Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

21 Eylül 2009 Pazartesi

Hoşap kalesinden Türk bayrağını çalan çocuk:)

Hoşap kalesinden Türk bayrağını çalan çocuk:)

Ağrı dağından uçtummm, çayır çimene düştüm, ne talihsiz başım varrr, vefasız yare düştüm türküsü ağzımda, ağrı dağın eteğindeeee, uçan bi güvercin olmuşluğum vardır)
Bide van gölünde bi kaç kulaç atınca..Hoşapa yol alacan..yüce yüce dağları aştım geldim..yüzümü karartım şaştım geldimm..seni bi kez göreyim die, seni öpüp seveyim die..ne hoş söler göksel hatunu..efendim ama mevzu o deil. bakın mevzu ne.
Hoşap kalesine şöle bi aşağıdan bakınca, zamanda yolculuk edersin, misal burak güçlü kanatlarıyla seni alırda miraça erersin yani o kadar:)
Görseniz hemen tanırsınız topuklu ayakkabıları ve sırt çantasıyla o bi ekol:) Hoşap kalesinin eteklerinde ikramda kusur etmeyen ama bi keleşle gözünü kırpmadan 40 kişiyi telef eden, iyi insan kavramının bir türlü manasını bulmadığı dürtüleriyle hareket eden bi topluluk var:)).
İngilizce bi şeyler söledi bi çocuk. gülümsedim. gülümsemedi..burayı sana tanıtayım abla dedi. Başladı anlatmaya. Kaleden aşağıya kaydım. Türk bayrağının dalgalandığı tek bir bina gördüm.Okul!! Tüm zulme, kalleşliğe, ölüme ve her şeye rağmen..buradayız ulan burada diyordu...keleşe karşı kalemle savaşanları anımsayıp ağladı.
Nereye baktığımı gördü çocuk..ve anlatmaya başladı..abla dedi..oraya bizi almazlar..oraya sadece korucuların çocuklarını alırlar...Devlet okulu diyordu. Devlet derken öfke kusuyordu gözleri.Babası anasını, devlet yüzünden günde iki posta dövüyordu..Çünkü devlet ona iş vermiyordu..Bu devlet töreye de karşı geliyordu..öle menem bi şeydi.. S..kk karışıyordu adamın:)) sadece bi karı alabilirsin diyordu..oysa mübarek dinimizde ve töremizde, dörde kadar yolu vardı.
Devlet her kötülüğün anasıydı..Anasının bu kadar çocuk doğurmasının da suçu devletindi.Devlet onları yok etmeye çalışıyordu..Kapılarına ebeler gönderip, üremelerini engelliyordu..Devlet onların düşmanıydı..Bedava dağıttıkları mamaları çocuklara vermiyorlardı..Çünkü devlet gizli gizli erkeklerini kısırlaştırıp, soylarını kurutacaktı. Elbet düşman onların çoğalmasını istemiyordu..o yüzden anası kapıya gelen ebenin yüzüne kapıyı çarpıyordu..Devlet kızları okula alıyordu. Zorla !!! göndermezsen dipçikle topluyordu ..zorbaydı aynı zamanda.
Evlerinde su yoktu..Sabahtan akşama kadar kahvede, okeye dönen babasının bunda bi kabahati yoktu..Çünkü devlet evlerine su getirmiyordu..Kardeşleri dağa çıkmışlardı..haklılardı..Bu devlet bi sabah yok olsa..her şey ne güzel olacak.:))
Elbette bunları söylemedi yüzü yanmış oğlan .Ama hepsini biliyordu, anAbelli. Gözlerini okuyordu . Bu bir tür sihirdi, onun gibilerin gözlerini okurdu..Yatılı okullara girmek için yönetmeliklere göre, evden belli bir mesafe uzaklık aranıyor şartını bile sölemedi çünkü o inanıyordu..inandırmışlardı onu. onlar çoktu..her an çoğalıyolar dı. Biz azdık ve gitgide azalıyorduk.Ağaç yaş iken eğilirdi ama o, bu yaşta, yaş değildi öfkeyle kartlaşmıştı...Onu eğmek için kırmak gerekiyordu..Ona bi kalem verdi anabelli..o kalemle gözünü çıkaracağı ihtimalini göz ardı ederek. Belki küçük bi ihtimal aşk şiirleri yazardı.. cık..sanmam dedi:))bu küçük ihtimali düşünüp gülümsedi..

Hiç yorum yok: