Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

26 Aralık 2009 Cumartesi

AVRUPA NASIL BİTLENDİ -3-:)

Sol duyumun dediğidir:)

Avrupanın etekleri havalandıkca, daha aşagıda olanlar bu manzara karşısında galeyana kapılır ve bir an önce avrupanın kapısından cıkk… olmadı bacasından (bi hatun bulup evlenmek, sara-musa aşkı, genelde bu hatunlar şişko ve çirkin olur.-beyaz evlilik-) en sağlam yoldan girmeye çalışırlar. Bacasından da giremeyenler başka bir açıklıktan avrupaya kavuşmanın hayliyle yaşarlar.
Bu muhteşem kapıdan içeri girmeyi başarıp avrupanın, tadına varan birinci grup, geçen bölümde bahsettiğimiz hak dine dönen aslan kaplancılar -ikinci grup, yıllarca türküm doğruyum deyip kandırılmış, Avrupa ya gidince özlerine dönüp kürt olduklarını fark etmiş insancıklar:)
Üçüncü grupsa, nur yüzlüler:)) Nur yüzlüleri Avrupayla sınırlandırmamak lazım, hemen belirtelim, bi elleride sam amcanın cebindedir:)
Açıktan değil, sinsi sinsi :))kuralları yıkmak için onları bilmelisin tezinden hareketle, sistemin içine sızmış, yumurtadan çıkacakları vakitleri sabır ve sükunetle beklemişlerdir. Bu süreçte tedbirsiz iş, abdestsiz namaz gibidir diye fetva veren kuluçkanın civcivleri, uygun anı bi engerek gibi kollamışlardır. Kuluçkanın kim olduğunu bi tahmin edin bakalım:)

Atatürk’e beton kemal diyen zihniyet nihayet palazlanacak yerini bulmuştur. Ampulü yakacak bi enerji kaynağına ulaşmışlardır sonunda. Türkiye denizinde, Yolunu kaybetmiş , bu modern müslüm, siluetindeki kardeşlere, yol gösterecek bi fenere ihtiyaç vardır ki; bu fener, nur yüzlülerin ışığıyla aydınlanan gündüz feneridir:)

Ampulün ışığıyla aydınlana avrupada ki bitler, üre ama üretme!!!(-sayın devletlumun naçiz hane sloganıyla) üç tane doğurmuş, üçte yetmez beş tane, beşte yetmez altı tane ver ver, ver, ver allahım ver, demüşler, bu istekleri hak teala katında makbule geçmiştür :) aa bide ne görsünler. Ne kadar çocuk doğursan o kadar para veriyo bu Avrupalı salakolar:) looo hem de yuro :))) Oğlum maho, yataktan çıkma heç, hesap ettim dokuz doğursak memleketin en has yerinden dupleks bi daire, cepte:)) Müslümler çoğalsın:) bide minare isterük, en büyüğünden:) kılıfını hazırladık nasıl olsa:):)))2050de avrupayı ele geçirecez. Bunların zürriyeti kesilmiş :)
Yakın tarihte fırınlanan azınlıkların taze et kokusu burunlarına vurunca, kendilerine gelirler :)))))) the end

25 Aralık 2009 Cuma

AVRUPA NASIL BİTLENDİ -2-:)))

Sol duyumun dediğidir:)

Arkası yarın, denilen gün gelip çatmıştır. Avrupa nasıl bitlendi yazı dizimizin en heyecanlı bölümü(bu bölümde esas kızla, esas oğlan yasak bi aşk yaşayacaktır)

Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizd edinleyin. Çekirge sürüsü gibi avrupanın önce kapısından,( bu çekirge sürülerinin sonu gelmeyeceğini fark eden avrupa, kapıları kapatınca, bacasından içeri giren bu guruhun bi kısmı, geçen bölümde bahsedildiği üzere, malüm dini bütün cemaatlere kendini vermiş, diğer önemli kısımda, avrupanın eteklerinn havalanmasından mıdır nedir, kendini daha bi özgür hissetmiş, yaşasın ezilen halkların özgürlüğü sloganlarıyla sokaklara dökülmüş, artık kendilerine türk denilmesinden utanç duymuş, özüne dönmüş kürtlerdir:)

Artık her önüne gelen avrupayıya, tabi bazı kurnaz avrupalıların destekleriyle, bu özgürlük düşkünü, emperyalizme karşı ezilen halk kürtler, artık tuvalet alışkanlığı da kazandıklarına göre bi ülke kurmalarının, vakti geldiği gibi hikayeler anlatmışlardır.

Memlekette terörist Avrupada özgürlük savaşcısı olarak anılan, bu sözde emperyalizme karşı savaşan kürt faşolar, markın ve doların bi zamanlar, böyle paralar vardı efem, desteğiyle bayağı bi palazlanmışlardır.

Memlekette ki, şimdilerde rahmetli (cennet mekan) bülbül sesli türkücünn dağlaaraa gel dağlara, vermez seni ellere, şarkısını dinleyip galeyana gelen, önceleri kendini türk sanıp, acı vatan Almanya'da gerçeği hanstan öğrenen, aslında türk değilde, kurt ya da ( bi ü harfi için kırmayalım şimdi birbirimizi:))) kürt olduklarını kanıksayan(bu iki ırk arasındaki farklılık ilk bakışta hemen tespit edilir, bi damirkalı bi arap gibi mesela :)) mazlum halkın velihatları, malüm türkücünün dağlarına çıkar ve ezilen kürt halkının haklarını elinde keleşle almaya kalkar.

Bu arada, şehirlere bombalar yağarken, Müjganla, sevüşeceklerini hayal eder:))
Hal hal değil, hal bildiğin gibi değil demiş feylezofun biri :) aynen o hesap.

Bunun yanında dağlara çıkıp bi che edasıyla savaşacağını, tahayyül edip, bu serabını gerçekleştiremeyen grupsa, avrupanın havalanan etekleri altında üç beyazdan birinin satış ve organizsyonuyla ilgilenmiş, Türkiye'nin doğusundan kopup gelen, ''bi gram toz bi otobos:'') kürt atasözünden yola çıkarak, bul karoyu al parayı yapıp, bu örgütün kasa hesabını oluşturmuştur.

Bu bitler, biz artık türk değiliz, bundan sonra kürdüz, bu şerefsiz türkler bize böyle böyle yaptılar. Kızlarımızı okula gitmeye zorladılar. Dört karı almamıza müsade etmediler, gibi haklı sebeplerle kazandıkları markcıkları, bu malüm örgüte aktardılar.

Ve bu bitler avrupanınn, kafasından yavaş yavaş diğer bölgelerine kaymaya başlayınca! ! ! ! ! Arkası yarın. En heyecanlı yerinde kes :) dizi psikolojisi :)))))))

23 Aralık 2009 Çarşamba

AVRUPA NASIL BİTLENDİ - 1- :)

So duyumun dediğidir:)
Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizde dinleyin. Bu temiz pak Avrupa’nın asil sınıfı, tuvalet hizmetlerini göremediğinden, bu özel işleri yaptıracak, kasları güçlü ama beyin kasları zayıf, Osmanlı torunu (gerektiğinde Osmanlı tokadı atabilecek) er kişiler ithal etmiştir. Bu köylerinde tuvalet alışkanlığı bile olmayan er kişiler ve hatunlar, Avrupa’nın tam ortasına bırakılmıştır.(tuvaletler de uyarıların çoğu Türkçe yazılmıştır –beyazın yalancısıyım:))) örnek sifonu çekiniz ama sorun şuradadır efem ki, la sifon nedür? ? ? kü çekelim...

Neyse efendicim. Mevzu o deil.. Bakın mevzu ne? Bu göç eden zati muhteremler.Avrupa da ki rezaleti, ahlaksızlığın diz boyu olduğunu görüp, hak yol olan dinlerine daha da sıkı sarılmıştır. Hatta gavur zındıklara bu muhteşem dini anlatmak ve onları bi nebzede olsun, cehennemin ateşinden kurtarmayı kendilerine görev bellemişlerdir. İslam ‘a kazandırdığın gavur kadar, sevap alacaksın, ibaresinden yola çıkarak, başta sarık elde tespih, işe başlamışlardır. Avrupa gavur filandır ama müslümün dinini yaşamasına müsaade ederJ öyle özgür yaniJ

Tatillerde Türkiye’ye dönen ve memleketin halini gören bitler, dinin asıl Avrupa da yaşandığının başlarını sallaya sallaya anlatmışlardır. Bu kötü gidişe dur diyecek, yine onlardır. Bunun için, camilerde eurolar, namazdan sonra toplanmış,er kişi niyetine yardımlar yapılmıştır. Adlarına aslan kaplancılar diyen bu güruh devasalaşmıştır.

Aslan kaplancılarla dirsek temaslı, memlekete hayırları dokunacak az ılımlı olan nur yüzlüler içinse, yumurtadan çıkacak vakit gelmiştir. Bu sıcak yeşil sermayenin, oluşmasının sağlayan Avrupa da ki bitler, kas gücü yerinde, ama beyin gücü olmadığından kazandıkları paralarının büyük bir kısmını sürekli mazlum halkıma veda hutbesini okuyup, müslüm olan faiz yemez..ee ne yapalım paralarınızı bize verin , alın size kar payı, diyen, haliyle süreli zarar ettiklerini iddia eden, islami holdinglere kaptırmışlardır.
Bu nur yüzlüler, mazlumlara cennetten en iyi yeri tahsis etmiş ve paraları kaparak Türkiye’ye dönmüştür. Bu paraların bi kısmı sevgili mazlum halkımın mümine sine malum belediyeler tarafından dağıtılan beleş aker eşarpları ve pardösü olarak geri dönmüştür. Bi nevi hayır işiJ

Ve günlerden bi günJ aa bide bu zat-ı muhteremi, sayın devletlumuzun sağ kolu bakanı, yalakası, kan akıtanıyla birlikte, bi cuma namazını niyaz ederken görmeyelim miJ TV de bu zatı muhteremi pak partinin,bakanının yanında gören dini bütün gurbetçimiz, bi Almanya seyahatinde, devletlu ye sual etmiştir-demiştir ki; paralarımızı çalan bu hırsız sizinle cuma namazı niyaz eder efem, biz paralarımızı isterük!!! Cennete de gidemeyeceğiz zahir)))

Devletlum bi aslan gibi kükreyerek cevap verür.-bana mı sordun, paranı verirken, şimdi benden istiyon...başında örtüsü, gözleri yaşlı mümine gurbetçi, türbancağızının uçlarıyla gözyaşlarını siler ve salondan çıkarılır.....Arkası yarın, dizi psikolojisi:) Avrupa nasıl bitlendi 2:) çok yakında vizyonda:) izleyin beni anacımmm diye araya bi seda sayan repliği sıkıştırayım da reytinglerim tavan yapsın:)çok hoş:)

21 Aralık 2009 Pazartesi

Anabelli ishak paşada:)

Sol duyumun dediğidir:)

Aman avcııııı, vurma beniii, ben bu dağın ay balammm, maralıyammm, türkücüğü dudaklarında:) yaşasın halkların özgürlüğü slogancığını, her an bağırmaya hazır ağzı. Gittim, gördüm, yendim. O bi ara jul sezar oldu :)) tırıs tırıs gezdi, doğu beyazıtı. Şehirin orta yerinde, kürdistan şehidi. Serve inanmış bi avuç angut. Arabistanlı lorislar ortalarda, hepsi birer dağcı. Özellikle dağcıların çoğu yahudi. Semitizmin dayanılmaz hafifliği :))) Bi arada Ağrıda nuhun gemisini arıyolardı ya, geçenlerde izlediğim bi belgesel geldi aklıma. Birinci dünya savaşından önce, osmanlı bi demir yolu yapıyo çölde(hicaz demir yolu:) Olaya bakın, tüm arkeolojik kazılar demiryolu güzargahının üzerinde. Tesadüf işte :))))

Efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin. Mevzu o deil. Bakın, mevzu ne.:) Bu ishak paşa, bi saracık yapmış dağın başında, bilenler bilirler dünyada ilk kalolifer tesisatının döşendiği saraylardan biri. Niye ilk olduğunu özellikle kış aylarında giderseniz hemencecik kavrarsınız. Soğuk zeka açıyo bu arada. Bu allahın s...trr ettiği dağda, dönem o dönem, öyle düşünecen, adam büyük adamış. Keza, büyük ihitmalle, bu ka büyük olmak için çok canlar almıştır.
Biz kuşlardanda küçüken bi oyun oynardıkk ormanda. Yakan top. Ne kadar can alırsan o ka güçleniyodun. İşte o hesap :))

Sarayın zindana indi hemencecik anabelli. Her sarayın zindanı büyüler onu. Görmen gereken en mühim yer bence. Köşeye büzüşmüş bi cariye cılız bacaklarından zincirli. Birden zamanda yolculuk yaptı belleği:)))o ara sol duyusu çıktı geldi dedi ki, iyi ki o dönemde yaşamamışsın:) ishak paşanın sarayında olsan olsan bu zindanda çürüyen bi cariye olurdun. Bu günde seni bulsalar sonun pek farklı olmaz amma, neyseki bi münafık gibi saklanıyon aralarına:)))

13 Aralık 2009 Pazar

Elif Şafağın, Aşkı üzerine hasbihal:)

Aşk nerdeysennnnnnnnnnnn, çıkkk dışarııııı, yok bunun başka bi çıkarııııı, diye bağıra çağıra aşkı araya durayım ben, sonrada bunca bağırıp çağırmama rağmen niye gelmiyo diye hayflanlanayım, meğer aşk öyle bangır bangır çağırılmazmış:) çağırılsa da gelmezmiş. Korkup tırsarmış bunca volümden:) gerçeği annemden şimdi öğrendim repliği yapacam, aşk neymiş be abla, sorucuğuna cevabı , elifciğimin aşk kitabcığından verecem:) Her dem, aşk yaşanmıştır tahir-zühre, leyla- mecnun, aslı- kerem, -romeo -julyet:)) bu uzar yüzyıl olur vesselam:)

Amma velakin tüm bunlara şems ve ruminin aşkı eklenince:)) hah...işte bu:) asıl aşk düşüncededir. Misal aşk beyinde başlar, yaşar ve ölür. Hayat gibi:)
Elbette aşkın düşüncede doğduğu felsefesinin, kökleri platano dayanır ki, ulaşılmaz sayılan aşklara, 'platonik aşk' derken rahmetli platonu yad etmemiz bundandır:)
Kitabın başında ki hancı karakterinin felsefesine bayılmıştım. Dervişe diyordu ki - ne geziyosun böyle- ne arıyorsun? Her yerde insan aynı insan, aş aynı aş, b..k, aynı b..kk:))) kitabın sonundada bundan daha iyİ bi, bakış açısı yoktu kanımca. Ne rumi ne şems. cık..hepsi boş::)

Ben kuşlardan da küçükken ormanda, yunus emre diye bi zat-ı muhtereme tapmışlığım vardı..Ne mükekemmel bi derviş:) sordum sarrıııııı, çiceğe sen yunus bilirmisin...çicek dedi derviş baba.... sen yunus değil miisn:)) allam ya ne hoş türküdür, her parçaya türkü demem, türküleri sevmemdendir bilirsiniz..ama bu bi ilahi:) allahın müziği::) bu uhrevi türküyü terennüm ede ede yunus okurdum o dem. Adam pirinin kapıya kırk yıl eğri odun getirmemiş ormandan:)) cıkk..cıkk..bu düşüncelerle aç bi aç dolaşırken bulduğum bi elmayı (rızkımdı diye, düşünebilirdim oysa, yememişliğim vardır:)) yunusun dişisi olcam güya:)) öyle dağ bayır dolaşıyomm:)) bakarsın ererim:)) misal meryem iki, ben niye olmayayım:))
o ara sol duyum çıktı geldi :))gülümsedi..Kitapları tanrılar yazmıyor fatma dedi:))
hımm..aynı durumda kara cahil derler, ormanda ki yaşlı ağaca, elmayı hatrrrrrrrrrrr diye ısırır, sahibi kimmiş merak etmeden ve benim pörtlemiş gözlerime aldırmadan, mideye indirir:: :))ve bi gün komşusunu rastlarsa, senin şu elmadan yedim dün der, hakkını helal et..Helal olsun der diğeri:)) işte bu ka:))
Ablacım abartmayın, sufizm falan filan, hancının dediği gibi, her yerde, insan aynı insan, aş aynı aş, b.k aynı b.kk::)) yaşa gitsin.)))

12 Aralık 2009 Cumartesi

HAYATTAKİ CETERİS PARİBUSLAR:)

sol duyumun dediğidir :)

Büyük okuldan bana tek kalan kelimecik bu olsa gerek. Kitaplarda yazılan her şeye, inandığım demlerde bu teoricikleri yer yutardım. Ne demeye getiriyo efendicim bu paribus:) misal, benzin fiyatları artınca otomobil satışları düşer (ceteris paribus :) velhasıl diğer koşulları sabit kabul edilirse. Yani otomobil satışını etkileyen tek kalem benzin fiyatıymış gibi varsayar :)) niye hayatımda hiç bi işime yaramayan bu gereksiz bilgiyi verdim şimcik:)

Şöyle ki; efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin. Zamanın birinde, çay demleyip bisküvi kıkırdattığım çay saatlerinde, hayatımda hiç ceteris paribus yaşadım mı die bi düşünce girdabına kapıldım.Diğer koşulları sabit tutup, benim kazanmam için tanrım poe, bana torpil yaptı mı.. :))) Valla yaptı..:) Bi kısmımız buna şans der, bi kısmımız kader, bi kısmımız benim gibi bunu ceteris paribuslarla açıklar.
Hayatta diğer koşulların sabit falan olduğu yoktur aslında, her şey bi olasılık hesabıdır. Adem Faver’ın olasılıksız kitabı önerilir belleğe gelmişken :)) .
Her şey değişkendir, anlıktır, hatta dakikalık ve saniyeliktir. Hayat anı yaşamaktır demiş ya Hayam o hesap:) Kazanmamı istediği zamanlar tanrı poenin bana diğer koşulları sabit tutmuşluğu vardır. Misal bi otobüsü tam kaçıracakken, şoförün tuvalet ihtiyacını görmek için kalkması gibi. Ceteris paribus:)) misal..bi arkadaşımı çok özlediğim bi demde, tak ertesi gün karşımdadır, tuhaf bi şekilde hem de, yaşlı halası vefat etmiştir ve o artık karşımdadır.Ceteris paribus.Diğer koşulları benim için sabitleyen tanrı poe, seviyom seni:)
Maradona’nın dediği gibi, o el tanrının eliydi :)) kesinlikle ceteris paribus :)))

10 Aralık 2009 Perşembe

DEVLETLEŞEN ŞİRKETLER VE MONARŞİNİN DÖNÜŞÜ:) OLMADI OLİGARŞİ:)

SOL DUYUMUN DEDİĞİDİR:)
David Ricardo, Keynes, Adam Smith, en çok ‘Adamı’, severim aralarından:) Hep Adem diyesim gelir bu zata:) Hepsi cennetlik vesselam. Yaşayan bi efsane vardı. Neydi adı..hımm…Peter Drucer. Üretim faktörlerini, köklerinden sallayıp bilgiyi altıncı üretim faktörü olarak belleklerimize yerleştiren zat-ı muhterem. Bilgi güçtür, sahip olan kazanır. Misal atom bombası. Bigg...bommm..Kısa ve acısız.!böyle bi film vardı, şimdi geldi belleğe:)kısa ve acısız, olmadı tabi, kısa olduğu doğruydu da, acısız kısmı..cıkk..bol acılıydı Japonlar için. Nedense soykırım denince akla kısa ve acılı Hiroşima gelmezde hemen onun adı gelir. Ne hoş reklamdı.. hitlerrrr, hitlerr..Elbette bunun belleklerimize kazınmasında yahudi mazlum halkının para peşin kırmızı meşin yapmasının payı büyüktür.
Efendicim ama mevzu o değil. Bakın mevzu ne.
Bu Drucer zat-ı muhteremi şirket anlayışını yeniden yapılandırmış. Şirket vatandaşlığı kavramını çalışanların belleğine kazmıştır.Misal şimdiler büyük şirketlerin çoğunun duvarlarında şirket andı gibi yemincikler oluşturulmuş, şirket çalışanları hem maddi olarak hem manevi olarak tıpkı bi ulusun parçalarıymış gibi şirkete bağlanmıştır. Hatta şirketlerin çeşitli renklerde logoları oluşturulmuştur ki misal kırmızı beyaz coco cola gibi:) buda bi ülkenin bayrağı mahiyeti taşır.
Sen bizim babamızsın sen ne dersen o olur:) hey gidi barış abi..ne hoş sölerdi..vatandaşın ekmeğini veren bunun karşılığında ondan vatandaşlık görevlerini yerine getirmesini isteyen devlet, yerini yavaş yavaş şirket sahiplerine bırakmak zorunda kalmıştır. Şirket bütçeleri o kadar devasalaşmıştır ki, bir çok devletin bütçesini katbekat aşmıştır. Misal general motors, misal microsoft, misal coco cola.. ee döndük mü monarşiye:) cıkk..olmadı oligarşi..
Demem o ki sana:)
Son demler kuş gribi, sars,domuz gribi vs. gibi salgın hastalıkların aşısını üreten şirketlerin, bu gerçeği haklın kulağına fısıldayanlar sayesinde, ürettiği aşılar ellerinde kalmıştır. Şimdi vatandaş şirketlerin kıskacında kalan devlete güvenmemektedir. Beşinci dalga bitti, altıncı dalga bi Tusunamiye mi dönecek!! Bu bi muamma. Bekleyip ya öleceğiz ya da göreceğiz:)
Neferteti mazlum halkını selamlar:)

8 Aralık 2009 Salı

Asiye nasıl kurtulur??? Türkiye nasıl yutulur??

sol duyumun dediğidir :)
Anabelli kuşlardanda küçükken bi oyuncuk izlemişti tiyatroda. Asiye nasıl kurtulur? ? ? ya da Asiye’nin kurtulma şansı var mıdır.:) Tek bi sahnesi kalmıştır bellekte. Asiye, sahnenin ortasında, etrafı erkeklerle sarılı, dürtükleyip duruyolar kızı :) Son demlerde, anabelli bi oyuncuk yazacak Türkiye nasıl kurtulur, diye. Çünkü hal, Asiye'nin durumundan daha vahimdir. Hal, hal değil, hal bildiğin gibi değil.)) yani o ka.:)))
Misal, bu ülkede aydın sayılmak için, angut özür dileyicilerden olmak şartı getirilmiştir -bu arada angut hoş bi kuştur.. :)) angutluğunun nedeni eşini kaybetmesinin travmasıdır. Bizim angutlarda bi travma geçiriyor herhal.:)) Neden sebep??? Bu ermeni mazlum halkının asıl derdi, zaman geçince anlaşılmıştır. Türkiye’den tazminat adı altında para koparmaya çalışıyorlar. AİHM Türkiye’ye azınlık vakıfları yüzünden ceza üstüne ceza kesiyo. ..eee bu mahkemenin hakimleri, barbar Türkler olgusuyla yetişmiş, tek dişi kalmış canavarın torunları. Hak vermek lazım.


Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizde dinleyin .Bu özür dileyici angutlar, bi dem sonra Kıbrıs için, Yunandan özür dileyeceklerdir. Devletlüm bizi mozaik pasta yapmaya karar vermiş :)aferim:) Eski şehir isimlerini iadeyle işe başladı:) Bu işin sonu istanbulun, kostantinapol olmasına kadar gider:)
Bu düşünceyi yaymaya çalışan kürt faşistlerin derdi elbette doğuda bi kürt devleti kurup, kuzey ıraktaki daha mazlum, ezilmiş, Amerikan sevicileri kardeşleriyle kucaklaşmaktır. Zati, bu ülkede buna karşı bi duruş sergiliyorsan ya faşistsindir ya da yarı aydın:)
Diğer grup muhammedin ümmedi. Atatürk’e beton Kemal diyen zihniyet, nihayet meyvelerini toplamaya başlamıştır. Resmi tarih bi yalandır safsatası. Efendim aslında Atatürk’ü ülkeyi kurtarmak için cihan padişahı Anadolu’ya göndermiştir. Yani İstanbul da karılarla fink atmasına rağmen asıl kahraman yine padişah efendimizdir) Bi cesaretini toplayıp Anadolu’ya geçse, mazlum halkım galeyana gelecek, belki de kurtuluş savaşında bu kadar can gitmeyecekti. Ama yinede kahraman odur:). Allahın dünyadaki gölgesi. Kabe’nin kapısını koparıp Topkapı’ya getirince, oh:))) oldu da bitti maşallah :)) al sana bi halife :))

Masum çocuklar Atatürk heykeline, kar topu atar önce, sonra polise taş, sonra mehmetçiğe kurşun bi baktın diri diri kızını yakmışlar sokak ortasında.

Ölüm!!!! yine ölüm!!! yine ölüm!!! bayrağa sarılı bedenler..
O ara sol duyum çıktı geldi, elleri şerha şerha, bağrı hun dedi ki, DURUN KALABALIKLAR BURASI ÇIKMAZ SOKAK, KALDIRIP KOLLARINI MAKAS GİBİ AÇARAK.

6 Aralık 2009 Pazar

Anoreksi

Bi şair olsam dedi, anabelli
kelimeleri kusa kusa,
ölsem...

VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR.

Sol duyumun dediğidir:)

Anabelli kuşlardan da küçüken, temiz belleğine Havva'nın günahlarını ekleyince ümmedim, belek allak pullak. Havva'nın nesli kendini, derin bi keder içine gark etti. Öyle demlerin birinde, saçlarını kesti, yakınım sana dedi, şah damarım gibi, ölüm gibi. Öyle bi hal ki, beyaz yakalı adam depresyon dedi. Dipteyimmmmmm, sondayımmmmm, depresyondayımmmm, yalvarırım gelde kurtarrrrrrrrrr!! Ne hoş söler Feriduncum:)
Bu sesi duyan polyanna gülen suratıyla, koştu geldi, ardından İsviçre'nin Alplerinde Heidi cııkk...ama kar etmedi.

Tam gitmeye karar verdiği vakit, Veronika solgun benziyle geldi, odasının ortasına kustu. Bilenler bilinler Paulo Coelho nun en nadide gülüdür Veronika. O iyi bi cümleci:) Hala daha gelmediyse belleğe Simyacının cümlecisi. Biraz kitap karıştıran herkes bilir. Efendime söyliyeyim, efendime sölerken sizde dinleyin. Veronika, şekilde görülüdğü üzere hayli depresif bi hatun. Ölümü merak ediyo her dem. Bi kaç denemeden sonra, günlerden bi gün bi beyaz yakalı geliyor yanına, Veronika diyor, artık denemene gerek yok. Amansız bir derde düştün. Bir türk filmi repliği koyalım araya. Veronika şaşkın, sevdiklerinle vedalaş diyo beyaz yakalı. Sevdiğim yok diyor veronika. Bi kaç gün sonra sevdikleri yavaş yavaş peydahlanıyor aklında. Ne kadar sevdiğim varmış meğer diyor. Ölmesemiydim keşke, fakat iş işten geçmiştir artık, harap ve bitap bi şekilde ölümü beklerken, yaşamak isterken delicesine. O ara başardın diyor veronika! ! ! ! ! beyaz yakalı:) Başardın. Bu bi deneydi sadece. Acılaştırmak. İyi geldi sana. Hadi git yaşaaaaaa! ! ! ! ! ! O gün bu gün, gülümsüyo sarışın sarışın anabelli hayata:)
hoşş...çok hoş:)) dedim ya Paula Coelho iyi bi cümleci. Anabelli tavsiye eder :)))

2 Aralık 2009 Çarşamba

Adem, Havva ve elma:)))

Adım Fatma,

ve ben diyorum ki;

bana verilen bu mübarek adla

Adem, havva ve elma.

İnandırmaz beni hiç bir güç

sodom, gomore, pompei

ve hiç bir kehanet!

Her şeyin bu üçlemden doğduğuna.

29 Kasım 2009 Pazar

pi sayım:) bu bir aşk şiiridir:)

Sen benim pi sayımsın
üç virgül ondört.
Hep küsurlü,
hep kusurlu...

Buzlar kraliçesi:))

sol duyumun dediğidir:)

Anabelli ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve masal dinlemeyi severdi. Bana bi masal anlat baba, içinde tüm oyunlarım, kurtla kuzu olsunn, şekerle bal. O demlerden beri film müzikleri dinlemeye bayılırdı. Ne hoş diziydi süper baba. Bi zamanlar TRT1 vardı. Kalitenin adıydı. Rivayete göre bi reyting canavarı, bu trafik canavarı gibi bişi:)) olsun, canavarlı filan ya, seviyo böyle benzetmeleri anabelli çok masalsı, onu yutmuş:)bi prensin gelip , onu reyting canavarının midesinden kurtarmasını bekliyo.
O bekleye dursun. Efendime sölim. Mevzu o değil. Bakın mevzu ne. Bu TRT nin 2 side var dı bi demler. Çay demler TRT2 deki buz pateni yarışmalarını izlerdi anabelli. Buzda uçan melekler. Onlardan biriydi Katerine Witt. Bilenler biliriler. Buzların güzel meleği. Asalet, onur, başarının ve barışın tanrıçası ve o, buzda kayarken, küçük kutunun içinden çıkardı adeta, ormanda yedi cücelerle birlikte, kayardı.
Ben Katerina Witt olacam, diye bağırdı anbelli bi dem. Onun gibi, buzlarda kayacam:))O ara büyük ağaç sesini duyduda, g..tünü, açaçak başka bi yer bulamadın mı dedi:)) o bakınca bi tek g..t görüyordu her şeyi:))
Aldı da dersini ediyor ezber, diye bi türkü tutturdu sonra, ne hoş türküdür:) olur muydu dans eden bi ağaç ormanda. cık..olmaz dedi, sağduyum çıktı geldi. Ben bi bilici olacam dedi, kara bi tahtanın başında:))hah..dedi büyük ağaç, aferim, işte böyle ol:)
Sol duyum onu duydu, kollarını bi tavuk gibi, çırpıştırdı. bukbukbubkkkkkk diye bağırdı. Seni gidi korkak tavuk, demek bi bilici olacaksın kara bi tahtanın başındaaaaaaaa:)))))

Ve bi gün, yıllardan sonra, yollardan sonraaaaaaaa, Katerina Witin dans ettiği yugoslavya nın en büyük buz dansı pistinde, kokmasınlar diye, binlerce Bosnalı'nın ölü bedenini görünce, inandığı bişey daha yok oldu. Bu gidişle, inandığı hiç birşey kalmayacak. İnandığı hiç birşey, kalmayan insanlar ki, onlardan kılmasın beni tanrı Poee, gerçek ölüler onlardır dedi, sol duyum çıktı geldi:(

25 Kasım 2009 Çarşamba

Hoş-GÖRMEK:)

Zavallı tür!

Biz memleketin uzakdoğusunda, aç ve açıkta, saçının teli, gözünün, sesinin rengi, her ne b.k varsa, hatta var oluşu duruşuyla, sövülen, türbanlı hanımcıklar gibi el ele tutuşup sokaklarda dolaşamayan, mazlumlara eziyete son diye bağıramayan, streç kot giyip sakal bırakan dini bütün abileri tarafında dövülen, her fırsatta fahişelerle yatan müslümler tarafından evlere kapatılan, haliyle moraran gözleriyle dışarı çıkamayan, saçlarımızı örtmeyeceğiz diye bağıramayan, eylemlere katılamayan, elmayı daldan koparan, ademe ısırtan ve her şeyin, var oluşuna ve yok oluşuna neden olmuş olan.
Biz!!!
cennetten kovulan ve hala daha bunun hesabını veren, eteği eksik, saçı uzun, yola düşen, yoldan çıkan ve bir peygamber tokadıyla yola getirilen zavallı tür, morarmış gözlerinle hoş gör onları.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Bi elinde cımbız bi elinde ayna:)

Sol duyumun dediğidir:)

Bi elinde, cımbız bi elinde ayna umrunda mı, dünya dizecikleri dilinde, elindeki aynadan gül cemalinin büyüsüyle büyülenen nargissos hesabı harikalar gölüne dalmışken, bi gürültüyle irkildi anabelli. Gürültünü kaynağını tespit etti güzel kulacıklarıyla. Komşu feride teyzenin evinden geliyordu. Komşu feride teyze son zamanlarda bi mutasyon geçiriyordu. Menapozada girmiş olabilirdi elbet:)cıkk...cık...Bazılarına göre doğru yolu bulmuştu:) Başka eller değiyordu beynine gerçek:)
Yerlere kadar uzun pardösüler giymeye başlamıştı. Belediyeden dağıtılan bedava aker eşarplarıyla kafacığını sıkı sıkıya bağlıyordu. Komşunun şuncacık oğulcuğunu bile namahrem addedip, evde yalnızsa evine girmiyordu. Bi kadın bi erkek yalnız başına bi odadaysa üçüncü kişi şeytandır tezinden yola çıkarak:)

Ama efendicim mevzu o değil bakın mevzu ne. Koştu kapıyı çaldı anabelli. Yılların feride teyzesi gözleri ağlamaktan kan içinde, kapıyı açar açmaz, kıldan ince boynunu kapıdan içeri şöle bi uzattı. Anabellinin gözleri faltaşı gibi açıldı. Yirmi otuz tane kadın sarıp sarmalanmış, televizyon izliyordu. Bi zamanlar dallas dizsini izledikleri gibi..Ama ağlıyorlardı. Çünkü bi adam salya sümük bi şeyler anlatıyodu. Kadınlar uluyorlardı. Ölecekleri günden bahsediyorlardı. Kıyamet diyordu, allah diyordu, cehennem diyordu, peygamber diyordu salya sümük ağlayan adam .Bi köpek ve dişlerden bahsediyordu. Sıradan bi olayı anlatırken kadınlar ağlaşıp, sallanıyorlardı.

İşte anabelli, soyadı Gülen olan ama sürekli, ağlayan sümüklü adamla ilk o zaman tanıştı. :) Kasetleri ve kitapları bedava kapı aralarından ormanda herkese dağıtılıyordu. Anabelli her şeyi okurdu.Küçük dünyamı da okudu. Bu adam niye ağlıyo çözmeye çalıştı. Sonra Erzurumlu, sıradan bi imamın oğlu nasıl bu kadar zengin ve güçlü oldu diye düşündü:) Gülümsedi:) Anlayamamasını sarışınlığına verdi:) Çok kitap okuyup doktor olamayanlardandı o:)

Sonra bi kızcağız çıktı. Hafız. İmam hatipli . Okullu hafız. Parası peşin verilmiş. Sıkmabaş bi kızcağız. Cevizlerin niçin kabak büyüklüğünde yaratılmadığını bu konuda kimsenin düşünüp düşünmediğini sordu. Bunun insanlar için büyük bi lütuf olduğunu ekledi .Bu dünyada üzerimize düşen görevlerimiz, vardır diyordu.Üzerinize düşeni yapın, müslüme eziyet eden zındıklara oy vermeyin. Alimallah öte tarafta vebali büyüktü. Ağlamaya meyilli kadınlar büyük bi gürültüyle uludular tekrar. Belki ölen yakınlarını hatırlıyorlardır. Belki kocasının ona ettiği kötü lafları nedendir bilinmez ağlamaya hazır, ahır gibi ağızları sürekli açıktı.


Kadınlarımızın dedi şair, soframızda yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız . Malum şairin kimden bahsettiği dank etti kafasına . Orhan veli koştu geldi o ara dedi ki, bırak elinden cımbızı anabelli, yazmış kaderini allen poe, bu deniz ülkesinde üşüyüp rüzgarından öleceğine göre ve giderken bütün ağaçlar, kökleri ellerinde, kalmayı seçtiğine göre çıkar oklarını anabelli ,saçına tavuktan kopardığın tüyü tak, kovboy olmuş dört biryan, sen yalnız kızıl derili. hımm...harika bi sahne :)) alkış kıyamet..
Velhasıl tekke ve zaviyeler geri geldi:) Yaşasın din ve vicdan özgürlüğü!!!

19 Kasım 2009 Perşembe

sol duyumun dediğidir:)

Solduyumun dediğidir:)) tırısss…tırrıss ben geldim:)
döndüm işte…
acı yüreğimden beynime sızar…


Köpektir zevk alan sayad ı bi insafa hizmetten demiş, seneler önce vatan şairi Namık Kemal misal şöyle tefsir edelim. İnsafsız avcıya hizmet etmekten sadece köpekler zevk alır. Padişah efendimüzün köpekleri bu duruma hiddetlenmiş. Namık Kemal...sürgün.!
Evrimini tamamlayamamış bazı türler, muhakkak kul olma vazifesiyle yanıp tutuşan zihniyet, padişah efendisini kaybedince, kendine yeni bi efendi arar. Ta ki, kemale ermiş Mustafa çıkıp, millet, milletin efendisidir diyene kadar. Fakat kul bu, köpekliğe alışmış misal. Köpekten efendi olursa, kendi kuyruğunun peşinde koşar. Yakalayabilene aşk olsun.:)
Son demlerde vakit gibi, vakti gelmişleri belirleyen zihniyet, kimlerin ergenekoncu olduğunuda tespit ediyo(mürid gazete okuyup, vatandaşı içeri alıyo. Mine ablamın dediği gibi, vatandaş, kullara kötü örnek oluyor. Bu bi yıldırma politakısıdır elbet. Servin dayatması ve serv anlaşmasını reddeden ulusalcılara aba altından, ne abası, direkt sopa gösterme muhabbeti. Durum açıktır. Brüksel bildirgesinin 23.maddesinde doğuda bi kürt devleti kurulursa , onlarında AB gireceği belirtilmiştir. Burada ki, asıl mesaj şudur. Güneydoğuda bi kürt devleti kurulmasına izin verirseniz sizi avrupa birliğine alırız.
Bu BOP taki tek engel ulusalcılardır. Onları toplayınca ki, bu sürecte nur yüzlü köpekler devreye girer. Bu işi en hayırlısıyla biz yaparız der sam amcaya. Bi kuyruk acımızda vardı onlarla. Şimdi hesaplaşma zamanı:))hah..işlem tamam...Elbette kürt faşistlerle, nuryüzlü köpeklerin yalanma süreci devam etmektedir. Halkların en mazlumu kürt faşistler gitgide palazlanmaktadır. Bunun karşısında ben türküm demek, faşizanlık belirtisidir.
İşin ucu Rauf Denktaşa kadar gitmektedir. Misal kıbrısı geri verirsek, Kıbrıs sorunu diye bişi kalmayacaktır. Misal ermeni soykırımını kabul edersek, ermeni meselesini çözeriz..
Bu hükümet sorun çözücü bi hükümettir. Şimdiye kadar olanlar hep sorun yaratmıştır.
Sol duyum çıktı geldi dedi ki, asıl ergenekoncu Ecevitti. Kıbrısı almakla başımız derde soktu. Şimdi geri versek bile ..cık..olmaz..mürid az biraz acele etseydi yakalayacaktı adamı ama. Hak takdir etmedi.olsun...o tarafta da nasıl olsa verecek hesabını. Bi camiye gitmiş, saf tutmuşluğu yoktur. Yakında Apoşu DTP nin başkanı olarak ceylan derisi meclis koltuklarında görürseniz şaşırmayın burası demokratik bi şeriat devleti olacak inşallah:)Neferteti mazlum halkını selamlar:)

16 Kasım 2009 Pazartesi

Ümmedi Muhammed'in Müze aşkı:)

Sol duyumun dediğidir :)))

Anabelli tanrı poe onu yaratığı günlerden, hayli gün sonra, bi alis olup evliya çelebinin elinden tuttuğu demlerin birinde, anadolunun tozlu yollarında fink atarken yolu Kayseriye düşer. Sabahın kör bi vakti. Tabiri caizse -ulema icazet versin, caiz olsun:)-karga şeyini yemeden bu müstesna şehre ayak basar. Az vakti vardır şöyle bi şehri tavaf etmek ister. Ona göre hacı olmak içinbi şehrin müzesini görmek lazım. İlk şart. :) Bu serabını gerçeklerştirmek üzere, sokağa fırlar.

Şehrin meydanın da o demlerde her yer kapalı. Hah...işte bi büfe...Ümmedi muhammedin bi temsilcisi. Nasıl kavradınız derseniz, yüzündeki nurdan efendim. Eh...çember sakalını da sünnetten sayınca hemen tanıyıverdi. Anabelli'nin yüzüne sarışın bi gülüş yayıldı. Kem küm etti. Efendim, ne güzel bi şehirde yaşıyorsunuz, tarih kokuyo, değerini bilin lafcıkları. Sonuna sıkıştırılmış, müze ne tarafta sorucuğu.. :))) ümmedi muhammedin yüzünde ani bi değişme. Bu saatte hatun kişi, kız başına dışarda :)) Namaz vaktidir. Cami ne tarafta dese neyse :))

-Efendim müminin yanında, bir er kişi olmadan 50 adım yol alması caiz değildir. Her 50 adımda bir er kişi bulması şarttır. Şüphesiz ki bu müminenin hayrınadır:)

Güç bela müzenin yerini tarif eder çember sakal. Mezarlığı geçince hemen der. Anabelli, sonunda müzeyi bulur. Muradına erer.

O ara sağ duyum ettiği duacıklara bi ara verip çemkirdi:) dedi ki;

Ey zındık! ! ! ! En mübarek ayda. Topkapının kapılarında toplaşan, hatta birbirini ezen, çiğneyen, hacda olduğu gibi.-olsun şehit gitmiş sayılırlar- :) ümmedi muhammedi görmez misin???

O ara ben, sol duyu olarak dumura uğradım gerçek :)) Sakalların en şereflisini görmek için müzelerin kapılarını zorlayan, ümmedi muhammedi alkışladım :) Mazlum halkımın, bu müze sevgisini bana hatırlatan sağduyumu sevgiyle kucakladım :)))))))

13 Kasım 2009 Cuma

Erkekler ne ister? Kadınlar ne anlar:)

sol duyumun dediğidir:)
O bi Alin Taşcıyannnn:))

Tırıs tırıs gezerken memleketimin tozlu yollarında, kadınlarımız dedi, Hikmet’in oğlu Nazım çıktı geldi,
Kadınlarımız !!!. .
Anamız, avratımız, yarimiz
Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen.
Soframız da yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız!!
ne ister??

Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizde dinleyin. Bu pazarda bi sinema yaptı anabelli. Kadınlar ne ister, erkekler ne anlar rumuzlu bi filmciğe gitti:)) Ecnebi filmi anlayacağınız. Anlayış farklı, kültür farklı, fark burada, diye işaret parmağıyla beyinciğini gösterdi sol duyum çıktı geldi:))

Yinede evrimini tamamlamaya çalışan bi homosapiyen olarak film beni gülümsetti.
Filmin ilk başlangış sahnesi: Efendim minicik bi kız, çocuk parkında oynuyor. Derken aynı yaşlarda bi erkek çocuk geliyor yanına. Kumdan kalesini yıkıyor. Sen bi b..k gibi kokuyorsun deyip, kızın saçını çekiyor. Zavallı minik kız, koşarak annesinin yanına gidiyor. Ağlayarak olanları anlatıyor.
Annesinin yorumuyla yıllarca kandırıldık, aaa dostlar! Bu evrensel bi düşünce biçimi kesin:))
Ağlama diyor, kızına. O, senden çok hoşlandı. Sana aşık bile olabilir .O yüzden gelip saçını çekiyor. Aslında dikkatini çekmeye çalışıyor:)))
Ben kuşlardan da küçükken , yedi sekiz yaş civarı. Küfür etti diye salak bi oğlanı tokatlamıştım. O da keseri alıp kafama vurdu. Hala daha izi durur. Bu durumda bana kesin aşıktı. Çünkü biraz daha hızlı vursa, öldürdüm!!!..çünkü seviyorummm ülenn, die bi Türk filmi sahnesi olacaktı:))

Neyse efendim mevzu o değil. Bakın mevzu ne. Bu konuda erkeklerin ne düşündüğü sahnesi giriyor hemen. cık..cık..diyor er kişi, ondan hiç hoşlanmadım..Artık daha nasıl anlatabilirim:))

Ama filmin sonu yine bi muammayla bitiyor. Acaba er kişi, sevdiğinin saçını çeker mi? Bu bi ilgimi yoksa, bir nefret belirtisi mi? Sol duyum çıktı geldi. Bi türkücük terennüm etti. Dedi ki: bize yalannnnn, söylediler, bize yalan söledilerr, kaderden bahsetmedilerr
.....

9 Kasım 2009 Pazartesi

GABRİEL GARCİE MARQUEZ VE HÜSEYİN ÜZMEZ HOCA :)

sol duyumun dediğidir :)
Ne alaka demeyin, sol duyum böyle şeyleri fısıldar kulağıma. Geçenlerde bahsetmişimdir. Dostlar bilir. Bi kitap okuyordum. Can sıkıntısı. Tv bizi dizi manyağı yapacak çok korkuyom:) Kitap alıyom arada antikor niyetine:) Döndük yine entel dantel işlere. Dantel mi örsem masaya şöyle güzel bi örtü diye de düşünmedin değil bazı demler. cık…bana göre değil, deyip, bu marquesin benim hüzünlü orospularım kitapçığını aldım elime:) Küçük yaşta aldım sazıııı...elimeeee..elimeee..dertli…dertlliii vurdum sazın telineeee..telineeee..amannn…ne hoş türküdür:)
Neyse efendim mevzu o değil. Bakın mevzu ne.Daha önce yüzyıllık yalnızlığı okumuştum .Varlıkla yokluk arası bir şeydi. Çok hoştu:) Hayat gerçekliğin zaferini yaşarken şıp diye masal oluyordu:) istanbul bi masaldı diye de bi kitap vardı mario levinin iğğğğ...bi kapağı hoşuma gitmişti kitabın, bide adı. Misal madam floridis dönmeyebilir de çok hoş kitap adıdır.

Neyse efendicim, bu hüzünlü orospularında yetmişlik dedenin genç bi kızla misal bi çıtırla birlikte olma hayalleri var. Adam ölmeden son kez bunu yapmak istiyor. Ölmeden önce yapılacak yüz şey arasına ekleyin kanımca:) Bi tane çıtırda buluyo..iğğğğ...yaşlılara saygım kayboldu. Yetmişlik dedelerin böyle şeyler düşüneceği aklıma gelmezdi . Viagra icat oldu mertlik bozuldu :) Belleğe yüklenen doneler bir bir siliniyor :))

Velhasıl adamın kitabı bestsellere girmiş. Bak... bak…adalet mi şimcik bu dedi, sol duyum çıktı geldi. Elin Gabrieli yazınca bestselle oluyo:) Hüseyin hocam uygulayınca sapık oluyo :))) ha ha ilahi sol duyum zavallı duyum…biçare duyumm..

7 Kasım 2009 Cumartesi

Anabelli ve Piyer loti:)

Bi zamanlar, edebiyat kitabının sayfacıklarının birinde, araba sevdasının bi bölümünü okumuştu anabelli. Hey gidi Recaizade Mahmut Ekrem...Bu adamın adını sölemek hoşuma gidiyo...Bi ahenk var. hımm...bi kadifemsilik:)))hoş...çok hoş:)

Bilenler bilirler. Bu araba sevdasının esas oğlanı bi fransız hayranı. Yarım yamalak fransızca sözcükler kaymış diline. Şimdilerde ingilizce:)) Son demlerde arapça:) Ulemanın dilidir. Misal velevki :)))

Ama efendiciğim mevzu o deil:) Bakın mevzu ne .Anabellinin piyer lotiyle tanışması piyer loti kahvesinde oldu. ha ha:)) yalan var ya..Burnum uzayacak şimdi. Aziyadeyi okudu ordan bi hissiyat peydahlandı. Piyer Loti bi fransız zabitidir. Deniz subayıdır. Rivayete göre, hoş kokulu bi çiçek adıdır loti, haitilli kadınların piyere hediyesi. O bi Türk hayranı cık... Osmanlı hayranı öle yazar kitaplar. Niye hayran peki. Çünkü bi hatuna aşık. Bilenler bilirler. Adı: Aziyade. Bi tüccarın üçüncümü beşincimi neyse sayının önemi yok genç hatunu. Piyer, çarşafının arasından hatunun gözlerini görür. Aşk başlar. Eyüpte ev tutarlar.Bi gün piyer fransaya döner. Aziyade ölür. Bu bi dram mı ? cıkk..değil. Ölüm herkesin başına , uyudun uyanmadın olacak, der cahit sıtkı. o hesap:) yani o kadar korkunç bişi değil:) uykuyu hep sevmişimdir:)

Şimdi Piyer lotinin siyah beyaz fotosuna bakıp onu avatar yapayım mı die düşündüm :)) oradan aklıma geldi bu satırlar:)) O ara Nazım usta çıktı geldi dedi ki;
Pier Lobi!!!! Sarı muşamba derilerimizden birbirimize geçen tifüsün biti :)))

5 Kasım 2009 Perşembe

Hacı Muratını Satan Bilge:)

Anabelli bu deniz ülkesinde orda burda fink atmadığı demlerde, çay demler kitapçıklar karıştırırdı. Misal her kitabın bi sayfasında bi damla çay lekesinin oluşu ondandır . Pasaklı bi hatundur anlayacağınız. Çay lekesi, namus lekesi gibidir memleketimde:)) Persil adam gelse cıkk... çıkaramaz :))
Son demlerde kendini misal bi Robin Şarma gibi hisseder. Neden sebep? O ferrarisini satmıştır, anabellide Hacı Muratını, bırakacağım bu işleri muhabbeti :) aynı şey :)
Bunu ancak yaşayan anlayabilir. Hımm.. ancak, bu cümlecik duygularımı aşikar eder.''Anlatılmaz yaşanırım' yani öyle klişe ve öyle derin:)

Anabelli Hacı Muratını satınca, kendini halka daha yakın hisseder. Misal otobüse biner. Yanındaki adamın leş gibi balık kokusunu alınca hayatın derinliğini kavrar. Kokuyu için çeker:))ohh..işte hayat bu der. Ama yeterli değildir elbet. Tibete gitmek şart:))) Bu kararcığı vermesindede Bret Pit, yakışıklısının Tibette 7 yıl filmciğini izlemesinin rolü hiç yoktur. Öylesine ermek ister sadece :) Zaten yıllar önceki gibi ermek için, uzun zaman gerekmiyomuş artık:)verdiğin dolara bağlı olarak, geç ya da erken erebiliyormuşsun. Ermek, dolar karşısında değer kaybediyo anlayacağın:)

Hacı Murat, kullanmanın ferrari kullanmaktan farkı nedir :))))Ya da ferrarisini satan bilge kitabını, ferrarisi olmayanlar niye okur:)misal ben:) hımm..olmayan bir şeyi satmak daha kolay olduğundan olabilir kanımca:)

O ara zındık sol duyum nerden duymuşsa koştu geldi dedi ki; ferrarisini satıp Tibet'te yedi yıl geçirebilir Robincik, ama sen, Hacı Muratın parasıyla cıkk..Tibet'te eremezsin:) Ümreyi dene bence:)

Bide el freni tutmuyodu. Yokuşlarda durduğunda iki üç teker geri kayıyodu :)Mazlum halkımdan ayrı yaşamak cık..zor geldi bide:)
Her arkadaşa eşe dosta, durup durup seni seviyom diyorum:) deli olduğumu düşünüyorlar :)Velhasıl bu kişisel gelişim kitapları yazarını geliştiriyo kanımca:)

31 Ekim 2009 Cumartesi

MÜNAFIK:)

Bir münafık gibi, saklanır aralarına, ki münafıklar, cehennemin en harlı yeri onlarındır. Ümmedi muhammedin, en ateşlilerinden biri, kıldan ince boynunu, bir kılıçla koparacağı vakit, güzel ceylan gözlerini truvalı helen gibi, gözyaşlarıyla doldururda, kitabı mukaddesten en bilindik sürelerden birini terennüm eder. O vakit, yanlışlıkla bi mümineyi öldürmek, bize, cennette kaç huriye patlar diye düşünürde h.z Hamzanın silüeti kılıcını kınına koyar.
Münafık susar.
Söz gümüşse, sükut altındır derdi ormanda büyük ağaç. Sükut, ağır bi külçe altın gibi asılır, boynuna. Sükut ağır vebal...

27 Ekim 2009 Salı

DADALOĞLU VE DOĞAL SELEKSİYON:)

Sol duyumun dediğidir :)

Sol duyumun böyle birbirinden alakasız şeycikler nereden aklına gelir bilinmez. Geçenlerde bi kaslı er kişiyle hasbihal esnasında, er kişi kasıla kasıla, ‘’ölen ölür kalan sağlar bizimdir demiş’’ dedi Aristo da , Anabelli ona şeyiyle güldü ve şu mısracıkları terennüm etti...

Kalktı göç eyledi Avşar elleri,
ağır ağır giden elleri bizimdir.
Padişah emretmiş vermiş fermanı.
Ferman padişahın dağlar bizimdir.
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir, dedi.

ve kendini beğenmişlik çizgisi yüzüne bi örümcek ağı gibi yayıldı:) Er kişinin 1.90 lık boyuda aniden 1.50oldu :))) ha ha :)oh olsun ona. Ben yakışıklıyım, bonus olarak zekiyim diye kasılıp durmasaydı :))
Efendime söyleyeyim efendime söylerken sizde dinleyin. Ananbelli pamuk prensesin yedi cücelerinden biriydi ve bilindiği üzere ormanda yaşarlardı. Bi gün kara kaplı bi kitapta bir şeycik okudu. Adaya geyikler bırakılmış deney için tanrı Darwin :)) O geyiklerin tanrısı :)))) Az yiyecek ve çok geyik..hımmm….Geyik yapıyorlarmış adada. Geyik geyik yaşarken. Biri öbürüne bi boynuz atmış, lan çek ağzını benim yemimden demiş. Misal Habille Kabil gibi :)))

Velhasıl, geyiklerin bi kısmı ölmüş. Birini eşek tepmiş, biri kızamıktan gitmiş. Böyle anlatıyordu, seneler önce bi reklam filminde çocuklarını kaybeden kadın rolündeki, zeki-metin çifti.:)-aşının gerekliliğini anlatmak için bi tanıtım filmiydi- :)) hey gidi...buda o hesap efendim...adada sadece yiyeceklerin yeteceği kadar geyik kalmış. Seleksiyon olmuş bunlar maho ağa :))
Mevzu o değil.Bakın mevzu ne. Bu pamuk prensesin esasında benden duymuş olmayın ama on cücesi varmış kimi Dadaloğlunun dediği gibi cenk meydanında ölmüş, kimi geyikler hesabı doğal seleksiyona uğramış.İşin içinde doğa varsa, iyidirrrrrr :))) yaşasın doğa!!! Yaşasın organik yaşam :) :))) velhasıl, bu cüceler yedi tane kalmış :) işin aslı astarı bu :))) duyan duymayana haber versinnn!

23 Ekim 2009 Cuma

VURULDUK EY HALKIM!! UNUTTUN BİZİ:(((

Söylüyordu türkücü türküsünü, havuzlu villasında..
Zap suyunda ufak ufak mezarrrlarrrr, diyordu içli sesiyle,
Ufak ufak, zap suyunda yüzerlerr...
Çocuklar ölüyor dedi anabelli,
bölüşelim ekmeğimizi.
Bölerdi ekmeğini, yediye ve dahi onyediye, öyle yürekli yani:)

Bi tespih koptu sanki,
tane tane savrulduk,
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket..
Yani afyon, adilcevaz, akçadağ, turgutlu...
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku...

Gittiler parka ve yürek paramparça...
Kalem kılıçtan keskin değilmiş,
gördü kavradı.
Keskin bi kılıç karşısında kalem, kalemlikten çıkardı, susar tırsardı:)
sustu, anladı:)

Ekmek değilmiş derdi, bölüşmek hiç değilmiş ekmeği,
hepsini istiyordu nankör, öyle acımasız...
söylüyordu türkücü türküsünü , havuzlu villasında,
ölüyordu anabelli bi köy okulunda...
Sardılar onu bayrağa...
Bayrak neydi???????????
Sıcak bi çorbaydı bayrak!!!
soğuktu şimdi.
cehenneme gidecekti bide..
öyle allahsız!!!
Atila ilhan koştu geldi dedi ki;
ne solculuğumuz solculuk, ne sağcılığımız,
kimse bizi sevmedi.
ağır kan kaybıyız:)
ve
kalemim düştü kara.
vurulduk ey haklım!!!
unuttun bizi:(((

18 Ekim 2009 Pazar

Hacı yağı çekmek.:)) Ertuğrul hoca efendi:)

sol duyumun dediğidir:)

Yemen ellerinde veysel karani ilahisini gözleri kapalı huşu içinde terennüm ettiğim vakitlerin birinde bu zındık sol duyum çıkar gelir bi şeytan misali, kulacığıma fitne lafcıklar fısıldardı.

Neyseki bi minel cenneti ven nas çekerdimde bu şeytan kısmı mübarek sözleri duyarda kaçacak delik arardı. Hak bi gün bana o mübarek türbenin etrafında dönmeyi nasip eder inşallah..fakat mübareğin şartlarında beşinci sırada bu hac vazifesi olur ki, önce zengin olup bul karoyu al parayı durumunu gerçekleştirmek caizdir. Olsun bu münafık tırıs tırıs gezer orda burda inşallah günlerden bi gün orada da şöle bi dönecek rumi misali:)

Ama efendim mevzu o de ğil.Bakın mevzu ne. Efendime sölim efendime söylerken sizde dinleyin. Devletin paracıklarıyla mübarek toprakları ziyaret edip, cennette yer kapma mevzusu bizim tombilik özala kadar dayanır. Bu zatı muhterem papatyasının elinden tuttuğu gibi:))) ---papatya ekran koruyuculu deniz anasının---:)) mübarek topraklarda soluğu almaz mı:)):) bizim ümmedi muhammed de ihram içindeki devletlülerini gözleri yaşlarla izler:)) gazetelerde boy boy fotocuklar...) bi seçim sonra onlara oy olarak, dönecek mübarek laflar. Bir iki iyi adam ey mazlum halk miletin vergisiyle hac mı olur desede, bu gazeteci tayfasının:)MİSAL BEKİR COŞKUN:) dinsiz imansız belleyen mazlumlar, devletlülerini alkışlar. Dahası bu davranış biçimi en erken seçimde sandıçıkları oy olarak doldurur.
Efendime sölim, bu olaycık zincirleme bi reaksiyon yaratmış, ER-y-erebakan ve tayfası hatun -karı -kız-torun -torba yine vaktin birinde mübarek toprakları ziyaret edip, kralın sarayında cennetten en mübarek yeri kapmak için bi iki U dönüşü yapmıştır:)
Diyeceksin ki bunun nesi ilginç, adamcağazlar onca servetin içinde anca başbakan olunca kendilerini zengin hissediyolar misal bi gemicik alıyo oğluna bi şirketcik açıyo torununa bunlar olağan şeyler artık:))
Ama son demlerde bu zındık basının yola geldiğini gören, mazlum halkım ee hakkın yolu birdir diyerek sayın ertuğrul özkök hocanın ihramlar içindeki halini görünce..hah! dedi sonunda doğru yolu buldular.bBide gazetesinin sayfacığında çarşaf çarşaf mübarek yazılar. Eline gelen listeyi bismillah çekip Bekir coşkunu gazeteden kovan şimdi sıra özdilde :) cennetin en hurili yerinde bir parsel arsayı hak etti malüm:) devletlümün gözüne girebildi mi bilinmez. Şimdi kocatepede bi bayram namazında saf tutmaya bakar:) tüm vergi borçları yenilir yutulur. en az ertugrul hocanın giydiği ihram kadar beyaz bi sayfa açılır:)


O ara solduyum çıktı geldi, Alev Alatlı hatununun bi deyişini terennüm etti. Bu ülke tarih karşısında hiç bir dem AK lanamayacak olan bu parti sayesinde CAMİLERİ DOLDURAN GERCEK MÜMİNLERİNİ KAYBETTİ:)dedi ve bir türkücük terennüm etti. Sordum sarı çiceğe sen yunus bilir misin? Çiçek dedi derviş baba, sen yunus değil misin:)
Neferteti mazlum halkını selamlar:)

17 Ekim 2009 Cumartesi

Anabelli tatilde:)) Senelerce senelerce evveldi; bir deniz ülkesinde yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz ismi Anabelli:)

Ayşegül tatilde kitapçıkları vardı bi dem, ne hoş kızdı o Ayşegül. At kuyruğu yapardı saçlarını, minicik bikinisi...Böle kötü şeyler aşılıyodu bu cumhuriyet kitapları kızlara. Ayıp diyordu büyük ağaç ormanda , töbe töbe...Başında erkek olmadan öyle kız başına nereye? ? ? :)
Dağları deldim tek başımaaaaaaaa, fonda özlem tekin hatunu...
çölleri aştım bir tek ben...
erleri yendim kız başımaaaaaaaaa...sende yıkılmammmm...

Bide yıkılmadımmmm...
ayaktayımm...dertlerimle başbaşayım...
kötülere zalimlere...yenilmedim ayaktayım...
die çığırırdı, o bet sesiyle kafası hafif sola eğik, yüzünde mazlum halk ifadesi, güllerin en kırmızısı, Mahsun Kırmızıgül :))

Müziğin geniş yelpazesini sallayarak serinliyordu bi yaz günü anabelli. Hey gidi...Bi zamanlar TRT 2 de Sezen Cumhur Önal diye bi zat-ı muhterem vardı. Şimdi derdi size, çikolata renkli bi sanatcıdan bi parça dinletecem...Parçalarını hiç dinlemedi ama onu hep sevdi anabelli...

Efedime söliyeyim, mevzu o değil. Bakın mevzu ne. Uzanmışım kumsalaaaaa, güneş damlar içimeeeeeee... die bi türkü tutturmuşken yandaki şezlongtaki hatuna ilişti gözü. Çekirdek aile silüeti. Bir eliyle çocuğunun ağzına bişiler, tıkıştırırken, bir gözüylede yanında güneşlenen kocacığını göz hapsinde tutmakla meşgul yuvayı kuran dişi kuş:)
Haliyle beni görünce tehlike çanları çalmaya başladı , küçük kafacığında. O ara hatunun bu paramparça halini görüp, sol duyum çıktı geldi, cık...cıkk..dedi yanlış alarm :)) o tehlikeli değil. Onur, haysiyet, namus vs. gibi donelerle ormanda, yüklenmiş bellek. Bu değerler dolar- avro paritesinde sürekli değer kaybetsede onun için bi anlam ifade etmez, onun nezdinde, soyut kavramlar ateş pahası :)) hala daha takas-trampa misal o kadar yontmataş devri :))

Değer yargılarım, parçalanmış bi kristalin cam kırıkları gibi, kalbime, beynime, orama burama batmakta. Elim yüzüm kan içinde....
Boynumda kitabı mukaddesten tanrı sözleri, dünyanın kıyısına oturmuş, ay-yıldız bikinimle denize bakıyorum hoş, çok hoş...

15 Ekim 2009 Perşembe

Ormandan Kaçan Ağaç:)

Bir gün, geldim kapına,
köklerim ellerimde,
saçlarım salkım saçak.
Şaşırdın,
Şaşırdım.
Sığamadım odana.
Yalnızlık uzadı aramızda,
uzayıp bir patika yol oldu,
duvardaki tabloda.
Beni sana getiren,
seni benden götüren.
Sen uzak, orman uzak,
köklerim ellerimde,
saçlarım salkım saçak.
Bir ağaç ne yapar tek başına,
bir kaldırım kenarında?
Neferteti

14 Ekim 2009 Çarşamba

Türk kadınının attan inip, yatağa girişi:)

Sol duyumun dediğidir :)

Araplara uyum süreci(tarih tekerrürden ibarettir :)))

Efendime söyleyeyim, efendime söylerken sizde dinleyin.
Bozkırdan dörtnala batıya giden atlılar, bi süre sonra barbar olduklarını anladılar. Tamda Talas savaşı sırasında medeni ümmedi muhammetle tanıştılar. Şimdinin Avrupalıları sayacaksın, o zamanın Araplarını. Elde tespih. Suratta kıllar bırakacaksın. Misal sünnet. Barbarların hatunları at üstünde, sağlarında sollarında. Cahil barbarlar şeytanın işbirlikçisi, Havva’nın Adem’e ettiklerini bile bilmezler. Mürekkep yalamışlıkları yok ondan. Bi kitabı mukaddesi okusalar da, iki aydınlansalar. Öğrenseler bu hatun kişinin ne şeytan olduğunu.
Allahu ekber dedi, oldu da bitti maşallah :) hepimiz müslümanız. Misal hepimiz Avrupalıyız. Araplara uyum yasalarının hepsine uyacağız. Önce şu, at üstündeki hatunları indirin. Öyle der kara kaplı kitap.

Börtenin yargılanışı -sahne1-

Atından ineceksin Börte. Bundan böle öle iki bacağını ayırıp, ata binmek yok.! Sen müslümansın. Bi müslüman hatun, böle şeyler yapıp er kişiyi tahrik etmez. Müslümler kolay tahrik olur ona göre davranacaksın. Al şu kara örtüyü giy. Gözlerinde görünmesin. Göz zinasından kaçının. Bu mübarek din, hatunu böle korur işte. Misal.: sen herkesi görecen bu çaputun altından ama kimse seni göremeyecek...ne hoş dimi :)

Börte dile geldi konuştu dedi ki ;

Unuttun mu sıçan oğlan, güçlü kasları varken kılıcını yere atıp kaçtı da, ben Börte bebeleri alıp dağlara çıkmadım mı? Üç gün üç gece nöbet tuttum. Sıska bileklerimle yayımı gerdim. Ava çıktım. Et pişirdim. Onlara süt verdim. Şimdi hepsi boğa gibi oldular da atımımı isterler?
Dedem korkut bana bi ad verdi. Börte dedi. Adımı verdi bana bide at verdi.

Bu sakallı yabancı adam kadınlardan ne ister?
Onları çala çaputa sarar.
Oku dedi!
Ben okuma bilmem!
oku dedi!
Ben okuma bilmem!
Havva kimdir tanımam etmem!
Ama adil olmak nedir, bilirim!
Bu Müslimlerin tanrısı adil değil, bağıra bağıra söylerim! ! !

Bu başıma koyduğunuz şeyde ne? Adına taç dersiniz. Oturduğum yerden kalmayayım diye. Saray dediğiniz, dört duvar, beni kimseler görmesin diye!

Atımı aldınız, adımı da alın..! ! !

O gün bu gün kadının adı yok..

13 Ekim 2009 Salı

Everest'e tırmanan adamla sabahtan akşama kadar dükkanının önünde oturup, sinek kovalayan adamın farkı:)

Evereste tırmanan adamla, sabahtan akşama kadar dükkanının önünde oturup, sinek kovalayan adamın farkı :))
Anabelli o deniz ülkesinin dalgaları arasında dalga dalga, dalgalanır iken, düşündü. Ara sıra düşünürdü. Düşünüyorum o halde varım diye özlü bi söz söylemişti zamanın birinde, Dekart diye bi türkücü :)) Böle zamanların birinde işte kıt aklı çalıştı. Saçı uzun aklı kısaydı onun:)

Mutluluğun sırrını kaf dağının ardında, aramaya kalkan adamla, mutluluğu dükkanının önünde bekleyen adamın farkını:)))) haliyle zeka farkını düşündü. Düşündü düşünden ayrı kaldı....Ne hoş türküdür:)
olay şöyle idi, kanımca dedi anabelli. Dükkanın önünde sabahtan akşama kadar oturup sinek kovalayan adamın, bi aptal olduğunu düşünür, sırtında 30kiloluk sırt çantasıyla bi dağa tırmanmaya çalışan adam. Onun için çünkü hareket bereketti. Haliyle bereketli olmaya çalışırdı aklınca. Kaf dağının ardındadır, aradığı. Acep bu kaf dağı, kafkasların kafı mıdır? Aklınca, diyorum, çünkü dükkanının önünde oturup, sinek kovalayan adamda, diğerinin bi aptal olduğunu düşünür, onca yükle bi dağa niye çıkmaya çalışır ki bi adam. Olsa olsa bu bi salağın işi :))
Bi grup dağcı arkadaşa köylüler şaşkınlıkla bakıp, öğrenci misiniz delimisiniz demişlerdi:)ha ha .:))Aynı mantık:)
Aslında her şey çok basittir. Nazımın dediği gibi. Basit yaşayacaksın. Basit... Tek dereden su getirmen yetecek bi istemiyorum diyebilmeye. Yani o kadar basitti. Beklemek mi? Gitmek miydi asıl sorun. Aradığın seni eninde sonunda bulur muydu, yoksa senin onu araman durumu kolaylaştırırmıydı. Sen onu aramaya gitmişken kaf dağına, o senin dükkanın önüne gelir miydi, bi sinek olarak :)))

11 Ekim 2009 Pazar

Leydi Godiva ve kürt açılımı:))

Sol duyumun dediğidir:)))

Aman avcı vurma beni, ben bu dağın ay balam maralıyım:)) die çığıran maralın sesini Ezop duymuşta, biçare maralın hislerine, böle bi türküyle tercüman olmuş zamanın birinde. Zalim avcı bu türküyü duymuş mudur, duyup da maralı vurmuş mudur?
Memleketimde dağlara has türküler çoktur, dağları da türkü yakılacak kadar hoştur.
Acı Yüreğimden beynime sızdığı vakitlerde, dağlar çıkasım gelir. Öle efil efil…bakarsın bi vahiy iner peygamber olurum belli mi olur:) ama efendim mevzu o deil. Bakın mevzu ne?


Efendime söyleyim, efendime söylerken sizde dinleyin. Son demlerde karı kız kısmının orasını burası misal kafasını bile kapatan, İranlı çarşaflı bi hatuna, yüzlerimizdeki değil gözlerimizdeki peçeyi kaldırın diye, afilli laflar söyleten, gönül gözünün, seni beceren adamı görmeyeceğini unutturan, bu zehirlenmiş zihniyet, son zamanlarda bi açılımdır, tutturmuş. Ama sorun şudur ki; açılım derken ne kastedilmektedir? Bu bi muamma.? Madem açılacağız, neremizi açacağımızı bilmek bizim en doğal hakkımız değil midir?Sonuçta bu g…tt bizim g..ttdür. Yatmasak ta kalkmasak ta:)) Misal açılım derken kastedilen Apoşu DTP nin başına getirmek midir? Yoksa imralideki zevkü sefasını arttırmak mıdır. Misal ona en tazesinden bi Ukraynalı karı gönderirsek zavallı dağdaki eniklere in emri verir mi.? Yoksa gerçekten barışı isteyen insanlar var mı bu faşistler arasında? Apoşun şeyini, kaldıran hükümete, sert ültimatomlar gelmekte imrali den. Bu neyin göstergesi peki? Bu süreci sessizce takip edebileceği yerde, ortamı geren ifadelerde neyin nesi? Bu iti Saddam a benzetmişimdir her dem, onun gibi halkın kanıyla beslenen bi Drakula. Drakula kandan vazgeçer mi? cık..sanmam.


Velhasıl, leydi Godiva çırılçıplak silueti ve güzel memişleriyle kardeşlik adına, atının üzerinde salınmakta. Kürt faşistler açılan memişleri görünce pencerelerini kapatacağına( kitaplarda olur böle salak şeyler) ulan bu karının her şeyi açıkta ne güzel s..kk die naralar atmakta. Sonu barış gelini gibi olacak sanırsam :)) Barışı sağlamak için memişleri açmak, bi homosapien topluluğa kardeşliği ve eşitliği değil; sadece seksi çağrıştırır güzelim:)
Neferteti mazlum halkını selamlar.

Fallara inanalım!! İnanmayanları uyaralım:)

İşimiz gücümüz fallar, burçlar:) Fallara inanan cahil kızlar:)
Efendime sölim, efendime sölerken siz de dinleyin. Bi falcının sizin geleceğinizi
tahmin etme olasılığı hep vardır ki, bu olasılık falcının doğruları söyleyebilme
sonucuna sizi ulaştırır. Peki, bi kahve fincanının içinde hatun kişi sizin
geleceğinizi nasıl görebilir.Şöyleki; işimiz gücümüz fallar...burçlar..fallara
inanan cahil kızlar..ne hoş türküydü. Bi zamanlar grup vitamin vardı.

Efendim, ama mevzu o deil. Bakın mevzu ne. Bekar bi hatunun evlenme olasılığı
her zaman vardır, ve bu olasılık büyük bi orandadır. Falcı bu olasılığı hesap edip
sizin fincanın içinde, bi gelinlik görebilir, ve üç vakte kadar der:))) Bu ne demek
efendim. Olayın gerçekleşme olasılığını üç vakte yaymıştır :))) misal, 3 gün mü
desem, 3 ay mı desem, 3 yıl mı desem gibi, ki bu olayın gerçekleşme yüzdesini
arttırır. Aynı mantıkla, genç ve güzel bi hatunun cezvesinde genelikle uzun boylu
yakışılı, kilolu bi hatunun cezvesinde kısa boylu, göbekli beyler
çıkar.hımmm..Buda bi olasılık hesabıdır ki; istatistikler, uzun boylu hatunların,
uzun boylu erkeklerle evlenme oranının daha yüksek olduğunu söyler:))Kısaca, bi
kahve fincanı, maharetli bi falcının elinde, biraz matematik ve biraz kişilik
analiziyle, geleceğinize dönüşür :)))
sol duyum çıktı geldi dedi ki: hayat bi olasılık hesabıdır :)))
Falların daima gerçekleşme olasılığı vardırrrrrrrr...
Fallara inanalım...inanmayanları uyaralım :)))

8 Ekim 2009 Perşembe

Kadınlarda savaşı kaybetti:(

CAN DÜNDARIN KÜRT KADINI AÇILIMI:)
Sol duyumun dediğidir:)

Efendim, bilenler bilirler anabelli, ormanda yaşayan yedi cücelerde biriydi ve masal dinlemeyi severdi. Modern masallar dünyasının Lafontenleri bellediği bi iki yazarcık vardı. Bunlardan biriydi CANcağızım.
Efendicim geçenlerde KÜRT kadını adlı yazıcığına bi göz attım.
Bi taşşşş, attım, pencereye, ‘tık’ dedi
anası çıktı, gızım evde yok dedi, vayyyyyy…vayyyyy…
ne hoş söler Kahtalı Mıçı abim.
neyse efendim mevzu o deil…
bakın mevzu ne:))
Bu CANcağızımın analizi sentezi bi başka.
Bakın efendicim, son demlerde, hatun kişinin da bi özgürleştiğini nasılda analiz etmiş:)
efendim der ki; Türkiye de son demlerler iki akım kadını da bi özgürleştirmiştir.
1-İslami hareket
2-Kürt hareketi
Hoşş…çok hoş:)
Efendicim, CANcağızım, islami hareketin kadınları da bi özgürleştirdiği kanısına nerden vardın bilemiyorum. Bu kanıya varmanda Suudi modeli jipli şulebaş hatunların, etkisi vardır die tahayyül ediyorum ki; bu hatunlar toplumun, %1 bile değildir. Misal biz ormanda yaşayanlar büyük ceylan gözlerimizi açıp, sizin bu analizlerinizi hayretle izliyoruz.

Efendicim islami hareketin kadınları evlerden çıkardığı doğrudur. Kadının yaşam alanını, mutfakla yatak odası arasında belirlenen bu zihniyet, kadına, evden dışarı çıkma hakkını bi şulebaş olması şartıyla vermiştir. Bunun nedeni mazlum halkımın kadınlara verdiği değerin artışı değildir. Türkiye Cumhuriyetini şehyler ve müritler ülkesi yapmaya her mübarek Cuma toplanıp and içen müritler ordusu, karşılarında cumhuriyet kadınlarını görünce, hımm…dedi. Akıllarına mutfakla yatak odası arasına sıkıştırdıkları hatunlar geldi. Kramer-Kramere karşı bi zamanlar böle bi film vardı:) işte o hesap…

Evden dışarı adımını atabileceğini söyleyen kocanın her dediğini emir telakki eden mümine, bi şulebaş olmayı seve seve kabul etmiş ve bu sağır eden örtünün en ateşli savunucusu olmuştur. Çünkü, bi şulebaş olması şartıyla sokağa çıkabilir, bi şulebaş olması şartıyla araba kullanmasına izin verilir. Bu sağır eden örtüyü bi özgürlük bayrağı gibi sallamaları bundandır. Çünkü bu zihniyetin zehri çoktan girmiştir damarlara. Çok azımız kurtulabildik. Çok az. Bu cariye yetiştiren cennetlik zihniyetin müritlerinin, elindedir müminenin ipleri. Hangi ipi çekerse o elini kaldırır mümine.
Bu ne kadar devam edecektir, peki? Cumhuriyet kadınlarını silene kadar. Bu işlem bitince mümine ait olduğu yere mutfakla yatak odası arasına geri gönderilecektir.
Peki kadınların, Kürt hareketindeki rolleri farklı mıdır? cıkk…sanmam
Kadınlarrrr....
Kadınlarrr, dağlara doğru..
sıla gurbet ,
çalı çırpı,
dağlara doğru...
geçer ,
gider, göçer gider ay çiçeklerii.
ne hoş söylerdi vicdansız:)
Kürt hareketine gelince…
Havuzlu villarında türkü çığırıp kadınları dağlara gönderen ve bunun parasıyla zevkü sefa süren er kişiler karşısında, dağlarda k..ç başına düşen s.kk sayısındaki dengesizliği gidermeye çalışan bi avuç kadın görüyorum.

Eylemlerde gaz bombalarının önüne atılan --ki kürt kadınının da evden dışarı çıkmasına bi eylemin ön sırasında yer alması şartıyla izin verilir:) yüzlerine puşi sarıp kadınların etekleri altına saklanan er kişiler görüyorum:)

CANcağazım, kadınların ön plana çıktığı savın doğru aslında. Ama mayınlı alanları temizlemek için gönderilen bi koyun sürüsünden farkları yok:))

Bu karanlık kuytu ormanın bi köşesinden böle görünüyo ahval
ikimizden biri at gözlüğü takıyo sanıyorum…
lütfen ben olayımm…lütfenn…
ama eğer o gözlüğü sen takıyorsan
vay bu memleketin haline:)neferteti mazlum halkını selamlar

7 Ekim 2009 Çarşamba

Arman hatunu Ayşe'nin yazı diziciği:)

sol duyumun dediğidir:))

Anabelli ormanda yaşayan yedi cücelerden biriydi ve fıkra dinlemeyi severdi. Günlerden bir gün, adı temel olan zat, arkadaşı ile hasbihalde. Yıllar asırlar gibi gelmiş geçmiş, ikisinin kızcağızları da büyümüş serpilmiş. Arkadaşı, Temel'e senin bi kızın vardı ne yapıyor, bi baltaya sap olabildi mi demiş. Yıllarca o ka kitap okudu demiş Temel , şimdi, allahın s..kk ettiği bi dağda, okuma yazma öğretiyo sebi sübyana üç kuruşa:))))bi b..k olamadı vesselam )
ee senin kız ne yapıyo demiş temel arkadaşına. Ohoooo..demiş arkadaşı. benim kız Amerikalara gitti, üniversite okudu. Bi patronu var. Bir dediğini iki etmiyo. Her iş seyahatine, onu da yanında götürüyo:)) Temel gülmüş demiş ki; bizim kızı kimsenin götürdüğü yok ama senin kızı''Patronun götürdüğü kesin:):)

Bu arman hatuncuğu gibi dolar avro paritesine göre soyunup, giyinenler güya mahalle bakısını ölçecekmiş:))) Misakı milli sınırlarını avronun üzerindeki gibi algılayan Türkiye’nin yarısını yok sayan bu hatuncuk, sosyal gözlemini yaparken kendisine kütle olarak İstanbul’ u seçmiş:)) misal mini eteğiyle fatihte dolaşmış:)))) Sen mahalle baskını gözlemleyeceksen misal, o kısacık eteğinle Erzurum sokaklarında bi fink at, misal Vana bi git, misal Trabzon’da dolaş, misal Bitlis’e git. O dem k…çç başına düşen s...kk sayısında ki artışı görünce(((bu kişi başına düşen milli gelir gibi toplumun refah seviyesinin göstergesidir:)))) baskının şiddetini , tecavüze uğruyorsan hiç olmazsa zevk al kısmını yaşar, hemen ertesinde İstanbul ’a döner bi yazı diziciği yazar biraz daha avro kaparsın:))
Ama mevzu o deil bakın mevzu ne. Efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin vaşıktın post gazeteciğinde bi ecnebi hatun, Türkiye’yi şöle betimler. On yıl öncesine göre Türkiye’deki kadınları örtülü buldum. Pakistandaki islamcılar şiddet yanlısı oldukarını ve baskıcı bi sistem istediklerini açıkca sölüyorlar. Ama Türkiyedekiler çok kurnaz. Sesizce ve sistemli bir şekilde ilerliyorlar..Hukuk sistemin değiştirmek için öncelikle yürütmeyi sonra yargıyı ele geçirmeye çalışıyorlar. Bu ecnebi hatununun yazdıklarını okuyunca sol duyum çıktı geldi bizim Armanda soyunup giyiniyo bu ülke için dedi de andımızı terennüm etti. Açtığın yolda, gösterdiğin amaca, HİÇ DURMADAN YÜRÜYENLER VAR DAHA!
Neferteti mazlum halkını selamlar:))

5 Ekim 2009 Pazartesi

SURETİ VAR:)) AŞK YOK:)) çok hoş bi film:)

SURETLERRR…bilim kurgu film severler ekran başına:)))))

O bi alinnn taşcıyann…

Aynı nakaratttttttttt
Hep aynı aynııııııııııııı
Yarısı bayatttttttttt
Hep aynı aynııııııııı
Yarısı hayatttttttttt
Aynı nakarattttttttttt
Anlat anlattttttttttt
.....gürültü var ses yokk..
SURETİ var AŞK yokkk:)
ne hoş söler nazan hatunu:)
Profilimdeki, meraklarınız kutucuğuna yazdığım üzere, insanların çift yaratıldığı savı, dolaşır durur ormanda bi dönence misali. Ben kuşlardan da küçükken, bi ağacın kollarında rüzgarla dans ettiğim vakitlerin birinde ---saklambaç, ebe v.s gibi oyunları oynamayıp nie bi ağacın kollarında sallandığımı normal bi çocuk olma özelliğimle bağdaştırmanızı umuyorum:)) bi suretimin yeni adıyla kopyamın bi Doli misali, nerede, hangi hayatta , hangi ormanda gizlendiğini merak eder dururdum:)

Bi avuç karıncayı yüzebiliyorlar mı die bi leğen suya, attıktan sonra, cıkk..yüzemiyorlarmış..kanısına varıp :)))onlara düzenlediğim cenaze töreninde,----(( mezarlarına biraz şeker gömmüştüm:)itiraf.com:))))-----, uzun bi karınca kortejini oluşturma nedenimi de bu bitmez tükenmez garip merakıma bağlıyorum...o salak mankafa, karınca mezarımı tekmelemeseydi, herkesi, karıncalarla konuştuğuma inandıracaktım nerdeyse::)
Ormanda meraklı olmak, cüzamlı olmak gibi bi şeydi.…bide kız kısmı meraklı olunca..eyvah! yandı gülüm keten helva:)
Neyse efendicim , ama mevzu o deil. Bakın mevzu ne:)

Bu filmciğin adını duyar duymaz..hah..işte dedim..dünyanın bi ucunda benim gibi düşünen biri:) Başrolde brus wills aktörü…en saf haliyle…öle gözler çökmüş…gıdısı çıkmış..o kadar gerçek yani:)

Şöyle bi özet geçeyim. Harika bi yazılım proğramı hazırlıyo Bil Geyt gibi bi dahi. Amaç sakat insanların, doğal hayatlarını devam ettirebilmesi. Ama işin seyri değişiyo. Her insan kendine bi suret seçebiliyo..Bi bilisayar, yardımıyla, bu sureti yönetebiliyor.. Misal sizin emirlerinize itaat eden bi androit:)) velhasıl siz evinizden, hiç dışarı çıkmadan, suretiniz sizin yerinize, tüm işlerinizi yapıyo…Siz onu bi bilgisayar koltuğundan, idare edebiliyorsunuz.

Bi süre sonra sokaklar, genç ve güzel , yakşılı ve kaslı, suretlerle doluyo..tabi şişko ve çirkin suret yok. Herkes hayalindeki kişiyi suret olarak seçebiliyo. Hayal gücünü seviyorum. Hayal et ve yaşa:))hoş…çok hoş:))

En çok beğendiğim sahne…suretlerin bağlantıları kesilince, sokaklar bi balon gibi sönen insan müsveddeleriyle doluyor. Ve gerçek insanlar, sistemin çökmesiyle birlikte sokaklara çıkıyo...şişman, çirkin, morarmış gözleriyle, sabahlıkları ve pofuduk terlikleriyle, güneşe bile bakamayan …velhasıl…ana fikir çok hoştu…bırakın şişman yada zayıf olsun insanlar..kısacık hayatı dolu dolu yaşayın…risk alın…ÇÜNKÜ HAYAT RİSK ALMAKTIR

Pi sayım:)

Sen, benim pi sayımsın,
üç virgül ondört.
Hep küsürlü,
hep kusurlu...
Neferteti

4 Ekim 2009 Pazar

Çıbıldak venüs:)

Antalyadaki çıbıldak VENÜS heykeli yakıldı :)

Efendicim bu güzide ülkemin her köşesi ayrı bi güzel, tırıss tırıss, gez gez bitmez. Ama bi şehri var ki, kutsal topraklar gibi öle ara sıra gidip tavaf edecen, misal günahlarından arınacan öle ferahlıyo insan :) elbet her kutsal paraya baktığı gibi, bul karoyu al parayı olayı :) bu para denen menem şeyin kazanılması zaman alıyo, ama harcanması..cıkk..onbeş günde finiş:)

Efendicim ama mevzu o deil. Bakın mevzu ne.Türkiyenin en büyük film festivali, ülkeciğimin en modern şehri olarak görülen Antalya'da yapılır. Bide bi heykelcik konulur parka VENÜS . Ama efendim gelin görün ki bu heykelin memişleri dışarda:))
Venüs deyince aklıma hep venüs wilyıms geliyo cık..hiç sevmedim onu kortlarda .O gitsin Anna kornikova gelsin:))
Ama efendim mevzu o deil.
Geçen dönem sırf bu heykel yüzünden abdesti kaçan mazlumlar dini bütün parti olan AK partiyi seçmişler, seçilen belediye başkanı ilk iş olarak bu memişleri görülen o..r pp heykeli kaldırmış bu vesileyle bi çok müslümün hayır duasını almıştır. Aman efendim gelin görün ki, bi sonraki seçimde bu zındıklar başkanlığı kapmasın mı :) ertesi gün çıbıldak venüs, memişleri açıkta, ulu orta parkta :))
Her sabah abdestini alıp, işe giderken bu çıbıldak venüsün tahrikleriyle abdesti kaçan mübarek parti yandaşları((bu durumda eve dönüp tekrar gusul alacak mazlumun halini bi düşünün :) el-insaf :)))) en doğru kararı verip gizlice bu heykeli ateşe vermişlerdir :)))
Yapılan kriminal incelemeler sonucunda, yakılmadan önce, venüs heykeline tecavüz edilip edilmediği araştırılmaktadır :)

ikoncan mı olsam müritcan mı:))

Gençliğin 100 puanlık uzmanlık sorusu:)

-- İkoncan mı olsam ????müritcan mı:))

Gençliğin gideceği yol haritasını, türküleriyle belirleyen, evlenip de uçacak, evden mi kaçacak Zeynep, die terennüm eden, bi zamanlar şişko bi ozan vardı:) Genç zeyneb’in karşısına sadece iki şık konuluyordu neredeeee öle bizim zamanımızdaki en az 4 kavşaklı yollar…cık..şimdilerde doğru cevap hemencecik bulunsun die şıklar, seçilecek yollar ikiye indirildi.
Şöle ki, düşündü , tatlı tatlı kaşındı genç:)) İkoncan mı olsam dedi, mürit can mı:))) elbette bu işlemler öle tak die olmadı ..yavaş yavaş Hasan şaş, olayı:)) öncelikle öğretmenlere el atıldı çünkü bir ulusu kurtaracak yalnız ve yalnız muallimlerdir dedi, kemale ermiş Mustafa. Sözü, bi mıh gibi kaldı bellekte hım..die düşündü mürit…gerçek:) o dem terside geçerlidir .Bi ulusu helak edecek yalnız ve yalnız öğretmenlerdir savının doğrulunu test etti, onayladı.

Artık okullarımız eğitim- öğretim yuvası değildir, hemen belirtelim..Sadece öğretim yapılmakta. Misal 2008-2009 eğitim öğretim yılı değil, sadece öğretim yılı denilmekte:) Bir kaç yıl önce zatı şahane böle salık vermiş:)) Eğitimsiz, öğretim yapan okular da öğrencilerin ikon can olma sevdası ayyuka çıkmakta .Elbette ikoncanlar ve müritcanlar arasında, Akdeniz’in sularının okyanusun sularına karışmaması gibi kesin bir çizgi var . Sadece bi çizgi deil bu. Çizginin bide rengi var:)) Kan kırmızı!
Sevgilimi koluma takarım ….
bebekte üç beş tur atarım,
olmadı sinema yaparım,
diyen kesimin, sadece öğretimle yoğrulan evlatlarının büyük bi kısmı ikon can olma merakında:)) son zamanlarda sosyeteye dadanan Adnan hocanın müritlerini saymazsak tabi:)) diğer fukara kesimin şıkkı belirlidir zati. Ormandan çıkmak için ona uzanan el, bi müridin elidir. Denize düşen her şeyi tutar misali, şeyini bile uzatsa mecbur tutacan:) müritcanlar da böle yetişir. Müritcan ve ikoncanlar görünürde birbirine saygılıdır. Ama Galbrayt’ın dediği gibi toplumlardaki aşırı gelir farlılıkları kinizmi doğurur:))
Sonra, günlerden bi gün, bi kıvılcım kerbela, bi kıvılcım MADIMAK:))
Neferteti mazlum halkını selamlar!.

3 Ekim 2009 Cumartesi

Mübarek vav:)

Her kader,
mübarek bir vavla başlar.
Vavın kuyruğu gibi,
uzadıkça, büzülür hayat.
ta ki kuyruğu başına
değinceye kadar:)
neferteti

Erkekler ne ister:))) kadınlar ne anlar:)))

O bi alin taşcıyannnn:)))

Tırıs tırıs gezerken memleketimin tozlu yollarında, kadınlarımız dedi, Nazımın oğlu Hikmet çıktı geldi.
Kadınlarımız !!!.
Anamız, avratımız yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen.
Soframız da yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız!!
ne ister??
allam ya:)) Efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin..Anlayacağınız bu pazarda bi sinema yaptı anabelli. Kadınlar ne ister, erkekler ne anlar rumuzlu bi filmciğe gitti:))

Ecnebi filmi .Anlayış farklı, kültür farklı, fark burada, die işaret parmağıyla beyinciğini gösterdi sol duyum çıktı geldi:))
Yinede evrimini tamamlamaya çalışan bi homosapiyen olarak film beni gülümsetti.
Filmin ilk başlangış sahnesi: Efendim, minicik bi kız, çocuk parkında oynuyo. Derken aynı yaşlarda bi erkek çocuk geliyor yanına .Kumdan kalesini yıkıyor. Sen bi b..k gibi kokuyorsun deyip, kızın saçını çekiyo. Zavallı minik kız, koşarak annesinin yanına gidiyor. Ağlayarak olanları anlatıyo.
Annesinin yorumuyla yıllarca kandırıldık..Bu evrensel bi düşünce biçimi kesin:))
Ağlama diyor, kızına. O, senden çok hoşlandı. Sana aşık bile olabilir .O yüzden gelip saçını çekiyo..aslında dikkatini çekmeye çalışıyo:)))
ha ha ha ..ben kuşlardan da küçükken ...yedi sekiz yaş civarı..küfretti die salak bi oğlanı tokatlamıştım. Oda keseri alıp kafama vurdu.Hala daha izi durur..Bu durumda bana kesin aşıktı..Çünkü biraz daha hızlı vursa, öldürdüm!!!..çünkü seviyorummm ülenn, die bi Türk filmi sahnesi olacaktı:))
Neyse efendim mevzu o deil. Bakın mevzu ne. Bu konuda erkeklerin ne düşündüğü sahnesi giriyo hemen.cık..cık..diyo er kişi, ondan hiç hoşlanmadım..Artık daha nasıl anlatabilirim:))

Ama filmin sonu yine bi muammayla bitiyo. Acaba er kişi, sevdiğinin saçını çeker mi?..
Bu bi ilgimi yoksa, bi nefret belirtisi mi..Sol duyum çıktı geldi. Bi türkücük terennüm etti..Dedi ki: bize yalannnnn, sölediler, bize yalan söledilerr, kaderde den bahsetmedilerrrrrrrrrrrrr

2 Ekim 2009 Cuma

Hülyayla Gülbenin kürt açılımı:))

Susturamazsınnn...benii...kandıramzsınn beniii....ne hoş söler gülben hatunu.. son demlerde açılımı destekleyen cümlecikleriyle, kocacığının ailesine yaranmaya çalışıyo herhal:) hım..galiba evliliği son demlerini yaşıyo..cıkk..bu şekilde kurtaramazsın gülbenim :)
Açılım derken neyi kastettiğini bile bilmeyen, dansözden dönme şarkıcı daha porno kasetleri nette dolaşırken kendine en namuslusundan bi koca bulup, devletlümün öngörülerine uyarak 3 doğurdu :)) aferim :)
şimdilerde, türkiyenin en mazbut anası olup, kasasını doldurmaya çalışıyo :) hoş..elbette çok hoş :)
Peki bu açılım laflarını duyan, rakip parti misal avşar kızı boş durur mu :)) , ne hikmetse aniden, türklerin avşar boyundan geldik, demeçlerini unutup, efendicim, gülbende ne bilir..asıl kürt benim açıklamalarıyla, etnik kökenini anımsamasın mı :)
bi baktın avşar kızı koca...g..tüyle...-son demlerde ne bulduysa yedi herhal :)) tv de baş köşede..tüm kanallarda aynı anda fotojenik görüntücükler. :)))
gülbenin yediği en büyük goldür bu velhasıl :)
Etnik kökenini anımsayıp, nasılda prim yapmaya çalışıyo..elbette hakkıdır..
bu etnik kökeni vurgulayıp, bi film festivali olur, ödül kapmaya çalışan yönetmenler mi ararsın, misal kürt kızı, vurgusu yapılarak, ödülllere boğulan şaircikler mi ararsın, yazarcıklar mı ararsın..zati eğer kürt olup, ödül kapamamışsa savunması hazırdır..etnik ayrımcılık yapılıyo :)) hoş..çok hoş :)
batan geminin malları bunlarr...
Efendicim mevzu o deil..bakın mevzu ne..Artık ne mutlu türküm ifadesini bi faşizanlık belirtisi olarak sayan bu cennetlik zihniyet ve faşist kürtler, cumhuriyetin yılmaz bekçilerini, efendicim kardeşiz ama kardeşliğini bil, kardeş olman, kafamıza s..ççmanızı, gerektirmez diyen vatan evlatlarını, gerek ergenekoncu v.s die susturan, bi gece vakti evlerini basıp apar topar götüren, neyle suçlandığını bilmeden hücrelere tıkan, bu zihniyet başarılı da olmuştur elbet..
Ama siz ne kadarını, ne kadar süre, susturacaksız daha..Bursa stadyumun da bağıran binlerce genci susturun bakalım..onların düşüncelerini yazan, anlatan insanları susturduğunuz gibi....
emin olun..stadlarda bağırmaya ve suçsuz kürtleri itham etmeye, devam edeceklerdir. Çünkü DTPnin siyasal kürtçülük yapıp, tüm kürtlerin velihatıymış gibi davranmasına izin veririseniz bundan, suçsuz kürt vatandaşlarımız zarar görecektir..
Bu gün stadyumda, yarın, okulda ve yarın sokaktaa....
gericiliğe ve bölücülüğe karşı! ! !
Ne mutlu türküm diyene..
neferteti mazlum halkını selamlar.. :)

22 Eylül 2009 Salı

Erkekler üzerine hasbihal:)

erkekler üzerine hasbihal :)
Bütün kızlar toplandık..toplandıkk..sorduk niye yıprandıkk..yıprandıkk...biz onlardan hoşlandıkk..hoşlandıkk..şimdi nie zorlandıkk..zor-lan-dık, zorrrr-lan-dıkkk :))
Tatilimizin en neşeli gününde tekne turundaki animatör zat- muhterem, bizim kız grubuna ithafen bu parçayı çaldırınca.. :)) hep bir ağızdan bağıra çağıra söledik. Nil hatununun duymayacağını umarak :)) hepimiz bi güzel , bi güzell.! ! yani o ka :)) Üç öğünün biri salata. Kızlardan biri, geçenlerde bi hatun köşe yazarının bu konudaki bi yazıcığını okumuş, anlattı. Şaşkoloz bi şekilde güldük :))
Efendim mevzu şu: Bu yazar hatuncuk, kız arkadşlarıyla lüks bi restoranda bekar bekar otururken içeriye, yanında yakışıklı kocalarıyla şişko hatunlar girer, yanlarında, çocuklarıyla. Karşılarında oturur, koca bi pizayı mideyi indirir şişko hatun :)) Bizim kızlar olaya bozulur.Yuh der içlerinden biri ! Kızım salata yiyip sabah akşam plates yapan biziz, üstelik o şişkolardan katkat güzeliz. İnanamıyorum yaaaaaaaaaa....nasıl yakışıklı kocaları kapmışlar :)))) Bu restoranda yediklerine göre yakışıklı zengin kocaları kapmışlar die tamamladı diğeri :))) yuhh! ! !
Biz nerdeeee yanlış yaptıkkkk....die malüm türkünün nakaratını terennüm ederken, neyseki bir diğeri olayı analiz etti :)) Bu man kafalı erkekler güzel hatun sevmiyor aslında. Çocukluktan gelen bi alışkanlık bu, yemeklerini yapan, elbiselerini yıkayan, her zil çaldığında koşan hatun modeli belleğe kazınmış :)) artık bellek altın oranı şeyine takmış varsa yoksa, yemekkk, yemekk diyo :)) seks isteyincede kendine ucuzundan bi metres ayarlıyo..oh..olduda bitti maşallah..
cık.....cıkk....artık yenilmiş ordular kadar eziktik..çekip gittik :)) parka ve yürek paramparça :)) hoş yaa..çok hoş :)

Var mısın, yok musun? Aç mısın, tok musun:)

VAR MISIN YOK MUSUN:):)) Aç mısın? -Tok musun?:)

Akşam dudağının kenarındaki kendini beğenmişlik çizgisinin daha bi derinleşerek yaşlılık çizgisine doğru yavaş yavaş kaydığını gören anabelli, hayatı koşar adım, yani anlayacağınız tırıss tırıs tamamlamaya karar verdi.İlk iş olarak piyasayı takip için, bi tv keyfi yapayım dedi. Aha bi yarışmacık! ..allam ya.:))o kuşlardan da küçükken bi yarışmacık vardı.trt 1 de, ben bilirim adcığıyla yayınlanan, sorulan, tüm sorulara cevap versen bile ancak bi araba paracığı kazanıyordun.yuh.!!.şimdi öle miJ) misal..miletin cebince para yok diyen zihniyet utansınn. Milletin cepleri parayı taşıyamıyo da, yükleniyo mazlum halkım kredi kartlarına.
Bu yarışmacıkta varım diyosun.işte o ka.:) Hangi dağın hangi tepesinde, hangi bitkinin yeşerdiği soran o trt1 in gıcık spikeri yok artık ortalıklarda. Artık, Acun gibi yahuşuklu..er kişiler meydanda. O bi pehlivan misal:)
Ama efendim mevzu o deil..bakın mevzu ne??Kamyon çeker on yirmi ton, gönlüm ister paris hilton diyen mazlum halkımın feryatlarını duyan yahuşuklu acun, taaaaa europadan paris hiltonu, “kız gel bakim buraya.” deyip, kulağından çekip getirmesin mi:)) yıllardır, yemeğin salçalısı karının kalçalısı felsefesiyle yoğrulan yahuşuklu türk erkeği, bu sıska karıda ne bulur bilmem dedi, sol duyum çıktı geldi:)
efendime sölim. Efendime söylerken sizde dinleyin..Bu hatuncuk, sarışın sarışın gülümseyip, mazlum halkımın kutusunu açtı. Bide konuşmacık yaptı.İstanbul çok güsel, şiş kebap, çok güzel, yine gelecem ben.die.:).mazlum halkım alkış kıyamet. Bi ümmedi muhammedin erkekliğini övmedi.Misal türk erkekleri çohh, yahuşlu filan, menajeri bu cümle için çok euro istemiş, ondan son anda söylemekten vazgeçmiş..:))Demem o ki; mazlum halkım, devletlümün dediği gibi, millette para var. Kutucuğunu paris hiltona açtıran, millette para var. Efendicim. JEy devletlüm. Türkiye de para var ora kesin:)) demem o ki sana; para üç beş kişinin cebinde gani:::)))biraz ekonomi bilgin varsa, bizim piramidin alt tarafı çookkk geniş, orta kısmı yok.hah..sen para var derken tepedeki üç beş kişiyi kastediyorsan, haklısın..senin gibilerde..misal son demlerde hısım akraba ayağına dalgalana albayraklarda para var:))
sol duyum çıktı geldi dedi ki:)))mazlum halkım!!!
Karar ver .Aç mısın tok musun.?Var mısın yok musun??Yoksa kutuna g..re..cekler...:))

21 Eylül 2009 Pazartesi

TEHLİKELİ YAYINCILIK:)

Gel kardeşim elini ver banaaa...ye, iç, eğlen, gül oyna..kavgayı bırak her dembu şarkımı söyleee...dünyayaa, geldik bir kereeee......hey gidi bi zamanlar böle şarkılar vardı. böyle, şarkılarla eğlenen mutlu insanlar vardı..hoşş..çok hoş :))
Ama efendim mevzu o deil. Bakın mevzu ne? Efendime sölim efendime söylerken sizde dinleyin. Bu zındık basının hacca gidip doğru yolu bulanlarından birinin, gazeteciğindeki bi köşe yazarı hatunun yazıcığına takıldı gözcüklerim :)) Efendim hatun Türkiye'nin nesli tükenen bi kaç iyi adamlarından biri olan UĞUR DÜNDAR'a ithafen bi yazıcık yazmış.
Bu hatun kısmı savaşma seviş perspektifinden dünyaya baktığı için, silahlı askerleri tüh.. kaka die nitelendirir genellikle:) Bu dişi zat-ı muhterem, o silahlı askerlerin olmadığı sürecte şeyinin başına düşecek s..k sayısındaki artışı muhtemelen göz ardı eder :) misal..ıraktaki hatunlar :)
Efendicim, bu hatuncuğun köşe yazısının başlığı ' tehlikeli yayıncılıktır.' Peki bu tehlikeli yayıncılığı kimler yapmaktadır? Misal Uğur Dündar.Nasıl peki?? Şöyle ki; faşist kürt ellerinde monofol kokteyli oraya buraya saldırmıştır. Arabaları, dükkanları yağmalamıştır. Uğur dündar bunu flaş haber die sunmuştur.. misal DEP li zat-ı muhterem, bizim önümüzde üç engel vardır..başbuğ-baykal- bahçeli açıklamaları yapmış, daha da palazlanıp TSK silah bırak çağrısını gerçekleştirmiştir. Uğur dündar daha da ileri gidip bu haberide toplumu infiale sürükleyecek şekilde flaş haber olarak sunmuştur.. Bu tehkeli yayıncılıkmış aa dostlar :)

Türkiye’nin gerçekleri söyleyen bir iki gaztecisinden biri olan, Uğur Dündara aba altından sopa gösterme muhabbeti..bu elbette A planıdır..baktı devam ediyor ikinci plana geçilir ergenekoncu die içeri alınır:)
Peki tehlikeli olmayan yayıncılık nasıl yapılır? Misal kürt faşist dükkanları arabaları yağmalayıp yaktığında bunu üçüncü, hatta dördüncü haber olarak verilir. Kürt faşist mümkünse karanlıktan yararlanıp, gazi mahallesini arka sokaklarında kaybolur.
Artık Türkiye daha bi özgürleşmiştir..Artık ne mutlu kürdüm deme devri gelmiştir..Misal bi hatun şair ya da yazarcık bi ödül kapınca, ' kürt kızı' vurgusu yapılarak kürt kimliği öne çıkarılır.Ama bi kürt 40 kişiyi çoluk çocuk demeden kurşuna dizerse..cık..burada etnik kimliği vurgulamak tehlikeli yayıncılıktır.
Keza bi kürt bacak arası muhabbetiyle kendi kız kardeşinin peşine düşer onu bi cani gibi sokak ortasında kurşunlar yada bıçaklarsa yine burada da kürt kimliği vurgulamak tehlikeli yayıncılıktır. :)))
sol duyum çıktı geldi dedi ki; bu bir holıvıt senaryosudur velhasıl :))) hımm....demek etnik kimlik önemli amma velakin, kürt kimliği sadece pozitif olaylarda vurgulanmalı, olumsuz örnekler ekarte edilmelidir.. :)) bu senariste bi alkış lütfennn:))
neferteti mazlum halkını selamlar :)

Hoşap kalesinden Türk bayrağını çalan çocuk:)

Hoşap kalesinden Türk bayrağını çalan çocuk:)

Ağrı dağından uçtummm, çayır çimene düştüm, ne talihsiz başım varrr, vefasız yare düştüm türküsü ağzımda, ağrı dağın eteğindeeee, uçan bi güvercin olmuşluğum vardır)
Bide van gölünde bi kaç kulaç atınca..Hoşapa yol alacan..yüce yüce dağları aştım geldim..yüzümü karartım şaştım geldimm..seni bi kez göreyim die, seni öpüp seveyim die..ne hoş söler göksel hatunu..efendim ama mevzu o deil. bakın mevzu ne.
Hoşap kalesine şöle bi aşağıdan bakınca, zamanda yolculuk edersin, misal burak güçlü kanatlarıyla seni alırda miraça erersin yani o kadar:)
Görseniz hemen tanırsınız topuklu ayakkabıları ve sırt çantasıyla o bi ekol:) Hoşap kalesinin eteklerinde ikramda kusur etmeyen ama bi keleşle gözünü kırpmadan 40 kişiyi telef eden, iyi insan kavramının bir türlü manasını bulmadığı dürtüleriyle hareket eden bi topluluk var:)).
İngilizce bi şeyler söledi bi çocuk. gülümsedim. gülümsemedi..burayı sana tanıtayım abla dedi. Başladı anlatmaya. Kaleden aşağıya kaydım. Türk bayrağının dalgalandığı tek bir bina gördüm.Okul!! Tüm zulme, kalleşliğe, ölüme ve her şeye rağmen..buradayız ulan burada diyordu...keleşe karşı kalemle savaşanları anımsayıp ağladı.
Nereye baktığımı gördü çocuk..ve anlatmaya başladı..abla dedi..oraya bizi almazlar..oraya sadece korucuların çocuklarını alırlar...Devlet okulu diyordu. Devlet derken öfke kusuyordu gözleri.Babası anasını, devlet yüzünden günde iki posta dövüyordu..Çünkü devlet ona iş vermiyordu..Bu devlet töreye de karşı geliyordu..öle menem bi şeydi.. S..kk karışıyordu adamın:)) sadece bi karı alabilirsin diyordu..oysa mübarek dinimizde ve töremizde, dörde kadar yolu vardı.
Devlet her kötülüğün anasıydı..Anasının bu kadar çocuk doğurmasının da suçu devletindi.Devlet onları yok etmeye çalışıyordu..Kapılarına ebeler gönderip, üremelerini engelliyordu..Devlet onların düşmanıydı..Bedava dağıttıkları mamaları çocuklara vermiyorlardı..Çünkü devlet gizli gizli erkeklerini kısırlaştırıp, soylarını kurutacaktı. Elbet düşman onların çoğalmasını istemiyordu..o yüzden anası kapıya gelen ebenin yüzüne kapıyı çarpıyordu..Devlet kızları okula alıyordu. Zorla !!! göndermezsen dipçikle topluyordu ..zorbaydı aynı zamanda.
Evlerinde su yoktu..Sabahtan akşama kadar kahvede, okeye dönen babasının bunda bi kabahati yoktu..Çünkü devlet evlerine su getirmiyordu..Kardeşleri dağa çıkmışlardı..haklılardı..Bu devlet bi sabah yok olsa..her şey ne güzel olacak.:))
Elbette bunları söylemedi yüzü yanmış oğlan .Ama hepsini biliyordu, anAbelli. Gözlerini okuyordu . Bu bir tür sihirdi, onun gibilerin gözlerini okurdu..Yatılı okullara girmek için yönetmeliklere göre, evden belli bir mesafe uzaklık aranıyor şartını bile sölemedi çünkü o inanıyordu..inandırmışlardı onu. onlar çoktu..her an çoğalıyolar dı. Biz azdık ve gitgide azalıyorduk.Ağaç yaş iken eğilirdi ama o, bu yaşta, yaş değildi öfkeyle kartlaşmıştı...Onu eğmek için kırmak gerekiyordu..Ona bi kalem verdi anabelli..o kalemle gözünü çıkaracağı ihtimalini göz ardı ederek. Belki küçük bi ihtimal aşk şiirleri yazardı.. cık..sanmam dedi:))bu küçük ihtimali düşünüp gülümsedi..

evrensel insan modeli:)

Hayvanlıktan insanlığa, insanlıktan hayvanlığa, çan eğrisi ve evrensel insan modeli:)-2-

Efendime sölim, efendime söylerken sizde dinleyin. İnsan denen mahlukatı, hayvandan ayıran nedir? Bu Darvin’in iddia ettiği gibi bi süreç midir? Misal zaman geçtikte insan, hayvansal özelliklerini kaybeder mi?
Ya da çan eğrisi gibi önce hızlı bir insanlaşma sürecini max. noktasında tamamlayıp, o noktadan sonra, bir noktadan ibaret insanlığını bırakıp, hızlı bi düşüşle geldiği yere yani hayvanlığa döner mi? Tersine evrim teorisi:)) Bu teori kime ait?? hım..elbette bana. Neden sebep?
Son demlerde peydahlanan evrensel insan modeli beni bu düşüncelere gark etti:)) Evrensel insan kimdir?? hım..kısaca şöyle tanımlayabiliriz : Birincil ihtiyaçlarının her şeyden üstün tutan , misal: yeme, içme, barınma, seks içgüdüleri karşılandığı sürece, eşeği saldım çayıra, otlayıp karnın doyura misali, toplumun ona vermiş olduğu tüm değer yargılarını reddeden, (onur-haysiyet-namus, millet, vatan gibi) savaşma seviş perspektifinden hayata bi bizon gibi bakan, savaşın, bazen sevişeceğin kişiyi seçme hürriyetini kazanmak için yapıldığını kavrayamayan bir homosapiyen:)) Yani çan eğrisinin dibi:))
Keza evrensel insan modelinin siluetinin bellekte oluşmasında, son noktayı memleketimin bi köşesinde, uzanmışım kumsala, güneş damlar içime türkücüğünü mırıldanırken, yaşadığım bu olaycığın etkisi olmadı değil.
Yine bi tatil günü.üç arkadaş, artos, patos ve dartanyos. Kumsaldayız. Yaşlı bi hatun, yanında özürlü bi çocuk. Babaannesi olabilir, beklide annesiydi hala merak ederim nesiydi diyeJ) Tekerli sandalyeyle onu her sabah kumsala taşıyo. Tabi bu durumdan ona yardımcı olan bizim şezlongcu başı gayet memnun. Olsun.. Çalışıyo hak ediyo çocuk..Ekmek parasıJ) Yaşlı kadın her şeyiyle bi alman..Kumsalda başka almanlar da var..Misal hemen yanı başımızdaki kolunun tamamı bi ejderha dövmeli şahısta alman.
Olay şöyle cereyan ediyor. Efendime sölim. Yaşlı kadın, özürlü çocuğu (bu arada çocuk 8-9 yaşlarında filan olabilir..) tekerlekli sandalyesinden indiriyo..ayaklarını denize sokmak için. O arada saniyelik bi olay! Bi dalga gelip, çocuğu hüpp diye içine çekiyo..Fakat kadın, çocuğu bırakmıyor. Birlikte sürükleniyorlar. Kadın yardım istiyor..Yanımızdaki dövmeli evrensel alman insanı, kılını bile kıpırdatmadan bakıyor..neyse ki bizim atos ve patos bi hamleyle çocuğu denizden alıyorlar. Yaşlı kadının yanına gidip, türkçe bir şeyler söylüyorum. Kadın zor bela gözleri yaşlarla dolu te-şek-ederim diyor.
Efendime sölim. Mevzu Alman olmak yada Türk olmak meselesi deil..insan olmak meselesi ki; zurnanın zırt dediği yer burası. İnsannn olllll…evlatttttt..ne hoş söler müslüm babamJ) İlk yardım eğitimi almadığı için kıllarını kıpırdatmamış olabilirler evrensel alman insanları. Ama bi cümle bile kurmadılar. Hiç olmazsa elini tutabilirlerdi..Aynı dili konuşuyorlardı. İnsaf dedi, sol duyum çıktı geldi.dedi ki; onurunu kaybetmiş insan, çan eğrisinin max.noktasından hızlı bir inişle dibe vuran bir hayvandır. Kısaca hiçbir hayvan, insanlaşamaz. Ama her insan hayvanlaşabilir. Tersine de olsa bu bir evrim:)

19 Eylül 2009 Cumartesi

Hayvanlıktan insanlığa, insanlıktan hayvanlığa, çan eğrisi ve evrensel insan modeli 1:)

İnsan olllll evlatt...insan oll.. evlattt.. bi karıncayı bile incitme evlat türküsünü, gözleri yarı açık terennüm ederken müslüm babam, insan ol öğüdüne kulak verip kendini, eh karınca değiliz nede olsa die jiletleyen delükanlıları anımsadım şu dem. Bu cümleciğimden sonra Müslüm dinlemediğimi hatta onu küçümsediğim kanısına kapılanlar yanılıyorJ) Neden sebep?? Gerçeği annemden şimdi öğrendim die bi türk filmi repliğiyle cevap verecem. Efendime sölim, bu Müslüm babam, teoman delükanlusunun parammmparçaaaaaaaaaaaaaaaaaa türküsünü çığırdığından beri..bi yanım misal sol yanım..bi coştu ..öle yani..son demlerde bide..ama karar verrrrrrrrrr....tutamıyorum zamanı diyor yaa...hoş ya …çok hoşşş..
Demem o ki sana; insan olmak zor zanaat .İnsanlaşma bi süreç. Darvin’e hak verdiğim demlerde olmuyor değil..ama bence Darvin yanılıyo..Çünkü hiç bir hayvan, insan kadar hayvanlaşamaz.. Bu kanıya nette yolum, porno sitelerine düşünce vardım:)) Efendime sölim, insan denen mahlukata haksızlık yapmamak lazım geldiği demlerde oluyor elbet .Misal çan eğrisini tepe noktasına ulaşan bir avuç gerçek insan var elbet. Fakat bu süreç tıpkı imparatorlukların doğuş, yükseliş, çöküş dönemleri gibi max . noktasına ulaştıktan sonra hızla bir hayvanlaşma sürecine doğru düşüşe geçiyor. Hayvanlaşma sürecinde kriter olarak sadece seksi mi algılıyorum, elbette hayır.
Misal geçenlerde bana gönderilen bi videoyu izlerken yılın fotoğrafçısı ödülünü kapan bi hatuncuğun hikayesini gözlerim donuk izledim. Hayvanlaşma sürecinde son noktayı koymuş hatun vesselam.
Efendim mevzu şu. Bu hatuncuk medeni dünyadan bi savaş fotoğrafçısı, tahmin ettiğiniz üzere. Olay nerde cereyan ediyo bilinmez..Ortalık savaş alanı haliyle . Küçük bi kız bombaların arasından kaçıp bi harabeye sığınıyo. Arkasında elinde keleş bi adam..Bizim hatun hemen fotoğraf makinesini hazırlıyor..Bir duvarın arkasına gizlenip bekliyor..Küçük kız nefes almadan duruyo..Siyah güzel gözleri yaşlarla dolu..Adam silahını küçük kızın kafasına doğrultuyo..Hatun bir taş atsa adam dönecek ve küçük kız o fırsattan yararlanıp kaçacak.. Kadını görüyo..Hatunun eli deklanşörde..Yalvaran gözlerle bakıyo küçük kız kadına..modern insanın temsilcisi hatun bekliyor..Silah patlıyo..kızın küçük beyni dağılırken etrafa hatun deklaşöre basıyo..Salonda alkış kıyamet..Modern dünya hatunu alkışlıyor ayakta..Yılın fotoğrafcısı ödülünü veriyor..
Sol duyum çıkıp geliyor ..Elleri şerha şerha bağrı hun diyor ki; insanlığın hayvanlaşma sürecinde koyduğu son noktadır bu ve national coğrafide nehirden karşıya geçerken, timsahlardan kurtulmak için birbirlerini eze eze, koşuşturan bizon sürüsünü hatılıyo. Darvin yanılıyor diyor....Hiç bir hayvan insan kadar hayvanlaşamaz:) Kitab-ı mukaddesten bi süre terennüm ediyor..insan yaratılanların en şereflisidir bazen de aşağıların en aşağısı:))bu bir çan eğrisi betimlemesidir velhasılJ

sol duyumun dediğidir:))

sol duyumun dediğidir:)

Hacı yağı çekmek:) Ertuğrul Özkök Hacı efendi:)

Yemen ellerinde Veysel Karani ilahisini gözleri kapalı, huşu içinde terennüm ettiğim vakitlerin birinde, bu zındık sol duyum çıkar gelir, bi şeytan misali, kulacığıma şeytani lafcıklar fısıldardı. Neyseki bi minel cenneti ven nas çekerdimde bu şeytan kısmı mübarek sözleri duyarda kaçacak delik arardı. Hak bi gün bana o mübarek türbenin etrafında dönmeyi nasip eder inşallah. Fakat mübareğin şartlarından, beşinci sırada bu hac vazifesi olur ki, önce zengin olup bul karoyu al parayı durumunu gerçekleştirmek caizdir. Olsun bu münafık tırıs tırıs gezer orda burda, inşallah günlerden bi gün orada da şöle bi dönecek rumi misali:)
Ama efendim mevzu o deil..Bakın mevzu ne. Efendime sölim efendime söylerken sizde dinleyin.
Devletin paracıklarıyla mübarek toprakları ziyaret edip, cennette yer kapma mevzusu bizim tombilik Özala kadar dayanır. Bu zat-ı muhterem papatyasının elinden tuttuğu gibi:))) ---papatya ekran koruyuculu denizanasının---:)) mübarek topraklarda soluğu almaz mı:)):) bizim ümmedi muhammed de ihram içindeki devletlülerini gözlerinde yaşlarla izler:)) gaztelerde boy boy fotocuklar...) bi seçim sonra onlara oy olarak, dönecek mübarek laflar..bir iki iyi adam ey mazlum halk, miletin vergisiyle hac mı olur desede, bu gazeteci tayfasının:)MİSAL :BEKİR COŞKUN:) dinsiz imansız belleyen mazlumlar, devletlülerini alkışlar...dahası bu davranış biçimi en erken seçimde sandıçıkları oy olarak doldurur.
Efendime sölim, bu olaycık zincirleme bi reaksiyon yaratmış, ER-y-erebakan ve tayfası hatun -karı -kız-torun -torba yine vaktin birinde mübarek toprakları ziyaret edip, kralın sarayında cennetten en mübarek yeri kapmak için bi iki U dönüşü yapmıştır:)
Diyeceksin ki bunun nesi ilginç, adamcağazlar onca servetin içinde anca başbakan olunca kendilerini zengin hissediyolar( artık zengin olduk, darı ambarına düşmüş aç tavuk misali:))) bize hac farz diye dank ediyo belleğe:)) misal bi gemicik alıyo oğluna bi şirketcik açıyo torununa bunlar olağan şeyler artık:))
Ama son demlerde bu zındık basının yola geldiğini gören, mazlum halkım ee hakkın yolu birdir diyerek, sayın Ertuğrul Özkök hocanın ihramlar içindeki halini görünce..hah! dedi sonunda doğru yolu buldular...bide gazetesinin sayfacığında çarşaf çarşaf mübarek yazılar..eline gelen listeyi bismillah çekip Bekir Coşkunu gazeteden kovan şimdi sıra Özdilde :) cennetin en hurili yerinde bir parsel arsayı hak etti malüm:) devletlümün gözüne girebildi mi bilinmez..şimdi Kocatepede bi bayram namazında saf tutmaya bakar:) tüm vergi borçları yenilir yutulur. En az Ertugrul hocanın giydiği ihram kadar beyaz bi sayfa açılır:)
O ara solduyum çıktı geldi Alev Alatlı hatununun bi deyişini terennüm etti.. Bu ülke tarih karşısında hiç bir dem AKlanamayacak olan bu parti sayesinde CAMİLERİ DOLDURAN GERCEK MÜMİNLERİNİ KAYBETTİ:) dedi ve bir türkücük terennüm etti. Sordum sarı çiceğe sen Yunus bilir misin? Çiçek dedi derviş baba, sen yunus değil misin:)
Neferteti mazlum halkını selamlar:)