Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Bi elinde cımbız bi elinde ayna:)

Sol duyumun dediğidir:)

Bi elinde, cımbız bi elinde ayna umrunda mı, dünya dizecikleri dilinde, elindeki aynadan gül cemalinin büyüsüyle büyülenen nargissos hesabı harikalar gölüne dalmışken, bi gürültüyle irkildi anabelli. Gürültünü kaynağını tespit etti güzel kulacıklarıyla. Komşu feride teyzenin evinden geliyordu. Komşu feride teyze son zamanlarda bi mutasyon geçiriyordu. Menapozada girmiş olabilirdi elbet:)cıkk...cık...Bazılarına göre doğru yolu bulmuştu:) Başka eller değiyordu beynine gerçek:)
Yerlere kadar uzun pardösüler giymeye başlamıştı. Belediyeden dağıtılan bedava aker eşarplarıyla kafacığını sıkı sıkıya bağlıyordu. Komşunun şuncacık oğulcuğunu bile namahrem addedip, evde yalnızsa evine girmiyordu. Bi kadın bi erkek yalnız başına bi odadaysa üçüncü kişi şeytandır tezinden yola çıkarak:)

Ama efendicim mevzu o değil bakın mevzu ne. Koştu kapıyı çaldı anabelli. Yılların feride teyzesi gözleri ağlamaktan kan içinde, kapıyı açar açmaz, kıldan ince boynunu kapıdan içeri şöle bi uzattı. Anabellinin gözleri faltaşı gibi açıldı. Yirmi otuz tane kadın sarıp sarmalanmış, televizyon izliyordu. Bi zamanlar dallas dizsini izledikleri gibi..Ama ağlıyorlardı. Çünkü bi adam salya sümük bi şeyler anlatıyodu. Kadınlar uluyorlardı. Ölecekleri günden bahsediyorlardı. Kıyamet diyordu, allah diyordu, cehennem diyordu, peygamber diyordu salya sümük ağlayan adam .Bi köpek ve dişlerden bahsediyordu. Sıradan bi olayı anlatırken kadınlar ağlaşıp, sallanıyorlardı.

İşte anabelli, soyadı Gülen olan ama sürekli, ağlayan sümüklü adamla ilk o zaman tanıştı. :) Kasetleri ve kitapları bedava kapı aralarından ormanda herkese dağıtılıyordu. Anabelli her şeyi okurdu.Küçük dünyamı da okudu. Bu adam niye ağlıyo çözmeye çalıştı. Sonra Erzurumlu, sıradan bi imamın oğlu nasıl bu kadar zengin ve güçlü oldu diye düşündü:) Gülümsedi:) Anlayamamasını sarışınlığına verdi:) Çok kitap okuyup doktor olamayanlardandı o:)

Sonra bi kızcağız çıktı. Hafız. İmam hatipli . Okullu hafız. Parası peşin verilmiş. Sıkmabaş bi kızcağız. Cevizlerin niçin kabak büyüklüğünde yaratılmadığını bu konuda kimsenin düşünüp düşünmediğini sordu. Bunun insanlar için büyük bi lütuf olduğunu ekledi .Bu dünyada üzerimize düşen görevlerimiz, vardır diyordu.Üzerinize düşeni yapın, müslüme eziyet eden zındıklara oy vermeyin. Alimallah öte tarafta vebali büyüktü. Ağlamaya meyilli kadınlar büyük bi gürültüyle uludular tekrar. Belki ölen yakınlarını hatırlıyorlardır. Belki kocasının ona ettiği kötü lafları nedendir bilinmez ağlamaya hazır, ahır gibi ağızları sürekli açıktı.


Kadınlarımızın dedi şair, soframızda yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız . Malum şairin kimden bahsettiği dank etti kafasına . Orhan veli koştu geldi o ara dedi ki, bırak elinden cımbızı anabelli, yazmış kaderini allen poe, bu deniz ülkesinde üşüyüp rüzgarından öleceğine göre ve giderken bütün ağaçlar, kökleri ellerinde, kalmayı seçtiğine göre çıkar oklarını anabelli ,saçına tavuktan kopardığın tüyü tak, kovboy olmuş dört biryan, sen yalnız kızıl derili. hımm...harika bi sahne :)) alkış kıyamet..
Velhasıl tekke ve zaviyeler geri geldi:) Yaşasın din ve vicdan özgürlüğü!!!

Hiç yorum yok: