Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k

Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, k
Kalem kılıçtan keskin değilmiş, gördü, kavradı.Keskin bir kılıç karşısında kalem, susar, tırsardı, kalemlikten çıkardı.Sustu.Anladı.

26 Ocak 2012 Perşembe

SeRBest piYASada dİn tüCCarları

Sol duyumun dediğidir:)

Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler serbest piyasa felsefesini,   bırakınız s.ksinler şeklinde yorumlayarak,  yeni bi çığır açan müslüme bi alkış rica edeceğim:)valla:)hakkını vermek lazım:)

Burada mühim olan soru şudur;  yaparken nasıl yaptığının bi önemi var mıdır? Yoksa piyasa felsefesindeki gibi "görünmez el"in  "taşı gediğine koyacağı " beklenmeli midir?

Seneler evvel, yeşil sermaye ormanda, taban hazırlarken, uyguladıkları sistem ve düşünce biçimi insancıkların paralarının kendi çeplerine ulaşmasına kolaylık sağladı. Malüm holdingler;  özellikle burada belirtmek de fayda görüyorum almancı müslümana,  sen  paraları faize veriyon, faiz yiyerek cennete gidemezsin sevgili efendimiz ölmeden hemen önce veda hutbesinde de faiz almayınız diyerek aramızdan ayrılmıştır:)ee...ne yapalım? bizim holdinge yatır, hem cennet git hem de  helal para kazan felsefesini yüklemiş ve meyvelerini toplamışlardır.

Helal para nasıl olur peki? basit "faiz deiil, kar payı" sloganıyla:) ama bu sloganı atarken müslüme küçük bi ayrıntıyı belirtmekte fayda görmediler elbette. Kar edince kardan pay alacaksın cümlesinin devamı getirilmemiş her ne hikmetse,  zarar söz konusu olduğunda paranız hüpp...diye başkalarının cebine girer kısmı eksik kalmış:):)ha ha...çok hoş.)

Haliyle müslümanın parasıyla, taban sermaye yapan bu holdingler,  gün gelir zarar ettik der :))
Bu durumdan müslüm; keder içindedir. Ölseler cennete gidecekleri kesin ama şimdilik yaşamak zorundadırlar:)
Devletlümun bi Almanya ziyareti esnasında türbanıyla gözyaşlarını silen bi mümine ; efendicim sizin nur yüzlüler bizim alman b.ku temizleyerek kazandığımız paraları hüpp. ettiler dediğinde:)
Devletlümden azametli cevabını alır!
Bana mı sordunuzda paralarınızı verdiniz!!!!!!!!!!!!!!!!
İşte buracık da felsefenin bırakınız s.ksinle bölümü tamamlanmış oldu.
Artık devlet vatandaşını koruma ve gözetme görevinden kendini azletmiştir:)

Geçenlerde capris otel, reklamlarını izlediğimde müslümanın bayrampaşada  "helal para" ile yükselen daireleri, cübbeli hoca efendinin dualarıyla satışa çıkarılmış. Serbest piyasada satışın ve reklamın her türlüsü makbuldür, diyecem:)valla:) ha ha...çok hoş.)

Velhası:))Müslümanın, dini duygularını serbest piyasada serbestçe iğfal edenlerin cezasını vermeyi, elbette görünmez bi eli olan "allaha" havale etmek düşecek bize:)"allah taksiratlarını affetsin!!!!

23 Ocak 2012 Pazartesi

Bacak bayramı sona erdi!!!

Sol duyumun dediğidir:)

Ben kuşlardan da küçükken 19 mayıs kutlamalarına kızlarının katılmaması için elinden geleni yapan müslümün başarılı olma ihtimali çok azdı. Aslında müslümana bırakılsa kızlarını okula dahi göndermiyecekti ama zorba devlet silah zoruyla kızları evlerden toplar okullara tıkıştırırdı. Devletin bu zorbalığı sonucunda kızlar en azından ilkokulu bitiriyordu.

Yıllar sonra bi darbeyle, zorunlu eğitim 8 yıla çıkardığında bi müslüm şöle askere küfrediyordu.Bu dinsiz imansızlar yüzünden kızlarımız evde kalcak:)

Devlet zorbaydı ve demokrat değildi. Demokrat olsa halkının fikrini sorar bu fikirler doğrultusunda kanunlarını çıkarırdı.Nihayet ümmed bu günleri de gördü:)
 19 mayıs denilince müslümanın aklına kızların bacaklarından başka bi şey gelmiyordu. Çünkü o bi kıza bakınca ne yazık ki; sadece bacak görüyodu. Bu bi düşünce biçimidir elbette. Kadını, üreme aracı olarak gören Muhammedizmin dalgaları...

Fakat okullu kızlar bununla da kalmayıp önlüklerini bikat kısaltıyor ve kısa eteklerle okula gidiyorlardı.Öğretmenler zaten bu durumdan rahatsız değildi.Ama ümmet rahatsızdı. Peki ne yapmalıydılar.Elbette mantıklı olanı.Akşam okul çıkışında kısa etekli kızların bacaklarına sopayla vurup kaçan bi sürü erkek çocuk bu işle görevlendirilmişti.Hım...mantıklı:)
Benimse, önlüğümün eteklerini kısaltmak gibi bi derdim olmadı hiç:) niye olmadı, bilmiyom valla:)ee.. o zaman ni ye koptu kıyamet:))
Efendime söylim, efendime söylerken siz de dinleyin. Yılın başında bi çift ayakkabı ve önlük alınırdı her yedi cüceden birine. Ayakkabılar 1 yıllık ama önlükler 3 yıllıktı:))

Birinci sınıfta ayaklarımın ucunda etekleri olan önlüğüm ikinci sınıfta diz kapaklarımın üzerine çıktı. Hımm..diye düşündü anabelli. Bacaklarım uzadıkça, önlüğüm kısalıyor! ters orantı!ha ha...çok hoş.)

Ve akşamlardan bi akşam, üç kız arkadaş okuldan eve dönerken,  çırpı bacaklarıma karanlıkta bi sopayla vurup kaçtı bi oğlan. Acıdı. Kalabalıktılar. Kızlar sürü halinde kaçışıyorduk.
Hep kaçıyorduk. karanlıktı onları göremiyorduk.Kaçmak mantıklı geliyordu. Neden bunu yapıyorlardı anlamış da değildim açıkçası.
Ama o akşam. Hiç bi şey tahmin edildiği gibi olmadı. Öfke gelip oturdu yüreğime. güçlendim. Kaçmadım. kitaplarımı yere attım geri döndüm. geri döndük. yakasından tuttum,sendeledi. Aliye de onu itti.düştü. benden daha güçlüydü ama geri döneceğimi düşünmedi.şaşkındı ve yerdeydi. Yeni ayakkabılarımla tekmeliyordum onu, bacak arasına,  kafasına gözüne. o kadar hızlı vuruyordum ki toparlanamıyor. tüm arkadaşları bırakıp kaçtı.yerde tostoparlak oldu. karanlıktı onu görmüyordum;  O da beni .Sol duyum sol omzuma oturup, hımm..dedi; işte karanlığın güzellileri :)

insanlar toplandılarrr. ha ha...sıska kıza bakın oğlanı dövdü dediler.alkışladılar.Bizi alkışlıyorlar dedi Aliye gülümseyerek.Bizi değil salak dedim kazananı alkışlıyorlar.Kaçalım.Son bi tekme daha indirip bacak arasına karanlık da kaybolduk:)

 Ertesi gün 1 yıllık yaşam ömrü olan ayakkabımın, attığım tekmelere dayanmadığını görüp kahroluşumu anımsarım hep.Uhu alıp ayakkabımı yapıştırdım:) Pragmatizm:)

Bi iskandinav atasöz der kİ; karanlığın güçleri herşeyi yenecektir ama siz tanrılar tarafında olun, savaşarak kaybedin! ya da böle bi şey:)

Hamiş:: Bunları ben yazmadım. Tanrı yazdı. Anlatıyorum sadece...

12 Ocak 2012 Perşembe

toLEdo ve mARdin:) medeniyetler sevişmesi:)



Sol duyumun dediğidir.

 Tarık bin ziyad nam-ı diğer cebeli tarık, 7000 kişilik ordusunun donanmasını, ateşe verdiğinde, alev alev yanan gemilerin ardından, onlara şöyle haykırıyordu! "Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Savaşın ve yaşamı seçin!
Her şeyi geride bırakıp, iber yarımadasının egzotik topraklarında ölüm ya da yaşam arasında bi seçim yapmaya onları zorlamıştı. Aslında gemileri yaktığında kendi seçimine binlercesini ortak etti.Ve bu seçimiyle binlercesinin kaderini yeniden hesaplattı.

Çan sesleri, ezan seslerine, karışınca, musanın oğulları muhammedin kızlarıyla, isanın kızları musanın oğullarıyla  bu sesler eşliğinde seviştiler:)Medeniyetler sevişmesi:) ha ha...çok hoş.)

ve yüzyıllar sonra bi kadının dudaklarında, ne gemilerrrrrrrrrrrrr yaktımm ne gemilerr yaktımmmm, o kadar yandı ki, canım sonunda karşıdan  baktımmmmmmm....türküsünün sözleriyle yeniden canlandılar.


 Kaydı zaman m.s. 1393 yılında durdu.
 Büyük Asya'nın, minik kızı, küçük asyanın göğüslerinde,  Mardin,  büyük bi acıyla kıvranıyordu.

Ama nafile:)

 Timurlenk Mardinin kapılarını zorladığında, şehir tüm varlığıyla karşı koyar. Bu karşı tavır cihan şahı olmaya talip, timurlengi daha da kızdırır. İki yıl sonra, 1395 de, Timur güçlü ordusuyla Mardin'i tarumar eder.

Ve bi kez daha sadece bi adam, binlerce insanın kaderini yeniden yazdırır:)

Süryaniler, hristiyanlar, müslümanlar....

Mardin'in dar sokaklarında dolaşırken, bi an Toledo da mı yoksa Mardin de mi olduğunuza şaşırırsınız. Aynı dar sokaklar, aynı sevişmiş medeniyetler, aynı sarı taş duvarlar ve aynı mutsuz harabe son!

Tepeye doğru tırmandığınızda, Mor Gabriel kilisesi zamana karşı direnişin ve yok olmayışın simgesi olarak karşılar sizi.
Kilisenin salonunda oturup, yakışıklı süryani papazın Lozan anlaşması bizim sonumuzdu, acıklı cümlesini dinleyip, gülümseyen sol duyum, sol omzuma oturdu  ve dedi ki; "senin sonun benim başlangıcım oldu mirim.Lozan anlaşması olmasaydı bi ülkem olmayacaktı.En iyi ihtimal, bi müminin yatak odasıyla mutfağı arasında özgürce dolaşan bi mümine olacaktım. O adamlar bana özgürlüğümü verdi;  beni insanlaştırdı.Seni değil, kendimi seçtiğim için, acımasız mıyım?Bu durumdan utanmalı mıyım?cıkk...hiç sanmıyorum:)ha ha...çok hoş.)

1 Ocak 2012 Pazar

Ayrıştırıcılar

Sol duyumun dediğidir.

 Düşüncenin yere ve mekana göre doğruluk derecesinin arttığı ya da azaldığı bi sistemde, neyin doğru olduğunu bulmakta zorlanan insancıklar, düşünme ve doğru yolu bulma yetilerini kaybettiler.Bu hengameden yararlanıp, siz zahmet etmeyin, biz sizin adınıza düşünürüz diyen bi guruh peydahlandı.

Ve insanlar ne söylediklerini anlamadan, onların söylediklerini tıpkı bi papağan gibi tekrarlıyorlar.

Misal?

Sam amcanın Irağı terk etme vakti geldiğinde, ıraklı bir vatandaşın, bi cümlesini size nakledeyim. Şöyle diyordu Amerikaya müteşekkir ıraklı vatandaş;  Amerika ırağa gelmeden önce, biz kim kürt, kim arap, kim sünni, kim şii, bilmezdik. Sayelerinde öğrendik:)
Aslında bu cümle her şeyin açıklaması kanımca:))
 Ayrıştırma işlemini hızlandıran  katalizör görevini "özgürlük" sözcüğüne yüklemişler. Peki, ıraklı vatandaş, komşunun şii, kendisinin şafi olduğunu öğrenince daha mı özgür oldu? Yoksa komşusuna düşman mı kesildi?Aynı kara kafaya sahip  olmalarına rağmen bir arapla bir kürtün  farklı ırklar olduğunu öğrenince, komşusuna daha mı yaklaştı.?
Bu ayrıştırıcı düşünce biçimleri özgürlük söylemleri adı altında ortadoğunun çorak beyinlerine ekilirken, neden çizgi gözlü bi japona sen japon deil Amerikalısın:) ırkların bir önemi yok; önemli olan barış içinde yaşamaktır felsefesini yüklüyorlar.

Doğrular Amerikada ve Avrupada farklı ama ortadoğuya gelince mi değişime uğruyor?

Aynı düşünce biçiminin acılarını hepbirlikte çekiyoruz.

Türkler sizi asimile etmeye çalışıyor, g.t aynı baş aynı olmanıza rağmen siz başka bir ırkısınız orta asyadan gelmediniz:))
Özgür olun. Ayrışın, söylemleri ormanda yayılıyor.
ve işte uludere...
Muthemelen şöyle oldu. Dost ve müttefik ülke, uydu görüntülerini gönderdi. Buncağazımlarda vurdular. Elbette köylüler oraya gönderildiler. Toplu halde sınırdan geçilince onların izlenileceğini ve vurulacakları biliniyordu.
Eskiden pkk mayınlı bölgeden geçmek için önce koyun sürüsünü bölgeye sürer mayınları patlatırlarmış. Yöntemlerini geliştirdiler kanımca.
Ve gazetelerde başlıklar dünden hazır. Katil devlet. Arap baharının bizdeki esintileri bunlar.Komşunun ülkesini kan gölüne çevirip mutlu mesut yaşayamazsın nur yüzlüm:):(cık...cık...hiç hoş deil.(

Bu türkü de bu yazıya gelsin....
İçim ürperiyorrrrrrr, yüreğim yanıyorrrrrrrr, olmasaydı sonumuz böylee.....

24 Aralık 2011 Cumartesi

hallac-ı mansur! isa olamayan peygamber:)



ENEL-HAK!(Ana l-haqq ‏انا الحقّ‎)

İsadan 856 yıl,  Muhammedden 285 yıl sonra, çölün orta yerinde, "tur" şehrinde küçük bi oğlan çocuğu anasının bacakları arasından büyük bi çığlıkla kurtuldu.

Çığlık zamanın sarmalında döndü durdu. M.s.2011 de, ormanda yalınayak koşan küçük bi kızın kulaklarında patladı. Misal israfil sur'a üflemiş gibi kesintisiz ve uçsuz bucaksız çığlık...

 Küçük kız kulaklarını elleriyle kapadı. Çığlıklarını duymuyorum " Hallaç" dedi. Derini yüzdüklerini görmüyorum. Ve yavaşca seni ölüme terk edenleri ...Körün ben!!Hiç birini görmüyorum! Senin için yapacağım hiç bi şey yok! BAĞIRMA BANA!

Dinlemiyorum. anlatma!

12imde hafız oldum dedi, Hallaç.

Yaradan rabbimin adıyla okudum, kitabı mukaddesi. Bismillahirrahmanirrahimmmm.  O beni bi kan pıhtısından yarattı!!!

 Keşke okumaz olaydım. Keşke çoban olaydım!
 
Sora sora Bağdatı bulduğum o gün, bi Bağdatlı,
 
bana bakıp dedi kİ;  "Gâliba bir ağaç parçasının ucunu kırmızıya boyaman yakındır!"

Korkmalı mıyım dedim?

 Aramaya koyuldum.

Horasanı, Mâverâünnehri,  Çin'i,  Maçin'i dolaştım.

Yıllarca onu arayıp durdum.


Buldum diye bağırdım günlerden bir gün! Buldum!

ENEL HAK!(ALLAH BENİM İÇİMDEDİR!!!)


Alenen işkence ettiler bana. Derimi yüzdüler diri diri.  bi çarmıha gerdiler İsa gibi. Ben bağırdım!ENEL HAK!

Sonra o Atinalıyı gördüm. Zamanın sarmalına, takıldı kaldı. Elinde bi tas baldıran zehri bı kısmını içip uzattı  bana..

Kalanıysa ,dikleyip kafasına dedi kİ;

Ben SOKRATES. Ey Atinalılar! oy çokluğuyla idamıma karar verdiniz. Ölümlerden ölüm beğeneceğim şimdi:)))seçme hakkım olması ne hoş.)

Acım azaldı o an. İsayı da böyle çarmıha germediler mi dedim.  Ben ölümüsüzüm! Tanrıyı öldürebilir misiniz? Enel hak!


Amannnnn amman yandımmmmmmmm amman, acı yüzlerrrrrrrr, kurşun gibi izlerrrrrr. Son bakıştakiiii o yüzler kaldı aklımızdaaaaa.....
 yazı türküleri....

6 Aralık 2011 Salı

Şehitlikte ZAmanaşımı!

Solduyumun dediğidir:

 Resmi tarih bi yalan, safsatasını seneler evvel ormanda yaymaya çalışan zihniyetin,  tohumları meyve vermiş, tadıyoruz hep birlikte. İnöni savaşları aslında olmamıştır, bu savaşlar inöniyi kahraman kılmak için uydurulmuştur, hikayesi kulaklarımıza fısıldandığında, kuşlardan da küçüktük. Yakında bu cümleyi de duyarsanız şaşırmayın diyorum şimdiden:)

Onlar büyüdü, elbette biz de büyüdük. Ve yanlış doğruyu götürdü.

Şimdi efendim, bunca cümleyi niye kuruyorum durduk yere? Nerden düştü bu düşünceler belleğe:)
Efendime sölim, efendime söylerken siz de dinleyin. Geçenlerde tv kanallarının birinde, Hüseyin efendi, kürsiye çıkmış kasım kasım kasılarak, Ankaradaki, Şehit teğmen Kalmaz ilköğretim okulunun, adının değiştirilmesini salık verir. Sebebini şöle izah edeyim, meğer bu şehit teğmen, darbeci bi teğmenmiş, ee haliyle darbeci olunca, şehitlik mertebesine ulaşamazmış. Şehitlik payesini kimlerin hakedeceğini bilen Hüseyin abim, artık bu payenin geri alınması gerektiğini hömkürür.Mutemelen şehitliğin zaman aşımına uğradığını düşünyo:))

Ama efendim mevzu o deil, bakın mevzu ne:)

Pkk mücadelede, haliyle ülkesinin varlığı ve birliği için hayatının baharında öldürülen, Mehmetciğin adını, bi belediye başkanı, üst geçitlere vermeye başladı. Haliyle neredeyse her yüz metrede bir, şehit komondo Mehmet Mert üst geçitlerinin altından geçer olduk.eeee.. ne olacak peki diyorsunuz? şöle kİ,

Kaysın zaman m-s-  2020 dursun.

Bir oy için bin takla atan, vekil, zamanın rüzgarına kendini kaptırıp şöyle diyecek bi kürsüden kasım kasım kasılarak.Ne şehiti bunlar böyle? Şehit filan değiller artık! Kardeş katili bunlar! Adları tabletlerden silinsin!
Umarım anaları 2020 yi görmez::(

Hamiş: Ölüleri rahat bırak Hüseyin efendi! Senin işin dirilerle.onlara yoğunlaş.cıkk...cık...hiç hoş deil.(

29 Kasım 2011 Salı

Bir bakirenin dramı:(

 Aradım yıllarca seni heryerdeeee, bir türlü karşıma çıkmadın namussss, nihayet bir yerde rastladım sanaaaaaaaaa, utançtan yüzüme bakmadınnn namusssssss..hadi yandan...hadi hadi yandannnnn...

Sezen ablamın türküsü dudaklarımda, ağlayınca daha da yeşillenen gözlerine bakarak, mümineyi dinliyorum:)

 Bize öğretildiği üzre, bacak arasında sıkısıkıya sakladığı namusu sorguluyor.

Ama çok geç...
Geç kalmışlık bi bıçak gibi boğazını kesiyor.Derin bi nefes alıp;

O kadar çok namusluyum kİ; kimseyle birlikte olamadım, diyor. Benimle evlenmek isteyenler oldu ama onları sevmedim. Sevmediğim bi adamdan çocuk yaparsam, onu da sevmeyeceğim korkusu düştü içime sonra. Benim sevdiğim adamlar olmadı mı? oldu elbette. Ama bu seferde onlar benimle evlenmedi. Evlenmeden ben de onlarla birlikte olmak istemedim. Olmadı.işte...

Dünyada en çok istediğim şey, bi çocuk sahibi olmaktı oysa . Ama şimdi çocuk sahibi olamayacağım. Çünkü doktor menopaza girdiğimi söyledi. Yumurtalıklarım artık bi işe yaramadıklarını düşünüp, yumurtlamaktan vazgeçmişler!

Cennetide ayaklarının altına alamayacaktı bide. Buda cabası:) Ağlıyor .Anlatıyor. Niye Anlatıyor bana.?Bilmiyorum.

Ağlama demiyorum ona.Onu ağlamaya bırakıyorum. Ağlayınca, gözleri yeşilleniyor. yanakları pembeleşiyor. Sol duyum sol omzuma  oturup, hımm..diyor hurileştin:) çok hoş.)
   
Eserinle şimdi neden, gurur duymuyorsun müslüman?