler ne ister? Kadınlar ne anlar:)

sol duyumun dediğidir:)
O bi Alin Taşcıyannnn:))

Tırıs tırıs gezerken memleketimin tozlu yollarında, kadınlarımız dedi, Hikmet’in oğlu Nazım çıktı geldi,
Kadınlarımız !!!. .
Anamız, avratımız, yarimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen.
Soframız da yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız!!
ne ister??

Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizde dinleyin. Bu pazarda bi sinema yaptı anabelli. Kadınlar ne ister, erkekler ne anlar rumuzlu bi filmciğe gitti:)) Ecnebi filmi anlayacağınız. Anlayış farklı, kültür farklı, fark burada, diye işaret parmağıyla beyinciğini gösterdi sol duyum çıktı geldi:))

Yinede evrimini tamamlamaya çalışan bi homosapiyen olarak film beni gülümsetti.
Filmin ilk başlangış sahnesi: Efendim minicik bi kız, çocuk parkında oynuyor. Derken aynı yaşlarda bi erkek çocuk geliyor yanına. Kumdan kalesini yıkıyor. Sen bi b..k gibi kokuyorsun deyip, kızın saçını çekiyor. Zavallı minik kız, koşarak annesinin yanına gidiyor. Ağlayarak olanları anlatıyor.
Annesinin yorumuyla yıllarca kandırıldık, aaa dostlar! Bu evrensel bi düşünce biçimi kesin:))
Ağlama diyor, kızına. O, senden çok hoşlandı. Sana aşık bile olabilir .O yüzden gelip saçını çekiyor. Aslında dikkatini çekmeye çalışıyor:)))
Ben kuşlardan da küçükken , yedi sekiz yaş civarı. Küfür etti diye salak bi oğlanı tokatlamıştım. O da keseri alıp kafama vurdu. Hala daha izi durur. Bu durumda bana kesin aşıktı. Çünkü biraz daha hızlı vursa, öldürdüm!!!..çünkü seviyorummm ülenn, die bi Türk filmi sahnesi olacaktı:))

Neyse efendim mevzu o değil. Bakın mevzu ne. Bu konuda erkeklerin ne düşündüğü sahnesi giriyor hemen. cık..cık..diyor er kişi, ondan hiç hoşlanmadım..Artık daha nasıl anlatabilirim:))

Ama filmin sonu yine bi muammayla bitiyor. Acaba er kişi, sevdiğinin saçını çeker mi? Bu bi ilgimi yoksa, bir nefret belirtisi mi? Sol duyum çıktı geldi. Bi türkücük terennüm etti. Dedi ki: bize yalannnnn, söylediler, bize yalan söledilerr, kaderden bahsetmedilerr
.....

9 Kasım 2009 Pazartesi

GABRİEL GARCİE MARQUEZ VE HÜSEYİN ÜZMEZ HOCA :)

sol duyumun dediğidir :)
Ne alaka demeyin, sol duyum böyle şeyleri fısıldar kulağıma. Geçenlerde bahsetmişimdir. Dostlar bilir. Bi kitap okuyordum. Can sıkıntısı. Tv bizi dizi manyağı yapacak çok korkuyom:) Kitap alıyom arada antikor niyetine:) Döndük yine entel dantel işlere. Dantel mi örsem masaya şöyle güzel bi örtü diye de düşünmedin değil bazı demler. cık…bana göre değil, deyip, bu marquesin benim hüzünlü orospularım kitapçığını aldım elime:) Küçük yaşta aldım sazıııı...elimeeee..elimeee..dertli…dertlliii vurdum sazın telineeee..telineeee..amannn…ne hoş türküdür:)
Neyse efendim mevzu o değil. Bakın mevzu ne.Daha önce yüzyıllık yalnızlığı okumuştum .Varlıkla yokluk arası bir şeydi. Çok hoştu:) Hayat gerçekliğin zaferini yaşarken şıp diye masal oluyordu:) istanbul bi masaldı diye de bi kitap vardı mario levinin iğğğğ...bi kapağı hoşuma gitmişti kitabın, bide adı. Misal madam floridis dönmeyebilir de çok hoş kitap adıdır.

Neyse efendicim, bu hüzünlü orospularında yetmişlik dedenin genç bi kızla misal bi çıtırla birlikte olma hayalleri var. Adam ölmeden son kez bunu yapmak istiyor. Ölmeden önce yapılacak yüz şey arasına ekleyin kanımca:) Bi tane çıtırda buluyo..iğğğğ...yaşlılara saygım kayboldu. Yetmişlik dedelerin böyle şeyler düşüneceği aklıma gelmezdi . Viagra icat oldu mertlik bozuldu :) Belleğe yüklenen doneler bir bir siliniyor :))

Velhasıl adamın kitabı bestsellere girmiş. Bak... bak…adalet mi şimcik bu dedi, sol duyum çıktı geldi. Elin Gabrieli yazınca bestselle oluyo:) Hüseyin hocam uygulayınca sapık oluyo :))) ha ha ilahi sol duyum zavallı duyum…biçare duyumm..

7 Kasım 2009 Cumartesi

Anabelli ve Piyer loti:)

Bi zamanlar, edebiyat kitabının sayfacıklarının birinde, araba sevdasının bi bölümünü okumuştu anabelli. Hey gidi Recaizade Mahmut Ekrem...Bu adamın adını sölemek hoşuma gidiyo...Bi ahenk var. hımm...bi kadifemsilik:)))hoş...çok hoş:)

Bilenler bilirler. Bu araba sevdasının esas oğlanı bi fransız hayranı. Yarım yamalak fransızca sözcükler kaymış diline. Şimdilerde ingilizce:)) Son demlerde arapça:) Ulemanın dilidir. Misal velevki :)))

Ama efendiciğim mevzu o deil:) Bakın mevzu ne .Anabellinin piyer lotiyle tanışması piyer loti kahvesinde oldu. ha ha:)) yalan var ya..Burnum uzayacak şimdi. Aziyadeyi okudu ordan bi hissiyat peydahlandı. Piyer Loti bi fransız zabitidir. Deniz subayıdır. Rivayete göre, hoş kokulu bi çiçek adıdır loti, haitilli kadınların piyere hediyesi. O bi Türk hayranı cık... Osmanlı hayranı öle yazar kitaplar. Niye hayran peki. Çünkü bi hatuna aşık. Bilenler bilirler. Adı: Aziyade. Bi tüccarın üçüncümü beşincimi neyse sayının önemi yok genç hatunu. Piyer, çarşafının arasından hatunun gözlerini görür. Aşk başlar. Eyüpte ev tutarlar.Bi gün piyer fransaya döner. Aziyade ölür. Bu bi dram mı ? cıkk..değil. Ölüm herkesin başına , uyudun uyanmadın olacak, der cahit sıtkı. o hesap:) yani o kadar korkunç bişi değil:) uykuyu hep sevmişimdir:)

Şimdi Piyer lotinin siyah beyaz fotosuna bakıp onu avatar yapayım mı die düşündüm :)) oradan aklıma geldi bu satırlar:)) O ara Nazım usta çıktı geldi dedi ki;
Pier Lobi!!!! Sarı muşamba derilerimizden birbirimize geçen tifüsün biti :)))

5 Kasım 2009 Perşembe

Hacı Muratını Satan Bilge:)

Anabelli bu deniz ülkesinde orda burda fink atmadığı demlerde, çay demler kitapçıklar karıştırırdı. Misal her kitabın bi sayfasında bi damla çay lekesinin oluşu ondandır . Pasaklı bi hatundur anlayacağınız. Çay lekesi, namus lekesi gibidir memleketimde:)) Persil adam gelse cıkk... çıkaramaz :))
Son demlerde kendini misal bi Robin Şarma gibi hisseder. Neden sebep? O ferrarisini satmıştır, anabellide Hacı Muratını, bırakacağım bu işleri muhabbeti :) aynı şey :)
Bunu ancak yaşayan anlayabilir. Hımm.. ancak, bu cümlecik duygularımı aşikar eder.''Anlatılmaz yaşanırım' yani öyle klişe ve öyle derin:)

Anabelli Hacı Muratını satınca, kendini halka daha yakın hisseder. Misal otobüse biner. Yanındaki adamın leş gibi balık kokusunu alınca hayatın derinliğini kavrar. Kokuyu için çeker:))ohh..işte hayat bu der. Ama yeterli değildir elbet. Tibete gitmek şart:))) Bu kararcığı vermesindede Bret Pit, yakışıklısının Tibette 7 yıl filmciğini izlemesinin rolü hiç yoktur. Öylesine ermek ister sadece :) Zaten yıllar önceki gibi ermek için, uzun zaman gerekmiyomuş artık:)verdiğin dolara bağlı olarak, geç ya da erken erebiliyormuşsun. Ermek, dolar karşısında değer kaybediyo anlayacağın:)

Hacı Murat, kullanmanın ferrari kullanmaktan farkı nedir :))))Ya da ferrarisini satan bilge kitabını, ferrarisi olmayanlar niye okur:)misal ben:) hımm..olmayan bir şeyi satmak daha kolay olduğundan olabilir kanımca:)

O ara zındık sol duyum nerden duymuşsa koştu geldi dedi ki; ferrarisini satıp Tibet'te yedi yıl geçirebilir Robincik, ama sen, Hacı Muratın parasıyla cıkk..Tibet'te eremezsin:) Ümreyi dene bence:)

Bide el freni tutmuyodu. Yokuşlarda durduğunda iki üç teker geri kayıyodu :)Mazlum halkımdan ayrı yaşamak cık..zor geldi bide:)
Her arkadaşa eşe dosta, durup durup seni seviyom diyorum:) deli olduğumu düşünüyorlar :)Velhasıl bu kişisel gelişim kitapları yazarını geliştiriyo kanımca:)